banner55

Cuma günü akşam saatlerinde arkadaşlarımızla son derece neşeli bir akşam yemeğinde Türkiye üzerine, siyaset üzerine sohbet ederken, saat 20.55 civarında haber merkezlerinin "Merkez üssü Elazığ olan bölgede 6.8 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi" haberleri üzerine bir anda yemekler boğazımıza düğümlendi.

O andan sonra da masada bulunan arkadaşlarımıza “İsterseniz yemeği sonlandırıp başta Elazığ olmak üzere depremin hissedildiği bölgelerin tamamında neler yapabiliriz” diyerek yemekten ayrılıp eve döndük.

1999 yılında asrın felaketi olarak tanımlanan Marmara depremini birebir yaşamış olan bir vatandaş olarak geçtiğimiz hafta merkez üssü Manisa olan deprem haberini alınca bir gazeteci hassasiyeti ile ‘Ne olacak  bu işin sonu ?’ şeklinde düşünüp Manisa’da bulunan vatandaşlarımıza üzülürken, deprem bu kez Elazığ’ı vurdu.

Elazığ’da meydana gelen deprem bilindiği gibi ne ilk ne de son olacak. Türkiye’nin, deprem kuşağında bulunan bir ülke olduğunu hemen herkesin bildiği gerçeği varken, her deprem sonrası başta siyasetçilerimiz olmak üzere memleketin idaresinde söz sahibi olanların “İnşallah bir daha böyle bir felaket yaşamayız” şeklindeki temennilerini de artık anlamakta güçlük çekiyoruz.

1999 yılında meydana gelen Marmara depremi sonrasına artık bir mecburiyet olan kentsel dönüşümün partiler üstü, siyaset üstü bir noktada değerlendirilip, en büyük önceliğimiz olması gerekirken, aradan geçen 20 yıldan fazla zaman dilimi içerisinde bir adım bile mesafe alamamış olmamız ‘Deprem ile ilgili alınacak önlemler konusunda ne kadar ciddiyiz?’ sorularını bir kez daha gündeme getirmiş oldu.

Edirne’den, Kars’a kadar olan sınırlarımız içerisinde yaşayan vatandaşlarımızın tamamı Türkiye’nin bir deprem kuşağı içerisinde bulunduğunu, Bütün memleketi derin acılar içerisinde bırakacak bir depremin eninde sonunda geleceğini biliyor ve bu durum  karşısında ülkeyi yönetenlerin atacakları adımları bekliyor.

Artık hepimizin kabullendiği ‘İnsanı deprem öldürmez, binalar öldürür’ gerçeği karşısında neden gerekli adımların atılmadığını, aradan geçen 20 yıldan fazla zaman dilimi içerisinde kentsel dönüşüm dediğimiz kurtuluş yolunu bir an önce gerçekleştiremediğimizi bir türlü öğrenemiyoruz.

Özellikle Japonya’da meydana gelen aynı şiddette bir depremde nerede ise hiçbir can kaybı olmayışı bizde meydan gelen aynı şiddette bir depremde yüzlerce, binlerce inanımızın hayatını kaybetmesini binaların kağıttan kuleler gibi paramparça olmasını inanın yorumlamakta güçlük çekiyoruz.

Bizim memlekette Depreme karşı alınacak önlemlerden önce vatandaşlarımızın kafa yapısının değişmesi gerekiyor, Başta yerel yönetimler olmak üzere devletin tüm birimlerinin bir anlayış devrimi gerçekleştirmesi gerekiyor.

Depremden kurutuluş olmayacağına göre geriye kalan önlemler konusunda alınacak tedbirleri yarından tezi yok yukarıda da belirttiğimiz gibi partiler üstü, siyaset üstü bir noktada ele almak, zor bir hadise olmasa gerek. 

Avrupalı bu işi nasıl yapıyor, deprem yönetmeliği ile ilgili hangi yasaları hayata geçiriyor, binaları deprem yönetmeliğine göre yapmayanlara hangi cezaları veriyorlar ? şeklindeki örneklere bakılsa ve o esaslar uygulansa her deprem sırasında inanın bu korkuları yaşamayacağız.

Hiç bir şey için geç değil. Eğer bundan 20 yıl önce yani 1999 yılında meydana gelen Marmara depremi sonrası en azından bir Deprem Bakanlığı kurulsa, yapılacak kentsel dönüşüm ve diğer bina imalatları Bakanlığın gözetiminde hayata geçirilse idi şu sıralar epey bir mesafe almış olacaktık.

Dün Marmara’da bugün Manisa’da, Elazığ’da, Malatya’da meydana gelen depremlerde gördüğümüz manzaralar karşısında yüreğimiz yanıyor, içimiz acıyor.

Dua ediyoruz, keşke elimizden daha fazla bir şey gelse diye hayıflanıyoruz ancak depreme karşı tedbirler alınmadan bu düşündüklerimizin hiç birisinin şimdiye kadar olduğu gibi, bundan sonra da hiçbir işe yaramayacağını çok iyi biliyoruz.

Elazığ’da meydana gelen deprem sonrası bir açıklama yapan Gayrimenkul ve Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Derneği (GYODER) Yönetim Kurulu Başkanı Feyzullah Yetgin, “Topraklarının büyük bir bölümü deprem kuşağında yer alan Türkiye’de, depreme hazırlıklı olmamız için kentsel dönüşüm tek çare. İçinde bulunduğumuz süreçte güvenli ve sağlıklı yapılara hızla kavuşmamız kentsel dönüşümle mümkün. Depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, yaralananlara acil şifalar diliyoruz. 

Bölgedeki tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Merkez üssü Elazığ olan ve çevre illerde de ciddi ölçüde hissedilen depremin bazı bölgelerde yıkıcı etkisi oldu. Bölgede yaşayan vatandaşlarımız temkinli olmalı, güvenli olmayan binalara girmemeli, kamu kurumlarının yönlendirmelerine itibar etmeli. Topraklarının büyük bir kısmı deprem kuşağında yer alan ülkemizde, depreme karşı binalarımızı güçlendirmek, güvenli ve sağlıklı yapılara kavuşmak için kentsel dönüşüm sürecini el birliğiyle yürütmemiz gerekiyor. 

Son yasal düzenlemelerle kentsel dönüşümde yeni bir dönem başladı ve süreç hızlandı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından ‘Kentsel Dönüşüm Eylem Planı’ kapsamında 100 bini İstanbul'da olmak üzere her yıl 300 bin konutun kentsel dönüşümünün yapılacağı, belirlenen bu eylemle hâlihazırda acil dönüştürülmesi gereken 1 milyon 500 bin konutun 5 yıl içerisinde dönüştürüleceği açıklandı. 

Kentsel dönüşümün layık olduğu şekilde yapılması çok önemli. Dolayısıyla kamunun ve yeni yasal düzenlemelerin desteği ile hiç zaman kaybetmeden bu sorunu çözmeliyiz.” diyerek tam da gönlümüzden geçenleri anlatıyor.

Tekrar belirtiyoruz, insanları deprem öldürmez, binalar öldürür. Bize düşen de vatandaşlarımızı depremde öldürmeyecek, depreme dayanıklı binalar içerisinde yaşatmak olmalı.
Çok şey mi istiyoruz ?

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner51

banner34

banner38

banner57

banner33

banner37