<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Kocaeli Öncü - ÖNCÜ HABER</title>
    <link>https://www.kocaelioncu.com</link>
    <description>Haberde Öncü Yayıncılık</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.kocaelioncu.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2026. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 10 Aug 2026 19:32:09 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Sanovel, ilaçta dışa bağımlılığı azaltmayı hedefliyor]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/sanovel-ilacta-disa-bagimliligi-azaltmayi-hedefliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/sanovel-ilacta-disa-bagimliligi-azaltmayi-hedefliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" height="466" src="https://kocaelioncucom.teimg.com/kocaelioncu-com/uploads/2026/08/1785834571-sanovel-12-1280-960.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="700" /></p>

<p><strong>Türkiye ilaç sektörünün lider şirketlerinden Sanovel, uluslararası yatırımlarla güçlenen yapısı, Ar-Ge yatırımları ve ihracat odaklı büyüme stratejisiyle küresel ilaç pazarındaki yükselişine ivme kazandırıyor. Şirket, 2035 vizyonu doğrultusunda etki alanını 2 katına çıkarmayı ve onkoloji hamlesiyle Türkiye’nin ilaçta dışa bağımlılığını azaltmayı hedefliyor.</strong></p>

<p><strong><img alt="" height="466" src="https://kocaelioncucom.teimg.com/kocaelioncu-com/uploads/2026/08/1785834587-hulya-yalin-1280-960.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="700" /></strong></p>

<p>Sanovel’in CEO’su Hülya Yalın, şirketin sahip olduğu köklü birikim ve üretim gücüyle halihazırda önemli bir konumda bulunduğunu vurgulayarak, uluslararası yatırımcıların sağladığı desteğin bu güçlü yapıyı daha da ileri taşıdığını ifade etti.</p>

<p>Yalın, söz konusu yatırımların Sanovel’in küresel ilaç pazarındaki yükselişine ivme kazandırırken, Türkiye’yi daha güçlü bir üretim ve ihracat üssü haline getirme hedeflerine de katkı sağladığını; aynı zamanda ülkeye giren doğrudan yabancı yatırımın, Türkiye’nin ilaçta dışa bağımlılığını azaltma vizyonunu destekleyen önemli bir unsur olduğunu belirtti.</p>

<p>Yalın, küresel yatırımcıların Türkiye ekonomisine ve ilaç sanayisinin potansiyeline duyduğu güvenin bir kez daha ortaya konduğunu vurguladı. Bu stratejik hamlenin, Türkiye’nin yerli üretim gücünü ve küresel pazarlardaki konumunu bir üst seviyeye taşıyacağını da sözlerine ekledi.</p>

<p><img alt="" height="466" src="https://kocaelioncucom.teimg.com/kocaelioncu-com/uploads/2026/08/1785834591-sanovel-20-1280-960.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="700" /></p>

<p><strong>"43 yıldır Türkiye’den aldığımız güçle büyüyoruz"</strong></p>

<p>Sanovel CEO’su Hülya Yalın, şirketin geçmişi, kurumsal yapısı ve mevcut operasyonel büyüklüğüne ilişkin şu bilgileri paylaştı:</p>

<p>Sanovel, temelleri 1983 yılında merhum Eczacı Erol Toksöz tarafından atılmış, 43 yıldır Türkiye ilaç sanayisinin gelişimine öncülük eden lider şirketlerden biridir. Kökleri bu topraklarda olan Sanovel, şeffaflık, kalite, bilim ve insan odaklı değerlerden ödün vermeden büyümüş; bugün hem ülkemiz hem de küresel pazarlar için son derece güvenilir bir çözüm ortağı haline gelmiştir.</p>

<p>Gücünü Türkiye’den alan, yüzde 100 yerli üretimiyle ülkemizin sağlık ekosistemindeki konumunu her geçen gün daha da kuvvetlendiren bir Türk şirketiyiz. Faaliyetlerimizi Türkiye merkezli olarak sürdürüyor; Ar-Ge’mizi, üretimimizi, kalite süreçlerimizi ve tüm ihracat operasyonlarımızı İstanbul Levent’teki Genel Müdürlüğümüz ile Silivri’deki yüksek teknolojili Ar-Ge Merkezi ve Üretim Kampüsümüzden yönetiyoruz. Bugün yaklaşık 2 bin kişiye istihdam sağlayan güçlü yapımızla hareket ediyoruz. 43 yıldır Türkiye’den aldığımız güçle büyürken, ülkemizi dünyada en iyi şekilde temsil etmeyi milli bir sorumluluk olarak görüyoruz.</p>

<p><strong>"60'tan fazla marka, 400'ün üzerinde ruhsatlı ürün"</strong></p>

<p>Yerli üretimin dışa bağımlılığı azaltmadaki rolünü ve Silivri'deki üretim üssünü vurgulayan Yalın, portföy yapısını şöyle aktardı:</p>

<p>Biz yerli üretimi desteklemeyi ve Türkiye’nin ilaçta dışa bağımlılığını azaltmayı kurumsal bir ödevden öte, milli bir görev olarak kabul ediyoruz. Ürün portföyümüzün tamamı reçeteli ilaçlardan oluşuyor. Ağrı ve inflamasyon, endokrin ve metabolizma, gastrointestinal, hematoloji, hepatoloji, kardiyovasküler, multipl skleroz (MS), nöroloji ve psikiyatri gibi akut ve kronik tedavi alanlarında faaliyet gösteriyoruz. 60’tan fazla marka ve 180’i aşkın üründen oluşan çok geniş bir ürün portföyüne sahibiz.</p>

<p>Toplamda 400’ün üzerinde ruhsatlı ürünümüz bulunuyor. En büyük gurur kaynaklarımızdan biri, birçok tedavi alanında pazara ilk eşdeğer ürün sunan şirket konumunda olmamızdır. Tüm bu faaliyetlerin kalbi Silivri’deki tesisimizde atıyor. Burası yaklaşık 800 ekip arkadaşımızın emekleriyle neredeyse tüm formlarda ilaç üretimi gerçekleştirebildiğimiz, Türkiye’nin adeta bir Ar-Ge ve üretim üssüdür. Türkiye’nin yanı sıra 5 kıtada 50’den fazla ülkenin de ilaç ihtiyacını her koşulda güvenle karşılıyoruz.</p>

<p><strong>Rakamlarla Sanovel </strong></p>

<p>Son 5 yıldaki büyüme rakamlarını ve 2035 vizyonunu detaylandıran Yalın şu verileri paylaştı:</p>

<p>IQVIA’ya göre değer bazında 10,5 kat, kutu bazında ise 1,5 kat büyüme gösterdik. Diyabet alanında jenerik firmalar arasında lider konumdayız. Kardiyoloji alanında jenerik firmalar arasında 2. sırada, merkezi sinir sistemi alanında ise total pazarda ikinci sıradayız. MS pazarında ise jenerik firmalar arasında 2. sırada, total pazarda ise 3. sırada yer alıyoruz.</p>

<p>Yurt içi pazarda yükselişimizi sürdürürken uluslararası pazarlarda ihracatımızı yaklaşık 4 kat büyüttük. Üretim miktarımızı 60 milyon kutudan 91,5 milyon kutuya taşıdık. Son 5 yılda fabrikamıza yaptığımız 26 milyon ABD doları yatırımla yeni ekipmanlar temin ettik. 2035 vizyonumuz doğrultusunda verimlilik ve sürdürülebilirlik odaklı bir gelecek planıyla ilerliyoruz. Oluşturduğumuz proje takımlarından biri onkoloji odağında faaliyet gösteriyor.</p>

<p>Çoğunluğu ithal olan onkoloji ürünlerini ülkemizde üreterek bu ürünlerin erişilebilirliğini artırmayı, sürdürülebilir sağlığa katkı sunmayı ve ülkemizin döviz kaynaklarının korunmasına destek olmayı önemsiyoruz. 2035 vizyonumuz kapsamında etki alanımızı 2 katına çıkarmayı, orta vadede Türk ilaç pazarında ilk 10 firma arasında yer almayı ve yurt dışında Sanovel markasını küresel bir dev haline getirmeyi hedefliyoruz.</p>

<p><strong>"50 ülkede varız, 200'den fazla ruhsat onayı bekliyoruz"</strong></p>

<p>Küresel pazarlardaki varlıkları ve uluslararası denetim başarıları hakkında konuşan Yalın şunları aktardı:</p>

<p>2005 yılında başladığımız ihracat yolculuğunu bugün çok ileri bir boyuta taşıdık. Şu anda 400’ün üzerinde ruhsat ile Kanada’dan ABD ve Avrupa’ya kadar 50 ülkedeki ihracat faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Türkiye’nin cari açığının azaltılmasına ve net döviz girdisi sağlanmasına stratejik bir destek sunuyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Fabrikamızdaki süreçlerin uluslararası standartlara uygunluğunu Avrupa’da EMA ve EU GMP, ABD’de ise US FDA onaylarımızla tescillemiş olmaktan gurur duyıyoruz. Şu an bulunduğumuz ve yeni giriş yapmayı planladığımız pazarlarda 200’den fazla ruhsat onayı bekliyoruz. Gelecek hedeflerimiz doğrultusunda AB, ABD, Kanada, MENA, Sahra Altı Afrika, Güneydoğu Asya, LATAM ve CIS bölgelerinde varlığımızı genişletmeye odaklanıyoruz."</p>

<p>Ar-Ge kadrosu ve teknolojik altyapıya ilişkin açıklamalarda bulunan CEO Hülya Yalın şöyle devam etti:</p>

<p>80 bilim insanıyla Ar-Ge çalışmalarını yürüten Sanovel olarak, sektörde Ar-Ge’ye en fazla kaynak ayıran lider şirketlerden biriyiz. Alman mühendislik şirketi PharmaPlan tarafından tasarlanan tesisimizdeki Ar-Ge Merkezimizde; konvansiyonel ilaçların ötesine geçerek kombinasyon ürünler, yeni üretim teknolojileriyle farklı dozaj şekilleri içeren ürünler ve ODT (ağızda dağılan tablet) projeleri geliştiriyoruz.</p>

<p>Bu projeleri Türkiye, ABD, Kanada ve Avrupa pazarları için 'ilk eşdeğer' olma hedefiyle kurguluyoruz. Çalışmalarımızda cGMP ve cGLP kurallarını en üst seviyede uygularken, Kalite Tasarımı (QbD) yaklaşımıyla regüle pazarların kapısını açıyoruz. Fikri mülkiyet ve patent alanında ilaç sektöründe elde ettiğimiz şampiyonluğu bu yoğun emeğin sonucu olarak görüyoruz. Türkiye’deki tüm sektörler bazında yapılan patent başvuru sayısı sıralamalarında ilk 3 şirket arasında yer alıyoruz."</p>

<p><strong>Sürdürülebilirlik, Sosyal Sorumluluk ve "En İyi İşveren" Ödülü</strong></p>

<p>Çevresel hedefler, sosyal projeler ve insan kaynakları başarılarına değinen Yalın tüm faaliyetlerinde Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi ve Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nı rehber aldıklarını ifade ederek, “Çevresel performansımızı düzenli takip ederek 2025 yılında karbon ayak izimizde yüzde 14,3, su ayak izimizde ise yüzde 13,9 oranında net azaltım sağladık.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 102. yılında 102 kız öğrencimize profesyonel koçluk desteği sağladık. Fırsat Eşitliği Modeli Sertifikası’nı almaya hak kazanarak toplumsal cinsiyet eşitliği yaklaşımımızı tescilledik. Ayrıca Forbes Türkiye ve Statista iş birliğiyle gerçekleştirilen 'Türkiye’nin En İyi İşverenleri 2026' listesinde yer almaktan memnuniyet duyuyoruz. 10 binden fazla çalışanın anonim geri bildirimleri doğrultusunda oluşturulan bu listede yer almak, çalışan deneyimine verdiğimiz önemin bir göstergesidir” diye konuştu.</p>

<p><strong>“Türkiye’yi global arenada en iyi şekilde temsil etmeye devam ediyoruz”</strong></p>

<p>Şirketin devredildiği veya değerinin altında satıldığı yönündeki iddialara açıklık getiren Yalın, şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>Öncelikle çok net ifade etmek isterim ki, Sanovel ile ilgili ortaya atılan iddialar gerçeği yansıtmamaktadır. Sanovel, bir Türk şirketi olarak 43 yıldır olduğu gibi bugün de ülkesi için yatırım yapmaya, istihdam yaratmaya, Türkiye’yi global arenada en iyi şekilde temsil etmeye devam etmektedir. Her şirkette olduğu gibi Sanovel’in idari süreçleriyle ilgili oluşan değişimler, şirketimizin güçlü geleceğini desteklemek, operasyonel mükemmeliyet ve organizasyonel çevikliği güçlendirmek adına atılan doğal dönüşüm adımlarıdır.</p>

<p>Dönem dönem gündeme getirilen geçmiş hissedarlarımızla ilgili süreçler ise Sanovel’in tüzel kişiliğini ve bugünkü operasyonel faaliyetlerini ilgilendiren bir konu değildir. Uluslararası yatırımcılardan gösterilen ilgi, hem ülkemizin makroekonomik istikrarına hem de Sanovel'in küresel potansiyeline duyulan sarsılmaz güvenin bir yansımasıdır.</p>

<p><strong>"Uluslararası Yatırım Türkiye'nin Üretim Gücünün Tescilidir"</strong></p>

<p>Uluslararası ortaklığın sağladığı katkıya değinen Hülya Yalın şunları ekledi:</p>

<p>Uluslararası yatırımcıların hissedarlar arasında yer alması, Türk ilaç sektörünün ve Türkiye’nin üretim gücünün uluslararası arenada ne kadar büyük bir itici güç olduğunun tescilidir. 2020 yılı ve sonrasında gerçekleşen bu stratejik yatırım; şirketimizin üretim gücünü, Ar-Ge kabiliyetini, istihdamını, ihracat potansiyelini ve yerli üretime olan katkısını çok daha yukarılara taşıyacak hayati bir adım olmuştur.</p>

<p>Sanovel, 2020 yılı itibarıyla kurumsallaşma yolculuğunu stratejik yatırımlarla halihazırda güçlendirmeye başlamış; büyüme, globalleşme, sürdürülebilirlik hedeflerinde önemli atılımlar gerçekleştirmişti. Uluslararası yatırımcıların sağladığı bu yeni katkı ve güven ortamı, küresel pazarlardaki rekabet gücümüzü çok daha fazla geliştirecek ve perçinleyecektir. Sanovel bu ülkenin milli bir değeridir ve geleceğini kararlılıkla Türkiye’de inşa etmektedir.</p>

<p><strong>Sanovel hakkında</strong></p>

<p>Türk ilaç sektörünün lider şirketlerinden Sanovel, 1983 yılında Eczacı Erol Toksöz tarafından kurulmuştur. 60’tan fazla marka ve 180’i aşkın üründen oluşan güçlü portföyü ve kilit terapötik alanlardaki ürün çeşitliliği ile Sanovel, yılda 200 milyon kutu üretim kapasitesine sahiptir.</p>

<p>European cGMP (İyi Üretim Uygulamaları) sertifikası ve Amerikan Gıda ve İlaç Kurumu (FDA) onayına sahip Sanovel; güçlü Ar-Ge’si, patent/fikri haklar alanlarındaki yetkinlikleri ve başarılarıyla da ilaç sektörü ve tüm sektörler bazında öne çıkmaktadır.</p>

<p>Ürünlerini 5 kıtada 50’yi aşkın ülkeye ulaştıran Sanovel, ihracatıyla uluslararası pazarlardaki gücünü her geçen gün artırmaktadır. Birçok tedavi alanında pazara ilk eşdeğer ürün sunan şirket olan Sanovel, Türk ilaç endüstrisine ve ülke ekonomisine katkı sağlamaya ve yaklaşık 2.000 çalışanı ile toplumların bir ömür sağlığı için var gücüyle çalışmaya devam etmektedir.</p>

<p><strong><a href="https://protect.checkpoint.com/v2/___http:/www.sanovel.com.tr___.YzJlOnNhbm92ZWxpbGFjYXM6YzpvOjQxMDYxZDVjNjIwNmIwNzE0ODJiMGNmNTU4YmZiZDU5OjY6MjNjYzo4NTlkNWI1M2ZlYjVmNDRjOTNiNWQwNmRiNGQ1MjZmNzZjMTk4ODJiNzBlOTdlZWM0NzQ0ZTMxNDBhOGQ0M2FlOnA6VDpG" rel="nofollow"><span style="color:#2980b9">www.sanovel.com.tr</span></a></strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/sanovel-ilacta-disa-bagimliligi-azaltmayi-hedefliyor</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 14:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/08/1785834577-sanovel-1-1280-960.jpg" type="image/jpeg" length="75020"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Menopozda yaz sıcaklarına karşı 7 etkili önlem!]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/menopozda-yaz-sicaklarina-karsi-7-etkili-onlem</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/menopozda-yaz-sicaklarina-karsi-7-etkili-onlem" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yazın aşırı sıcaklar ve yüksek nem, menopoz dönemindeki kadınlarda ateş basması, yoğun terleme, gece terlemeleri ve uyku sorunlarının artmasına neden olabiliyor.</p>

<p><strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Gökçe Gökkaya</strong>, sıcak havaların menopoz belirtilerini tetikleyebildiğini belirterek “Özellikle sıcak basması ve terleme atakları yaz aylarında çok daha zorlayıcı hale gelebiliyor. Ayrıca uyku kalitesinin bozulması, yorgunluk, odaklanma güçlüğü ve günlük yaşam konforunda azalmaya yol açabiliyor.</p>

<p>Menopoz bir hastalık değil, yaşamın doğal bir dönemidir. Bu dönemde yaz sıcaklarının etkisini azaltmak için kişiye özel yaklaşımlar, uygun yaşam tarzı düzenlemeleri ve gerekli durumlarda tedavi seçenekleri değerlendirilmelidir” diyor.</p>

<p>Dr. Gökkaya, menopoz döneminde yaz sıcaklarının etkilerini azaltmak ve bu süreci daha konforlu geçirmek için 7 etkili önlemi sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>

<p><strong>Sıcak basması ve terlemeyi azaltmak için bu önerilere dikkat edin!</strong></p>

<p>Menopoz döneminde östrojen seviyelerindeki değişim, vücudun ısı düzenleme mekanizmasını etkileyebilir. Yaz sıcaklarıyla birleştiğinde ateş basması, ani terleme ve gece terlemeleri çok daha yoğun yaşanabilir. Bu şikayetlerden korunmak için; ince, pamuklu ve nefes alan kıyafetler tercih edilmeli, yaşam alanları serin tutulmalı, yeterli sıvı tüketimine dikkat edilmeli, aşırı sıcak ve nemli ortamlarda uzun süre kalınmamalıdır.</p>

<p><strong>Uyku ortamınızı düzenleyin</strong></p>

<p>Menopozda görülen gece terlemeleri, özellikle yaz aylarında uyku kalitesini bozarak gün içinde yorgunluk, dikkat dağınıklığı ve enerji kaybına neden olabilir. Uyku ortamınızın serin ve uyku saatlerinizin düzenli olmasına dikkat ederek, akşam saatlerinde ağır yemek, fazla kafein ve alkol tüketiminden uzak durulmalıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Düzenli fiziksel ve zihinsel aktivitede bulunun</strong></p>

<p>Yaz aylarında artan sıcaklıklar nedeniyle fiziksel aktivitenin azalması, menopoz döneminde kas gücü, enerji düzeyi ve genel iyilik halini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca menopozla birlikte bazı kadınlarda odaklanma güçlüğü, unutkanlık, kelime bulmakta zorlanma ve ‘beyin sisi’ olarak ifade edilen bilişsel sorunlar görülebilir.</p>

<p>Bu şikayetlerin yönetimine destek olabilmek için; sabah erken saatlerde veya akşam saatlerinde düzenli olarak fiziksel aktivite yapılmalı, zihinsel olarak aktif kalmaya özen gösterilmeli, kitap okuma, bulmaca çözme, yeni beceriler öğrenme gibi aktivitelerle bilişsel fonksiyonlar desteklenmelidir.</p>

<p><strong>Kas ve kemik sağlığınızı güçlendirin</strong></p>

<p>Menopozla birlikte östrojen seviyelerindeki azalma, zaman içinde kas kütlesinde azalma ve kemik yoğunluğunda düşüş riskini artırabilir. Yaz aylarında sıcak havalar nedeniyle hareketin azalması, bu süreci olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle kas kütlesini korumaya ve güçlendirmeye yönelik direnç egzersizleri, ağırlık çalışmaları ve kişiye uygun kas güçlendirici aktiviteler düzenli olarak yapılmalı, kemik sağlığını desteklemek için aktif kalmaya özen gösterilmelidir.</p>

<p><strong>Protein alımınıza dikkat edin</strong></p>

<p>Yaz aylarında artan hareket düzeyi, sıcak havalarda iştah değişiklikleri ve düzensiz beslenme alışkanlıkları nedeniyle yeterli protein alımına daha fazla dikkat edilmesi gerekir. Bu nedenle; yumurta, balık, et, süt ve süt ürünleri, baklagiller gibi kaliteli protein kaynaklarına beslenmede yer verilmeli, günlük protein ihtiyacı kişinin yaşına, kilosuna ve fiziksel aktivite düzeyine göre planlanmalı, kas kütlesini destekleyen dengeli ve sürdürülebilir bir beslenme modeli benimsenmelidir.</p>

<p><strong>Sağlıklı beslenin</strong></p>

<p>Yaz aylarında tatil dönemleri, düzensiz öğünler, serinlemek amacıyla tercih edilen yüksek şekerli içecekler ve işlenmiş gıdalar kilo kontrolünü zorlaştırabilir. Bu nedenle; rafine şeker tüketimi azaltılmalı, paketli ve yüksek kalorili işlenmiş gıdalardan mümkün olduğunca uzak durulmalı, sebze, lif içeriği yüksek besinler ve sağlıklı yağlardan zengin bir beslenme tercih edilmelidir.</p>

<p><strong>Kişiye özel tedavi seçeneklerinden yararlanın</strong></p>

<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Gökçe Gökkaya “Yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte menopoz dönemindeki ateş basması ve terleme şikayetleri daha belirgin hale gelebilir. Hormonal olmayan yöntemler ve biyoeşdeğer hormon gibi hormonal yöntemler ile bireysel değerlendirmeler yapılarak bu şikayetlerden kurtulmak mümkündür” diyor.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/menopozda-yaz-sicaklarina-karsi-7-etkili-onlem</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 12:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/08/1786344292-g-k-e-g-kkaya-1280-1024.jpg" type="image/jpeg" length="47521"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ağustos sıcaklarında pıhtı riskini azaltan 8 öneri]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/agustos-sicaklarinda-pihti-riskini-azaltan-8-oneri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/agustos-sicaklarinda-pihti-riskini-azaltan-8-oneri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ağustos sıcakları yalnızca bunaltıcı etki yaratmıyor, damar sağlığını da tehdit ediyor. Sıvı kaybı, uzun süre hareketsiz kalmak ve sıcak havanın dolaşım sistemi üzerindeki olumsuz etkileri, özellikle risk grubundaki kişilerde pıhtı oluşma ihtimalini artırıyor.</p>

<p>Tedavi edilmediğinde akciğer embolisi, inme ve kalp krizine kadar uzanabilen ciddi sonuçlara yol açabilen pıhtılaşma, erken fark edildiğinde ve doğru önlemler alındığında büyük ölçüde önlenebiliyor.</p>

<p>Memorial Göztepe Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü’nden Op. Dr. Hidayet Demir, yaz aylarında pıhtı riskine karşı dikkat edilmesi gereken önemli noktaları anlattı.</p>

<p><strong>1. </strong><strong>Pıhtıyı basit bir dolaşım sorunu olarak değerlendirmeyin</strong></p>

<p>Pıhtı, kanın damar içerisinde normalin dışında pıhtılaşarak damarı kısmen ya da tamamen tıkaması durumudur. En sık bacak toplardamarlarında görülür ve “derin ven trombozu” olarak adlandırılır. En büyük tehlike ise oluşan pıhtının yerinden koparak akciğere ulaşması ve yaşamı tehdit eden pulmoner emboliye neden olmasıdır. Pıhtılar ayrıca beyin damarlarında inmeye, kalp damarlarında ise kalp krizine yol açabilir. Bu nedenle erken tanı ve tedavi büyük önem taşır.</p>

<p><strong>2. </strong><strong>Yaz sıcakları pıhtı oluşumu için uygun zemin hazırlıyor</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yaz aylarında aşırı terlemeyle birlikte vücut önemli miktarda sıvı kaybeder. Bu kayıp yeterince yerine konulmadığında kan yoğunlaşır ve pıhtılaşma eğilimi artabilir. Sıcak hava aynı zamanda damarların genişlemesine neden olur. Özellikle bacak toplardamarlarında kanın göllenmesi ve dolaşımın yavaşlaması, pıhtı oluşumu için uygun bir ortam hazırlar. Uzun süre hareketsiz kalındığında ise baldır kaslarının kanı kalbe taşıyan doğal pompa etkisi ortadan kalkar ve risk daha da yükselir.</p>

<p><strong>3. </strong><strong>Uzun yolculuklarda hareket etmeyi ihmal etmeyin</strong></p>

<p>Dört saatin üzerindeki uçak, otobüs veya otomobil yolculukları pıhtı riskini artırabilir. Özellikle uçak kabinindeki düşük nem oranı sıvı kaybını artırırken, saatlerce aynı pozisyonda oturmak bacak damarlarındaki kan akımını yavaşlatır. Yolculuk sırasında her 1-2 saatte bir ayağa kalkıp kısa yürüyüşler yapmak, ayak bileği egzersizleri uygulamak, bol su içmek ve rahat kıyafetler tercih etmek riski önemli ölçüde azaltır.</p>

<p><strong>4. </strong><strong>Bazı kişilerde pıhtı riski çok daha yüksek</strong></p>

<p>Daha önce pıhtı geçirenler, 60 yaş üzerindeki bireyler, kanser hastaları, büyük ameliyat geçirenler, uzun süre yatağa bağımlı kalanlar, hamileler ve lohusalık dönemindeki kadınlar, obez bireyler, sigara kullananlar, diyabet ve kalp yetmezliği bulunan hastalar ile genetik pıhtılaşma bozukluğu olan kişiler yüksek risk grubunda yer alır. Yaz aylarında bu kişilerin sıvı tüketimine daha fazla dikkat etmeleri ve uzun süre hareketsiz kalmamaları gerekir.</p>

<p><strong>5. </strong><strong>Günlük yaşam alışkanlıkları pıhtıyı önlemede kritik rol oynuyor</strong></p>

<p>Pıhtıyı önlemenin en etkili yolu sağlıklı yaşam alışkanlıklarını sürdürmektir. Susamayı beklemeden düzenli su içmek, her gün yürüyüş yapmak, masa başında çalışanların her saat başı ayağa kalkması ve uzun süre aynı pozisyonda kalmaması oldukça önemlidir. Sağlıklı kilonun korunması, sigaranın bırakılması ve kronik hastalıkların düzenli takip edilmesi de riski azaltan önemli faktörler arasındadır.</p>

<p><strong>6. </strong><strong>Risk grubundakiler koruyucu önlemleri ihmal etmemeli</strong></p>

<p>Pıhtı riski yüksek olan kişilerde hekim önerisi doğrultusunda koruyucu kan sulandırıcı tedaviler veya basınçlı varis çorapları kullanılabilir. Ancak bu uygulamalar mutlaka doktor kontrolünde planlanmalıdır. Özellikle daha önce pıhtı geçirmiş hastaların yaz döneminde kontrollerini aksatmaması büyük önem taşır.</p>

<p><strong>7. </strong><strong>Bu belirtiler varsa vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurun</strong></p>

<p>Tek taraflı bacakta şişlik, ağrı, sıcaklık artışı ve kızarıklık derin ven trombozunun önemli belirtileri olabilir. Pıhtının akciğere ulaşması durumunda ise ani başlayan nefes darlığı, göğüs ağrısı, çarpıntı ve kanlı öksürük görülebilir. Bu belirtiler acil müdahale gerektirir ve vakit kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.</p>

<p><strong>8. </strong><strong>Basit önlemlerle hayati risklerin önüne geçilebilir</strong></p>

<p>Pıhtı, erken tanındığında ve doğru tedavi edildiğinde büyük ölçüde kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Özellikle yaz aylarında yeterli su tüketmek, düzenli hareket etmek, uzun süre hareketsiz kalmamak ve risk belirtilerini ciddiye almak; akciğer embolisi, inme ve kalp krizi gibi hayati sonuçların önlenmesinde kritik rol oynar.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/agustos-sicaklarinda-pihti-riskini-azaltan-8-oneri</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 11:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/08/1786340442-op-dr-hidayet-demir-1280-1024.jpg" type="image/jpeg" length="41728"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Böbreklerinizi tehdit eden bu 3 risk faktörüne dikkat!]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/bobreklerinizi-tehdit-eden-bu-3-risk-faktorune-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/bobreklerinizi-tehdit-eden-bu-3-risk-faktorune-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Böbrekler, vücudun atık maddelerden arındırılmasını sağlayan hayati organların başında geliyor. Ancak böbrek taşları, tümörler ve alt idrar yolu tıkanıklıkları çoğu zaman belirti vermeden ilerleyerek kalıcı böbrek hasarına yol açabiliyor.</p>

<p>Erken tanı, doğru ve kişiye özel planlanan tedaviler böbrek kaybının önüne geçilebiliyor. Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Op. Dr. Adil Güçal Güçlü, böbreklerin süzme işlevini kalıcı olarak bozabilen üç önemli ürolojik sorun hakkında bilgi verdi.</p>

<p><strong>Böbreklerinizi sadece arıtma sistemi olarak görmeyin</strong></p>

<p>Böbrekler, vücudumuzun en önemli boşaltım ve filtrasyon organları arasında yer alır. Kanı sürekli süzerek üre, kreatinin ve diğer zararlı metabolik atıkları temizler; bu maddeleri suyla birlikte idrar yoluyla vücuttan uzaklaştırır.</p>

<p>Ancak böbrekler yalnızca bir arıtma sistemi gibi çalışmaz. Aynı zamanda vücudun su, tuz ve mineral (elektrolit) dengesini hassas bir şekilde korur, salgıladığı hormonlarla tansiyonun düzenlenmesine katkı sağlar, kemik iliğinde alyuvar üretimini destekler ve D vitaminini aktif hale getirerek kemik sağlığının korunmasına yardımcı olur.</p>

<p><strong>1. </strong><!--[endif]--><strong>Böbrek taşları ve gizli basınç: </strong>Böbreklerde oluşan taşlar, idrarı mesaneye taşıyan kanallara düştüğünde tüm üriner sistemin işleyişini bozabilir. İdrar akışının engellenmesi, idrarın geriye doğru birikmesine ve böbrek içinde yüksek basınç oluşmasına neden olur. Hidronefroz olarak adlandırılan bu durum, zamanla böbrekte idrar üreten canlı hücrelerin zarar görmesine ve kalıcı fonksiyon kaybına yol açabilir. Bununla birlikte dışarı atılamayan idrar, ciddi enfeksiyonların gelişmesi için uygun bir ortam oluşturur. Tedavi edilmeyen enfeksiyonlar ise kana karışarak hayati risk yaratabilir. Bu nedenle yeterli su tüketimi, tuz kullanımının sınırlandırılması ve düzenli sağlık kontrolleri büyük önem taşır. Günümüzde böbrek taşları; kapalı cerrahi yöntemler, lazer teknolojileri ve dışarıdan uygulanan ses dalgaları sayesinde çoğu zaman böbrek dokusuna zarar verilmeden başarılı şekilde tedavi edilebilmektedir.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><!--[if !supportLists]--><strong>2. </strong><!--[endif]--><strong>Belirti vermeden ilerleyen böbrek tümörleri: </strong>Böbrek tümörleri, erken evrelerde çoğu zaman ağrı, kanama veya belirgin bir şikâyete neden olmaz. Bu nedenle birçok hasta, farklı nedenlerle yapılan ultrasonografi veya tomografi incelemeleri sırasında tesadüfen tanı alır. İleri yaş, sigara kullanımı, hipertansiyon ve obezite, böbrek tümörleri için önemli risk faktörleri arasında yer alır. Bu hastalıkta erken teşhis yalnızca yaşamı değil, böbreğin kendisini de koruyabilir. Geçmiş yıllarda böbrek tümörü tespit edildiğinde çoğunlukla böbreğin tamamının alınması gerekirdi. Ancak günümüzde uygulanan nefron koruyucu cerrahi yöntemler sayesinde sadece tümörlü doku çıkarılmakta, sağlıklı böbrek dokusu korunarak organın işlevini sürdürmesi sağlanmaktadır.</p>

<p></p>

<p><!--[if !supportLists]--><strong>3. </strong><!--[endif]--><strong>Prostat ve alt idrar yolu tıkanıklıkları: </strong>Böbrek sağlığını sessizce tehdit eden bir diğer önemli sorun ise alt idrar yollarında meydana gelen tıkanıklıklardır. Özellikle ilerleyen yaşla birlikte erkeklerde sık görülen iyi huylu prostat büyümesi ve idrar kanalı darlıkları, idrarın mesaneden rahat şekilde boşaltılmasını engelleyebilir. Tam olarak boşalamayan mesanede biriken idrar, zamanla yüksek basınç oluşturur. Bu basınç ise fark edilmeden böbreklere kadar yansıyabilir. Erken dönemde tedavi edilmeyen prostat ve mesane kaynaklı sorunlar, uzun vadede böbrek fonksiyonlarının bozulmasına neden olabilir. Bazı hastalarda süreç, diyaliz gerektirebilecek son dönem böbrek yetmezliğine kadar ilerleyebilir. Bu nedenle idrar yapma alışkanlıklarında meydana gelen her türlü değişiklik dikkatle değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>Böbreklerinizin verdiği uyarı sinyallerini göz ardı etmeyin</strong></p>

<p>Böbrekleri korumanın en etkili yolu, vücudun verdiği uyarı işaretlerini zamanında fark etmek ve gerekli kontrolleri aksatmamaktır. İdrarda gözle görülür kanama, şiddetli ve ani başlayan yan ağrısı (böbrek koliği), sık tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları veya idrar yaparken zorlanma gibi belirtiler ortaya çıktığında vakit kaybetmeden bir üroloji uzmanına başvurulmalıdır. Bununla birlikte hiçbir şikâyet bulunmasa bile özellikle 50 yaş ve üzerindeki erkeklerin düzenli üroloji muayenesinden geçmeleri büyük önem taşımaktadır. Yılda bir kez yapılacak ürolojik değerlendirme ve ultrasonografi kontrolü sayesinde böbrekler, prostat ve idrar yollarını ilgilendiren birçok hastalık erken evrede tespit edilebilir. Erken tanı ise hem böbrek fonksiyonlarının korunmasını hem de yaşam kalitesinin sürdürülmesini sağlayan en önemli adımdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/bobreklerinizi-tehdit-eden-bu-3-risk-faktorune-dikkat</guid>
      <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 13:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/08/1786081720-op-dr-adil-g-al-g-l-1280-960.jpg" type="image/jpeg" length="61625"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yemek sonrası karın şişkinliğinin nedeni diyafram ve karın kaslarının uyumsuz çalışması olabilir]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/yemek-sonrasi-karin-siskinliginin-nedeni-diyafram-ve-karin-kaslarinin-uyumsuz-calismasi-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/yemek-sonrasi-karin-siskinliginin-nedeni-diyafram-ve-karin-kaslarinin-uyumsuz-calismasi-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yemeklerden sonra karında şişkinlik ve belirgin genişleme yaşanması toplumda oldukça sık karşılaşılan bir durum. Sabahları daha düz bir karınla uyanıp gün içinde yemek yedikçe karnının şiştiğini ifade eden çok sayıda kişinin gastroenteroloji polikliniklerine başvurduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Melih Özel, “Hastalar çoğu zaman sorunun ekmekten, glutenden, süt ürünlerinden veya bağırsaklarda aşırı gaz oluşmasından kaynaklandığını düşünüyor. Bazı hastalarda bu olasılıkların araştırılması gerekse de yemek sonrasında karnın belirgin biçimde öne çıkması, her zaman bağırsaklarda fazla miktarda gaz biriktiği anlamına gelmez” dedi.</strong></p>

<p>Son yıllarda yapılan çalışmalar, yemeklerden sonra ortaya çıkan belirgin karın genişlemesinin bazı hastalarda yalnızca bağırsaklardaki gaz miktarıyla açıklanamadığını; diyafram ile karın ön duvarındaki kasların uyumsuz çalışmasının da bu duruma katkıda bulunabildiğini gösteriyor.</p>

<p>Bu tablonun tıpta “abdominofrenik dissinerji” olarak adlandırıldığını söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Melih Özel, “Karın içeriğinin artmasına karşı gelişmesi beklenen uyum yanıtı yerine diyaframın aşağı doğru kasılması, karın ön duvarındaki kasların ise yeterli desteği sağlayamaması sonucunda karın içindeki organlar öne ve aşağı doğru yer değiştirebilir. Böylece bağırsaklardaki gaz miktarı belirgin biçimde artmasa bile karın gözle görülür şekilde genişleyebilir” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Karındaki genişleme her zaman gaz miktarıyla doğru orantılı değil</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Diyaframın göğüs ve karın boşluğunu birbirinden ayıran ve solunumda önemli rol oynayan büyük bir kas olduğunu belirten Özel, “Normal koşullarda diyafram ve karın duvarı, yemek sonrasında karın içeriğinde oluşan hacim değişikliğine uyumlu şekilde çalışır. Abdominofrenik dissinerjide ise diyafram aşağı doğru hareket ederken karın ön duvarı gevşeyerek öne çıkabilir. Görüntüleme çalışmalarında, bazı hastaların karın çevresinde belirgin artış olmasına rağmen bağırsaklardaki toplam gaz miktarının çok az değiştiği gösterilmiştir. Bu nedenle hastanın gördüğü ve hissettiği şişkinliğin tamamını ‘fazla gaz’ ile açıklamak doğru olmayabilir” dedi.</p>

<p><strong>Şikâyetler hayal ürünü değil, fizyolojik bir temele dayanıyor</strong></p>

<p>Abdominofrenik dissinerjinin ortaya çıkmasında bağırsakların dolgunluğa karşı hassasiyeti ile diyafram ve karın duvarı kasları arasındaki koordinasyonun etkili olabileceğini ifade eden Özel, “Stresin yanı sıra bağırsaklardaki normal hacim değişikliklerinin daha yoğun hissedilmesi ve zaman içinde farkında olmadan gelişen bazı kas aktivitesi paternleri de bu uyumsuzluğu kolaylaştırabilir. Ancak bu durum, yaşanan şikâyetlerin psikolojik veya hayal ürünü olduğu anlamına gelmez. Diyaframın aşağı doğru hareket etmesi ve karın duvarının öne çıkması, uygun incelemelerle gösterilebilen gerçek fizyolojik değişikliklerdir” dedi.</p>

<p>Her karın şişkinliğinin abdominofrenik dissinerjiden kaynaklanmadığını vurgulayan Özel, “Kabızlık, laktoz ve bazı diğer karbonhidratların emilim bozuklukları, çölyak hastalığı, irritabl bağırsak sendromu, bağırsak mikrobiyotasındaki değişiklikler ve daha nadir görülen organik hastalıklar da elbette değerlendirilmeli. Özellikle yeni başlayan, giderek artan veya kilo kaybı, kansızlık, tekrarlayan kusma, dışkıda kan ya da gece uykudan uyandıran yakınmalarla birlikte görülen şişkinlikte bir sağlık kuruluşuna başvurulması önemli” uyarısında bulundu.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/yemek-sonrasi-karin-siskinliginin-nedeni-diyafram-ve-karin-kaslarinin-uyumsuz-calismasi-olabilir</guid>
      <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 11:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/08/1786086784-a-s-m-melih-ozel-gorseli-1280-1024.jpg" type="image/jpeg" length="55497"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Geniz eti hakkında doğru sanılan 5 yanlış!]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/geniz-eti-hakkinda-dogru-sanilan-5-yanlis</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/geniz-eti-hakkinda-dogru-sanilan-5-yanlis" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz tatilinde çocuklar daha geç uyuyor, ekran karşısında daha fazla zaman geçiriyor ve sıcak havanın etkisiyle uyku düzenleri değişebiliyor. Bu nedenle aileler horlama ya da ağzı açık uyuma gibi yakınmaları çoğu zaman sadece düzensiz uyku saatlerine veya sıcak havaya bağlayabiliyor. Oysa bu belirtiler bazı çocuklarda geniz eti büyümesinin ilk işaretleri olabiliyor.</p>

<p><strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz (KBB) Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Haluk Özkarakaş</strong>, “Geniz eti büyümesi tedavi edilmediğinde çocuğun uyku kalitesini, işitmesini, okul başarısını hatta büyüme ve gelişmesini olumsuz etkileyebiliyor. Ancak toplumda doğru sanılan bazı yanlış inanışlar nedeniyle aileler çoğu zaman hekime başvurmayı geciktirebiliyor” diyor.</p>

<p>Ülkemizde en sık 3-6 yaşları arasında görülmekle birlikte okul çağındaki çocuklarda da önemli sağlık sorunlarına yol açabilen geniz eti büyümesinin, günümüzde sık geçirilen üst solunum yolu enfeksiyonları ve alerjik hastalıkların da etkisiyle, özellikle Ekim ayı itibariyle en çok karşılaşılan sorunlar arasında yer aldığını belirten KBB Uzmanı Prof. Dr. Haluk Özkarakaş, geniz eti hakkında toplumda doğru sanılan 5 yanlışı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>

<p><strong>“Geniz etini aldırırsak bağışıklığı düşer”: YANLIŞ!</strong></p>

<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Prof. Dr. Haluk Özkarakaş “Toplumda en sık karşılaşılan yanlış inanışlardan biri, geniz etinin alındığında bağışıklık sistemini zayıflattığıdır. Geniz eti bağışıklık sisteminin bir parçası olsa da vücutta aynı görevi üstlenen çok sayıda lenfoid doku bulunur. Bilimsel çalışmalar, uygun hastalarda yapılan geniz eti ameliyatının çocuklarda kalıcı bir bağışıklık sistemi zayıflığına yol açmadığını göstermektedir. Aksine, nefes alma ve uyku kalitesinin düzelmesi sayesinde çocukların genel sağlık durumu ve yaşam kalitesi olumlu yönde etkilenebilir” diyor.</p>

<p><strong>“Çocuğumda geniz eti büyümesi olsaydı, horlardı”: YANLIŞ! </strong></p>

<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Geniz eti büyümesi sadece horlama ile sınırlı bir sorun değildir. Burun tıkanıklığı nedeniyle çocuklar ağızdan nefes almaya başlayabilir; gece sık uyanabilir, uykusu sırasında yatakta sık yer değiştirir. Alın, ense, yaka bölgesinde terleme meydana gelir. Hatta bazı annelerin ‘gecede üç kez fanila değişiyorum’ dediği olur. Uykuda nefes durmaları (obstrüktif uyku apnesi) gelişebilir ve buna bağlı olarak çabuk yorulma, dikkat dağınıklığı, davranış değişiklikleri ile okul başarısında düşüş görülebilir. Ayrıca orta kulakta sıvı birikimine ve tekrarlayan kulak enfeksiyonlarına da zemin hazırlayabilir.</p>

<p><strong>“Çocuğum çok küçük, doktora gidersek hemen ameliyat der”: YANLIŞ!</strong></p>

<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Prof. Dr. Haluk Özkarakaş, geniz eti büyümesinde tedavinin her çocuk için aynı olmadığını belirterek “Geniz etinin büyük görünmesi tek başına ameliyat nedeni değildir. Cerrahi kararı; çocuğun nefes almasını, uyku düzenini, horlama veya uyku apnesi yaşayıp yaşamadığını, sık kulak enfeksiyonu geçirip geçirmediğini, işitmesini ve genel yaşam kalitesini birlikte değerlendirerek veriyoruz. Pek çok çocukta düzenli takip ve gerekiyorsa alerjiye yönelik medikal tedavi yeterli olurken, bazı çocuklarda ise ameliyat en doğru tedavi seçeneğini oluşturabiliyor. Bu nedenle sadece ameliyat olur endişesiyle doktora başvuruyu ertelemek, çocuğun sağlık sorunlarının ilerlemesine neden olabilir” diyor.</p>

<p><strong>“Biraz daha büyüsün geniz eti zaten kendiliğinden küçülür”: DOĞRU/YANLIŞ!</strong></p>

<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Geniz eti ergenlik dönemine doğru doğal olarak küçülme eğilimindedir. Ancak bu süreç her çocukta aynı şekilde ilerlemez. Eğer geniz eti büyümesi nefes almayı güçleştiriyor, uykuda solunum bozukluğuna neden oluyor, sık kulak enfeksiyonlarına veya işitme kaybına yol açıyorsa yıllarca beklemek doğru bir yaklaşım değildir. Gecikme, çocuğun büyüme-gelişmesini, öğrenmesini ve yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilir.</p>

<p><strong>“Burun spreyi kullanırsak ameliyata gerek kalmaz”: YANLIŞ!</strong></p>

<p><strong>DOĞRUSU</strong>: KBB Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özkarakaş “Uzun süreli kortizonlu burun spreyleri veya eczanelerde hazırlatılan bazı karışım ilaçların kullanılması iyileşmeyi sağlamamasının yanında kanımca da sakıncalıdır. Alerji varsa doğal olarak steroidli burun spreyleri (alerjik rinit için) kullanılabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak geniz etini (adenoid) küçültmez. Eczanelerde hazırlatılan karışım ilaçların içinde antibiyotikler, gümüş eriyikleri bulunabiliyor. Bunların yutulması ileride kortizon etkilerine ve/veya ağır metal birikimlerine neden olabilir. Üstelik geniz etini küçülttüğüne dair bilimsel yayın bulunmamaktadır” diyor.</p>

<p>Prof. Dr. Özkarakaş çocukta en az üç ay boyunca; ağız açık nefes alma, terleme ve yatakta sık yer değiştirme üçü bir arada devam ediyorsa geniz eti ve beraberinde tonsillere (kapatıcı büyümesi varsa) cerrahi müdahale gerekli olduğunu, tedavi planının mutlaka doktorun değerlendirmesiyle belirlenmesi gerektiğini söylüyor.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/geniz-eti-hakkinda-dogru-sanilan-5-yanlis</guid>
      <pubDate>Thu, 06 Aug 2026 10:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/08/1785999918-haluk-zkaraka-1280-1024.jpg" type="image/jpeg" length="72962"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ünlü hayranlığı duygusal bağımlılığa dönüşebilir]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/unlu-hayranligi-duygusal-bagimliliga-donusebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/unlu-hayranligi-duygusal-bagimliliga-donusebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ünlüleri takip etmek, onların yaşamlarına ilgi duymak ve kendini bir hayran topluluğunun parçası olarak görmek günümüzde oldukça yaygın. Özellikle sosyal medyanın etkisiyle “fanlık” kültürü daha görünür hale gelirken, bu ilgi kimi zaman kişinin kendisini takip ettiği ünlüye duygusal olarak yakın hissetmesine de yol açabiliyor. </strong></p>

<p><strong>Zamanla derinleşen bu bağın psikolojide “parasosyal ilişki” olarak tanımlandığını açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Klinik Psikolog Jülide Unutmaz, “Parasosyal ilişkiler her zaman zararlı değildir hatta kişiye ilham, motivasyon ve aidiyet hissi sağlayabilir. Ancak bu bağ aşırı yoğunlaşıp gerçek yaşamın ve ilişkilerin yerini almaya başladığında kişinin günlük yaşamını olumsuz etkileyebilir” şeklinde konuştu.</strong></p>

<p>Sosyal medyanın, ünlülerin günlük yaşamlarına erişebilme hissini güçlendirerek aradaki yakınlık algısını artırdığına değinen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Klinik Psikolog Jülide Unutmaz, “Kullanıcılar, takip ettikleri kişiyi gerçekten tanıyormuş gibi hissedebiliyor ve zamanla duygusal yatırımlarını tek bir figüre yöneltebiliyor.</p>

<p>Bu bağın giderek güçlenmesiyle kişinin gerçek ilişkilerini ihmal etmesi, sosyal yaşamdan uzaklaşması, zamanının önemli bir bölümünü bu kişiyi takip ederek geçirmesi ya da günlük düzeninin bozulması mümkün. Bu tür değişimler, ‘Ünlü Hayranlığı Sendromu’nun dikkat edilmesi gereken işaretleri arasında yer alıyor” dedi.</p>

<p><strong>Ailelerin açık iletişim kurması önemli</strong></p>

<p>Özellikle gençlerin dijital dünyada psikolojik sınırlarını koruyabilmesinde ailelerin yaklaşımının önemli bir rolü olduğunun altını çizen Unutmaz, “Bu süreçte yasaklayıcı ve yargılayıcı bir tutum yerine, gençlerin takip ettikleri içerikleri anlamaya çalışan ve onlarla açık iletişim kuran bir yaklaşım benimsenmesi önemli.</p>

<p>Dijital okuryazarlığın desteklenmesi, sosyal medyada görülen içeriklerin sorgulanması, eleştirel düşünme becerisinin geliştirilmesi ve ekran süresine dengeli sınırlar konulması, gençlerin ünlülerle kurdukları tek taraflı bağları daha sağlıklı değerlendirmelerine yardımcı olabilir.</p>

<p>Bunun yanı sıra gerçek sosyal bağların güçlendirilmesi, aile içi iletişimin desteklenmesi ve gençlerin farklı ilgi alanlarına yönlendirilmesi, duygusal ihtiyaçlarını yalnızca dijital dünyadaki tek taraflı ilişkiler üzerinden karşılamalarının önüne geçebilir” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/unlu-hayranligi-duygusal-bagimliliga-donusebilir</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 11:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/08/1785913152-a-s-m-julide-unutmaz-gorseli-1280-1024.jpg" type="image/jpeg" length="98403"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yazın bacaklarda pıhtı tehlikesi artıyor!]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/yazin-bacaklarda-pihti-tehlikesi-artiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/yazin-bacaklarda-pihti-tehlikesi-artiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bacakta ani gelişen şişlik, ağrı, kızarıklık ve sıcaklık artışı çoğu zaman önemsenmiyor. Oysa bu belirtiler, yaşamsal risk taşıyan ve halk arasında “pıhtı oluşması” olarak bilinen derin ven trombozunun ilk sinyalleri olabiliyor.</p>

<p>En sık bacaklarda, özellikle de baldır ve uyluk bölgesindeki toplardamarlarda pıhtı oluşumuyla seyreden derin ven trombozu, dünya genelinde her yıl yaklaşık 10 milyon kişide teşhis edilen ciddi bir hastalık.</p>

<p>Derin ven trombozunun en büyük tehlikesi ise pıhtının koparak akciğer damarlarına ulaşması ve yaşam kaybıyla sonuçlanabilecek akciğer embolisine (pulmoner emboli) neden olabilmesi.<strong> </strong>Ayrıca bacakta kalıcı şişlik, ağrı, ağırlık hissi, ciltte renk değişikliği, sertleşme ve iyileşmesi güç olan yaralarla seyreden kalıcı damar hasarına da yol açabiliyor.</p>

<p><strong>Acıbadem International Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Ahmet Arif Ağlar, </strong>erken dönemde başlanan tedavi sayesinde pulmoner embolinin ve kalıcı damar hasarının önüne geçilebildiğini belirterek,<strong> </strong>”Özellikle tek bacakta gelişen şişlik ve ağrı gibi belirtiler asla ihmal edilmemelidir. Bu şikayetler derin ven trombozunun en önemli uyarı işaretleri arasında yer alır ve zaman kaybetmeden hekim değerlendirmesi gerektirir” diyor.</p>

<p><strong>Yaz aylarında sıvı kaybı pıhtılaşma riskini artırıyor</strong></p>

<p>Derin ven trombozu (DVT) genellikle bacakların derin toplardamarlarında kan pıhtısı oluşması sonucu gelişen ciddi bir damar hastalığı olarak tanımlanıyor. Güncel sağlık kılavuzlarına göre; hareketsizlikten obeziteye, geçirilmiş ameliyatlardan kansere, ileri yaştan hamileliğe kadar pek çok faktör pıhtı oluşumuna zemin hazırlıyor.</p>

<p>Genetik yatkınlığın da tetikleyici olabildiği bu tabloda derin ven trombozu riskinin yaz aylarında artış gösterdiğini anlatan Dr. Ahmet Arif Ağlar, şu bilgileri veriyor:</p>

<p>Bunun nedeni ise artan sıcaklık ve terlemeye bağlı gelişen sıvı kaybının, yeterli sıvı tüketilmediğinde kanın koyulaşmasına ve pıhtılaşma eğiliminin artmasına sebep olabilmesidir.</p>

<p>Özellikle ileri yaşta olan, kronik hastalığı bulunan, diüretik kullanan ve uzun süre güneş altında çalışan kişilerde bu risk daha belirgin hale gelmektedir. Ayrıca yaz tatillerinde uzun süre hareketsiz kalınan uçak, otobüs veya otomobil yolculukları da bacak toplardamarlarında kan akımını yavaşlatarak derin ven trombozu gelişme riskini artırabilmektedir.</p>

<p><strong>Yeterli su tüketmek, bol hareket etmek şart!</strong></p>

<p>Dr. Ahmet Arif Ağlar, derin ven trombozuna karşı yaz aylarında bazı önlemlerin mutlaka alınması gerektiğini vurgularken, “Yeterli sıvı tüketmek, uzun yolculuklarda düzenli aralıklarla hareket etmek, özellikle 4–6 saatten uzun yolculuklarda belirli aralıklarla ayağa kalkıp birkaç dakika yürümek ve yüksek risk grubundaki kişilerin hekimin önerdiği koruyucu önlemleri uygulaması büyük önem taşımaktadır” diye konuşuyor.</p>

<p><strong>İlk bulgusu akciğer embolisi olabilir!</strong></p>

<p>Genellikle tek bacakta gelişen şişlik, ağrı, hassasiyet, sıcaklık artışı, ciltte kızarıklık veya morarma ve yüzeyel toplardamarların belirginleşmesi, derin ven trombozunun en sık görülen belirtilerini oluşturuyor.</p>

<p>Bu belirtiler saatler veya günler içinde giderek artabiliyor. Ancak her derin ven trombozunun belirti vermeyebileceğine dikkat çeken Dr. Ahmet Arif Ağlar, <strong> </strong>“Özellikle baldır toplardamarlarında oluşan pıhtılar sessiz seyredebilmekte ve hastaların önemli bir kısmında hiçbir belirti görülmeyebilmektedir. Bu nedenle bazı kişilerde ilk bulgu, pıhtının koparak akciğer damarlarını tıkaması sonucu gelişen pulmoner emboli olabilmektedir” diye konuşuyor. Dr. Ahmet Arif Ağlar,<strong> </strong>yaşamı tehdit eden<strong> </strong>bu tablonun ani başlayan nefes darlığı, göğüs ağrısı, çarpıntı, kanlı balgam, bayılma ve ağır olgularda ani dolaşım bozukluğuyla kendini gösterebildiğini vurgularken, “Dolayısıyla özellikle risk faktörleri bulunan kişilerde bu tür belirtiler geliştiğinde zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır” uyarısında bulunuyor.</p>

<p><strong>İlaç tedavisi çoğunlukla yeterli oluyor</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Derin ven trombozu tedavisinin temel amacı pıhtının büyümesini durdurmak, koparak akciğere ulaşmasını (pulmoner emboli) önlemek ve uzun dönemde kalıcı damar hasarını azaltmak. Günümüzde hem ilaç tedavisi hem de girişimsel yöntemlerdeki gelişmeler sayesinde, uygun hastalarda son derece başarılı sonuçlar elde edilebiliyor.</p>

<p>Tedaviye erken başlanması, yaşamı tehdit eden pulmoner emboliyi ve kronik bacak sorunlarını önleyebildiği için çok önemli. Dr. Ahmet Arif Ağlar, tedavinin temelini antikoagülan (kan sulandırıcı) ilaçların oluşturduğunu belirtirken, “Derin ven trombozu bulunan hastaların çoğu yalnızca ilaç tedavisiyle başarılı şekilde tedavi edilebilmektedir. <strong> </strong></p>

<p>Bu ilaçlar pıhtıyı doğrudan eritmemekte; ancak büyümesini engelleyerek vücudun doğal yollarla pıhtıyı çözmesine yardımcı olmaktadır. Günümüzde çoğu hastada ağızdan alınan yeni nesil kan sulandırıcı ilaçlar tercih edilirken, bazı durumlarda tedaviye düşük molekül ağırlıklı heparin ihtiva eden enjeksiyon tedavisiyle başlanmaktadır” bilgisini veriyor.</p>

<p>İlaç tedavisinin yanı sıra istirahat sırasında bacağı kalp seviyesinin üstünde tutmak, uygun hastalarda varis çorabı kullanımı ve risk faktörlerinin düzeltilmesi de tedavinin önemli parçalarını oluşturuyor.</p>

<p><strong>Sadece milimetrik girişimle tedavi edilebiliyor</strong></p>

<p>Özellikle kasık ve leğen kemiği seviyesindeki büyük toplardamarları tutan, yeni gelişmiş ve yaygın pıhtılarda, bacak dolaşımını tehdit eden ağır tablolarda veya ilaç tedavisine rağmen ilerleyen durumlarda girişimsel yöntemler gündeme gelebiliyor.</p>

<p>Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Ahmet Arif Ağlar,<strong> </strong>son yıllarda damar cerrahisi ve girişimsel radyoloji alanındaki teknolojik gelişmeler sayesinde derin ven trombozu tedavisinde oldukça başarılı sonuçlar alındığını belirterek, “Günümüzde birkaç milimetrelik kateter yardımıyla pıhtı ilaçla eritilebilmekte (trombolitik tedavi), mekanik cihazlarla parçalanıp vakumla çıkarılabilmekte (trombektomi) ya da her iki yöntem birlikte uygulanabilmektedir.</p>

<p>Bazı durumlarda pıhtıya neden olan toplardamar darlıkları stentle kalıcı olarak tedavi edilebilmektedir. İşlemler genellikle genel anestezi gerektirmeden yapılmakta ve çoğu hasta birkaç gün içinde günlük yaşamına dönebilmektedir” diyor.</p>

<p>Dr. Ahmet Arif Ağlar, özellikle girişimsel yöntemlerin uygulanamadığı nadir durumlarda ise pıhtının açık cerrahi yöntemle çıkarıldığını söylüyor.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/yazin-bacaklarda-pihti-tehlikesi-artiyor</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 10:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/08/1785910990-d-r-a-h-m-e-t-a-r-f-a-l-a-r-1280-1024.jpg" type="image/jpeg" length="55161"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yanlış terlik kullanımı ayak sağlığını tehdit ediyor]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/yanlis-terlik-kullanimi-ayak-sagligini-tehdit-ediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/yanlis-terlik-kullanimi-ayak-sagligini-tehdit-ediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yaz sıcaklarıyla birlikte artan terleme, ortak kullanım alanları, yanlış ayakkabı ve terlik seçimi, mantardan topuk çatlaklarına kadar pek çok ayak sorununa zemin hazırlıyor. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Podoloji (Ayak Sağlığı) Kliniğinden Podolog Fahrettin Başar, alınacak basit önlemlerle tüm bu sorunların önlenebileceğini söylüyor.</strong></p>

<p>Yaz günlerindeki yüksek sıcaklıklar nedeniyle artan terleme sebebiyle ayakların uzun süre nemli kalmasından dolayı mantar enfeksiyonlarına zemin hazırlanıyor. Ayrıca, ortak kullanılan havuzlar, spor salonları, duş ve soyunma odaları da enfeksiyon bulaşma riskini artırıyor. Uzun süre terlik veya sandalet kullanımı da topuklarda kuruluk ve çatlaklara, ayağa uygun olmayan ayakkabılar ise su toplaması, nasır ve ağrılı yaralara yol açabiliyor.</p>

<p><strong>İLK ADIM: DOĞRU AYAKKABI SEÇİMİ </strong></p>

<p><strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi, Podoloji (Ayak Sağlığı) Kliniğinden Podolog Fahrettin Başar</strong>’a göre, yaz aylarında ayak sağlığını korumak için atılacak ilk adım doğru ayakkabı seçimi. Hava alan, ayağı sıkmayan ve terletmeyen ayakkabıların tercih edilmesi gerektiğini belirten Podolog Başar; “Ayakkabının ayağa tam uyum sağlaması büyük önem taşıyor. Dar ayakkabılar parmaklarda baskıya ve deformasyonlara yol açabilirken bol ayakkabılar ise sürtünmeye bağlı yara ve tahriş riskini artırabiliyor. Ayrıca gün boyunca ince tabanlı terliklerle yürümek de topuk ağrısına ve ayak tabanındaki bağ dokusunun zorlanmasına neden olabiliyor” diyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>AYAK HİJYENİNDEKİ KÜÇÜK İHMALLER BÜYÜK SORUNLARA YOL AÇABİLİYOR</strong></p>

<p>Ayak sağlığının korunmasındaki en temel unsurlardan biri kuşkusuz hijyen<strong>. </strong>Podolog Fahrettin Başar, ayakların her gün ılık su ve sabunla yıkanması gerektiğini belirterek, özellikle parmak aralarının dikkatlice kurulanmasının mantar oluşumunu önlemede önemli rol oynadığını ifade ediyor. Günlük temiz çorap kullanımı, pamuklu ve ter emici çorapların tercih edilmesi ile ayakkabıların düzenli şekilde havalandırılması da ayak sağlığını destekleyen alışkanlıklar arasında. Ayak tırnaklarının çok kısa kesilmemesi ve kenarlarının oyulmaması gerektiğini hatırlatan Başar, tırnakların düz şekilde kesilmesinin batık tırnak oluşumunu önlemeye yardımcı olduğunu vurguluyor. Ayrıca, mantar ve diğer enfeksiyonların bulaşma riskini azaltmak için kişisel bakım malzemelerinin ortak kullanılmaması gerektiğinin de altını çiziyor.</p>

<p><strong>DİYABET HASTALARI DAHA DİKKATLİ OLMALI</strong></p>

<p>Yaz ayları diyabet hastalarının ayakları için daha büyük bir risk. His kaybı nedeniyle küçük yaralar fark edilmeyebiliyor. Bu nedenle günlük ayak kontrolü, özellikle diyabet hastalarında oldukça önemli. Bu kişilerin ayaklarını her gün kontrol etmeleri, rahat ayakkabılar tercih etmeleri ve en küçük yara ya da renk değişikliğinde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurmaları öneriliyor.</p>

<p><strong>BASİT ÖNLEMLERLE AYAK SAĞLIĞINI KORUYUN </strong></p>

<p>· Ayaklarınızı her gün temizlemeyi ihmal etmeyin, parmak aralarını iyice kurulayın.</p>

<p>· Pamuklu çorap kullanın.</p>

<p>· Ayaklarınızı düzenli olarak nemlendirin.</p>

<p>· Her zaman uygun ayakkabı ve terlik seçimine özen gösterin.</p>

<p>Ayakta uzun süre geçmeyen kızarıklık, şişlik, yara veya mantar belirtilerinin görülmesi halinde ise kendi kendine tedavi uygulanmaması ve bir sağlık profesyoneline başvurulması gerekiyor. Podolog Fahrettin Başar, sağlıklı ayakların hareket kabiliyetinin korunması ve yaşam kalitesinin sürdürülebilmesi açısından tüm bunların büyük önem taşıdığını, yaz aylarında ayak bakımına gösterilecek özenin birçok sağlık sorununun önlenmesine katkı sağladığını belirtiyor.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/yanlis-terlik-kullanimi-ayak-sagligini-tehdit-ediyor</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 15:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/08/1785308367-fahrettin-ba-ar-1280-1024.jpg" type="image/jpeg" length="78285"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ağustos sıcaklarında sağlıklı kalmak için 10 önemli öneri]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/agustos-sicaklarinda-saglikli-kalmak-icin-10-onemli-oneri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/agustos-sicaklarinda-saglikli-kalmak-icin-10-onemli-oneri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz sıcakları her yıl daha uzun sürüyor, etkisi ise daha sert hissediliyor. Ağustos ayında daha da artan aşırı sıcaklar; bireylerin yaşam konforunu azaltmanın yanı sıra sıcak çarpmasından kalp ve böbrek sorunlarına kadar ciddi sağlık risklerini de beraberinde getirebiliyor.</p>

<p>Özellikle yaşlılar, çocuklar, kronik hastalığı bulunanlar ve açık alanda çalışanlar için tehlike oluşturan bu dönemde alınacak basit ancak etkili önlemler, sağlığı korumada kritik rol oynuyor. Memorial Göztepe Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Yasin Bakcan, yaz aylarını güvenli ve sağlıklı geçirmek için dikkat edilmesi gereken 10 önemli öneriyi sıraladı.</p>

<p><strong>1. Günün en sıcak saatlerinde dışarı çıkmayın</strong></p>

<p>Yaz aylarında güneş ışınlarının en dik açıyla geldiği 11.00-16.00 saatleri, sıcaklığın en yoğun hissedildiği zaman dilimidir. Mümkünse bu saatlerde dışarı çıkılmamalıdır. Dışarı çıkılması gerekiyorsa gölgede kalınmalı, ağır fiziksel aktivitelerden kaçınılmalı, açık renkli ve bol kıyafetler tercih edilmeli, şapka kullanılmalıdır. Park halindeki araçlarda çocuklar, yaşlılar veya evcil hayvanlar hiçbir koşulda bırakılmamalıdır.</p>

<p><strong>2. Susamayı beklemeyin, gün boyu düzenli su tüketin</strong></p>

<p>Sıcak havalarda sıvı ihtiyacı belirgin şekilde artar. Günlük su tüketimi kişinin yaşı, kilosu ve sağlık durumuna göre değişmekle birlikte, kilogram başına en az 30 ml olmalı; çoğu yetişkin için bu miktar yaklaşık 3 litreye kadar çıkabilmektedir. Su tek seferde değil, gün içine yayılarak tüketilmelidir. Susamayı beklemek ise vücudun sıvı kaybetmeye başladığının önemli bir göstergesidir.</p>

<p><strong>3. Sıcak çarpmasının belirtilerini ve sonuçlarını bilin</strong></p>

<p>Sıcak çarpması, yaz aylarının en ciddi sağlık sorunlarından biridir. Şiddetli baş ağrısı, baş dönmesi, bilinç bulanıklığı, davranış değişiklikleri, aşırı halsizlik, ağız kuruluğu, terlemenin azalması ve vücut sıcaklığının 40 derecenin üzerine çıkması en önemli belirtiler arasındadır. İlk soğutma uygulamalarına rağmen belirtiler düzelmiyor ya da bilinç değişikliği gelişiyorsa vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.</p>

<p>Aşırı sıcağa maruz kalınması sonucunda ısı krampları, ısı yorgunluğu, ısı senkopu, rabdomiyoliz ve ısıya bağlı döküntüler gibi hastalıkların yanı sıra; kalp, dolaşım, solunum, böbrek ve sinir sistemini etkileyen sağlık sorunları, psikiyatrik etkiler ve uyku bozuklukları da görülebilir. Duruma erken müdahale edilmediğinde çoklu organ yetmezliği gibi hayati risk oluşturan ciddi tabloların gelişebileceği unutulmamalıdır.</p>

<p><strong>4. Yaz aylarında beslenmenizi hafifletin</strong></p>

<p>Ağır, yağlı ve kızartılmış yiyecekler yerine sindirimi kolay besinler tercih edilmelidir. Kahvaltıda az yağlı peynirler, taze sebzeler ve zeytin; ana öğünlerde ise ızgara veya haşlama yöntemleriyle hazırlanmış yemekler tüketilmelidir. Sebze ve meyveler vitamin ve mineral ihtiyacının karşılanmasına yardımcı olurken, şerbetli tatlılar yerine sütlü veya meyveli tatlılar tercih edilmelidir. Uzun süre aç kalınmasına neden olan şok diyetlerden de kaçınılmalıdır.</p>

<p><strong>5. İçecek seçiminizi dikkatli yapın</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çay, kahve ve gazlı içecekler günlük su ihtiyacını karşılamaz. Aşırı tüketildiklerinde sıvı dengesini olumsuz etkileyebilir. Yaz aylarında suyun yanı sıra ayran, süt, sade maden suyu ve şekersiz komposto gibi içecekler daha doğru seçeneklerdir. Gün boyu yeterli miktarda sıvı alınmasına dikkat edilmeli; özellikle idrar söktürücü etkisi bulunan alkol ve kafeinli içeceklerin tüketimi sınırlandırılmalıdır.</p>

<p><strong>6. Kronik hastalığınız varsa sıcaklara karşı daha dikkatli olun</strong></p>

<p>Hipertansiyon, diyabet, kalp ve böbrek hastaları sıcak havalardan daha fazla etkilenebilir. Bu nedenle serin ortamlarda bulunmaları, düzenli sıvı tüketmeleri ve güneşin en yoğun olduğu saatlerde dışarı çıkmamaları önem taşır. İlaç dozlarında veya kullanım saatlerinde değişiklik yapılması gerekiyorsa mutlaka hekim görüşü alınmalıdır.</p>

<p><strong>7. Klimayı doğru kullanın</strong></p>

<p>Klimalar doğru kullanıldığında sıcak havaların olumsuz etkilerini azaltır. Ancak filtrelerinin düzenli olarak temizlenmesi ve ortam sıcaklığının dış ortamla aşırı fark oluşturmayacak şekilde, yaklaşık 23 derecede tutulması gerekir. Ani sıcaklık değişimleri çeşitli sağlık sorunlarına neden olabilir.</p>

<p><strong>8. Halsizlik ve baş ağrısını hafife almayın</strong></p>

<p>Yaz aylarında görülen halsizlik, baş ağrısı ve tansiyon düşüklüğü çoğu zaman sıvı ve elektrolit kaybından kaynaklanır. Ancak yeterli sıvı alımına rağmen bu şikâyetler devam ediyor ya da göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, bilinç bulanıklığı, bulantı ve kusma gibi belirtiler eşlik ediyorsa mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.</p>

<p><strong>9. Sıcak çarpmasında ilk müdahaleyi öğrenin</strong></p>

<p>Sıcak çarpması yaşayan kişi derhal serin bir ortama alınmalı, üzerindeki fazla kıyafetler çıkarılmalı ve üzerine ılık su uygulanarak buharlaşma yoluyla soğutulmalıdır. Bilinci açıksa su verilebilir. Ancak bilinci kapalı kişilere ağızdan sıvı verilmemeli; kolonya dökmek veya buz gibi suyla ani soğutma uygulamak gibi yanlış yöntemlerden kaçınılmalıdır. Eş zamanlı olarak acil sağlık desteği istenmelidir.</p>

<p><strong>10. Çocukları sıcak havalarda daha yakından takip edin</strong></p>

<p>Çocuklar, sıvı kaybından yetişkinlere göre daha hızlı etkilenebilir. Bu nedenle günün en sıcak saatlerinde dışarıda kalmamaları, sık sık su içmeleri, ince ve açık renkli kıyafetler giymeleri ve şapka kullanmaları sağlanmalıdır. Ayrıca oyun sırasında düzenli dinlenme molaları vermeleri teşvik edilmelidir. Şekerli ve gazlı içecekler yerine su tüketmeleri konusunda desteklenmeleri büyük önem taşır.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/agustos-sicaklarinda-saglikli-kalmak-icin-10-onemli-oneri</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 13:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/08/1785737790-uzm-dr-yasin-bakcan-j-p-g-1280-1024.jpg" type="image/jpeg" length="50139"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Günlük alışkanlıklarınız akneye davetiye çıkarıyor]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/gunluk-aliskanliklariniz-akneye-davetiye-cikariyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/gunluk-aliskanliklariniz-akneye-davetiye-cikariyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gün içinde yüzünüzü sık sık yıkıyor, gözünüze büyük gelen sivilcelerinizi sıkıyor, telefon ekranınızı silmeyi hiç düşünmüyor ve yastık kılıfınızı günlerce değiştirmiyorsunuz.</p>

<p>Günlük hayatın sıradan bir parçası gibi görünen bu alışkanlıkların farkında olmadan akneyi tetikleyebildiğini belirten <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Ayşenur Şam Sarı</strong>, “Toplumda sıklıkla aknenin hormonal ya da genetik nedenlerle ortaya çıktığı düşünülür. Cilt bakımında yapılan yanlışlar, beslenme alışkanlıkları ya da normal görünen günlük davranışlar akne oluşumunda etkili olabilir” diyor.</p>

<p>Uzmanlar akneyi, kıl folikülleri ve yağ bezlerini etkileyen kronik bir deri hastalığı olarak açıklıyor. Oluşumunda ise yağ (sebum) üretiminin artması, gözeneklerin tıkanması, cutibacterium acnes adlı bakterinin çoğalması ve iltihap gelişmesi rol oynuyor.</p>

<p>Pek çoğumuzun sandığı gibi akneler yalnızca yüz bölgesinde oluşmuyor; sırt, göğüs, omuz ve boyunda da görülebiliyor. Çoğu zaman fiziksel bir sorun gibi algılansa da, aknenin tedavi edilmesi gereken bir hastalık olduğunu söyleyen <strong>Dermatoloji Uzmanı Dr. Ayşenur Şam Sarı</strong>, hastalığın kronik olması nedeniyle tekrarlamaması için günlük bazı önlemler almanın etkili olduğunu vurguluyor.</p>

<p><strong>Günlük alışkanlıklara dikkat!</strong></p>

<p>Akne denildiğinde çoğu kişinin aklına ergenlik dönemi geliyor. Ancak akne sorunu günümüzde erişkin bireylerde de sık karşılaşılan cilt hastalıklarından biri. Toplumda yaygın olarak bilinenin aksine aknenin baş sorumlusunun hormonal değişiklikler ile genetik yatkınlık olmadığını belirten Dermatoloji Uzmanı Dr. Ayşenur Şam Sarı, “Hormonlar ve genetik yatkınlığın yanı sıra stres, kullanılan bazı ilaçlar, yanlış kozmetik ürün kullanımı ve yaşam tarzına bağlı alışkanlıklar da aknenin ortaya çıkmasında veya şiddetlenmesinde önemli rol oynar. Bunun yanında gün içinde farkında olmadan yaptığımız bazı hatalar gözeneklerin tıkanmasına, yağ üretiminin artmasına ve iltihaplanmanın kolaylaşmasına neden olabilir” diyor.</p>

<p><strong>Terleme ve güneşe maruz kalmak da akneyi artırıyor</strong></p>

<p>Yaz aylarında artan sıcaklık, terleme ve güneş maruziyeti akneye eğilimli kişilerde şikâyetleri artırabiliyor. Akneyi önlemede en önemli noktanın cildi aşırı temizlemek ya da kurutmaya çalışmak olmadığını belirten Dr. Ayşenur Şam Sarı, “Bunun yerine cilt tipine uygun, nazik ve düzenli bir bakım rutini oluşturmak, komedojenik olmayan ürünler tercih etmek ve akneyi tetikleyen günlük alışkanlıklardan kaçınmaktır” diyerek akneye karşı alabileceğiniz 10 öneriyi sıralıyor.</p>

<p><strong>Yüzünüzü sık yıkamayın</strong></p>

<p>Cildi gün içinde defalarca yıkamak veya alkol içeren sert temizleyiciler kullanmak cilt bariyerini zayıflatıyor. Bunun sonucunda cilt kurudukça kendini korumak amacıyla daha fazla sebum üretmeye başlayabiliyor. Artan yağ üretimi ise gözeneklerin tıkanmasını kolaylaştırarak akneyi şiddetlendirebiliyor.</p>

<p><strong>Ne yapmalı?</strong></p>

<p>· Yüzünüzü sabah ve akşam olmak üzere günde iki kez nazik bir temizleyiciyle yıkayın.</p>

<p>· Alkol oranı yüksek ve cildi kurutan ürünlerden kaçının.</p>

<p>· Cildi tahriş edecek kese ve sert fırçalar kullanmayın.</p>

<p><strong>Sivilcelerinizi sıkmayın</strong></p>

<p>Sivilceleri sıkmanın iltihabın cildin daha derin tabakalarına yayılmasına neden olabileceği uyarısında bulunan Dr. Ayşenur Şam Sarı, “Bu durum hem iyileşme süresini uzatır hem de kalıcı akne izi ve leke gelişme riskini artırır. Ayrıca ellerde bulunan bakteriler enfeksiyon riskini de yükseltebilir” diyor.</p>

<p><strong>Ne yapmalı?</strong></p>

<p>· Sivilceleri sıkmaktan kaçının.</p>

<p>· Gerekirse noktasal akne tedavi ürünleri kullanın.</p>

<p>· Büyük ve ağrılı sivilceler için dermatoloji uzmanına başvurun.</p>

<p><strong>Makyajı cildinizde uzun süre tutmayın</strong></p>

<p>Yoğun yapılı fondötenler, bazı güneş koruyucular ve yağ bazlı kozmetik ürünlerin gözeneklerin tıkanmasına neden olabileceğini belirten Dr. Ayşenur Şam Sarı, “Özellikle makyajın uzun süre ciltte kalması bakterilerin çoğalmasını kolaylaştırabilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p><strong>Ne yapmalı?</strong></p>

<p>· "Non-komedojenik" veya "akneye eğilimli ciltler için uygun" ibaresi bulunan ürünleri tercih edin.</p>

<p>· Gün sonunda makyajınızı mutlaka temizleyin ve makyaj fırçalarını düzenli olarak yıkayın.</p>

<p><strong>Güneş koruyucusuz güneşe çıkmayın </strong></p>

<p>Güneş ışınları başlangıçta akneleri kurutuyor gibi görünse de uzun vadede ciltte kalınlaşmaya, gözeneklerin tıkanmasına ve lekelerin koyulaşmasına neden olabiliyor. Ağır ve yağlı yapıda güneş koruyucular ise akne oluşumunu kolaylaştırabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Ne yapmalı?</strong></p>

<p>· SPF 30-50 arasında, tercihen jel veya akışkan formdaki güneş koruyucuları tercih edin.</p>

<p>· Güneş koruyucunuzu iki-üç saatte bir yenileyin.</p>

<p><strong>Telefon ekranınızı temizleyin</strong></p>

<p>Pek çok kişi telefon ile sivilce oluşumunu birbiriyle ilişkilendirmese de telefon ekranlarında gün boyunca yağ, makyaj kalıntısı, bakteri ve çevresel kirleticiler birikiyor. Telefonun uzun süre yanakla temas etmesi ise özellikle çene ve yanak bölgesinde akne oluşumunu kolaylaştırabiliyor.</p>

<p><strong>Ne yapmalı?</strong></p>

<p>· Telefon ekranınızı düzenli olarak temizleyin.</p>

<p>· Uzun görüşmelerde kulaklık veya hoparlör kullanın.</p>

<p>· Telefonu terli ciltle uzun süre temas ettirmeyin.</p>

<p><strong>Terledikten sonra cildinizi mutlaka temizleyin </strong></p>

<p>Terlemenin tek başına akne oluşturmadığını ancak ter, yağ ve çevresel kirlerle birleştiğinde gözeneklerin tıkanmasını kolaylaştırabileceğini söyleyen Dr. Ayşenur Şam Sarı, “Genellikle spor sonrasında ciltte uzun süre kalan ter özellikle sırt, omuz ve göğüs bölgesindeki akneleri artırabilir” diyor.</p>

<p><strong>Ne yapmalı?</strong></p>

<p>· Egzersiz sonrasında mümkün olan en kısa sürede duş alın.</p>

<p>· Terli kıyafetlerle uzun süre kalmayın.</p>

<p>· Spor yaparken nefes alabilen kumaşlar tercih edin.</p>

<p><strong>Yastık kılıfı ve havlularınızı sık değiştirin </strong></p>

<p>Yastık kılıflarında zamanla yağ, ölü deri hücreleri, saç ürünleri ve mikroorganizmalar birikiyor. Uzun süre aynı kılıfın kullanılması özellikle yüzün temas ettiği bölgelerde akne gelişimini kolaylaştırabiliyor.</p>

<p><strong>Ne yapmalı?</strong></p>

<p>· Yastık kılıflarını haftada en az bir-iki kez değiştirin.</p>

<p>· Yüz havlusunu sık aralıklarla yıkayın ve havluları başkalarıyla ortak kullanmayın.</p>

<p><strong>Saç ürünlerinizi yüzünüzle temas ettirmeyin</strong></p>

<p>Saç yağları, şekillendiriciler ve saç bakım ürünlerinin alın ve şakak bölgesindeki gözenekleri tıkayabileceğini ifade eden Dermatoloji Uzmanı Dr. Ayşenur Şam Sarı, “Özellikle yaz aylarında terleme ile bu ürünlerin cilde geçişi kolaylaşır ve yüzde yeni akne oluşumları görülebilir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p><strong>Ne yapmalı?</strong></p>

<p>· Yağlı saç ürünlerini yüz bölgesinden uzak tutun.</p>

<p>· Saç bakım ürünlerini uyguladıktan sonra yüzünüzü temizleyin.</p>

<p><strong>Yüksek glisemik içerikli beslenmeyin</strong></p>

<p>Akne ile beslenme arasında çok yakın ilişki olduğunu belirten Dr. Ayşenur Şam Sarı, “Şekerli içecekler, beyaz unlu gıdalar ve sık tüketilen ultra işlenmiş besinler insülin ve IGF-1 düzeylerini artırarak yağ bezlerinin daha fazla çalışmasına neden olabilir. Bilimsel çalışmalar özellikle yüksek glisemik yükün akneyi kötüleştirebildiğini göstermektedir” diyor.</p>

<p><strong>Ne yapmalı?</strong></p>

<p>· Tam tahıllar, sebze ve liften zengin beslenmeye özen gösterin.</p>

<p>· Şekerli içecekleri ve işlenmiş gıdaları sınırlandırın.</p>

<p><strong>Stres ve uykusuzluktan uzak durun</strong></p>

<p>Yoğun stres ve yetersiz uyku sırasında kortizol başta olmak üzere bazı hormonların düzeyinin değişebileceğini belirten Dr. Ayşenur Şam Sarı, “Bu hormonal değişiklikler yağ üretimini artırabilir ve mevcut aknelerin alevlenmesine yol açabilir. Aynı zamanda cildin onarım mekanizmaları da yavaşlar” ifadelerini kullanıyor.</p>

<p><strong>Ne yapmalı?</strong></p>

<p>· Düzenli uyku alışkanlığı edinin.</p>

<p>· Stres yönetimi için yürüyüş, egzersiz veya nefes egzersizlerinden yararlanın.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/gunluk-aliskanliklariniz-akneye-davetiye-cikariyor</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 10:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/08/1785739276-d-r-a-y-e-n-u-r-a-m-s-a-r-i-1280-1024.jpg" type="image/jpeg" length="95469"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İnme sonrası sosyal hayat da etkileniyor]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/inme-sonrasi-sosyal-hayat-da-etkileniyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/inme-sonrasi-sosyal-hayat-da-etkileniyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İnme, dünya genelinde ölüm ve kalıcı engelliliğin en önemli nedenleri arasında yer alıyor. Ancak inmenin etkileri yalnızca hareket kaybıyla sınırlı değil. </strong></p>

<p>İnme sonrasında birçok kişinin dil, konuşma ve iletişim becerilerinde çeşitli güçlüklerle karşılaşabildiğini açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Dil ve Konuşma Terapisti Ayşegül Yılmaz, “İnme sonrasında dili anlama veya konuşma güçlüğü, konuşmanın peltekleşmesi ya da sözcükleri doğru şekilde söyleyememe gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Bu sorunlar yalnızca iletişimi değil, kişinin bağımsızlığını ve yaşam kalitesini de olumsuz etkiliyor” açıklamasında bulundu.</p>

<p>İnme sonrasında görülen iletişim, ses ve yutma sorunlarının kişiden kişiye değişebildiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Dil ve Konuşma Terapisti Ayşegül Yılmaz, “Yutma bozuklukları özellikle inmenin hemen ardından daha sık görülebilir. Belirtiler birçok hastada birkaç hafta içinde azalırken bazı kişilerde daha uzun süre devam edebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ses bozuklukları ise konuşma ve yutma sorunlarına göre daha nadir görülür. Sorunların türü ve şiddeti; inmenin etkilediği beyin bölgesine, hasarın boyutuna ve kişinin genel sağlık durumuna bağlı olarak değişir. Erken dönemde başlanan, kişiye özel dil ve konuşma terapileri iyileşme sürecini destekler” dedi.</p>

<p><strong>Sorunun kaynağına göre belirtiler değişiyor </strong></p>

<p>İnme sonrası en sık karşılaşılan rahatsızlıkları sıralayan Yılmaz, “Afazi, beyindeki dilden sorumlu alanların hasarlanmasından kaynaklanan edinilmiş bir dil bozukluğudur. Bu duruma sahip bireylerde konuşma, konuşulanı anlama, tekrarlama, kelime bulma, okuma ve yazma becerileri etkilenebilir.</p>

<p>Dizartri, konuşmada görev alan kasların güçsüzlüğü veya koordinasyon bozukluğuna bağlı olarak konuşmanın yavaşlamasına ve anlaşılmasının güçleşmesine neden olabilir. Konuşma apraksisinde ise kişi ne söylemek istediğini bilmesine rağmen konuşma için gerekli hareketleri planlamakta ve kelimeleri doğru şekilde üretmekte zorlanabilir. Bunun yanı sıra ses telleri, gırtlak ve solunum kaslarının etkilenmesine bağlı olarak ses ve yutma bozuklukları da görülebilir” dedi.</p>

<p><strong>Konuşmadaki değişiklikler göz ardı edilmemeli </strong></p>

<p>Dil, konuşma, ses ve yutma bozukluklarının nasıl ortaya çıkabileceğine değinen Yılmaz, “Kelimeleri bulmakta zorlanma, uygun olmayan veya anlamsız kelimeler kullanma, konuşulanları anlamada güçlük, yavaş ya da zorlanarak konuşma, sesin kısık veya nefesli çıkması gibi sorunlar görülebilir.</p>

<p>Yutma bozukluklarında ise yemek yerken, su içerken ya da ilaç yutarken öksürme, tıkanma, boğulma hissi ve yemek yeme süresinin uzaması yaşanabilir. İnme geçirmiş bir kişide yutma sırasında öksürme, konuşmada yeni bir bozulma veya mevcut sorunda belirgin bir artış görülmesi halinde vakit kaybetmeden uzman değerlendirmesine başvurulmalı” bilgilerini verdi.</p>

<p><strong>Tanı için kapsamlı değerlendirme şart</strong></p>

<p>İnme teşhisinin hekim tarafından konmasının ardından dil, konuşma ve yutma becerilerinin dil ve konuşma terapisti tarafından incelenmesi gerektiğinin altını çizen Yılmaz, “Dil bozukluklarında detaylı öykü ve gözlemin yanı sıra spontan konuşma, konuşulanı anlama, kelime adlandırma, tekrarlama, okuma ve yazma becerilerini ölçen bazı testlerden yararlanılır. Konuşma bozukluklarında ise ilgili kasların yapısı, hareket açıklığı, gücü ve koordinasyonu ile konuşma seslerinin üretimi ele alınır.</p>

<p>Yutma güçlüğünün belirlenmesinde yatak başı klinik incelemeler, çeşitli ölçek ve testler ile gerektiğinde yutmayı görüntüleyen aletsel yöntemler kullanılabilir. Elde edilen sonuçlara göre hastanın dil, konuşma, ses, yutma ve iletişim becerilerine yönelik uygun destek planlanır” dedi.</p>

<p><strong>Terapi günlük yaşama katılımı destekliyor</strong></p>

<p>Hastanın ihtiyaç duyduğu besin ve sıvıyı güvenli şekilde alabilmesinin öncelikli hedef olduğunu belirten Yılmaz, “Değerlendirme sonuçlarına göre ilgili branşlarla iş birliği yapılarak en uygun beslenme yöntemi belirlenir. Gerektiğinde besinlerin kıvamı düzenlenir, uygun duruş pozisyonu sağlanır ve çeşitli rehabilitasyon tekniklerinden yararlanılır.</p>

<p>Dil, konuşma ve ses terapilerinde ise anlama, kelime bulma, anlaşılır konuşma ve ses kullanımı gibi etkilenen beceriler desteklenir. Aile bireylerinin de sürece dahil edilmesiyle iletişim güçlüklerinin ve sosyal izolasyonun azaltılması, kişinin günlük yaşama daha aktif katılması hedeflenir” dedi.</p>

<p><strong>Vakit kaybetmeden terapiye başlanmalı</strong></p>

<p>İnme sonrasında ortaya çıkan bu bozukluklarda terapiye ne kadar erken başlanırsa kaybedilen becerilerin geri kazanılma olasılığının da o kadar arttığını belirten Yılmaz, “Erken dönemde beynin yeni bağlantılar kurma kapasitesi daha yüksektir. Bazı hastalarda birkaç hafta boyunca belirtilerin kendiliğinden azaldığı bir iyileşme süreci görülebilse de bu süreci şansa bırakmamak ve hastanın tıbbi durumu uygun olur olmaz terapiye başlamak büyük önem taşır” dedi.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/inme-sonrasi-sosyal-hayat-da-etkileniyor</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 13:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/07/a-s-m-aysegul-yilmaz-gorseli-1280-1024.jpg" type="image/jpeg" length="96930"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yazın böbrek taşına karşı 4 etkili önlem!]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/yazin-bobrek-tasina-karsi-4-etkili-onlem</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/yazin-bobrek-tasina-karsi-4-etkili-onlem" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında hava sıcaklıklarının yükselmesiyle artan terleme, vücudun sıvı dengesini bozarak böbrek taşı oluşumu riskini önemli ölçüde artırıyor. Yeterli sıvı alınmadığında idrar hacmi azalırken, idrardaki kalsiyum, oksalat ve ürik asit gibi taş oluşturan minerallerin yoğunluğu artıyor. Bu mineraller zamanla kristalleşip birleşerek böbrek taşı oluşumuna zemin hazırlıyor.</p>

<p><strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Üroloji Uzmanı Dr. Tünkut Salim Doğanca</strong> “Yaz aylarında yeterli su tüketimi ve doğru beslenme alışkanlıkları gibi basit ama etkili önlemler, böbrek taşı oluşumunu büyük oranda önleyebilir. Böylece ileride yaşanabilecek şiddetli ağrıların, acil başvuruların ve cerrahi girişimlerin de önüne geçmek mümkün olabilir" diyor.</p>

<p>Dr. Doğanca yaz aylarında böbrek sağlığını korumak ve böbrek taşı riskini azaltmak için alınabilecek 4 etkili önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Günde 2,5-3 litre su tüketin</strong></p>

<p>Böbrek taşından korunmanın en etkili yolu yeterli sıvı tüketmektir. Özellikle sıcak havalarda terlemeyle kaybedilen su mutlaka yerine konulmalıdır. İdrarın açık sarı veya berrak renkte olması yeterli sıvı alındığının en önemli göstergelerinden biridir.</p>

<p>Günde 2,5-3 litre su tüketildiğinde idrar miktarı artar ve taş oluşturan mineraller seyrelerek kristalleşme olasılığı azalır. Suyu tek seferde değil, gün içinde düzenli aralıklarla tüketmek ve özellikle yoğun terleme sonrasında sıvı kaybını gecikmeden yerine koymak böbreklerin sağlıklı çalışmasına önemli katkı sağlar.</p>

<p><strong>Tuz tüketimini sınırlandırın</strong></p>

<p>Aşırı tuz tüketimi idrarda kalsiyum atılımını artırarak böbrek taşı oluşumunu kolaylaştırabilir. Bu nedenle hazır gıdalar, işlenmiş et ürünleri ve aşırı tuzlu atıştırmalıklardan kaçınılmalıdır. Günlük tuz tüketiminin artması sadece böbrek taşı değil, yüksek tansiyon ve böbrek fonksiyonlarında bozulma riskine de yol açabilir. Yemeklere sonradan tuz eklememek, etiket okuma alışkanlığı kazanmak ve doğal besinleri tercih etmek böbrek sağlığını korumak için önemlidir.</p>

<p><strong>Hayvansal proteini ölçülü tüketin</strong></p>

<p>Aşırı miktarda kırmızı et ve diğer hayvansal proteinlerin tüketilmesi, idrarın asit oranını artırarak bazı böbrek taşı türlerinin oluşum riskini yükseltebilir. Ayrıca idrarda taş oluşumunu önlemeye yardımcı olan sitrat düzeyinin azalmasına da yol açabilir. Bu nedenle öğünlerde sebze, meyve ve tam tahıllara da yeterince yer verilmesi taş oluşumuna karşı koruyucu etki sağlayabilir.</p>

<p><strong>Kalsiyumu bilinçsizce kısıtlamayın</strong></p>

<p>Üroloji Uzmanı Dr. Tünkut Salim Doğanca “Böbrek taşı olan kişilerin en sık yaptığı hatalardan biri süt ve süt ürünlerini tamamen bırakmaktır. Oysa normal miktarda besinlerle alınan kalsiyum, bağırsakta oksalatla bağlanarak bazı böbrek taşı türlerinin oluşma riskini azaltmaya yardımcı olabilir.</p>

<p>Bu nedenle doktor önerisi olmadan kalsiyum takviyesi kullanmamak ve dengeli beslenmek daha doğru bir yaklaşımdır. Beslenme planı mutlaka doktor önerisine göre düzenlenmelidir” diyor.</p>

<p><strong>Dikkat! Böbrek taşı belirti vermeden ilerleyebiliyor!</strong></p>

<p><strong>Böbrek taşlarının her zaman şiddetli ağrıya neden olmadığını vurgulayan Dr. Doğanca şöyle konuşuyor:</strong></p>

<p>Hareket etmeyen veya idrar yolunda tıkanıklık oluşturmayan taşlar uzun süre sessiz kalabilir. Düzenli üroloji kontrolleri sayesinde taşlar büyümeden ve cerrahi müdahale gerektirecek aşamaya gelmeden tespit edilebilir.</p>

<p>Özellikle daha önce böbrek taşı düşüren kişilerde yeni taş oluşma riski yüksektir. Bu nedenle belirli aralıklarla yapılacak ultrason veya gerekli görülen görüntüleme yöntemleri sayesinde taşlar erken dönemde saptanabilir ve daha kolay tedavi edilebilir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/yazin-bobrek-tasina-karsi-4-etkili-onlem</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 10:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/07/1784266164-t-nkut-salim-do-anca-1280-1024.jpg" type="image/jpeg" length="83144"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yaz yorgunluğunun altından hormon dengesizlikleri çıkabilir]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/yaz-yorgunlugunun-altindan-hormon-dengesizlikleri-cikabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/yaz-yorgunlugunun-altindan-hormon-dengesizlikleri-cikabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yaz aylarında artan sıcaklık, terleme ve sıvı kaybı, damarların genişlemesine bağlı tansiyon düşüklüğüne, bu durum da halsizlik ve enerji kaybına yol açabiliyor. </strong></p>

<p>Ancak her yorgunluğu sıcak havaya bağlamanın doğru bir yaklaşım olmadığını açıklayan Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Fulya Akın, “Bu şikâyetlerin altında hormonal düzensizliklerin, kan şekerindeki dalgalanmaların veya vitamin eksikliklerinin de bulunabileceği bilinmeli” dedi.</p>

<p>Tiroit bezinin az ya da fazla çalışması, insülin direnci, kortizol hormonundaki dengesizlikler ve D vitamini eksikliğinin, yaz sıcaklarıyla birleştiğinde yorgunluğu daha da ağırlaştırabildiğine dikkat çeken Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Fulya Akın, “Elektrolit dengesizliği ve tansiyon düşüklüğünün yanı sıra çarpıntı, aşırı terleme, sıcağa tahammülsüzlük, yemek sonrası uyku hali, ani açlık, cilt kuruluğu, saç dökülmesi ve ödem gibi belirtilerin gözlemlenmesi halinde yorgunluğun nedeninin araştırılması kıymetli” şeklinde konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Tiroit bozuklukları sıcağa tahammülü azaltıyor</strong></p>

<p>Tiroit bezi ve hormonlarının vücudun ısı dengesini ve metabolizmayı düzenlediğinin altını çizen Akın, “Tiroidin fazla çalışması; çarpıntı, aşırı terleme ve sıcağa tahammülsüzlük gibi belirtilere yol açabilir. Hipotiroidi olarak adlandırılan tiroidin az çalışması durumunda ise yorgunluk, enerji düşüklüğü, sürekli uyku hali, cilt kuruluğu, saç dökülmesi ve ödem görülebilir. Bu nedenle ‘Sıcaktan bunalıyorum’ veya ‘Sıcak beni çok yoruyor’ diyen kişilerde, teşhis edilmemiş bir tiroit bezi bozukluğu söz konusu olabilir” dedi.</p>

<p><strong>Dondurma veya soğuk şekerler kan şekeri dengesini bozuyor</strong></p>

<p>İnsülin direnci ve kan şekeri dalgalanmalarının da halsizliği artırabileceğini belirten Akın, “Özellikle yemeklerden sonra ortaya çıkan uyku hali, ani açlık hissi ve huzursuzluk, kan şekerindeki dalgalanmalara işaret edebilir. Yaz aylarında değişen beslenme düzeniyle birlikte dondurma, soğuk şekerli gıdalar ve serinletici meyvelerin fazla tüketilmesi de bu dalgalanmaları artırabilir” dedi.</p>

<p><strong>Kapalı ortamda çalışanlarda D vitamini eksikliği görülebilir</strong></p>

<p>Yaz aylarında D vitamini eksikliğinin daha az beklenen bir durum olsa da kapalı ortamda çalışanlarda ve yoğun güneş kremi kullananlarda görülebileceğini vurgulayan Akın, “Bu nedenle halsizlik, enerji düşüklüğü ile kas ve kemik ağrıları yaşayan kişilerde D vitamini eksikliği de göz önünde bulundurulmalı” uyarısında bulundu.</p>

<p><strong>Geçmeyen yorgunluk kontrol edilmeli</strong></p>

<p>Kortizol dengesizliklerinin de yorgunluğa yol açabileceğini belirten Akın, “Kortizol eksikliğinde sabah yataktan kalkmakta güçlük, stresle başa çıkamama, genel yorgunluk ve enerji düşüklüğü görülebilir. Dinlenme, yeterli su tüketimi ve uykuya rağmen geçmeyen kronik yorgunluğa; açıklanamayan kilo alımı veya kaybı, sıcağa tahammülsüzlük, çarpıntı, ellerde titreme, cilt kuruluğu, saç dökülmesi, ödem, yemek sonrası uyku hali ya da ani kan şekeri düşüşleri eşlik ediyorsa mutlaka bir endokrinoloji uzmanına başvurulmalı” dedi.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/yaz-yorgunlugunun-altindan-hormon-dengesizlikleri-cikabilir</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Jul 2026 13:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/07/1785392051-a-s-m-fulya-akin-gorseli-1280-1024.jpg" type="image/jpeg" length="58200"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tansiyonunuz kontrol altına alınamıyorsa…]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/tansiyonunuz-kontrol-altina-alinamiyorsa</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/tansiyonunuz-kontrol-altina-alinamiyorsa" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde yaklaşık 1 milyar 400 milyon, Türkiye’de de 20 milyon kişinin hipertansiyonla yaşadığı tahmin ediliyor.</p>

<p>Kalp ve damar hastalıkları açısından önemli bir risk faktörü olan hipertansiyonun nedenleri arasında genellikle sağlıksız beslenme, genetik yatkınlık, aşırı tuz tüketimi ve hareketsiz yaşam gibi faktörler yer alıyor. Ancak özellikle dirençli hipertansiyon, böbreküstü bezinde gelişen bazı kitlelerin aşırı miktarda salgıladığı aldosteron hormonundan kaynaklanabiliyor.</p>

<p><strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Köstek, </strong>özellikle iki veya daha fazla tansiyon ilacı kullanmasına rağmen kan basıncı kontrol altına alınamayan ve potasyum düşüklüğü yaşayan hastaların böbreküstü bezi kitleleri açısından mutlaka değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.</p>

<p><strong>Doç. Dr. Mehmet Köstek,</strong> yüksek tansiyonun nedeninin ayrıntılı şekilde araştırılması ve tedavinin altta yatan sebebe yönelik planlanması gerektiğini vurgularken, “Günümüzde çoğunlukla kapalı yöntemlerle gerçekleştirilen cerrahi tedaviyle, aşırı aldosteron hormonu salgılayarak kan basıncını yükselten kitle çıkarılmaktadır. Operasyon sonrasında tansiyon normale dönebilmekte veya kullanılan ilaç sayısı önemli ölçüde azaltılabilmektedir” diyor.</p>

<p><strong>Bu hormon dirençli hipertansiyona neden olabiliyor!</strong></p>

<p>Her iki böbreğin hemen üzerinde bulunan ve 4-6 gram ağırlığında olan böbreküstü bezleri; kortizol, adrenalin ile aldosteron gibi yaşamsal önem taşıyan hormonları üretmek ve salgılamak gibi son derece önemli işlevler üstleniyor. Ancak, böbreküstü bezlerinde gelişen iyi huylu bir kitlenin, vücudun su ve mineral dengesini düzenleyen aldosteron hormonunu aşırı miktarda üretmesi durumunda böbreklerde sodyum ve su tutulması, buna bağlı olarak da potasyum kaybı gelişebiliyor. Bu durum kan basıncının yükselmesine ve hipertansiyona yol açabiliyor.</p>

<p>Doç. Dr. Mehmet Köstek, fazla salgılanan aldosteron hormonunun dirençli hipertansiyonun en önemli nedenleri arasında yer aldığını ifade ederken, “Yüksek tansiyonla birlikte potasyum düşüklüğünün görülmesi aldosteron hormonunun fazla salgılandığını düşündüren önemli bulgulardan biri olarak kabul edilmektedir. Bu bulguların varlığında böbreküstü bezinde hormon salgılayan bir kitle bulunup bulunmadığının mutlaka araştırılması gerekmektedir” uyarısında bulunuyor.</p>

<p><strong>Kitleler çoğunlukla fark edilmiyor</strong></p>

<p>Böbreküstü bezindeki kitleler çoğu zaman belirti vermediği için genellikle fark edilmiyor. Bu nedenle hastalar iki veya daha fazla tansiyon ilacı kullanmalarına rağmen tedaviden istenen sonuç alınamayabiliyor.</p>

<p>Uzun süre kontrol altında tutulamayan yüksek tansiyonun ilerleyen dönemde kalp ve damar hastalıkları açısından önemli bir risk oluşturduğunu belirten Doç. Dr. Mehmet Köstek,<strong> </strong> “Ayrıca, sürekli potasyum kaybı yaşanıyorsa, kas güçsüzlüğünden kalp ritim bozukluklarına kadar uzanan sağlık sorunları gelişebilmektedir. Hastalar bu değerlerin normale dönmesi için çok fazla miktarda potasyum takviyesi almak zorunda kalabilmektedir. Dolayısıyla böbreküstü bezi kitlesinde erken tanı ve tedavi son derece önemlidir” diye konuşuyor.</p>

<p><strong>Tanı süreci ayrıntılı değerlendirmeyle başlıyor</strong></p>

<p>Böbreküstü bezi kitlesinin tanısında ilk olarak hastanın tıbbi öyküsü ve şikayetleri ayrıntılı olarak değerlendiriliyor. Ardından ilgili hormon tetkikleri isteniyor. Kanda hormon düzeylerinde fazlalık tespit edilmesi durumunda, tomografi ve manyetik rezonans (MR) gibi kesitsel görüntüleme yöntemleri kullanılarak kitlenin hangi böbreküstü bezinde olduğu belirleniyor.</p>

<p><strong>Kapalı cerrahiyle başarılı sonuçlar alınıyor</strong></p>

<p>Cerrahi tedavide amaç, fazla hormon salgılayan böbreküstü bezi kitlesinin çıkarılmasıyla hormon düzeylerinin en kısa sürede normale dönmesini sağlamak. Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Köstek,<strong> </strong>günümüzde bu işlemin çoğunlukla laparoskopik ve robotik cerrahi yöntemlerle kapalı olarak yapıldığını aktarırken, “Küçük kesilerle yapılan operasyonun ardından hastalar 1-2 gün içinde normal yaşamlarına dönebilmektedir. Ameliyat sonrası dönemde hastaların hormon düzeyleri düzenli olarak takip edilerek, gerekli durumlarda ilaç tedavileri yeniden düzenlenebilmektedir” bilgisini veriyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/tansiyonunuz-kontrol-altina-alinamiyorsa</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Jul 2026 10:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/07/1785392863-d-o-d-r-m-e-h-m-e-t-k-s-t-e-k-1280-1024.jpg" type="image/jpeg" length="89031"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Berkay Aydoğmuş Gebzespor’da!]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/berkay-aydogmus-gebzesporda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/berkay-aydogmus-gebzesporda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gebzespor, geçen sezon Sarıyer formasını terleten orta saha oyuncusu Berkay Aydoğmuş’u Başakşehir Kulübü’nden 1 yıllığına kiraladı. 22 yaşındaki futbolcu, kendisini Gebzesporlu yapan sözleşmeye imza atmasının ardından takımın Bolu kampına dahil oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2.Lig ekibimiz Gebzespor, transferde hareketli günler geçiriyor. Mor Menekşeler, geçen sezon TFF 1.Lig ekiplerinden Sarıyer formasını giyen Berkay Aydoğmuş’u kadrosuna kattı. Sarıyer takımında 9’u ilk 11 olmak üzere toplam 17 maça çıkan başarılı orta saha oyuncusu, genç yaşına rağmen önemli bir tecrübeye sahip olmasıyla dikkat çekiyor.<br />
<strong>BONSERVİSİ BAŞAKŞEHİR’DE</strong><br />
Nazillispor altyapısında yetişip profesyonel olduktan sonra, 2022-2023 sezonunda Başakşehir’e transfer olan, 1,5 yıllık Süper Lig deneyiminin ardından önce Esenler Erokspor’a, ardından ise Sarıyer’e kiralanan Berkay, üst liglerde gösterdiği başarılı performansla dikkatleri üzerine toplamayı başarmıştı. Bonservisi Başakşehir’de bulunan genç futbolcu, yeni sezonda kiralık olarak Gebzespor formasını terletecek.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/berkay-aydogmus-gebzesporda</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 21:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/07/whatsapp-image-2026-07-28-at-202159.jpeg" type="image/jpeg" length="44812"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sigarayı bıraktığınız anda vücudunuzda iyileşme başlıyor]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/sigarayi-biraktiginiz-anda-vucudunuzda-iyilesme-basliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/sigarayi-biraktiginiz-anda-vucudunuzda-iyilesme-basliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sigara kullanımı, dünyada önlenebilir hastalık ve erken ölüm nedenleri arasında ilk sıralarda yer almaya devam ediyor. Buna rağmen birçok kişi uzun yıllar sigara kullandığı için vücudunun artık toparlanamayacağını düşünüyor ya da sigarayı bırakmanın kendisi için geç kaldığını hissediyor. Bilimsel veriler, sigaranın bırakılmasıyla birlikte vücudun ilk dakikalardan itibaren kendini onarmaya başladığını ve bu iyileşme sürecinin yıllar boyunca devam ettiğini ortaya koyuyor.</p>

<p><img alt="" height="445" src="https://kocaelioncucom.teimg.com/kocaelioncu-com/uploads/2026/07/1785221114-sedat-bayrakc.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="700" /></p>

<p>Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Sedat Bayrakçı, sigarayı bırakmanın her yaşta önemli sağlık kazanımları sağlayabileceğini belirterek, bırakma sürecinde yaşanan değişimlerin bilinmesinin kişilere önemli bir motivasyon oluşturabileceğini ifade ediyor.</p>

<p><strong>İlk 20 dakikada ilk değişimler başlıyor</strong></p>

<p>Sigaranın bırakılmasının ardından vücut, zarar gören sistemleri onarmaya yönelik doğal mekanizmalarını hızla devreye sokuyor.</p>

<p>İlk 20 dakika içerisinde kalp atım hızı ve tansiyon normal seviyelere yaklaşmaya başlarken, dolaşım sistemi de olumlu yönde etkileniyor. İlk saatlerde kandaki karbonmonoksit düzeyi azalırken oksijen miktarı artıyor. Yaklaşık 24 saat sonunda ise karbonmonoksit büyük ölçüde vücuttan uzaklaştırılıyor ve akciğerler biriken mukusu temizleme sürecine başlıyor.</p>

<p>Uzm. Dr. Sedat Bayrakçı, "Birçok kişi sigarayı bıraktığında vücudunda hiçbir değişiklik olmayacağını düşünüyor. Oysa iyileşme süreci, sigaranın bırakıldığı ilk dakikalarda başlıyor. Bu süreç zaman içinde kalp, damar ve akciğer sağlığı açısından önemli kazanımlara dönüşüyor." diyor.</p>

<p><strong>Tat ve koku duyuları yeniden canlanabilir</strong></p>

<p>Sigaranın bırakılmasından sonraki ilk iki gün içerisinde vücuttaki nikotin büyük ölçüde temizleniyor. Bu süreçte tat ve koku alma duyularında belirgin iyileşme görülebilir.</p>

<p>Ancak bu dönemde nikotin yoksunluğuna bağlı olarak sigara isteği, huzursuzluk, dikkat dağınıklığı veya iştah artışı gibi belirtiler de yaşanabiliyor. Uzmanlar, bu belirtilerin bırakma sürecinin doğal bir parçası olduğunu ve gerekli durumlarda profesyonel destek alınmasının süreci kolaylaştırabileceğini belirtiyor.</p>

<p><strong>Akciğerler kendini temizlemeye başlar</strong></p>

<p>Sigaranın solunum sistemi üzerindeki en önemli etkilerinden biri, hava yollarındaki doğal temizlik mekanizmasının bozulmasıdır. Akciğerlerde bulunan ve "silya" adı verilen mikroskobik tüycükler, sigara dumanına bağlı olarak görevlerini yerine getiremez hale gelebiliyor.</p>

<p>Sigara bırakıldıktan sonraki ilk haftalar ve aylarda bu yapıların yeniden çalışmaya başlamasıyla birlikte geçici olarak öksürükte artış görülebiliyor. Uzmanlara göre bu durum çoğu zaman akciğerlerin temizlenme sürecinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Yaklaşık 2 hafta ile 3 ay arasında ise akciğer fonksiyonlarında iyileşme görülmeye başlanırken nefes darlığında azalma yaşanabiliyor. Fiziksel aktiviteler daha rahat yapılabilir hale gelir.</p>

<p>Riskler azalıyor ancak düzenli takip önemini korur</p>

<p>Sigaranın bırakılmasıyla birlikte uzun vadede kalp ve damar hastalıkları ile bazı kanser türlerinin görülme riski de giderek azalıyor.</p>

<p>Yaklaşık bir yıl sonunda koroner kalp hastalığı riski önemli ölçüde düşerken, takip eden yıllarda felç ve bazı kanser türlerine ilişkin risklerde de azalma görülebilir. Onuncu yılın sonunda akciğer kanserinden yaşam kaybı riski, sigara içmeye devam eden bireylere göre belirgin şekilde azalabiliyor.</p>

<p>Uzun yıllar yoğun sigara kullanan kişilerde oluşan bazı yapısal akciğer hasarlarının tamamen düzelmeyebileceğini vurgulayan Uzm. Dr. Sedat Bayrakçı, bu nedenle özellikle risk grubundaki bireylerin düzenli hekim kontrollerini ihmal etmemesi gerektiğini belirtiyor.</p>

<p><strong>Elektronik sigara güvenli bir alternatif değil</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Son yıllarda sigarayı bırakmak isteyen kişiler arasında elektronik sigara kullanımının yaygınlaştığını belirten Uzm. Dr. Sedat Bayrakçı, bu ürünlerin zararsız olduğu düşüncesinin doğru olmadığını ifade ediyor.</p>

<p>Sigaranın bırakılması sürecinde amaç, akciğerleri yeni kimyasal maddelere maruz bırakmak değil; solunum sisteminin doğal iyileşme sürecini desteklemektir. Bu nedenle bırakma sürecinin hekim önerileri doğrultusunda planlanması önem taşıyor.</p>

<p><strong>Sağlıklı yaşam alışkanlıkları iyileşmeyi destekliyor</strong></p>

<p>Sigaranın bırakılması sonrasında düzenli egzersiz yapılması, dengeli beslenilmesi, yeterli su tüketilmesi ve pasif sigara dumanından uzak durulması iyileşme sürecine katkı sağlayabiliyor.</p>

<p>Uzun yıllar sigara kullanmış kişilerde üç haftadan uzun süren öksürük, geçmeyen nefes darlığı, kanlı balgam veya açıklanamayan kilo kaybı gibi belirtilerin görülmesi halinde gecikmeden göğüs hastalıkları uzmanına başvurulması önerilir.</p>

<p>Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Sedat Bayrakçı, "Sigarayı bırakmak için hiçbir zaman geç değildir. Vücudumuz sigaranın bırakılmasıyla birlikte kendini onarmaya başlar ve bu süreç yıllar boyunca devam eder.</p>

<p>Her geçen gün kalp, damar ve akciğer sağlığı açısından yeni kazanımlar elde edilir. Sigarayı bırakmakta zorlanan kişilerin profesyonel destek almaktan çekinmemeleri, başarı şansını artıran önemli bir adımdır." ifadelerini kullanıyor.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/sigarayi-biraktiginiz-anda-vucudunuzda-iyilesme-basliyor</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 12:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/07/1785221511-akciger-sagligi.jpg" type="image/jpeg" length="48862"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yazın mantara yol açan 6 hata!]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/yazin-mantara-yol-acan-6-hata</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/yazin-mantara-yol-acan-6-hata" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz sıcakları, yüksek nem ve terleme ciltte mantar oluşumu riskini artırarak sağlığı tehdit edebiliyor. Özellikle ayak tabanı, parmak araları, kasık bölgesi, koltuk altı ve cilt kıvrımlarında mantar enfeksiyonlarının görülme sıklığı yazın artıyor.</p>

<p><strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Belma Bayraktar</strong> “Aşırı kaşıntı, kızarıklık, pullanma, yanma, ciltte çatlama veya kötü koku gibi şikayetlere yol açan mantar, kolay bulaşan ve tedavisi ihmal edildiğinde yaygınlaşan bir hastalık” diyor.</p>

<p>Özellikle yaz tatilinde bazı hatalı alışkanlıkların da mantara yol açabildiğini vurgulayan Dr. Bayraktar, günlük yaşamda alınacak basit önlemlerle bu riskin azaltılabileceğini söylüyor. Dr. Belma Bayraktar yazın mantara yol açan 6 hatayı ve mantardan korunmanın basit ama etkili yollarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>

<p><strong>Islak mayo ile uzun süre kalmak</strong></p>

<p>Deniz veya havuz mayo ya da bikiniyi uzun süre değiştirmemek, cildin nemli kalmasına yol açarak, mantar mikroorganizmalarının çoğalmasını kolaylaştırıyor. Bu nedenle üşenmemek ya da ‘zaten hava sıcak, bir süre sonra kurur’ diye düşünmemek, mutlaka değiştirmek gerekiyor.</p>

<p><strong>Havuz kenarında çıplak ayakla yürümek</strong></p>

<p>Havuz çevresi, ortak duş alanları ve soyunma odaları mantar bulaşması açısından riskli alanlar arasında yer alıyor. Özellikle ayak mantarı, bu tür ortak kullanım alanlarında temas yoluyla çok kolay bulaşıyor. Bu nedenle terliksiz dolaşmamak büyük önem taşıyor.</p>

<p><strong>Uzun süre kapalı ayakkabı giymek</strong></p>

<p>Sıcak havalarda uzun süre kapalı ayakkabı giymek, ayakların hava almasını engelleyerek terleme ve nem oluşumunu artırıyor. Bu da mantar enfeksiyonuna yol açarak, ayak parmak aralarında kaşıntı, kızarıklık, soyulma ve kötü koku oluşmasına neden oluyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Başkasının havlu veya terliğini kullanmak</strong></p>

<p>Kişisel eşyaların paylaşılması mantar enfeksiyonlarının bulaşma riskini artırabiliyor. Bu nedenle özellikle havlu, terlik ve kişisel bakım ürünlerini ortak kullanmamak gerekiyor.</p>

<p><strong>Duş sonrası cildi yeterince kurulamamak</strong></p>

<p>Duş sonrası özellikle ayak parmak araları, kasık bölgesi ve cilt kıvrımlarının nemli kalması mantar için uygun ortam oluşturabiliyor. Bu nedenle cildi tahriş etmeyecek şekilde yumuşak dokunuşlarla cildi kurulamak mantar oluşumunu engellemede önem taşıyor.</p>

<p><strong>Çok sıkı ve hava almayan kıyafetler giymek</strong></p>

<p>Dermatoloji Uzmanı Dr. Belma Bayraktar “Sentetik ve dar kıyafetler terin buharlaşmasını zorlaştırabildiğinden mantar oluşumunu kolaylaştırabiliyor. Bu nedenle özellikle yaz sıcaklarında pamuklu, rahat ve hava alan kıyafetler tercih edilmesinde fayda var” diyor.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/yazin-mantara-yol-acan-6-hata</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 12:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/07/1784270372-belma-bayraktar-1280-1024.jpg" type="image/jpeg" length="48974"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hepatitler hakkında doğru bilinen 11 yanlış]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/hepatitler-hakkinda-dogru-bilinen-11-yanlis</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/hepatitler-hakkinda-dogru-bilinen-11-yanlis" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sessiz ilerleyen karaciğer hastalıkları yıllarca belirti vermeyebiliyor ve uzmanlar erken tanı ile farkındalığın hayati önem taşıdığına dikkat çekiyor. Karaciğer, vücudun metabolik dengesinin korunmasında kritik rol üstlenen en önemli organlardan biri olmasına rağmen, hastalıkları çoğu zaman uzun süre fark edilmeden ilerleyebiliyor.</p>

<p>Özellikle viral hepatitler sessiz seyredebildiği için ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Erken dönemde teşhis edilmediğinde siroz, karaciğer yetmezliği ve karaciğer kanseri gibi yaşamı tehdit eden hastalıklara neden olabilen hepatitler, günümüzde erken tanı ve doğru tedavi yaklaşımları sayesinde büyük ölçüde kontrol altına alınabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Memorial Göztepe Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Aslı Çiftcibaşı Örmeci, “28 Temmuz Dünya Hepatit Günü” kapsamında toplumda hepatitlerle ilgili yaygın olarak doğru sanılan yanlış bilgiler hakkında önemli açıklamalarda bulundu.</p>

<p><strong>Hepatit dünyanın önemli halk sağlığı sorunlarından biri olmayı sürdürüyor</strong></p>

<p>Dünya genelinde milyonlarca insan viral hepatitlerle yaşamını sürdürürken, hastaların önemli bir bölümü enfeksiyon taşıdığının farkında bile değidir. Çünkü Hepatit B ve Hepatit C gibi bazı türler uzun yıllar boyunca belirgin şikâyet oluşturmadan ilerlemektedir.</p>

<p>Bu sessiz süreçte karaciğerde meydana gelen hasar zamanla geri dönüşü zor sonuçlara neden olmaktadır. Hepatitlerle ilgili yanlış bilgiler hem tanının gecikmesine hem de korunma yöntemlerinin ihmal edilmesine yol açmaktadır. Hepatitlerle ilgili doğru bilinen yanlışlar şunlardır;</p>

<p><strong>1. Yanlış:</strong> “Hepatit sadece sarılık yapan bir hastalıktır”</p>

<p><strong>Doğrusu:</strong> Her hepatit hastasında sarılık görülmez. Toplumda hepatit denildiğinde ilk akla gelen belirti sarılık olsa da hastalık yalnızca bununla sınırlı değildir. Hepatit, karaciğer dokusunun iltihaplanması anlamına gelir ve özellikle Hepatit B ile Hepatit C enfeksiyonları yıllarca hiçbir belirti vermeden ilerleyebilir. Bu nedenle sarılık olmaması, kişinin hepatit olmadığı anlamına gelmez.</p>

<p><strong>2. Yanlış:</strong> “Hepatit sadece alkol kullananlarda görülür”</p>

<p><strong>Doğrusu:</strong> Viral hepatitlerin alkol kullanımıyla doğrudan ilişkisi yoktur. Alkol tüketimi karaciğere zarar verebilse de viral hepatitlerin temel nedeni virüslerdir. Hepatit B ve Hepatit C, enfekte kan ve vücut sıvıları aracılığıyla bulaşabilir. Ancak alkol kullanımı mevcut karaciğer hasarını artırarak hastalığın daha hızlı ilerlemesine neden olabilir.</p>

<p><strong>3. Yanlış:</strong> “Kendimi iyi hissediyorsam hepatit olamam”</p>

<p><strong>Doğrusu:</strong> Hepatit yıllarca sessiz kalabilir. Viral hepatitlerin en önemli özelliklerinden biri uzun süre belirti vermemeleridir. Kişi kendisini tamamen sağlıklı hissedebilir ancak karaciğerde hasar ilerlemeye devam edebilir. Özellikle risk grubunda bulunan kişilerin şikâyet beklemeden tarama testlerini yaptırması büyük önem taşır.</p>

<p><strong>4. Yanlış:</strong> “Hepatit sadece yetişkinleri ilgilendirir”</p>

<p><strong>Doğrusu:</strong> Hepatit her yaş grubunda görülebilir. Hepatit enfeksiyonları yalnızca yetişkinleri değil, çocukları ve bebekleri de etkileyebilir. Özellikle doğum sonrası uygulanan Hepatit B aşısı, yaşam boyu koruma açısından son derece önemli bir halk sağlığı uygulamasıdır.</p>

<p><strong>5. Yanlış:</strong> “Hepatit B aşısı oldum, tüm hepatit türlerinden korunabilirim”</p>

<p><strong>Doğrusu:</strong> Her hepatit türü için koruma farklıdır. Hepatit B aşısı yalnızca Hepatit B virüsüne karşı koruma sağlar. Hepatit A için ayrı bir aşı bulunurken, Hepatit C için günümüzde koruyucu bir aşı henüz geliştirilememiştir. Bu nedenle korunma yöntemleri virüsün türüne göre değişiklik göstermektedir.</p>

<p><strong>6. Yanlış:</strong> “Hepatit C’nin tedavisi yoktur”</p>

<p><strong>Doğrusu:</strong> Günümüzde yüksek başarı oranlarıyla tedavi edilebilmektedir. Geçmişte tedavisi zor kabul edilen Hepatit C, son yıllarda geliştirilen modern ilaçlar sayesinde büyük ölçüde tedavi edilebilen bir hastalık haline gelmiştir. Erken tanı alan birçok hasta, kısa süreli tedavilerle virüsten tamamen kurtulabilmektedir.</p>

<p><strong>7. Yanlış:</strong> “Hepatit tanısı almak mutlaka siroz olunacağı anlamına gelir”</p>

<p><strong>Doğrusu:</strong> Erken tanı hastalığın seyrini değiştirebilir. Hepatit tanısı konulması her zaman siroz veya karaciğer kanseri gelişeceği anlamına gelmez. Düzenli takip, uygun tedavi ve yaşam tarzı değişiklikleri sayesinde karaciğer hasarının ilerlemesi önemli ölçüde önlenebilir. Bu nedenle erken tanı, hastalığın geleceğini belirleyen en önemli faktörlerden biridir.</p>

<p><strong>8. Yanlış:</strong> “Hepatit günlük yaşamda kolayca bulaşır”</p>

<p><strong>Doğrusu:</strong> Sosyal temas bulaşma nedeni değildir. Tokalaşmak, sarılmak, aynı ortamı paylaşmak, aynı tabaktan yemek yemek veya günlük sosyal ilişkiler viral hepatitlerin bulaşmasına neden olmaz. Bulaşma şekli hepatitin türüne göre değişiklik gösterir ve toplumdaki bu yanlış inanış, hastalara yönelik gereksiz önyargılara yol açabilmektedir.</p>

<p><strong>9. Yanlış:</strong> “Karaciğer ağrımıyorsa sağlıklıdır”</p>

<p><strong>Doğrusu:</strong> Karaciğer hastalıkları uzun süre ağrı oluşturmayabilir. Karaciğer, hasar oluşmasına rağmen uzun süre belirti vermeyebilen organlardan biridir. Bu nedenle ağrı olmaması, karaciğerin tamamen sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Düzenli kontroller ve gerekli kan testleri, erken tanıda büyük rol oynar.</p>

<p><strong>10. Yanlış: “</strong>Hepatit tanısı alanlar normal yaşamlarına devam edemez”</p>

<p><strong>Doğrusu:</strong> Çoğu hasta yaşamını normal şekilde sürdürebilir. Günümüzde hepatit hastalarının büyük bölümü düzenli hekim takibi ve uygun tedaviyle aktif çalışma hayatlarına, sosyal yaşamlarına ve günlük aktivitelerine devam edebilmektedir. Hastalık yönetiminde en önemli nokta, tedavi sürecine uyum göstermektir.</p>

<p><strong>11. Yanlış:</strong> “Hepatitten korunmak mümkün değildir”</p>

<p><strong>Doğrusu:</strong> Korunmada etkili yöntemler bulunmaktadır. Hepatit B aşısı, hastalıktan korunmanın en etkili yollarından biridir. Bunun yanında steril olmayan tıbbi veya kozmetik işlemlerden kaçınmak, güvenli sağlık uygulamalarına dikkat etmek ve risk grubunda yer alan kişilerin düzenli tarama yaptırması korunmada önemli rol oynar.</p>

<p><strong>Belirti beklemeden tarama yaptırın</strong></p>

<p>Karaciğer hastalıklarının önemli bir bölümü, ancak ileri evrelere ulaştığında belirti vermeye başlamaktadır. Bu nedenle yalnızca şikâyet ortaya çıktığında doktora başvurmak yerine, risk faktörleri bulunan kişilerin düzenli sağlık kontrollerini yaptırması önerilmektedir. Özellikle aile öyküsü bulunanlar, sağlık çalışanları, kan veya kan ürünleriyle temas riski taşıyan kişiler ve risk grubunda yer alan bireylerin tarama programlarını ihmal etmemesi gerekir.</p>

<p><strong>Erken tanı karaciğeri hepatitten korur</strong></p>

<p>Viral hepatitler günümüzde erken tanı, düzenli takip ve modern tedavi yöntemleri sayesinde büyük ölçüde kontrol altına alınabilen hastalıklar arasında yer alır. Karaciğer sağlığını korumanın temelinde ise doğru bilgiye ulaşmak, risk durumuna göre tarama yaptırmak, Hepatit B aşısını ihmal etmemek ve düzenli sağlık kontrollerini sürdürmektir.</p>

<p>Hepatitlerle ilgili farkındalığın artırılması yalnızca bireysel sağlığı değil, toplum sağlığı da korumaktadır. Çünkü hepatitlerde erken tanı yalnızca hastalığın ilerlemesini önlemekle kalmıyor, aynı zamanda siroz ve karaciğer kanseri gibi ciddi sonuçların ortaya çıkma riskini de önemli ölçüde azaltır. Karaciğer hastalıklarına karşı en güçlü önlem ise doğru bilgi, düzenli tarama ve zamanında yaptırılan tedavidir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/hepatitler-hakkinda-dogru-bilinen-11-yanlis</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 10:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/07/1785219204-prof-dr-asl-iftciba-rmeci-1280-960.jpg" type="image/jpeg" length="14871"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yazın boğaz enfeksiyonuna yol açan 7 hata!]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/yazin-bogaz-enfeksiyonuna-yol-acan-7-hata</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/yazin-bogaz-enfeksiyonuna-yol-acan-7-hata" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında gerek yetişkinlerde gerekse çocuklarda boğaz enfeksiyonları daha sık görülüyor. Boğaz ağrısı, yutkunma güçlüğü, boğazda yanma hissi, ses kısıklığı, ateş, halsizlik ve boyunda lenf bezlerinde şişlik gibi belirtilerle ortaya çıkan enfeksiyonlar yaşam kalitesini düşürürken, tedavisi ihmal edildiğinde daha büyük sorunlara yol açabiliyor.</p>

<p><strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz (KBB) Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Çiğdem Kalaycık</strong>, boğaz enfeksiyonlarına virüsler ve bakterilerin yanı sıra yanlış alışkanlıkların da yol açtığını belirtirken, yazın vazgeçilmez lezzeti dondurmayı tüketirken de bazı kurallara dikkat etmek gerektiğini vurguluyor.</p>

<p>KBB Uzmanı Prof. Dr. Çiğdem Kalaycık, yazın boğaz enfeksiyonuna yol açan 7 önemli hatayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>

<p><strong>Klimayı aşırı soğuk ayarda çalıştırmak</strong></p>

<p>Yaz aylarında dışarıdaki yüksek sıcaklıkla klimalı ortamlar arasındaki ani sıcaklık değişimi, boğaz mukozasının kurumasına ve tahriş olmasına yol açabiliyor. Özellikle klimanın doğrudan yüz, boyun veya göğüs bölgesine üflemesi boğaz şikayetlerini artırabiliyor.</p>

<p>Uzun süre çok soğuk ortamlarda bulunmaksa üst solunum yollarının doğal savunma mekanizmalarını olumsuz etkileyebiliyor. Bu nedenle klima sıcaklığının 22-24 derece arasında tutulması ve hava akımının doğrudan kişiye gelmemesi büyük önem taşıyor.</p>

<p><strong>Yeterince su içmemek</strong></p>

<p>Sıcak havalarda terlemeyle birlikte vücudun sıvı ihtiyacı artıyor. Yeterli su tüketilmediğinde boğaz mukozası kuruyabiliyor ve mikroplara karşı koruyucu bariyer zayıflayabiliyor. Kuruyan boğaz dokusu tahrişe daha açık hale gelirken enfeksiyon etkenlerinin yerleşmesi de kolaylaşabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle gün boyunca düzenli aralıklarla su içerek boğazın nemli kalması büyük önem taşıyor. Özellikle sıcak yaz günlerinde günlük sıvı ihtiyacının karşılanması, boğaz sağlığını korumanın en basit ama en etkili yollarından biri olarak öne çıkıyor.</p>

<p><strong>Ortak alanlarda hijyene dikkat etmemek</strong></p>

<p>Tatil bölgeleri, havuz kenarları, toplu taşıma araçları, alışveriş merkezleri ve kalabalık kapalı alanlar virüslerin kişiden kişiye yayılması için uygun ortam oluşturabiliyor. Ellerin sık temas ettiği yüzeylerden sonra ağız, burun veya gözlere dokunulması bulaş riskini artırabiliyor. El hijyenine özen göstermek, ortak kullanım alanlarında dikkatli davranmak ve gerekli durumlarda el dezenfektanı kullanmaksa yaz aylarında görülen enfeksiyonlara karşı önemli bir koruma sağlıyor.</p>

<p><strong>Aşırı soğuk içecekleri hızlı tüketmek</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>KBB Uzmanı Prof. Dr. Kalaycık “Özellikle yaz aylarının önde gelen lezzeti dondurma toplumdaki yaygın kanının aksine tek başına boğaz enfeksiyonuna neden olmaz. Burada sorun dondurmanın aşırı ve kontrolsüz tüketimidir. Soğuk içeceklerde olduğu gibi dondurmanın da çok hızlı ve aşırı miktarda tüketilmesi, boğazın ani sıcaklık değişimine maruz kalarak boğaz dokusunda tahrişe, boğaz ağrısı ve yanma hissine neden olabiliyor. O nedenle içecekleri çok soğuk ve hızlı tüketmemek, dondurmayı da ağızda ısıtmak ve üzerine bir bardak ılık su içmek fayda sağlayacaktır” diyor.<strong> </strong></p>

<p><strong>Uykusuzluk ve yoğun tempoda mola vermemek</strong></p>

<p>Yaz tatilinde değişen uyku düzeni bağışıklık sistemini olumsuz etkileyebiliyor. Geç saatlere kadar uyanık kalmak ve yoğun tempoda mola vermemek vücudun enfeksiyonlara karşı savunma gücünü azaltabiliyor. Yeterli uyku alınmadığında yalnızca halsizlik ve dikkat dağınıklığı değil, üst solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanma riskinde de artış görülebiliyor.</p>

<p><strong>Islak mayo ve terli kıyafetleri değiştirmemek</strong></p>

<p>Deniz veya havuz sonrası ıslak mayo ile uzun süre oturmak ya da terli kıyafetleri değiştirmeden saatler geçirmek, vücudun ani ısı değişimlerine maruz kalmasına neden olabiliyor. Bu durum üst solunum yollarında hassasiyeti artırarak bazı kişilerde boğaz ağrısı şikayetlerini tetikleyebiliyor. Bu nedenle yüzme sonrası mayo ya da bikiniyi, ayrıca terli kıyafetleri mutlaka değiştirmek gerekiyor.</p>

<p><strong>Sigara dumanına maruz kalmak</strong></p>

<p>Prof. Dr. Çiğdem Kalaycık “Özellikle yaz aylarında klima kullanılan kapalı alanlar, kalabalık sosyal ortamlar ve yetersiz havalandırma nedeniyle sigara dumanına uzun süreli maruziyet (pasif içicilik) daha yoğun hale gelebiliyor. Tütün ürünleri ve elektronik sigara, boğaz ve solunum yollarını kaplayan koruyucu mukozayı tahriş ederek enfeksiyonlara karşı doğal savunma mekanizmalarını zayıflatabiliyor. Yapılan çalışmalara göre; bu tür zararlı alışkanlıkları olanlarda ve pasif içicilerde boğaz kuruluğu, tahriş ve öksürük gibi şikayetler daha kolay tetiklenebilirken, üst solunum yolu enfeksiyonları da daha sık görülüyor” diyor.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/yazin-bogaz-enfeksiyonuna-yol-acan-7-hata</guid>
      <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 11:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/07/1784269874-prof-dr-i-dem-kalayc-k-1280-1024.jpg" type="image/jpeg" length="19787"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
