<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Kocaeli Öncü - ÖNCÜ HABER</title>
    <link>https://www.kocaelioncu.com</link>
    <description>Haberde Öncü Yayıncılık</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.kocaelioncu.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2026. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 07 May 2026 12:32:03 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Günlük alışkanlıklarınız dirseklerinize sessizce zarar verebilir]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/gunluk-aliskanliklariniz-dirseklerinize-sessizce-zarar-verebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/gunluk-aliskanliklariniz-dirseklerinize-sessizce-zarar-verebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dirsek ağrısı, günlük yaşamda en sık karşılaşılan sorunlardan biri olmasına rağmen çoğu zaman basit bir zorlanma olarak görülüp ihmal ediliyor. Oysa dirsekte oluşan ağrı; kavrama, kaldırma ve bilek hareketleri sırasında artan hassasiyet, güç kaybı ve hareket kısıtlılığı gibi belirtilerle kendini göstererek daha ciddi bir tablonun habercisi olabiliyor.</p>

<p>Tekrarlayan hareketler, yanlış kullanım alışkanlıkları ve aşırı yüklenme dirsek eklemine sessizce zarar verirken, erken dönemde fark edilen problemler büyük oranda cerrahiye gerek kalmadan kontrol altına alınabiliyor.</p>

<p>Memorial Göztepe Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ali Erşen, dirsek hastalıkları ve tedavisi hakkında bilgi verdi.</p>

<p><strong>Dirsek hastalıkları genellikle sinir sıkışması ile karıştırılıyor</strong></p>

<p>Dirsek ağrısının temelinde çoğunlukla aşırı kullanım ve tekrarlayan zorlanmalar yer alır. Uzun süre bilgisayar kullanımı, ağır kaldırma, spor aktiviteleri veya yanlış egzersiz teknikleri dirsek çevresindeki kas ve tendonlarda mikro hasarlara neden olur.</p>

<p>Ağrı, istirahatte hissedilebileceği gibi; özellikle kavrama, kaldırma veya bileği kullanma sırasında belirgin hale gelir. Bazı hastalarda şişlik, hassasiyet, güç kaybı ve hareket kısıtlılığı da tabloya eşlik eder. Kas-tendon zorlanmaları, eklem kireçlenmesi ve sinir sıkışmaları dirsek ağrısının en sık karşılaşılan nedenleri arasındadır.</p>

<p><strong>Tenisçi dirseği sadece sporcuların sorunu değil!</strong></p>

<p>Halk arasında “tenisçi dirseği” olarak bilinen lateral epikondilit, dirsek ağrısının en yaygın nedenlerinden biridir. Ancak bu rahatsızlık yalnızca sporculara özgü değildir; aksine günlük işlerinde sürekli el ve bilek kullanan kişilerde çok daha sık görülür. Dirseğin dış kısmındaki tendonların tekrarlayan hareketlerle zorlanması sonucu gelişen bu durum, zamanla dokuda yıpranma ve iltihabi sürece neden olur.</p>

<p><strong>Masum sandığınız ağrı ciddi sorunlara yol açabilir</strong></p>

<p>Hastalar genellikle dirseğin dış kısmında hassasiyet, basit hareketlerde ağrı ve elde güç kaybı tarif eder. İlerleyen durumlarda günlük yaşam aktiviteleri belirgin şekilde zorlaşabilir.</p>

<p>Uzun saatler bilgisayar kullananlar, el işiyle uğraşan meslek grupları, sürekli kavrama hareketi yapan kişiler, raket sporlarıyla ilgilenenler bu sorunla en sık karşılaşabilen kişilerdir. Yorgunluk gibi geçici ve masum sandığınız dirsek ağrılarınız zamanla ciddi sorunlar yaratabilir.</p>

<p><strong>Bu 5 işaret varsa doktora başvurulmalı</strong></p>

<p>· Dirsek ağrısı birkaç haftadan uzun sürüyorsa,</p>

<p>· Gece uykudan uyandırıyorsa,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>· Dirsek hareketlerinde belirgin kısıtlılık yaşanıyorsa,</p>

<p>· Şişlik ve kızarıklık varsa,</p>

<p>· Travma sonrası şiddetli ağrı geliştiyse hemen doktora başvurulmalıdır.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>Tedavide önceliğimiz cerrahi dışı yöntemlerle iyileştirme</strong></p>

<p>Dirsek ağrıları erken müdahale olursa büyük çoğunluğu cerrahiye gerek kalmadan kontrol altına alınabilir. Tedavi planı hastaya özeldir ve hastanın yaşam tarzına, şikayet süresine göre şekillendirilir.</p>

<p>İlk aşamada öncelikle dirseği zorlayan hareketlerin kısıtlanması gerekir. Daha sonra buz uygulamaları, basit ağrı kesici ve antiinflamatuar tedaviler, fizik tedavi ve hedefe yönelik egzersizler ve dirsek destek bantları önemli fayda sağlar.</p>

<p>Uzun süreli ve dirençli vakalarda ise ileri tedavi seçenekleri ya da cerrahi yöntemler gündeme gelebilir. Cerrahi tedavide günümüzde minimal invaziv yöntemler ve artroskopik cerrahi ön plana çıkmaktadır; bu tekniklerle hasarlı dokular küçük kesilerle müdahale edilerek çevre dokular korunur.</p>

<p>Bu sayede hastalarda iyileşme süresi kısalır, ameliyat sonrası ağrı daha az olur ve günlük yaşama dönüş daha hızlı gerçekleşir. Erken dönemde yapılan müdahaleler, tedavi sürecini belirgin şekilde kısaltır.</p>

<p><strong>Dirsek sağlığı korunabilir mi? </strong></p>

<p>Dirsek ağrısı çoğu zaman ihmal edilen ancak ilerlediğinde yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyen bir problemdir. Doğru zamanda müdahale edildiğinde ise kontrol altına alınması oldukça kolaydır. Günlük yaşamda yapılacak küçük düzenlemeler ve gerektiğinde profesyonel destek sağlıklı bir dirsek yapısını korumanın anahtarıdır.</p>

<p>Dirsek ağrısını önlemede en etkili yaklaşım, günlük alışkanlıkları doğru şekilde düzenlemektir. Tekrarlayıcı hareketler yapılıyorsa mutlaka düzenli mola verilmelidir. Çalışma ergonomisi doğru ayarlanmalıdır. El, bilek ve ön kol kaslarını güçlendiren egzersizler ihmal edilmemelidir. Bu basit önlemler, birçok hastalığın ortaya çıkmasını engelleyebilir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/gunluk-aliskanliklariniz-dirseklerinize-sessizce-zarar-verebilir</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 11:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/05/1778135388-prof-dr-ali-er-en-1280-960.jpg" type="image/jpeg" length="91201"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuklarda geçmeyen öksürüğe dikkat!]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/cocuklarda-gecmeyen-oksuruge-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/cocuklarda-gecmeyen-oksuruge-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="https://kocaelioncucom.teimg.com/kocaelioncu-com/uploads/2026/05/1778049485-sedat-bayrakc.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="700" /></p>

<p>Çocukluk çağında görülen öksürük, çoğu zaman basit üst solunum yolu enfeksiyonlarının bir parçası olarak değerlendirilse de, bazı durumlarda haftalarca sürebilir ve ebeveynler için endişe verici hale gelebilir. Özellikle bahar aylarının gelmesiyle birlikte artan şikayetler, “Öksürük neden geçmiyor?” sorusunu daha sık gündeme getiriyor.</p>

<p>Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Sedat Bayrakçı, çocuklarda uzayan öksürüğün her zaman masum olmayabileceğini belirterek, altta yatan nedenin doğru değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.</p>

<p>HER ÖKSÜRÜK AYNI NEDENLE ORTAYA ÇIKMAZ</p>

<p>Çocuklarda öksürük genellikle 1-2 hafta içinde kendiliğinden düzelirken, 3 haftadan uzun süren durumlar dirençli (kronik) öksürük olarak değerlendirilir. Bu noktada nedenin doğru analiz edilmesi büyük önem taşır.</p>

<p><strong>Uzm. Dr. Sedat Bayrakçı konuyla ilgili şu değerlendirmede bulunuyor:</strong><br />
“Öksürük bir hastalık değil, belirtidir. Bu nedenle sadece öksürüğü baskılamak değil, altta yatan nedeni tespit etmek gerekir. Aksi halde şikayetler uzayabilir ve farklı sağlık sorunları gözden kaçabilir.”</p>

<p>ALERJİK ÖKSÜRÜK GÖZ ARDI EDİLMEMELİ</p>

<p>Mayıs ayı ile birlikte artan polen yoğunluğu, çocuklarda alerjik reaksiyonları tetikleyebilir. Bu durum özellikle alerjik rinit ve alerjik astım gibi hastalıklara bağlı öksürüklerin ortaya çıkmasına neden olabilir.</p>

<p>Alerjik öksürüğün bazı tipik özellikleri şunlardır:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Gece artan ve nöbetler halinde gelen uzun süreli öksürük</li>
 <li>Burun akıntısı, burun tıkanıklığı ve hapşırık eşlik etmesi</li>
 <li>Gözlerde kaşıntı, kızarıklık ve sulanma</li>
 <li>Ateşin genellikle olmaması</li>
</ul>

<p>Bahar aylarında başlayan ve özellikle geceleri artan öksürükler, çoğu zaman alerjik kökenlidir. Bu durum basit bir soğuk algınlığı ile karıştırılmamalıdır.</p>

<p>ASTIM BELİRTİSİ OLABİLİR Mİ?</p>

<p>Uzun süren öksürük, bazı çocuklarda astımın ilk belirtisi olabilir. Özellikle şu durumlarda dikkatli olunmalıdır:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Egzersiz ve fiziksel aktiviteyle artan öksürük</li>
 <li>Koşma, ağlama veya gülme sonrası gelen öksürük krizleri</li>
 <li>Nefes alıp verirken hırıltı sesi duyulması</li>
 <li>Gece uykudan uyandıran öksürükler</li>
</ul>

<p>“Öksürükle seyreden astım, klasik astım tablosundan farklı olabilir ve sadece öksürük ile kendini gösterebilir” diyen Uzm. Dr. Sedat Bayrakçı, erken tanının önemine dikkat çekiyor.</p>

<p>DİRENÇLİ ÖKSÜRÜK HER ZAMAN ENFEKSİYON DEĞİLDİR</p>

<p>Ebeveynlerin en sık yaptığı hatalardan biri, uzun süren öksürüğü sürekli enfeksiyon olarak değerlendirmektir. Oysa dirençli öksürüğün altında farklı nedenler de yer alabilir:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Uzamış viral enfeksiyonlar</li>
 <li>Sinüzit ve geniz akıntısı</li>
 <li>Reflü (mide asidinin solunum yollarını etkilemesi)</li>
 <li>Yabancı cisim aspirasyonu (özellikle küçük çocuklarda ani başlayan ve geçmeyen durumlarda hayati önem taşır)</li>
 <li>Pasif sigara maruziyeti</li>
</ul>

<p>Gereksiz ilaç kullanımı hem etkisizdir hem de farklı sorunlara yol açabilir.</p>

<p>DİRENÇLİ ATEŞ VE ÖKSÜRÜK BİRLİKTE İSE DİKKAT</p>

<p>Eğer öksürüğe ateş eşlik ediyorsa ve bu durum uzun sürüyorsa, daha dikkatli bir değerlendirme gerekir. Bu tablo şu durumlara işaret edebilir:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Alt solunum yolu enfeksiyonları (bronşit, zatürre)</li>
 <li>Bağışıklık sistemini etkileyen durumlar</li>
 <li>Nadir de olsa kronik hastalıklar</li>
</ul>

<p>Bu nedenle özellikle yüksek ateşle birlikte geçmeyen öksürük durumunda zaman kaybetmeden uzman değerlendirmesi önerilir.</p>

<p>DOĞRU YAKLAŞIM: NEDENE YÖNELİK DEĞERLENDİRME</p>

<p>Dirençli öksürüğün tedavisi, doğrudan kaynağa yönelik planlanır. Teşhis sürecinde çocukların ayrıntılı muayenesinin yanı sıra; gerekli görülen durumlarda akciğer grafisi, solunum fonksiyon testleri (SFT) ve alerji testleri gibi modern tanı yöntemlerinden yararlanılır. Böylece gereksiz ilaç kullanımının önüne geçilerek en etkili tedavi uygulanır.</p>

<p><strong>Uzm. Dr. Sedat Bayrakçı, ebeveynlere şu önemli mesajı veriyor:</strong></p>

<p>Çocuklarda öksürük sık görülür ancak 3 haftayı aşan durumlar mutlaka ciddiye alınmalıdır. Özellikle bahar aylarında alerjik nedenler ve astım ihtimali göz önünde bulundurulmalı, her öksürük enfeksiyon sanılarak antibiyotiklerle geçiştirilmemelidir. Erken ve doğru tanı, hem tedavi sürecini kısaltır hem de çocuğunuzun yaşam kalitesini korur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/cocuklarda-gecmeyen-oksuruge-dikkat</guid>
      <pubDate>Wed, 06 May 2026 14:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/05/1778049657-c-ocuklarda-o-ksu-ru-k-1280-960.jpg" type="image/jpeg" length="94412"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hareketsizlik yılda 3,2 milyon ölüme neden oluyor]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/hareketsizlik-yilda-32-milyon-olume-neden-oluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/hareketsizlik-yilda-32-milyon-olume-neden-oluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Düzenli fiziksel aktivitenin sağlıklı yaşam üzerindeki etkileri artık tartışmasız bir gerçek. </strong></p>

<p><strong>Haftada en az 150 dakika orta tempolu yürüyüş yapan bireylerde erken ölüm riskinin yaklaşık yüzde 30 ila 40 oranında azaldığından bahseden Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Semih Akı, “Hareketli bir yaşam tarzını benimsemek, yalnızca yaşam kalitesini artırmakla kalmıyor, aynı zamanda yaşam süresine de doğrudan katkı sağlıyor” açıklamasında bulundu.</strong></p>

<p>Fiziksel hareketsizlik, dünya genelinde bulaşıcı olmayan hastalıklar açısından en önemli risk faktörleri arasında dördüncü sırada yer alıyor. Yılda 3,2 ila 5 milyon ölüme neden olduğu tahmin ediliyor diyen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Semih Akı, “Haftada 1000–2000 kilokalori enerji harcamasına denk gelen 3 ila 5 saatlik tempolu egzersizin ölüm oranlarını belirgin şekilde azalttığını biliyoruz. Buna rağmen yetişkinlerin yüzde 27,5’i haftada en az 150 dakika orta şiddette fiziksel aktivite hedefini karşılayamıyor.</p>

<p>İstanbul’da 2023 yılında yapılan bir araştırma da benzer bir tabloyu ortaya koyuyor; haftada 150 dakikanın üzerinde fiziksel aktivite yapanların oranı yalnızca yüzde 38,7’de kalırken, yaklaşık yüzde 61,3’lük bir kesim önerilen seviyenin altında kalıyor” bilgilerini verdi.</p>

<p><strong>Bahçe işleri saatte 180-360 kalori yakıyor</strong></p>

<p>Hareketsizliğin olumsuz etkilerini azaltmak için ev ortamında uygulanabilecek basit adımların etkili bir başlangıç olduğuna parmak basan Akı, “Gün içerisinde kısa süreli esneme hareketlerine yer vermek, belirli aralıklarla ayağa kalkarak hareket etmek ya da asansör yerine merdivenleri tercih etmek küçük ama önemli değişiklikler arasında sayılabilir” dedi.</p>

<p>Fiziksel aktivite düzeyini değerlendirmede kullanılan MET kavramından bahseden Akı, “MET, vücudun dinlenme halindeki enerji tüketimini temel alır. Orta şiddetteki aktiviteler genellikle 3 ile 6 MET aralığında sınıflandırılır. Bu çerçevede tempolu yürüyüş, saatte yaklaşık 3–6 MET’e, yani 180–360 kilokalori enerji harcamasına karşılık gelirken merdiven çıkma ve bahçe işleri de benzer düzeyde enerji tüketimi sağlar. Kas gruplarını hedef alan kuvvetlendirme egzersizlerinde MET değeri değişkenlik gösterebilse de bu tür çalışmaların haftada en az iki gün yapılması kıymetli” dedi.</p>

<p><strong>Uzun süre oturmak boyun ağrısını artırıyor</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Özellikle ofis çalışanlarında boyun ağrısının oldukça yaygın görüldüğüne dikkat çeken Akı, “Veriler, çalışanların yaklaşık yüzde 42 ila 63’ünün yılda en az bir kez bu şikâyeti yaşadığını ortaya koyuyor. Yapılan bir araştırmada bu oran kadınlarda yüzde 45,5 olarak belirlenirken, çeşitli risk faktörlerinin etkisiyle kadınların boyun ağrısı geliştirme olasılığının erkeklere kıyasla yaklaşık iki kat daha yüksek olduğu görülüyor.</p>

<p>Uzun süre aynı pozisyonda oturmak, boyun bölgesine binen yükü artırarak ağrı şikâyetlerini artırabiliyor. Düzenli fiziksel aktivite ise bu riski azaltmada önemli bir paya sahip. Bu nedenle gün içinde verilen kısa hareket molaları ve basit egzersizler, altta yatan başka bir sağlık sorunu yoksa şikâyetlerin hafiflemesine katkı sağlayabilir” dedi.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/hareketsizlik-yilda-32-milyon-olume-neden-oluyor</guid>
      <pubDate>Wed, 06 May 2026 11:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/05/1778052932-a-s-m-semih-aki-gorseli.jpg" type="image/jpeg" length="12739"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Alerjik rinite karşı 6 etkili önlem!]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/alerjik-rinite-karsi-6-etkili-onlem</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/alerjik-rinite-karsi-6-etkili-onlem" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İlkbaharla birlikte çocuklu ailelerde alerji kaynaklı sorunlar artıyor. Özellikle polenlerin etkisiyle çocuklarda alerjik rinit görülme sıklığında belirgin bir yükseliş yaşanıyor.</p>

<p>Burun akıntısı, hapşırık, burun tıkanıklığı ve gözlerde kaşıntı gibi belirtilerle ortaya çıkan alerjik rinit, çoğu zaman, ortak belirtilere sahip soğuk algınlığı (nezle) ya da grip ile karıştırılabiliyor.</p>

<p><strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Betül Sarıtaş</strong>, alerjik hastalıkların çocukların ve ailelerinin yaşam konforunu düşürdüğünü ve okula devamsızlığa da yol açabildiğini belirterek, uzun süren şikayetlerde mutlaka çocuk alerji uzmanına da başvurmalarını öneriyor.</p>

<p>Bahar döneminde alınacak basit ama etkili önlemlerle, çocukların daha rahat bir süreç geçirebileceğini vurgulayan Dr. Sarıtaş, çocukları alerjik rinitten korumanın 6 etkili yolunu anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>

<p>· <strong>Polen saatlerini doğru yönetin</strong></p>

<p>Polen yoğunluğu özellikle sabah erken saatlerde (05:00-10:00) ve rüzgarlı havalarda artar. Bu saatlerde mümkünse çocukların dışarıda bulunmaması önemlidir. Ancak dışarı çıkması gerekiyorsa, açık alanlarda geçirilen süre sınırlandırılmalı, şapka ve güneş gözlüğü kullanarak polenlerle teması azaltılmalıdır. Çocukların, çimlerin yeni biçildiği alanda uzun süre kalmaması da önemli bir koruyucu adımdır.</p>

<p>· <strong>Dışarıdan gelince temizlik rutini oluşturun</strong></p>

<p>Dış ortamdan eve dönüldüğünde ellerin ve yüzün yıkanması, kıyafetlerin değiştirilmesi polen temasını azaltır. Özellikle saçlar polenleri tuttuğu için akşam duşu, şikayetleri belirgin şekilde hafifletebilir.</p>

<p>· <strong>Ev içinde polen kontrolünü sağlayın</strong></p>

<p>Pencereleri gün boyu açık tutmak yerine, kısa süreli havalandırma yapılmalı. Sık temizlik, mümkünse HEPA (yüksek verimli partikül tutucu) filtreli süpürge kullanımı ve hava temizleyiciler alerjen yükünü azaltmaya yardımcı olur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>· <strong>Burun temizliği alışkanlığı kazandırın</strong></p>

<p>Tuzlu su (serum fizyolojik) ile günde bir-iki kez yapılan burun yıkaması, alerjenlerin burun mukozasından uzaklaştırılmasına yardımcı olur. Doktor önerisiyle kullanılan burun spreyleri çocuklar için pratik bir seçenektir. Burun temizliği yaparken basınç uygulanmamalı, sıvı nazikçe verilmelidir.</p>

<p>Çok sık ve sert sümkürmek burun iç yüzeyini tahriş edebileceğinden dolayı, çocuğa nazik temizleme alışkalığı kazandırılmalıdır. Bu yöntemler hem burun tıkanıklığını azaltır hem de çocuğun daha rahat nefes almasını sağlar.</p>

<p>· <strong>Çamaşırları dışarıda kurutmamaya özen gösterin</strong></p>

<p>Bahar aylarında açık havada kurutulan çamaşırlar polenleri tutabilir. Bu da çocukların gece boyunca alerjenlere maruz kalmasına neden olabilir. Ancak mümkünse çamaşırların çocuktan uzak bir odada kurutulması ve kurutulduğu ortamın sık havalandırılması da alerjen birikimini azaltır.</p>

<p>· <strong>Belirtileri hafife almayın, erken önlem alın</strong></p>

<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Betül Sarıtaş “Uzun süre hapşırık, burun akıntısı, burun tıkanıklığı ve göz kaşıntısı gibi şikayetler varsa mutlaka Çocuk Alerji uzmanına başvurun.</p>

<p>Çünkü bu tür şikayetler, soğuk algınlığı (nezle) ve grip gibi hastalıklarla karıştırılabildiği için çoğu zaman ‘kendiliğinden geçer’ diye bekleniyor ya da gereksiz ilaç kullanımıyla alerji tedavisiz kalabiliyor. Oysa erken dönemde alınan önlemler ve doğru tedavi ile hem şikayetler kontrol altına alınır hem de yaşam kalitesi korunur” diyor.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/alerjik-rinite-karsi-6-etkili-onlem</guid>
      <pubDate>Tue, 05 May 2026 11:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/05/1777962518-dr-bet-l-sar-ta-1280-960.jpg" type="image/jpeg" length="40480"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Astımın 4 belirtisine dikkat!]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/astimin-4-belirtisine-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/astimin-4-belirtisine-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Astım, akciğer içi hava yollarında daralmaya neden olan, ataklarla seyreden kronik bir solunum yolu hastalığı olarak tüm yaş gruplarını etkileyen en yaygın kronik hastalıklar arasında yer alıyor.</p>

<p>Hava yolu duvarlarında mikrobik olmayan iltihap sonucu gelişen şişlik, nefes almayı zorlaştırırken; hastalık zaman zaman alevlenmelerle seyrederek yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebiliyor.</p>

<p>Dünya genelinde görülme sıklığı ülkelere göre yüzde 1- 18 arasında değişen astımın, gelişmiş ülkelerde daha yaygın görüldüğü biliniyor. Türkiye’de ise erişkinlerde astım görülme sıklığının yüzde 6- 11 arasında olduğu belirtiliyor.</p>

<p>Memorial Ankara Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. A. Füsun Ülger, 5 Mayıs Dünya Astım Günü” nedeniyle, astım hastalığı ve dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi vererek, hastalığın doğru tanı, düzenli takip ve uygun tedavi ile büyük ölçüde kontrol altına alınabildiğini vurguladı.</p>

<p><strong>Astım habercisi olan bu 4 belirtiyi ihmal etmeyin!</strong></p>

<p>Astımın en yaygın belirtileri arasında;</p>

<p>1. <!--[endif]-->Tekrarlayan nefes darlığı,</p>

<p><!--[if !supportLists]-->2. <!--[endif]-->Nefes alıp verirken hırıltı ya da ıslık sesi,</p>

<p><!--[if !supportLists]-->3. <!--[endif]-->Göğüste baskı hissi,</p>

<p><!--[if !supportLists]-->4. <!--[endif]-->İnatçı öksürük</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Özellikle egzersiz sonrası, soğuk havaya maruziyetle ya da belirli tetikleyicilerle ortaya çıkan bu belirtiler göz ardı edilmemelidir. Her öksürük basit bir durum olmayabilir. Tekrarlayan ve belirli koşullarda artan solunum yakınmaları astım açısından değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>Atakları birçok faktör tetikleyebiliyor</strong></p>

<p>Astım ataklarının gelişiminde hem kişisel hem çevresel faktörler rol oynuyor. Genetik yatkınlık, cinsiyet ve obezite bireysel risk faktörleri arasında yer alırken; polenler, ev tozu akarları, sigara dumanı, hava kirliliği, tekrarlayan solunum yolu enfeksiyonları, bazı ilaçlar ve beslenme tarzı çevresel riskler arasında yer alıyor.</p>

<p>Mevsim geçişleri, iklim değişikliği ve hava kirliliği de astım belirtilerini artırabilen önemli unsurlar arasında bulunuyor. Özellikle polen dönemlerinde ve hava kirliliğinin yoğun olduğu günlerde astım hastalarının daha dikkatli olması gerekiyor.</p>

<p><strong>Sigara, obezite ve yanlış ilaç kullanımı astım kontrolünü zorlaştırıyor</strong></p>

<p>Astımı tamamen kontrol altında olan hasta sayısı dünyada ve ülkemizde halen istenen düzeyde değildir. Halen 4 astımlıdan biri yılda bir kez astım alevlenme (atak) nedeniyle acil servise başvurmaktadır.</p>

<p>Astım kontrolünü güçleştiren etkenler arasında ilaçların doğru teknikle ve düzenli kullanılmamasının yanı sıra, sigara dumanı, alerjenler ve kimyasallar gibi tetikleyicilere maruz kalmak ve obezite sayılabilir.</p>

<p>Ülkemizde astımlı hastaların %10’undan fazlasının halen sigara içmekte olduğu ve %30-40’nın obez olduğu bildirilmiştir. Yapılan araştırmalarda sigarayı bırakmanın ve obez hastaların kilo vermesinin, astımın kontrolünü kolaylaştırdığı gösterilmiştir.</p>

<p>Astımlı bir hastanın gündüzleri astım yakınmasının bulunmaması, gece astım nedeni ile uykudan uyanmaması, hastalığı tedavi eden ve kontrol altında tutan ilaçları kullanırken ayrıca sık olarak hızlı etkili nefes açıcı ilaçlara gereksiniminin olmaması, nefes ölçüm testlerinin normal olması ve günlük işlerini engellenmeden yapabilmesi hastalığın tam kontrol altında olduğunu göstermektedir.</p>

<p><strong>Astım konusunda bu noktalar önemli!</strong></p>

<p><!--[if !supportLists]-->1. <!--[endif]--><strong>Diğer hastalıkların incelenmesi:</strong> Astıma eşlik eden ve astımla karışan hastalıkların gözden geçirilmesi.</p>

<p><!--[if !supportLists]-->2. <!--[endif]--><strong>Çevre faktörü:</strong> Hastanın tetikleyici faktörlerden uzak durması için yeterli önlemlerin alınması.</p>

<p><!--[if !supportLists]-->3. <!--[endif]--><strong>İlaç uyumu:</strong> Hastanın kendisine önerilen ilaçları uygun dozlarda alıp almadığı.</p>

<p><!--[if !supportLists]-->4. <!--[endif]--><strong>Teknik uyum:</strong> Hastanın inhaler ilaçlarını doğru teknikle alıp almadığı.</p>

<p><!--[if !supportLists]-->5. <!--[endif]--><strong>Atopi incelemesi:</strong> Astım hastalığının atopik bireylerde ortaya çıkma olasılığı daha fazladır. Çocuklarda astımın %80’i alerjik iken, erişkinlerde bu oran %50 civarında olması astım tanısı araştırılırken atopik incelemenin önemini ortaya koymaktadır.</p>

<p><!--[if !supportLists]-->6. <!--[endif]--><strong>Basamak tedavisi ve uzman doktor takibi:</strong> Uzman doktor tarafından düzenli kontrollerinin yapılmaması ve basamak tedavisine uyulmaması önemli bir sorundur. Astım kronik bir hastalıktır ve çoğu zamanda kronik tedaviye gereksinim vardır.</p>

<p><strong>Tedavide amaç yalnızca atakları durdurmak değil, önlemek</strong></p>

<p>Güncel astım tedavisinde temel hedef; hava yolu iltihabını baskılamak, semptomları azaltmak ve atak gelişimini önlemek. Bu doğrultuda tedavide kontrol edici ilaçlar ve rahatlatıcı ilaçlar birlikte değerlendiriliyor.</p>

<p>İnhale kortikosteroidler, kombine inhaler tedaviler ve lökotrien reseptör antagonistleri sık kullanılan kontrol edici tedaviler arasında yer alırken; hızlı etkili nefes açıcı ilaçlar ani semptomlarda rahatlama sağlayabiliyor. Ancak yalnızca kurtarıcı ilaç kullanımına dayalı yaklaşımı doğru değil, sık ihtiyaç duyulması astımın iyi yönetilmediğinin göstergesi olabilmektedir.</p>

<p><strong>Günlük yaşam alışkanlıkları tedavinin bir parçası</strong></p>

<p>Astım yönetiminde yalnızca ilaçlar değil yaşam tarzı da önemli rol oynuyor. Ev içi alerjen yükünün azaltılması, düzenli temizlik yapılması, toz birikiminin önlenmesi, tahriş edici kimyasallardan uzak durulması ve sigara dumanından korunma öneriliyor.</p>

<p>Temizlikte yoğun kimyasal içeren ürünler yerine daha az tahriş edici, kokusuz ve hipoalerjenik ürünlerin tercih edilmesi de hassas hava yolları açısından önem taşıyor.</p>

<p><strong>Egzersiz ve beslenme astım kontrolünü destekliyor</strong></p>

<p>Uygun egzersiz ve sağlıklı beslenme, astım kontrolüne olumlu katkı sağlıyor. Düzenli fiziksel aktivitenin akciğer kapasitesini artırıyor, bağışıklığı destekliyor ve kilo kontrolüne yardımcı oluyor.</p>

<p>Yüzme, yoga, bisiklet ve kontrollü takım sporlarının astımlı bireyler için uygun seçenekler olabilirken, egzersiz planı, hekim önerileri doğrultusunda yapılması gerekiyor. Astım ihmal edilmemeli; erken tanı, doğru tedavi ve düzenli takip ile kontrol altına alınabileceği unutulmamalı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/astimin-4-belirtisine-dikkat</guid>
      <pubDate>Tue, 05 May 2026 10:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/05/1777963503-p-r-o-f-d-r-a-f-s-u-n-l-g-e-r-g-s-h-a-s-t-a-l-i-k-l-a-r-i.jpg" type="image/jpeg" length="46402"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dünyadaki çocukların yarısı 2050’de Miyopi olabilir]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/dunyadaki-cocuklarin-yarisi-2050de-miyopi-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/dunyadaki-cocuklarin-yarisi-2050de-miyopi-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Miyopi, yaygın olarak “kısa görüşlülük” olarak bilinen bir göz rahatsızlığıdır. Miyopik gözler, yakındaki nesneleri net olarak görüyorken, uzaktaki nesneleri bulanık görüyor. Son yıllarda çocuklarda hızla artan miyopi ebeveynlerini endişelendiriyor.</p>

<p>Dünya’daki çocuk nüfusunun %30’a yakını halihazırda miyop; bu sayının 2050’ye kadar %50’ye ulaşacağı öngörülüyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Göz Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Hayati Yılmaz, çocuklarda miyopi tehlikesi hakkında önemli detaylar aktardı.</p>

<p><strong>Yetersiz ışıkta okuma yapmak miyopi riskini artırıyor </strong></p>

<p>Bir görüntünün net bir şekilde oluşması için cisimlerden yansıyan ışığın gözün sarı nokta olarak bilinen makulasına odaklanması gerekmektedir. Bunu sağlayan optik sistemdeki kusurlara refraktif (kırma) kusurları denilmektedir. Gözün refraktif gücünü belirleyen en önemli bileşenler, gözün ön-arka çap uzunluğu ile kornea ve lensten oluşan optik sistemin gücüdür.</p>

<p>Miyopi ise gözün ön-arka çapının normalden uzun olması ya da optik sistemin olması gerekenden daha güçlü olması nedeniyle, özellikle uzaktaki cisimlerin görüntüsünün makulanın önünde odaklanmasına ve bulanık görülmesine yol açan bir refraksiyon kusurudur.</p>

<p>Bu durum, çocukluk çağında da sıkça karşımıza çıkmakta olup genellikle okul döneminde fark edilmektedir. Çocuklarda miyopinin en sık görüldüğü yaş aralığı 5-12 yaş arasındadır ve gelişiminde birden fazla faktör rol oynamaktadır.</p>

<p><strong>Çocuklarda miyopinin görülmesinin başlıca nedenleri şunlardır:</strong></p>

<p>· <strong>Genetik faktörler:</strong> Ailede, özellikle 1. derece akrabalarda miyopi olması</p>

<p>· <strong>Yakın mesafe etkinliklerinin fazlalığı:</strong> Uzun süre kitap okuma, tablet/telefon kullanımı ve bilgisayar ekranına maruziyet</p>

<p>· <strong>Dış ortam aktivitelerinin kısıtlanması:</strong> Parkta geçirilen zamanın azalması, çocukların açık havada daha az oyun oynaması</p>

<p>· <strong>Aydınlatma ve görme alışkanlıkları:</strong> Yetersiz ışıkta okuma, çok yakından bakma.</p>

<p><strong>Net görebilmek için gözlerini kısıyorsa dikkat!</strong></p>

<p>Miyopi, çocuklarda çoğu zaman sinsi ilerleyen bir görme problemidir ve erken dönemde fark edilmeyebilir. Özellikle küçük çocuklar, görme kusurlarını ifade etmekte zorlanabilmekte ya da bunu normal kabul edebilmektedir. Bu nedenle ebeveynlerin çocuklarının günlük davranışlarını dikkatle gözlemlemesi önemlidir.</p>

<p>Miyopisi olan çocuklar genellikle tahtadaki yazıları görmekte zorlanabilmekte, bu nedenle başlarını öne eğme ihtiyacı hissedebilmektedir. Televizyon ya da ekranlara çok yakından bakmaları, net görebilmek için gözlerini kısmaları ve sık sık gözlerini ovmaları da dikkat çeken belirtiler arasındadır. Bunun yanı sıra görme problemleri, çocuğun derslere odaklanmasını zorlaştırarak okul başarısında düşüşe yol açabilmekte ve sportif aktivitelerde performansını olumsuz etkileyebilmektedir.</p>

<p>Çocuklarda görülebilecek miyopi şikâyetlerinin varlığında ya da rutin yılda bir kez göz muayenesi amacı ile göz hastalıkları uzmanına başvurulduğunda, yapılan muayenede çocukların görme keskinlikleri değerlendirilmekte, refraksiyon kusurları belirlenmekte ve gözlük muayenesi yapılmaktadır. Çocuklarda damla damlatılarak yapılan ölçümler olmazsa olmazdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Gözlüklerden, gündüz-gece lenslerine ve ışık terapisine kadar pek çok tedavi seçeneği var</strong></p>

<p>Miyopi tedavisinde temel amaç, çocuğun görmesini netleştirmek ve hastalığın ilerlemesini mümkün olduğunca yavaşlatmaktır. Bu süreçte yaşam tarzı düzenlemeleri önemli bir yer tutmaktadır.</p>

<p>Özellikle ekran süresinin kısıtlanması ve açık hava aktivitelerinin artırılması, miyopinin hem önlenmesinde hem de ilerlemesinin yavaşlatılmasında en etkili ve kolay uygulanabilir yöntemler arasında yer almaktadır. Çocuğun düzenli olarak parkta vakit geçirmesi ve dış ortamda oyun oynaması göz sağlığı açısından oldukça faydalıdır.</p>

<p>Görmenin düzeltilmesi için en sık kullanılan yöntem gözlüklerdir. Standart gözlük camları tercih edilebildiği gibi, ilerleme riski yüksek olan ya da miyopisi artış gösteren çocuklarda miyopi progresyonunu yavaşlatmaya yönelik özel camlar da kullanılabilmektedir.</p>

<p>Gözlük kullanmak istemeyen çocuklar için ise ilerlemeyi kontrol altına almayı hedefleyen kontakt lensler bir alternatif olabilmektedir. Bunun yanı sıra ortokeratoloji olarak adlandırılan ve geceleri takılan özel kontakt lenslerle uygulanan tedavi yönteminin de miyopi ilerlemesini azaltmada etkili olduğu bilinmektedir.</p>

<p>Son yıllarda dikkat çeken yöntemlerden biri de düşük yoğunluklu kırmızı ışık terapisidir. Her ne kadar ülkemizde henüz yaygın olarak uygulanmasa da, miyopi progresyonunu yavaşlatma konusunda umut vadeden yaklaşımlar arasında yer almaktadır.</p>

<p><strong>Sağlıklı görme gelişimi için rutin göz kontrolü aksatılmamalı</strong></p>

<p>Tüm bu yöntemlerin yanı sıra düzenli göz muayenesi büyük önem taşımaktadır. Miyopi çoğu zaman yavaş ilerlediği için erken dönemde fark edilememektedir. Ancak zamanında yapılan kontroller sayesinde hem erken tanı konulabilmekte hem de ilerlemenin hızı etkili bir şekilde kontrol altına alınabilmektedir.</p>

<p>Unutulmamalıdır ki; çocukluk çağında alınacak basit önlemler, ilerleyen yaşlarda oluşabilecek daha ciddi görme sorunlarının önüne geçebilmektedir. Bu nedenle çocukların bir görme problemi olmasa dahi göz muayenelerinin düzenli aralıklarla yapılması, sağlıklı bir görme gelişimi için vazgeçilmezdir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/dunyadaki-cocuklarin-yarisi-2050de-miyopi-olabilir</guid>
      <pubDate>Mon, 04 May 2026 13:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/05/1777880662-do-dr-hayati-y-lmaz.jpeg" type="image/jpeg" length="86040"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İdrar kaçırma kadınlarda daha yaygın görülüyor]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/idrar-kacirma-kadinlarda-daha-yaygin-goruluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/idrar-kacirma-kadinlarda-daha-yaygin-goruluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İdrar kaçırma, birçok kişinin konuşmaktan çekindiği ancak toplumda oldukça yaygın görülen bir sağlık sorunu. </strong></p>

<p><strong>Şikâyetlerle yaşamaya devam etmek yerine altta yatan nedeni araştırmanın önemine dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Üroloji Uzmanı Op. Dr. Elnur Allahverdiyev, “İdrar kaçırma kader değil, çözülebilir bir sağlık problemi. Günümüzde uygulanan modern tedavi yöntemleri sayesinde büyük ölçüde kontrol altına alınabiliyor ve hastaların yaşam kalitesi belirgin şekilde artıyor” dedi.</strong></p>

<p>İdrar kaçırma, tıbbi adıyla üriner inkontinans, kişinin istemi dışında idrarını tutamaması durumudur. Günlük yaşamı etkileyen, giderek artan ya da ani başlayan kaçırma şikâyetlerine eşlik eden belirtilerin de dikkate alınması gerektiğini vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Üroloji Uzmanı Op. Dr. Elnur Allahverdiyev, “Gece sık idrara kalkma, idrar yaparken yanma veya idrarda kan görülmesi önemli uyarı işaretleri olabilir” dedi.</p>

<p>Sorunun özellikle kadınlarda ve ileri yaşlarda daha sık görüldüğünü belirten Allahverdiyev, “Kadınların yaklaşık yüzde 25 ila 50’si hayatlarının bir döneminde bu problemle karşılaşıyor. Erkeklerde ise görülme sıklığı yaşla birlikte artıyor ve özellikle 65 yaş üzeri bireylerde yaşam kalitesi belirgin şekilde etkilenebiliyor. Bu nedenle belirtiler fark edildiğinde gecikmeden bir uzmana başvurmak büyük önem taşıyor” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>İdrar tutar gibi kasları 3-5 saniye sıkmak pelvik tabanı güçlendiriyor </strong></p>

<p>İdrar kaçırmanın gelişiminde birçok faktörün rol oynadığını belirten Op. Dr. Elnur Allahverdiyev, “Kadınlarda gebelik ve doğum pelvik taban kaslarını zayıflatabilir, menopoz dönemindeki hormonal değişiklikler ise mesane kontrolünü olumsuz etkileyebilir. Erkeklerde ise en sık neden prostat büyümesine bağlı mesane çıkış problemleridir.</p>

<p>Bunların yanı sıra idrar yolu enfeksiyonları, aşırı aktif mesane, sinir sistemi hastalıkları, obezite, kronik öksürük, kabızlık ve bazı ilaçlar da idrar kaçırmayı tetikleyebilir. Tamamen önlenmesi her zaman mümkün olmasa da bazı yaşam tarzı değişiklikleriyle şikayetlerin ilerlemesi yavaşlatılabilir.</p>

<p>Pelvik taban kaslarını güçlendiren Kegel egzersizleri (İdrarı tutmayı sağlayan kasları sıkıp gevşetmeye dayanan egzersizler) yapmak, ideal kiloyu korumak, aşırı kafein tüketiminden kaçınmak ve düzenli tuvalet alışkanlığı edinmek bu süreçte önemli rol oynar. Ayrıca kabızlığın önlenmesi ve sigaranın bırakılması da mesane sağlığını destekleyen temel adımlar arasında yer alır” dedi.</p>

<p><strong>İdrar kaçırma en sık öksürme, hapşırma veya egzersiz sırasında görülür</strong></p>

<p>İdrar kaçırmanın farklı tipleri olduğunu vurgulayan Op. Dr. Elnur Allahverdiyev, “En sık karşılaşılan tiplerden biri stres tipi idrar kaçırmadır. Bu durumda öksürme, hapşırma veya egzersiz sırasında pelvik taban kaslarının zayıflığına bağlı kaçırma görülür ve özellikle kadınlarda daha yaygındır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sıkışma (urge) tipinde ani ve güçlü idrar yapma isteği ön plandadır; hastalar çoğu zaman tuvalete yetişemeden kaçırma yaşayabilir. Bazı hastalarda her iki tip bir arada bulunur; bu durum mikst tip olarak adlandırılır ve özellikle kadınlarda ve menopoz döneminde daha sık görülür.</p>

<p>Taşma (overflow) tipi idrar kaçırmada mesanenin yeterince boşalamaması sonucu damla damla kaçırma olur ve sıklıkla prostat büyümesi gibi idrar akımını engelleyen durumlarla ilişkilidir. Fonksiyonel idrar kaçırmada kişi fiziksel veya bilişsel nedenlerle tuvalete zamanında ulaşamaz.</p>

<p>Nörojenik hastalıklarda (felç, Parkinson hastalığı, multipl skleroz vb.) ise mesane ve sfinkter fonksiyonlarının bozulmasına bağlı olarak hastada urge veya taşma tipi kaçırma gelişebilir. Fistül varlığında (idrar yolu ile vajina arasında anormal bağlantı) idrar sürekli ve kontrolsüz şekilde akar; bu durum genellikle doğum travmaları, cerrahiler veya radyoterapi sonrası görülür” açıklamasında bulundu.</p>

<p><strong>Çok çeşitli tedavi seçenekleri mevcut</strong></p>

<p>Tedavinin, şikâyetin tipine ve altta yatan nedene göre kişiye özel planlanması gerektiğine değinen Allahverdiyev, “İlk aşamada yaşam tarzı değişiklikleri ve pelvik taban egzersizleri önerilir. Sıkışma tipinde ilaç tedavileriyle mesane kontrolü sağlanabilir. Daha ileri durumlarda ise cerrahi ve girişimsel yöntemler devreye girer.</p>

<p>Kadınlarda askı ameliyatları ve botulinum toksin uygulamaları, erkeklerde prostat tedavileri ve sinir stimülasyonu gibi yöntemlerle başarılı sonuçlar elde edilebilir. Kadınlarda sık uygulanan pubovajinal sling ameliyatında ise kişinin kendi dokusuyla idrar torbasına destek verilerek özellikle öksürme ve hapşırma sırasında yaşanan kaçırma kontrol altına alınır” bilgilerini verdi.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/idrar-kacirma-kadinlarda-daha-yaygin-goruluyor</guid>
      <pubDate>Mon, 04 May 2026 13:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/05/1777883709-a-s-m-elnur-allahverdiyev-gorseli-1280-960.jpg" type="image/jpeg" length="57099"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Böbrek taşı sessiz büyüyor, alarm ağrı ile geliyor]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/bobrek-tasi-sessiz-buyuyor-alarm-agri-ile-geliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/bobrek-tasi-sessiz-buyuyor-alarm-agri-ile-geliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Her 10 kişiden 1’ini etkileyen böbrek taşlarının çoğu zaman belirti vermeden ilerlediğini söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Üroloji Uzmanı Op. Dr. Elnur Allahverdiyev, “Ağrı başladığında tablo genellikle ilerlemiş oluyor” dedi. </strong></p>

<p><strong>Böbrek taşının erkeklerde daha yaygın olduğuna dikkat çeken Op. Dr. Allahverdiyev, en yüksek oranın 30 – 50 yaş aralığında olduğunu vurguladı. </strong></p>

<p>Böbrek taşlarının, idrardaki mineraller ve tuzların kristalleşerek böbrekte birikmesiyle oluştuğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Üroloji Uzmanı Op. Dr. Elnur Allahverdiyev, “Küçük taşlar çoğu zaman fark edilmeden vücuttan atılabilir. Ancak taş büyüdüğünde şiddetli ağrı, bulantı, idrarda kanama ve enfeksiyonlara yol açabilir. Tedavi edilmediğinde ise kalıcı böbrek hasarı riski ortaya çıkar” diye konuştu.</p>

<p>Böbrek taşlarının toplumda oldukça yaygın görüldüğünü vurgulayan Op. Dr. Allahverdiyev, “Araştırmalar, bireylerin yaklaşık yüzde 10–15’inin yaşamı boyunca en az bir kez böbrek taşıyla karşılaştığını ve erkeklerde daha yaygın görüldüğünü ortaya koyuyor. En yüksek oran ise 30–50 yaş arasındaki erkeklerde. Özellikle sıcak iklimde yaşayan ve yeterli su tüketmeyen kişilerde de risk artıyor” dedi.</p>

<p>Böbrek taşlarının kimyasal yapısına göre farklı tiplerde oluşabildiğini anlatan Op. Dr. Allahverdiyev, en sık kalsiyum taşları ile karşılaştıklarını belirterek “Vücutta fazla ürik asit birikmesi ile oluşan ve idrarın asidik olduğu durumlarda görülen ürik asit taşları, idrar yolu enfeksiyona bağlı gelişen ve hızla büyüyebilen struvit taşları son olarak da genetik kökenli hastalığa bağlı gelişen sistin taşları diğer tipler olarak sıralanabilir” diye konuştu.</p>

<p><strong>En büyük risk yetersiz su tüketimi </strong></p>

<p>Taş oluşumunun en önemli nedenlerinden birinin susuz kalmak olduğuna dikkat çeken Op. Dr. Allahverdiyev, “Yetersiz sıvı alımı, yüksek tuz ve protein tüketimi, genetik yatkınlık ve idrar yolu enfeksiyonları taş oluşumunu tetikleyen başlıca faktörler olarak sıralanabilir. Bu durum, idrardaki mineral dengesini bozarak kristalleşmeyi kolaylaştırır” dedi.</p>

<p>Böbrek taşlarından korunmak için günlük alışkanlıkların önemine değinen Op. Dr. Allahverdiyev, “Günlük en az 2–2,5 litre su içmek, tuz ve protein tüketimini sınırlamak, dengeli beslenmek ve düzenli hareket etmek taş oluşum riskini azaltır” dedi. Op. Dr. Allahverdiyev daha önce taş düşürmüş kişilerin düzenli kontrollerini ihmal etmemesi gerektiğine dikkat çekti.</p>

<p><strong>Belirtileri hafife almayın </strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Belirtiler hakkında bilgi veren Op. Dr. Allahverdiyev, “Küçük taşlar çoğu zaman sessiz ilerler. Ancak taş hareket etmeye başladığında veya idrar yolunu tıkadığında şiddetli yan ve bel ağrısı ortaya çıkar. İdrarda kan, bulantı, kusma, idrar yaparken yanma ve enfeksiyon durumunda ateş de tabloya eşlik edebilir. Bu belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden bir sağlık merkezine başvurulması önemli” diye konuştu.</p>

<p><strong>Mini-PCNL ile büyük taşlarda bile yüksek başarı </strong></p>

<p>Tedavi yöntemlerinin taşın boyutu, konumu ve hastanın şikayetine göre şekillendiğini belirten Op. Dr. Allahverdiyev, “Küçük taşları çoğunlukla sıvı tedavisi ve ağrı kontrolü ile düşürebiliyoruz. Ancak daha büyük veya zor konumlu taşlarda cerrahi yöntemler gerekli olabilir” dedi. Modern yöntemler arasında Supin Mini Perkütan Cerrahi (Mini-PCNL)’in öne çıktığını anlatan Op. Dr. Allahverdiyev, “Bu tekniği özellikle 1 cm’den büyük, zor konumlu veya multipl taşlarda tercih ediyoruz.</p>

<p>2-3 cm ve daha üzeri büyük ya da kompleks taş yapılarını bu yöntemle güvenli ve etkin şekilde tedavi edebiliyoruz. Yöntem minimal invaziv olmasıyla hastanın konforunu artırıyor, komplikasyon riskini düşürüyor ve hastanede kalış süresini azaltıyor” diye konuştu.</p>

<p><strong>Taşı çıkarmak yetmez, tekrarını önlemek gerekir</strong></p>

<p>Böbrek taşı tedavisinde uzun vadeli yaklaşımın önemine dikkat çeken Op. Dr. Allahverdiyev, “Taşın çıkarılması tedavinin sadece bir kısmı. Asıl önemli olan taşın neden oluştuğunu anlamak ve tekrarını önlemek. Bu nedenle taş analizi ve metabolik değerlendirme önemli. Taşın kimyasal yapısını analiz ederek kişiye özel önlemler alabiliyoruz. Kan ve idrar testleriyle yapılan metabolik analizler sayesinde hastaya özel diyet ve tedavi planı oluşturuyoruz” dedi.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/bobrek-tasi-sessiz-buyuyor-alarm-agri-ile-geliyor</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Apr 2026 22:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/04/a-s-m-elnur-allahverdiyev-gorseli-1280-960.jpg" type="image/jpeg" length="58672"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bahar alerjisinde doğru sanılan 8 yanlış!]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/bahar-alerjisinde-dogru-sanilan-8-yanlis</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/bahar-alerjisinde-dogru-sanilan-8-yanlis" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Baharın gelişiyle doğa canlanırken, ağaç, çimen ve yabani ot polenlerinin havadaki yoğunluğu zirveye ulaşıyor, milyonlarca kişi için alerji şikayetleri artıyor.</p>

<p><strong>Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Baykal Tülek,</strong> burun akıntısı, uzayan öksürük, hapşırma, gözlerde sulanma, kaşıntı hatta nefes almada zorluk gibi şikayetlerin bahar mevsiminde yaygınlaştığını, bazı kişilerde astım ataklarını da tetikleyebildiğini söylüyor.</p>

<p>Özellikle ilkbaharda artan polenlerin yalnızca dışarıyla sınırlı kalmadığını, evin içinde de gizli ve önemli bir tehdit oluşturduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tülek “Bahar alerjisinde en büyük sorun; yanlış bilgilerle hareket edilerek alerjenlere maruz kalmaktır. Oysa doğru bilgilenme ve basit önlemlerle alerji yönetimi kolay ve etkili hale gelir” diyor.</p>

<p>Prof. Dr. Baykal Tülek, bahar alerjisinde doğru sanılan 8 yanlışı anlattı ve basit ama etkili önlemleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>

<p>· <strong>Alerji sadece baharda olur: YANLIŞ!</strong></p>

<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Bu en yaygın yanılgılardan biridir. Bahar aylarında polenler arttığı için şikayetler belirginleşse de alerji yılın sadece bu dönemine özgü değildir. Ev tozu akarları, küf, evcil hayvan tüyleri ve hava kirliliği gibi faktörler dört mevsim etkisini sürdürebilir. Bu nedenle yalnızca bahara odaklanmak, alerjinin gerçek kaynağını gözden kaçırmaya neden olabilir.</p>

<p>· <strong>Polene karşı ev içinde güvendeyiz: YANLIŞ!</strong></p>

<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Sanılanın aksine polenler sadece dış ortamda kalmaz. Saç, cilt ve kıyafetler aracılığıyla evin içine taşınır ve özellikle yatak, koltuk ve perdelerde tutunarak etkisini sürdürür. Kişinin dışarı çıkmadığı günlerde bile şikayetlerinin devam etmesine neden olabilir. Bu nedenle eve dönüşte duş almak, kıyafet değiştirmek ve ortam hijyenini sağlamak en az dışarıdaki korunma kadar önemlidir.</p>

<p>· <strong>Alerji sadece burun akıntısı ve hapşırmadan ibarettir: YANLIŞ!</strong></p>

<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Alerji, yalnızca basit bir nezle gibi düşünülmemelidir. Gözlerde kaşıntı ve sulanma, uzayan öksürük, göğüste sıkışma, nefes darlığı, uyku bozukluğu ve günlük performansta düşüş gibi çok daha geniş bir etki alanına sahiptir. Özellikle astım ile ilişkili durumlarda, alerji ciddi solunum problemlerine zemin hazırlayabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>· <strong>İlaçlar tek başına yeterlidir: YANLIŞ!</strong></p>

<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Prof. Dr. Baykal Tülek “Alerji tedavisinde ilaçlar önemli olsa da tek başına yeterli değildir. Ne bir hava filtresi ne de tek bir ilaç tüm sorunu ortadan kaldırır. Çevresel önlemlerle desteklenmeden, sadece geçici rahatlama sağlar. Kalıcı iyilik hali için; alerjenle temasın azaltılması, yaşam alanının düzenlenmesi ve günlük alışkanlıkların gözden geçirilmesi gerekir. En etkili yaklaşım, doğru tedavi ile doğru yaşam düzeninin birlikte uygulanmasıdır” diyor.</p>

<p>· <strong>Pencereyi açıp evi havalandırmak her zaman iyidir: YANLIŞ!</strong></p>

<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Temiz hava almak sağlıklı olsa da polen yoğunluğunun yüksek olduğu bahar aylarında açık pencereler tam tersine alerjenleri içeri taşır. Özellikle sabah saatlerinde havalandırma yapmak, evin içindeki polen yükünü artırabilir. Bu nedenle havalandırma saatleri ve yöntemi mevsime göre planlanmalıdır.</p>

<p>· <strong>Maske sadece viral enfeksiyonlu hastalar için gereklidir: YANLIŞ!</strong></p>

<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Pandemiyle birlikte hayatımıza giren maskeler, aslında alerji hastaları için de önemli bir koruyucudur. Çoğu kişinin tercih etmediği maske kullanımı, basit ama etkili bir korunma yöntemidir. Özellikle yoğun polen dönemlerinde dışarıda maske kullanmak ya da süpürge filtresi temizliği gibi yoğun alerjene maruz kalma anlarında maskeler solunan alerjen miktarını azaltabilir.</p>

<p>· <strong>Alerji zamanla kendiliğinden geçer: YANLIŞ!</strong></p>

<p></p>

<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Baykal Tülek “Bazı kişiler belirtilerin zamanla azalacağını düşünerek doktora başvurmaz, önlem almayı erteler. Oysa kontrol altına alınmayan alerji, zamanla daha şiddetli hale gelebilir ve alt solunum yollarını etkileyerek astım gibi daha ciddi hastalıklara zemin hazırlayabilir. Alerjiye karşı erken önlem almak ve süreci doğru yönetmek bu nedenle büyük önem taşır” diyor.</p>

<p>· <strong>Burun açıcı spreyler ne kadar çok kullanılırsa o kadar iyi gelir: YANLIŞ!</strong></p>

<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Hızlı rahatlama sağladığı için sık tercih edilen burun açıcı spreyler, bilinçsiz kullanıldığında tam tersi etki yaratabilir. Uzun süreli kullanım burunda “geri tepme” etkisine yol açarak tıkanıklığı artırabilir ve bağımlılık benzeri bir tablo oluşturabilir. Bu nedenle bu tür ürünler kısa süreli ve kontrollü kullanılmalıdır.</p>

<p><strong>Bahar alerjisine karşı 10 etkili önlem!</strong></p>

<p><strong>Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Baykal Tülek, </strong>bahar alerjisine karşı 10 etkili önlemi şöyle sıralıyor:</p>

<p>Polenlerin yoğun olduğu dönemlerde dışarı çıkarken maske ve güneş gözlüğü takmak</p>

<p>· Dışarıdan geldikten sonra duş almak ve kıyafet değiştirmek</p>

<p>· Burun içini salin solüsyonu (serum fizyolojik) ile temizlemek</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Ev ve araçta camları kapalı tutmak</li>
 <li>Polen filtreli hava temizleyicileri kullanmak</li>
 <li>Çamaşırları dışarıda kurutmamak</li>
 <li>Evde nem oranını kontrol altında tutmak</li>
 <li>Nevresimleri en az 60 derecede yıkamak,</li>
 <li>Toz tuttuğu için evde halı ve peluş oyuncak bulundurmamak</li>
 <li>Doktorun önerdiği tedavi yöntemini uygulamak</li>
</ul>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/bahar-alerjisinde-dogru-sanilan-8-yanlis</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Apr 2026 12:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/04/1777531250-prof-dr-baykal-t-lek-1280-1024.jpg" type="image/jpeg" length="75289"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kalp sağlığı hayat kalitesini de artırıyor]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/kalp-sagligi-hayat-kalitesini-de-artiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/kalp-sagligi-hayat-kalitesini-de-artiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Kalbin düzenli ve dengeli çalışması yalnızca dolaşım sistemini değil; beyin, böbrek ve akciğerler gibi organların da sağlığını olumlu etkiliyor.</p>

<p>Dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de kalp ve damar hastalıkları en yaygın ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alıyor ve ülkemizdeki her üç ölümden biri kalp ve damar hastalıklarından kaynaklanıyor. Bu nedenle hayat tarzında yapılan birkaç küçük değişiklikle kalp sağlığının korunması büyük önem taşıyor.</p>

<p>Memorial Dicle Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Serkan Akdağ, kalp sağlığının korunması için önemli bilgiler verdi.</p>

<p><strong>Sigara kalp krizi ve inme riskini artırıyor</strong></p>

<p>Kalp, vücudun tüm organlarına oksijen ve besin taşıyan kanı pompalayan hayati bir organ olarak, sağlıklı bir yaşamın temelini oluşturmaktadır. Kalp ve damar hastalıklarının oluşumunda en önemli risk faktörleri şunlardır;</p>

<p>· Genetik yatkınlık</p>

<p>· Hipertansiyon</p>

<p>· Diyabet ve yüksek kolesterol</p>

<p>· Tütün ve alkol kullanımı</p>

<p>· Dengesiz beslenme</p>

<p>· Obezite</p>

<p>· Hareketsiz yaşam tarzı</p>

<p>· Yoğun stres</p>

<p>Özellikle sigara ve tütün ürünleri damar yapısını bozarak kalp krizi ve inme riskini ciddi oranda artırabilmektedir. Ayrıca bu alışkanlıkların genç yaşlarda edinilmesinin uzun vadeli sağlık sorunlarına da zemin hazırladığı tespit edilmiştir.</p>

<p><strong>Yaşam tarzında yapılacak birkaç küçük değişiklik kalp sağlığını olumlu etkiliyor</strong></p>

<p>Kalp sağlığını korumanın en etkili yolu, yaşam tarzında yapılacak doğru değişikliklerden geçmektedir. Zeytinyağı, sebze ve meyveler, tam tahıllar ve çiğ kuruyemişler gibi kalp dostu besinlerin tüketilmesi kalp ve damar sağlığı için önemli önerilerin başında gelmektedir.</p>

<p>Buna karşılık işlenmiş gıdalar, aşırı tuz, yüksek yağ ve karbonhidrat içeren besinler ile fast-food tüketiminden kaçınılması gerekir. Hareketsiz yaşamın ve stres de kalp sağlığını olumsuz etkilediği için düzenli fiziksel aktivitenin de yapılması gerekir.</p>

<p>Haftada en az 4 gün, 30 dakika tempolu yürüyüş ve haftada 3 gün yüzme gibi egzersizler kalp krizi ve inme riskini önemli ölçüde azalttığını ortaya çıkarmıştır.</p>

<p><strong>Kalp damar hastalıkları erken teşhis ile kontrol altına alınabiliyor </strong></p>

<p>Düzenli kardiyak kontroller, kalp hastalıklarının erken teşhisinde kritik rol oynamaktadır. Elektrokardiyografi (EKG), ekokardiyografi (EKO), efor testi, Holter ve koroner BT anjiyografi gibi tanı yöntemleri sayesinde kalbin elektriksel aktivitesi, yapısal özellikleri ve damar sağlığı detaylı şekilde değerlendirilebilmektedir.</p>

<p>Büyük ölçüde önlenebilir olan kalp ve damar hastalıkları alınan önlemler ve erken teşhis ile tedavi edilebilmektedir. Bu nedenle kalp damar hastalığı riskini en aza indirmek için bu önlemleri almakla hayat tarzınızda değişime gidebilirsiniz;</p>

<p>· Sigara ve tütün ürünlerinden uzak durun</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>· Dengeli ve sağlıklı beslenin</p>

<p>· Düzenli egzersizi yaşam tarzı haline getirin</p>

<p>· Stresinizi kontrol altına alın</p>

<p>· Düzenli sağlık kontrollerinizi ihmal etmeyin</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/kalp-sagligi-hayat-kalitesini-de-artiriyor</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Apr 2026 12:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/04/1777534930-prof-dr-serkan-akda-jpg-1280-960.jpg" type="image/jpeg" length="63640"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bağımlılık tedavisinde erken müdahale önemli!]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/bagimlilik-tedavisinde-erken-mudahale-onemli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/bagimlilik-tedavisinde-erken-mudahale-onemli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bağımlılığın, beyindeki ödül sistemini etkilediğini belirten uzmanlar, zamanla kontrol mekanizmalarını zayıflattığını söylüyor.</strong></p>

<p>Bağımlılığın ilk maruziyetle başladığını ve ilerleyici bir süreç olduğunu vurgulayan Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, “Hastalar genellikle bağımlılıklarını kontrol edebileceklerine inanır ve bazen kullanımın azaldığını veya belirli zaman aralıklarında gerçekleştiğini iddia ederler. Ancak bağımlılığı tanımlarken yalnızca kullanım sıklığı değil, aynı zamanda miktarı da dikkate alınmalı.” dedi.</p>

<p>Özellikle sanal kumar gibi dijital erişimin kolaylaşmasının, gençlerde bağımlılık riskini artırdığına dikkat çeken Prof. Dr. Dilbaz, tedavide erken müdahale, erişimin sınırlandırılması ve bireyselleştirilmiş yaklaşımların büyük önem taşıdığını aktardı.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, bağımlılığın beyindeki ödül sistemiyle ilişkisi, özellikle kumar bağımlılığı başta olmak üzere gelişim süreçleri ve modern tedavi yaklaşımları hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p><strong>İlk maruz kalındığı anda bağımlılık süreci başlar! </strong></p>

<p>Bağımlılık, madde veya davranış kaynaklı olarak ortaya çıkan ve beyin işlevlerinde maladaptif değişikliklere neden olan bir hastalık olduğunu dile getiren Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, “İlk maruz kalındığı anda bağımlılık süreci başlar ve bu süreç, özellikle beynin ödül sistemi üzerindeki etkileriyle ilerler.” dedi.</p>

<p>Ödül sistemi aktivasyonu ile birlikte beyindeki kontrol mekanizmalarının zayıflayarak bağımlılık belirtilerinin ortaya çıktığını ifade eden Prof. Dr. Dilbaz, “Bu belirtiler arasında artan kullanım miktarı, kesme veya ara verme girişimlerinde ortaya çıkan yoğun istek ve yoksunluk belirtileri, yasal sorunlar, sosyal ve iş hayatında olumsuz etkiler yer alır. Bağımlılık geliştikçe bireyler çevreleri tarafından uyarılsalar dahi kullanmaya devam edebilir ve zarar görmelerine rağmen bırakmakta güçlük çekebilirler.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Bağımlılık tedavisinde zamanında müdahale büyük önem taşıyor! </strong></p>

<p>Bağımlılık tedavisinde zamanında müdahale büyük önem taşıdığına vurgu yapan Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, “Hastalar genellikle bağımlılıklarını kontrol edebileceklerine inandıklarını ifade ederler ve bazen kullanımın azaldığını veya belirli zaman aralıklarında gerçekleştiğini iddia ederler. Ancak bağımlılığı tanımlarken yalnızca kullanım sıklığı değil, aynı zamanda miktarı da dikkate alınmalı.” dedi.</p>

<p>Tedavi sürecinde özelleşmiş merkezlere başvurulması ve uzman sağlık çalışanları tarafından bireyselleştirilmiş tedavi yöntemlerinin uygulanması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Dilbaz, bu çerçevede bağımlılığın klinik ve tedaviye yönelik boyutlarının akademik olarak ele alındığını aktardı.</p>

<p><strong>Sanal kumar erişiminin kolaylaşması gençlerde kumar alışkanlığını artırıyor! </strong></p>

<p>Kumar bağımlılığını ise bireyin kontrolünü kaybederek aşırı ve obsesif biçimde kumar oynama eğilimi göstermesi olarak tanımlayan Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, “Kişi finansal kayıplar yaşamasına, psikolojik ve sosyal sorunlarla karşılaşmasına rağmen kumar oynamaya devam eder.” dedi.</p>

<p>Son yıllarda kumar bağımlılığına ilişkin demografik yapıda önemli değişimler gözlemlendiğine işaret eden Prof. Dr. Dilbaz, şunları söyledi:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Geçmişte at yarışları gibi fiziksel ortamlarda gerçekleşen kumar etkinlikleri veya yurt dışındaki gibi kumarhaneler daha yaygınken, günümüzde sanal kumar sitelerine erişimin kolaylaşması özellikle genç ve genç yetişkinler arasında kumar alışkanlığının artmasına neden oldu. Teknolojik gelişmeler ve sanal platformların yaygınlaşması bu artışta önemli bir rol oynuyor.</p>

<p>Kumar bağımlılığı özellikle üniversite öğrencileri ve yeni mezun genç yetişkinler arasında daha sık görülüyor. Bu grupta erkek bireylerin oranı daha yüksek. Bireyler genellikle hızlı para kazanma arzusu ile internet üzerinden erişilen sanal kumar oyunlarına yöneliyor. Bu süreçte internet bağımlılığı ile sanal kumar bağımlılığı iç içe geçebiliyor.</p>

<p>Genç yetişkinler çoğu zaman spor müsabakalarına ilişkin verileri analiz ederek kazanma ihtimallerini artırabileceklerine inanıyor, ancak zamanla ciddi finansal kayıplar yaşayabiliyorlar. ‘Bu sefer kazanacağım’ düşüncesi beyindeki ödül sistemini aktive ederek davranışı pekiştiriyor. Prefrontal korteks olarak bilinen ön beyin kontrol mekanizmalarının yeterince etkin çalışmaması da risk alma davranışını artırarak bağımlılığı güçlendiriyor.”</p>

<p><strong>Bağımlılık bir kez geliştikten sonra bırakma süreci zorlaşır ve başarı oranları düşer! </strong></p>

<p>Bağımlılığın kendi kendine geçmesi genellikle mümkün olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, “Bağımlılık bir kez geliştikten sonra bırakma süreci zorlaşır ve başarı oranları düşer. Çünkü bağımlılık, ödül pekiştiren bir davranış örüntüsüdür ve beyinde kalıcı nöroadaptif değişikliklere yol açar.” dedi.</p>

<p>Başlangıçta kontrol edilebilen isteklerin zamanla arttığını ve kontrol mekanizmalarının bu isteklerle başa çıkmakta zorlandığını ifade eden Prof. Dr. Dilbaz, bu nedenle bağımlılık geliştikten sonra profesyonel destek alınmasının tedavi sürecinin başarısı açısından kritik öneme sahip olduğunun altını çizdi.</p>

<p><strong>Bağımlılık tedavisinde temel yaklaşım erişimin engellenmesi! </strong></p>

<p>Bağımlılık tedavisinde temel yaklaşımlardan birinin bağımlılık yapıcı madde veya davranışa erişimin engellenmesi olduğuna değinen Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, “Özellikle akıllı telefonların yaygın kullanımı, kumar gibi davranışlara erişimi kolaylaştırdığı için tedavi sürecinde önemli bir risk faktörü olarak değerlendirilir.” dedi.</p>

<p>Bazı durumlarda bireylerin telefon kullanımının sınırlandırılması veya alternatif kontrol mekanizmalarının uygulanmasının gerekebileceğini aktaran Prof. Dr. Dilbaz, “Aynı zamanda finansal riskleri azaltmak amacıyla kredi kullanımı gibi davranışların önüne geçilmesi de tedavi sürecinin bir parçasıdır. Dış kontrol mekanizmaları, bireyin iç kontrolünün zayıfladığı durumlarda destekleyici rol oynar.</p>

<p>Gerekli durumlarda ilaç tedavileri ve bilişsel davranışçı terapiler gibi yöntemler de kullanılabilir. Bu yaklaşımlar bağımlılık davranışının değiştirilmesinde etkinliği kanıtlanmış yöntemlerdir ve bireyin dürtü kontrolünü geliştirmesine yardımcı olur. Bağımlılık tedavisi multidisipliner bir süreçtir ve erişimin kısıtlanması tedavinin başarısını artıran önemli bir adımdır.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Derin TMU, bağımlılığın beyindeki ödül devrelerini hedef alıyor </strong></p>

<p>Son yıllarda geliştirilen somatik tedavi yöntemlerinden biri olan derin transkranial manyetik stimülasyonun (TMU), bağımlılık tedavisinde öne çıkan yenilikçi yaklaşımlardan biri olduğuna işaret eden Prof. Dr. Nesrin Dilbaz, “Bu yöntem, bağımlılığın beyindeki ödül devreleri üzerindeki etkilerini hedef alır. Tedavi sürecinde bireyin bağımlılığı tetikleyen uyaranlara verdiği nörolojik yanıt incelenir.” dedi.</p>

<p>Kumar bağımlılığında sanal bahis isteğini artıran görsel uyaranlar, alkol bağımlılığında ise alkol tüketim ortamlarının kullanılabildiğini dile getiren Prof. Dr. Dilbaz, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>Bu provokasyon süreci sırasında ilgili beyin bölgeleri manyetik uyarım ile hedeflenir. Derin TMU uygulamasında navigasyon sistemleri kullanılarak belirlenen beyin bölgelerine hassas manyetik alanlar gönderilir. Bu uyarımlar, bağımlılıkla ilişkili aşırı aktivitenin azaltılmasına yönelik olarak tekrarlayıcı şekilde uygulanır.</p>

<p>Sigara bağımlılığı gibi alanlarda başlayan çalışmalar, yöntemin diğer bağımlılık türlerinde de etkili olabileceğini gösteriyor. Derin transkranial manyetik stimülasyon, ilaç tedavileri ve psikoterapiye alternatif ya da tamamlayıcı bir yöntem olarak değerlendirilen ve bilimsel araştırmalarla desteklenen bir tedavi seçeneğidir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/bagimlilik-tedavisinde-erken-mudahale-onemli</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Apr 2026 11:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/04/1777533306-nesrin-dilbaz-1280-960.jpg" type="image/jpeg" length="12611"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocukların severek tükettiği içecekler diyabet riskini artırıyor]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/cocuklarin-severek-tukettigi-icecekler-diyabet-riskini-artiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/cocuklarin-severek-tukettigi-icecekler-diyabet-riskini-artiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Genellikle yetişkinlerde görülen Tip 2 diyabet, günümüzde çocuklarda da kendini göstermeye başladı. Modern yaşamın getirdiği hareketsizlik, değişen beslenme alışkanlıkları, artan ekran süreleri çocukları henüz daha 10’lu yaşlardayken Tip 2 diyabet riskiyle karşı karşıya getirebiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çocukları diyabetten korunmak için ebeveynlerin bazı önemli noktalara dikkat etmesi gerekiyor. Memorial Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt Sinem Türkmen, çocukların tip 2 diyabet riskleri ve korunma yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>

<p><strong>Bir kutu gazlı içecek 10 kaşık şeker içerebiliyor</strong></p>

<p>Son dönemlerde çocuklar arasında gazlı içecekler, renkli atıştırmalıklar, meyve suyu olmayan aromalı içecekler ve katkı maddeli sütlerin tüketimi artmış durumdadır. Ancak masum görünen bu alışkanlıklar aslında büyük bir tehlikenin habercisi olabilir.</p>

<p>Çocukların severek tükettiği bu ürünler, çoğu zaman “gizli şeker depoları” olarak karşımıza çıkar. Öyle ki tek bir kutu gazlı içecek, 7- 10 çay kaşığı şeker içerebilir. Bu tür ürünlerin düzenli tüketimi ise sadece kilo artışına değil, aynı zamanda insülin direncine de zemin hazırlar.</p>

<p><strong>Çocuklar anne babalarının tabağını örnek alıyor</strong></p>

<p>Çocuklarda sağlıksız beslenme alışkanlıklarının kontrol altına alınması için anne babalara önemli görevler düşmektedir. Yani çözüm aslında evin içinde saklıdır. Ev yapımı limonata, taze sıkılmış meyve suyu, katkısız yoğurt ve şeker eklenmeden hazırlanan meyve püreleri çocuklar için çok daha sağlıklı alternatiflerdir.</p>

<p>Çocukların beslenme konusunda en çok anne ve babalarının tabağına dikkat ettiği bilinmektedir. Evde sebze, meyve, baklagil ve tam tahıllar ne kadar sık tüketilirse, çocuklar da bu besinleri o kadar benimseyip hayatlarının bir parçası haline getirir.</p>

<p><strong>Özel günlerinizde pizza, hamburger yerine sağlıklı besinleri tercih edin</strong></p>

<p>Yapılan çalışmalar aile sofralarının sadece yemek yenilen bir alan olmadığını, aynı zamanda sağlıklı alışkanlıkların kazanıldığı bir “eğitim ortamı” olduğunu ortaya çıkarmıştır. Birlikte sofraya oturmak, çocuklara doğru beslenme davranışlarını kazandırmada önemli bir adımdır.</p>

<p>Öte yandan, özel günlerde sıkça tercih edilen pizza ve hamburger gibi yüksek kalorili yiyecekler, çocukların ilerleyen yaşlarda duygusal durumlarla bu tür besinleri ilişkilendirmesine yol açabilir. Bu nedenle sağlıklı yiyeceklerin de özel anların bir parçası olması gerekir.</p>

<p><strong>Her çocuk her gün en az 60 dakika hareketli olmalı</strong></p>

<p>Beslenmenin yanı sıra hareket de büyük önem taşır. Günümüzde çocuklar, sokakta oyun oynamak yerine ekran başında saatler geçirmektedir. Bu durum ise hareketsizlik ve buna bağlı kilo artışını beraberinde getirir.</p>

<p>Oysa çocukların her gün en az 60 dakika aktif olması gerekir. Yürüyüş, dans, ip atlama ya da bisiklete binmek önerilebilir. Basit gibi görünen bu aktiviteler, hem fiziksel hem de ruhsal sağlık için büyük fayda sağlar.</p>

<p><strong>Düzenli uyku çocukların hormon dengesini olumlu etkiliyor</strong></p>

<p>Bir diğer kritik konu ise uyku düzenidir. Yetersiz uyku, çocuklarda da tıpkı yetişkinlerde olduğu gibi hormon dengesini bozabilir. Geç yatma, uzun süreli ekran kullanımı ve düzensiz uyku alışkanlıkları diyabet riskini artıran faktörler arasında yer alır. Çocukların yaşlarına uygun uyku süresine dikkat edilmesi ve yatmadan en az bir saat önce ekranların kapatılması gerekir.</p>

<p><strong>Çocuklukta kazanılan sağlıklı alışkanlıklar yetişkinlikte diyabet riskini en aza indirir</strong></p>

<p>Diyabetle mücadele, hastalık ortaya çıktıktan sonra değil, çok daha önce başlamalıdır. Sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazandıran, çocuklarını hareket etmeye teşvik eden ve ekran süresini sınırlayan aileler, aslında çocuklarına sağlıklı bir geleceğin kapısını açar. Öte yandan bazı belirtiler de göz ardı edilmemelidir.</p>

<p>Sık acıkma, sürekli tatlı isteği, hızlı kilo artışı ya da aşırı susama gibi durumlar diyabetin erken sinyalleri olabilir. Böyle bir durumda bir uzmana başvurmak ve basit bir kan şekeri ölçümü yaptırmak, erken tanı açısından büyük önem taşır. Unutulmamalı ki, çocuklukta kazanılan her sağlıklı alışkanlık, yetişkinlikte diyabet riskini azaltan en güçlü yatırımdır.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/cocuklarin-severek-tukettigi-icecekler-diyabet-riskini-artiriyor</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 14:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/04/1777447656-uz-dyt-sinem-t-rkmen-1280-960.jpg" type="image/jpeg" length="88570"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Vertigoyu tetikleyen 10 hata!]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/vertigoyu-tetikleyen-10-hata</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/vertigoyu-tetikleyen-10-hata" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde her 10 kişiden birinde görülen vertigo (baş dönmesi) son yıllarda hızla yaygınlaşıyor.</p>

<p>Günümüzde yanlış yaşam alışkanlıklarının etkisiyle gençlerde de sık rastlanan vertigonun bir hastalık değil, önemli bir belirti olduğunu vurgulayan <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Sürmeli</strong>, “Vertigo, kişinin kendisinin ya da çevresindeki nesnelerin döndüğünü, sallandığını veya hareket ettiğini hissetmesidir. Bu durum tek başına bir hastalık değil, altta yatan başka bir sağlık sorununun habercisidir” diyor.</p>

<p>KBB Uzmanı Doç. Dr. Sürmeli, günlük yaşantıyı olumsuz etkileyen hatta kişiyi eve hapsedebilen vertigoyu tetikleyen hataları anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>

<p><strong>Yüzde 85 iç kulaktan kaynaklanıyor ama!</strong></p>

<p>Halk arasında baş dönmesi olarak bilinen vertigo yüzde 85 iç kulaktan kaynaklanırken, yüzde 15’i beyinle ilgili hastalıkların (migren, inme, tümörler, MS vb) belirtisi olabiliyor. Ancak baş dönmesi durumunda pek çok hasta, çoğu zaman hastanede hangi branşa başvuracağını bilemeyerek zaman kaybedebiliyor.</p>

<p><strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi KBB Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Sürmeli </strong>bu konuda şöyle konuşuyor:</p>

<p>Baş dönmesi baş hareketleriyle tetikleniyorsa, kulak çınlaması, işitme kaybı veya kulakta dolgunluk hissi eşlik ediyorsa öncelikle KBB (Kulak Burun Boğaz) uzmanına başvurulmalıdır. Çünkü bu belirtiler iç kulak kaynaklı bir soruna işaret eder.</p>

<p>Ancak baş dönmesi şiddetli baş ağrısıyla geliyor, kolda-bacakta uyuşma/güçsüzlük, çift görme, konuşma bozukluğu, yutma güçlüğü gibi belirtiler eşlik ediyorsa zaman kaybetmeden Nöroloji uzmanına başvurulmalıdır.</p>

<p><strong>Tanı koymada gecikme yaşanabiliyor, çünkü… </strong></p>

<p>Ülkemizde her 10 kişiden birinde vertigo görüldüğünü, ancak vertigonun her hastada aynı şekilde ortaya çıkmadığını belirten Doç. Dr. Sürmeli, bu durumun tanıyı zorlaştıran en önemli faktörlerden birisi olduğunu söylüyor.</p>

<p>Doç. Dr. Sürmeli şöyle diyor:</p>

<p>Hastalar şikayetlerini çoğu zaman ‘her şey dönüyor’, ‘yürürken savruluyorum’, ‘yer ayağımın altından kayıyor’ ya da ‘sarhoş gibiyim’ şeklinde ifade ediyor. Bazı hastalarda ise sadece sersemlik hissi, göz kararması veya dengesizlik ön planda olabiliyor. Bu nedenle her baş dönmesi aynı değildir ve detaylı değerlendirme gerektirir.</p>

<p>Vertigonun çoğunlukla tedavi edilebilir ve yönetilebilir bir durum olduğunu belirten Doç. Dr. Mehmet Sürmeli “Doğru tanı, düzenli takip, önerilen egzersizlerin yapılması ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları ile vertigo ataklarını en aza indirmek mümkündür.</p>

<p>Ancak vertigoyla birlikte nörolojik bulgular (uyuşma, güçsüzlük, bilinç kaybı, bayılma, konuşma bozukluğu, çift görme, şiddetli ve hiç geçmeyen baş dönmesi) eşlik ediyorsa, ani ve tek taraflı işitme kaybıyla geliyorsa, ileri yaşta ilk kez ortaya çıktıysa, hipertansiyon, diyabet hastalığı varsa, zaman kaybetmeden Nöroloji uzmanına başvurulmalıdır” diyor.</p>

<p><strong>Vertigoyu tetikleyen 10 hata!</strong></p>

<p></p>

<p>“Klinik gözlemler ve araştırmalar; son yıllarda vertigo şikayetiyle sağlık kuruluşlarına başvuran kişi sayısında belirgin bir artış olduğuna işaret etmektedir” diyen KBB Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Sürmeli, günlük yaşamda yapılan bazı hatalı davranışların da vertigoyu tetiklediğini vurguluyor.</p>

<p></p>

<p>Doç. Dr. Sürmeli vertigoyu tetikleyen 10 hatalı davranışı şöyle sıralıyor:</p>

<p>· Yataktan hızla kalkmak</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>· Başı ani çevirmek veya yukarı-aşağı sallamak</p>

<p>· Aşırı tuz tüketmek</p>

<p>· Yetersiz su içmek</p>

<p>· Uzun süre ekran başında hareketsiz kalmak</p>

<p>· Yeterli ve kaliteli uyumamak</p>

<p>· Düzensiz ve hareketsiz yaşam tarzı</p>

<p>· Stresi kontrol edememek ve anksiyete</p>

<p>· Düzensiz ve sağlıksız beslenme, öğün atlama</p>

<p>· Aşırı kafein ve alkol tüketmek</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/vertigoyu-tetikleyen-10-hata</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 12:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/04/1777443653-mehmet-s-rmeli-1280-960.jpg" type="image/jpeg" length="57671"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bahar depresyonunda mısınız? 10 soruda test edin!]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/bahar-depresyonunda-misiniz-10-soruda-test-edin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/bahar-depresyonunda-misiniz-10-soruda-test-edin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bahar aylarında doğanın canlanmasıyla birlikte pek çok kişinin enerjisi ve motivasyonu artarken, bazı kişilerde ise tam tersine yorgunluk, huzursuzluk ve depresif bir ruh hali ortaya çıkabiliyor.</p>

<p><strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi’nden Klinik Psikolog Seda Akcan</strong>, “Bahar depresyonu çoğu zaman görünür bir neden olmaksızın ortaya çıkan; ancak bireyin iç dünyasında anlamlı karşılığı olan bir deneyimdir. Bazı bireyler bahar aylarında kendilerini daha yorgun, huzursuz ve duygusal olarak dalgalı hissedebilir.</p>

<p>Bastırılmış duygular, ertelenmiş ihtiyaçlar ve fark edilmeyen zihinsel yükler bu dönemde daha görünür hale gelebilir. Günlerin uzamasıyla birlikte artan ‘aktif olma’ baskısı, kişinin iç dünyasıyla, dış dünyanın beklentileri arasında uyumsuzluk yaratır. Bu da kaygı, isteksizlik ve tükenmişlik hissini beraberinde getirir, bahar depresyonuna neden olabilir” diyor.</p>

<p>Klinik Psikolog Seda Akcan, bahar depresyonunun belirtilerini, hazırladığı 10 soruluk test ile anlattı, bahar depresyonuna karşı 6 kritik önerisini sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>

<p><strong>1. Kendinizi sürekli yorgun hissediyor musunuz?</strong></p>

<p>Herhangi bir hastalığa bağlı olmadan ve yeterince dinlenmenize rağmen yorgunluğunuz geçmiyorsa, nedeni fiziksel değil; duygusal ya da zihinsel tükenmişlik olabilir. Baharda artan hareketlilik beklentisiyle içsel yavaşlık çatıştığında bu his daha da belirgin hale gelebilir.</p>

<p><strong>2. Sabahları yataktan çıkmakta zorlanıyor musunuz? </strong></p>

<p>Yataktan çıkmakta zorlanmak ve güne isteksiz başlamak bahar depresyonunun erken sinyallerinden biri olabilir. Kişi bilinçdışı şekilde güne başlamayı erteleyerek, duygusal yükten kaçınmaya çalışabilir. Bu durum içsel motivasyon kaybının önemli bir göstergesi olabilir.</p>

<p><strong>3. Eskiden keyif aldığınız şeyler artık sizi mutlu etmiyor mu?</strong></p>

<p>Daha önce size iyi gelen aktivitelerin artık ilginizi çekmemesi veya keyif vermemesi duygusal bir geri çekilmenin önemli göstergelerindendir. Bu durum kişinin yaşamdan aldığı tatminin azalmasıyla ilişkilidir ve depresif süreçlerde sıkça gözlemlenir.</p>

<p><strong>4. Kendinizi diğer insanlarla kıyaslayıp yetersiz hissettiğiniz oluyor mu?</strong></p>

<p>Kıyaslama davranışı çoğu zaman özdeğer algısıyla ilişkilidir. Kişi, kendi içsel ölçütleri yerine dış referanslara odaklandığında, yetersizlik ve değersizlik duygusu derinleşir. Bahar aylarında artan sosyal görünürlük bu karşılaştırmaları daha da artırır.</p>

<p><strong>5. Duygusal dalgalanmalar yaşıyor musunuz?</strong></p>

<p>Duyguların kısa sürede ve yoğun bir biçimde değişmesi psikolojik esnekliğin zorlandığını gösterir. Kişi bir yandan uyum sağlamaya çalışırken, diğer yandan içsel çatışmalar yaşayabilir. Bahar dönemindeki biyolojik ve çevresel değişimler bu kırılganlığı artırabilir.</p>

<p><strong>6. Dikkatinizi toplamakta zorlanıyor musunuz?</strong></p>

<p>Odaklanma güçlüğü, unutkanlık ve zihinsel dağınıklık; stresli dönemlerde artar. Zihin ‘şimdi ve burada’ kalmakta, mevcut ana odaklanmakta zorlanır; geçmişe dair düşüncelerle gelecek kaygıları arasında gidip gelir. Bu durum performansı düşürür, yetersizlik hissi yaratabilir.</p>

<p><strong>7. Uyku düzeniniz değişti mi?</strong></p>

<p>Uyku, psikolojik dengeyi düzenleyen en temel alanlardan biridir. Uykuya dalamamak ya da aşırı uyuma isteği, kişinin duygusal düzenleme becerilerinde zorlanma yaşadığını gösterebilir. Zihin, gün içerisinde işlenemeyen duyguları gece yaşamaya devam eder.</p>

<p><strong>8. İştahınızda değişiklik fark ettiniz mi?</strong></p>

<p>İştahın artması ya da azalması, duygu durumla yakından ilişkilidir. Kimi bireyler stresli dönemlerde duygusal boşluğu doldurmak için daha çok yerken, kimileriyse tam tersine iştah kaybı yaşayabilir. Bu durum, içsel denge arayışının bir yansımasıdır.</p>

<p><strong>9. Sosyal ortamlardan uzaklaşmak istiyor musunuz?</strong></p>

<p>İnsanlarla iletişim kurmaktan kaçınma, davetleri reddetme ve yalnız kalma isteği bazen bir korunma mekanizmasıdır. Kişi anlaşılmama ya da yargılanma ihtimaline karşı kendini izole ederek duygusal güvenliğini korumaya çalışır. Ancak bu durum uzun vadede yalnızlık hissini derinleştirir.</p>

<p><strong>10. Geleceğe dair umutsuzluk veya isteksizlik mi hissediyorsunuz?</strong></p>

<p>Zaman zaman umutsuz hissetmek normaldir, ancak bu duygunun sürekli ve yoğun yaşanması mutlaka dikkate alınmalıdır. Umutsuzluk kişinin gelecekle bağının zayıfladığını ve kontrol duygusunun azaldığını gösterebilir Değişimin mümkün olmadığına inanıldığında bu his kişi için yaşamın anlamını da azaltabilir.</p>

<p><strong>BAHAR DEPRESYONUNA KARŞI 6 KRİTİK ÖNERİ</strong></p>

<p>Klinik Psikolog Seda Akcan, bahar depresyonuna karşı 6 kritik öneride bulunuyor;</p>

<p>· <strong>Biyolojik ritminizi yeniden yapılandırın</strong></p>

<p>Mevsim geçişi insanın biyolojik saatini de etkilediği için; uyku düzeninde değişiklik, sabahları zor uyanma ya da gün içinde dalgalanan enerji hali sık görülür. Biyolojik ritminizi; her gün aynı saatlerde uyuyup- uyanarak, sabahları gün ışığına maruz kalarak ve gece ekran kullanımını sınırlandırarak dengeleyebilirsiniz.</p>

<p>· <strong>Duygularınızı bastırmak yerine anlamlandırın</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bahar ayları toplumda genellikle ‘canlanma’ ve ‘mutluluk’ ile ilişkilendirilir. Ancak iç dünyanız bu beklentiyle örtüşmediğinde, ikincil bir suçluluk ve yetersizlik hissedebilirsiniz. ‘Böyle hissetmemeliyim’ düşüncesi duygusal yükü arttırır. Duygunuzu fark etmek, isimlendirip kabul etmek psikolojik esnekliğinizi artırarak içsel dengenizi korumaya katkı sağlayabilir.</p>

<p>· <strong>Kendinizden beklentinizi yeniden düzenleyin</strong></p>

<p>Enerjiniz düşükken kendinizden yüksek performans beklemeniz özgüveninizi zedeleyebilir. Bu nedenle büyük hedefler yerine küçük, ulaşılabilir ve sürdürebilir hedefler belirleyin. Tamamladığınız küçük adımlar, kontrol duygunuzu güçlendirir ve motivasyonunuzu kademeli olarak artırır.</p>

<p>· <strong>Bedensel aktiviteyi bir zorunluluk değil, destek aracı olarak görün</strong></p>

<p>Fiziksel hareket zihni de dengeler. Açık havada yürüyüş, hafif egzersi ve düzenli hareket; stres hormonlarını azaltır, mutluluk hormonlarının artmasına destek olur. Özellikle doğayla temas, zihinsel yükü hafifletmede oldukça etkilidir. Ancak yoğunluk değil süreklilik önemlidir.</p>

<p>· <strong>Sosyal temasınızı bilinçli şekilde sürdürün</strong></p>

<p>Bahar depresyonunda sık görülen içe çekilme ve sosyal ilişkilerden uzaklaşma eğilimi yalnızlık hissini derinleştirerek bahar depresyonunun belirtilerini güçlendirebilir. Kişinin kendini güvende hissettiği ve yargılanmadan var olabildiği ilişkilerle temasını sürdürmesi duygularını düzenlemesine yardımcı olur. Sosyal destek, bu süreçte en önemli koruyucu faktörlerden biridir.</p>

<p>· <strong>Profesyonel desteği geciktirmeyin</strong></p>

<p>Klinik Psikolog Seda Akcan “Yakınmalarınız günlük yaşamınızı etkilemeye başladıysa ve 2 haftadan uzun bir uzmandan destek almak önemlidir. Psikolojik destek, kişinin bu süreci daha sağlıklı anlamlandırmasına ve yönetmesine yardımcı olur. Erken müdahale, depresif belirtilerin kronikleşmesini önlemede kritik bir rol oynar” diyor.</p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/bahar-depresyonunda-misiniz-10-soruda-test-edin</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 15:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/04/1777359660-seda-akcan-1280-1024.jpg" type="image/jpeg" length="19786"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Baharda gözlerinizi ovuşturmak kalıcı hasara yol açılabilir!]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/baharda-gozlerinizi-ovusturmak-kalici-hasara-yol-acilabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/baharda-gozlerinizi-ovusturmak-kalici-hasara-yol-acilabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Doğanın baharlanabileceği ayları, pek çok kişi için polenlerin ve tozun tetiklediği zorlu bir alerji mevsiminin başlangıcının işareti geliyor. Uzmanlar, özellikle bu dönemde ortaya çıkan şiddetli göz akıntısının, basit bir hastalıktan öte Keratokonus adı verilen ve görme kaybına kadar varabilen ciddi bir hastalığı tetikleyebileceği konusunda uyarıyor.</strong></p>

<p><strong>GÖRÜNMEZ TEHLİKE: POLEN VE TOZLAR</strong></p>

<p>Bayrampaşa Göz Vakfı Hastanesi'nden Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Nihat Tamer, açık konulardaki gelişmelere karşı en hızlı tepki veren organlardan biri olduğunu hatırlatıyor. Rüzgarla taşınan alerjenlerin ve halk arasında kırmızı göz adıyla bilinen "Konjonktivit" (alerjik göz nezlesi) tablonu ağırlaştırdığını yazan Op. Dr. Tamer, genetik yatkınlığı olan bireylerde bu hastalığın eşitliğinden itibaren her mevsimin tekrarlayabildiğine dikkat çekiyor.</p>

<p><strong>GÖZLERİ KAŞIMAK KERATOKONUS'A SEBEP OLABİLİR</strong></p>

<p>Alerjinin en karakteristik belirtileri olan o karşı konulamaz sürünme hissi, aslında en büyük riski barındırıyor. Op. Dr. Tamer, gözlerin sertçe ovuşturulmasının korneanın (gözün şeffaf tabaka) bozulmadığını vurguluyor:</p>

<p>Kontrolsüzce yapılan ovuşturma hareketleri, korneanın incelip sivrileşmesine, yani keratokonus hastanesine zemin hazırlar. Bilimsel veriler, kronik alerjisi olup göz sık ovuşturanlarda bu riskin çok daha yüksek olduğunu kanıtlıyor.</p>

<p><strong>TEDAVİDE "KİŞİYE ÖZEL" TEDAVİ PLANLAMALARI</strong></p>

<p>Keratokonus tedavisinin durumu ayrı bir kriter olarak değerlendiriliyor. Özellikle gençlerdeki hastalıklar için "Korneal Çapraz Bağlama" (Çapraz bağlama) yöntemiyle kornea lifleri güçlendiriliyor. evrenine göre şu çözümler sunuluyor:</p>

<p>· Gözlük veya özel kontak lensler.</p>

<p>· Kornea içi halkalar ve göze özel tedavi lazerleri.</p>

<p>· İleriye dönük bakım ise son bakım olarak kornea nakli.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>GÖZ SAĞLIĞINIZI KORUMAK İÇİN 6 ALTIN KURAL</strong></p>

<p>Bahar sezonunu sorunsuz atlatmak için Op. Dr. Nihat Tamer'in önerisi şöyle:</p>

<p>· Kaşıntıyı anında elinize alıp, yerine soğuk kompres yaparak rahatlamaya devam edin.</p>

<p>· Dışarı çıkarken güneş gözlüğü, geniş kenarlı şapkalarla veya şemsiye ile fiziksel koruma sağlayın.</p>

<p>· Camları açma aracı ve evlerde polen filtreli klimaları tercih edin.</p>

<p>· Dışarıdan eve girdiğinizde yüzünüzü ve ellerinizi bol suyla yıkayarak polenleri uzaklaştırın.</p>

<p>· Alerji döneminde günlük kullanılan lenslere geçin ya da bir süreliğine gözlük kullanın.</p>

<p>· Kimyasal temizlik maddelerinden, boya ve parfümlerden uzak durun.</p>

<p>· Uykudan önce saçlarınızı yıkayın.</p>

<p>· Bulanık görme veya ağrı yaşıyorsanız zaman kaybetmeden bir uzmana başvurunuz.</p>

<p><strong>GEÇİKEN TEŞHİS, KORNEA NAKLİ RİSKİNİ BERABERİNDE GETİRİYOR</strong></p>

<p>Op. Dr. Tamer, başlangıçta basit bir astigmat gibi görünen Keratokonus'un, tedavi uygulandığında gözlükle dahi tedavi edilemeyen kalıcı kayıplara neden olabileceğini belirtiyor. Erken dönemde özel Keratokonus lensleri ile başarılı sonuçlar alınsa da, teşhiste geç kalınan ileri vakalarda tek çözümün kornea nakli ve cerrahi müdahale konusunda olduğu uyarlanıyor.</p>

<p><strong>ASTIMA DAVETİYE ÇIKARIYOR</strong></p>

<p>Op. Tamer, "basit bir nezle" gözüyle bakılan bu durumun sağlanamadığı bireysel yaşam ciddiyetinde ciddi oranda düşüş ve kronikleşerek <strong>%30</strong> oranında tedaviye, astıma dönüştüğü konusunda uyarıyor.</p>

<p>Polenlerin neden olduğu olayları gösteriyor, nefes darlığı, gürültülü ve hırıltılı nefes gibi astım öldürücüleri tetikleyerek akciğerlerde kronik hasara yol açabilir.</p>

<p><strong>Unutmayın:</strong> Erken teşhis edilmeyen Keratokonus, başlangıçta basit bir astigmat gibi görünse de ilerleyen dönemlerdeki gözlüklerle dahi kurtarılamayan kayıp kayıplarına yol açabilir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/baharda-gozlerinizi-ovusturmak-kalici-hasara-yol-acilabilir</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 12:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/04/kapak-1280-960-2.jpg" type="image/jpeg" length="64763"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kronobeslenme: Beslenmede yeni yaklaşım, doğru saatte yemek]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/kronobeslenme-beslenmede-yeni-yaklasim-dogru-saatte-yemek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/kronobeslenme-beslenmede-yeni-yaklasim-dogru-saatte-yemek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Beslenmede yalnızca ne yediğimiz değil, ne zaman yediğimiz de sağlığımız üzerinde belirleyici bir rol oynuyor. “Kronobeslenme” olarak tanımlanan bu yaklaşım, vücudun biyolojik saatiyle uyumlu beslenmenin önemini ortaya koyuyor. Araştırmalar, aynı yemeğin günün farklı saatlerinde tüketildiğinde metabolik yanıtların değiştiğini ve özellikle geç saatlerde alınan öğünlerin daha olumsuz etkiler oluşturduğunu gösteriyor.</strong></p>

<p>Acıbadem Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı ve Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Murat Baş, geç saatlerde yemek yeme alışkanlığının metabolik dengeyi bozduğunu belirterek, “Günün biyolojik ritmiyle uyumlu beslenmek, sağlığın temel belirleyicilerinden biridir. Geç saatlerde yenen yemekler vücudu dinlenme fazında yakalar ve bu durum metabolik yük oluşturur” diyor.</p>

<p>Prof. Dr. Murat Baş, özellikle akşam ve gece saatlerinde tüketilen yemeklerin kan şekeri dengesini bozduğunu ve yağ depolanmasını artırdığını vurguluyor.</p>

<p>Kronobeslenme alanında yapılan bilimsel çalışmalar, besin alım zamanının glukoz metabolizması ve yağ depolanması üzerinde doğrudan etkili olduğunu ortaya koyuyor. Aynı öğün geç saatlerde yendiğinde vücudun insüline verdiği tepki zayıflıyor ve yemekten sonra kan şekeri daha fazla yükseliyor.</p>

<p>Bu bulgulara göre saat 22.00’de tüketilen bir öğün, saat 18.00’de tüketilen aynı öğüne kıyasla daha yüksek glisemik yanıt, daha düşük yağ oksidasyonu ve daha yavaş trigliserid temizlenmesi ile ilişkilendiriliyor. Prof. Dr. Murat Baş, “Yani geç saatlerde aynı yemek yenildiğinde vücut şekeri ve yağı daha kötü dengeliyor; daha fazla kan şekeri yükselmesi ve daha az yağ yakımı oluyor” diyor.</p>

<p><strong>AYNI YEMEK, FARKLI SAATTE FARKLI ETKİ</strong></p>

<p>Kronobeslenme yaklaşımına göre insan vücudu gün içinde daha aktif, gece ise dinlenme modunda çalışıyor. Prof. Dr. Murat Baş, bu durumu şöyle açıklıyor:</p>

<p>Metabolizma gün içinde enerji kullanımına, gece ise onarım süreçlerine odaklanır. Bu nedenle aynı besin, farklı saatlerde tamamen farklı metabolik sonuçlar doğurabilir.</p>

<p>Akşam ve gece saatlerinde insülin duyarlılığı azalırken glukoz toleransı düşüyor ve melatonin seviyesi yükseliyor. Bu durum, enerji kullanımını azaltarak alınan kalorilerin daha kolay yağ olarak depolanmasına neden oluyor. Yapılan araştırmalara göre, geç saatlerde yemek yeme alışkanlığı tip 2 diyabet, obezite ve metabolik sendrom riskini artırıyor.</p>

<p>Prof. Dr. Murat Baş, “Geç yemek, sadece kilo kontrolünü değil, uzun vadede kardiyometabolik sağlığı, yani kalp-damar sistemi ile metabolizmanın (şeker, yağ ve enerji dengesi) birlikte sağlıklı çalışmasını doğrudan etkiler” diyor.</p>

<p><strong>AKŞAM SAATLERİNDE NE YEMELİ? </strong></p>

<p>Uzmanlar akşam öğünlerinde daha hafif ve düşük glisemik yük içeren besinlerin tercih edilmesini öneriyor. Yani sebze ağırlıklı, protein dengeli ve şeker/rafine karbonhidratı düşük öğünler akşam için en uygunu. Lif açısından zengin sebzeler, baklagiller, balık ve yoğurt gibi protein kaynakları metabolik dengeyi destekliyor.</p>

<p>Prof. Dr. Murat Baş, “Bilimsel çalışmalar; yoğurt, süt, hindi, tavuk, yumurta, muz ve yulaf gibi triptofan açısından zengin besinlerin yanı sıra ıspanak, pazı, badem, ceviz, kaju ve baklagiller gibi magnezyum içeren gıdaların, hem uyku kalitesini artırmada hem de hormonal dengeyi desteklemede önemli rol oynadığını ortaya koyuyor” şeklinde konuşuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kronobeslenme araştırmalarının ortak bulgusu, beslenme zamanlamasının en az besin içeriği kadar önemli olduğu yönünde. Prof. Dr. Murat Baş, “Akşam saatlerinde şekerli ve rafine karbonhidratlar, doymuş yağdan zengin ağır yemekler, kafein ve alkolden kaçınılması, metabolizmanın dengede kalması ve gece boyunca daha sağlıklı bir işleyişin sürdürülmesi açısından önem taşıyor.</p>

<p>Sağlıklı beslenme sadece ne yediğimizle değil, ne zaman yediğimizle de ilgilidir. Vücudun biyolojik ritmine uyum, metabolik sağlığın temelini oluşturur” ifadelerini kullanıyor.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/kronobeslenme-beslenmede-yeni-yaklasim-dogru-saatte-yemek</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 11:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/04/1777359057-prof-dr-murat-ba-1280-960.jpg" type="image/jpeg" length="63390"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[13 bin 699 hasta güvenle taşındı]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/13-bin-699-hasta-guvenle-tasindi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/13-bin-699-hasta-guvenle-tasindi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin yatalak ve yürüyemeyecek durumdaki hastalar için sunduğu Hasta Nakil Ambulans Hizmeti, 2026 yılının ilk üç ayında 13 bin 699 vatandaşa ulaştı.</p>

<p><strong>BİR TELEFON KADAR YAKIN HİZMET</strong></p>

<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, ihtiyaç sahibi vatandaşların yanında olmaya devam ediyor. Sağlık ve Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’na bağlı Sağlık İşleri Şube Müdürlüğü tarafından yürütülen hizmet, kent genelinde önemli bir ihtiyacı karşılıyor.</p>

<p>Hizmetten yararlanmak isteyen vatandaşların, en az 24 saat önceden 153 Çağrı Merkezi’ne başvurmaları yeterli oluyor. Komuta merkezinde değerlendirilen talepler doğrultusunda yönlendirilen ambulanslar, kısa sürede hastaların adreslerine ulaşıyor.</p>

<p><strong>İLK ÇEYREKTE YOĞUN TALEP</strong></p>

<p>2026 yılının ilk üç ayında hizmetten yoğun şekilde yararlanıldı. Bu dönemde toplam 13 bin 699 hasta, sağlık kuruluşlarına güvenli şekilde ulaştırıldı. Tedavileri tamamlanan hastalar ise evlerine geri nakledildi. Hizmet, vatandaşlar ve hasta yakınları tarafından memnuniyetle karşılandı.</p>

<p><strong>İL DIŞI NAKİLLER DE SÜRÜYOR</strong></p>

<p>Büyükşehir Belediyesi, il içi nakillerin yanı sıra il dışı hasta nakillerini de sürdürüyor. İl sınırları içindeki nakiller ücretsiz olarak gerçekleştirilirken, il dışı nakiller belirlenen tarifeye göre yapılıyor. 2026’nın ilk çeyreğinde 268 hasta, il dışındaki sağlık kuruluşlarına güvenli şekilde ulaştırıldı.</p>

<p><strong>7/24 KESİNTİSİZ HİZMET</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Haftanın 7 günü, 24 saat hizmet veren Hasta Nakil Ambulans Birimi’nden yararlanmak isteyen vatandaşların, hastane randevularını gidiş ve dönüş olacak şekilde en az 24 saat önceden 153 hattına bildirmesi yeterli oluyor. Büyükşehir Belediyesi, sağlık alanında vatandaşlara kesintisiz destek sağlamayı sürdürüyor.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/13-bin-699-hasta-guvenle-tasindi</guid>
      <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 14:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/04/13-bin-699-hasta-guvenle-tasindi-1.jpg" type="image/jpeg" length="97212"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bacaklarda geçmeyen şişlik ve ağrıya dikkat!]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/bacaklarda-gecmeyen-sislik-ve-agriya-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/bacaklarda-gecmeyen-sislik-ve-agriya-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde özellikle kadınlarda sık görülen varis ve lipödem, dolaşım sistemiyle ilişkili, son derece önemli iki hastalık olmasına rağmen toplumsal farkındalığın az olması nedeniyle sadece estetik bir problem gibi algılanarak göz ardı edilebiliyor. Bu durum da tanı ve tedavide gecikmelere yol açabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi (KVC) Uzmanı Dr. Arzu Ercan</strong>, “Sinsi ilerleyen ve tedavi edilmediğinde yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürebilen varis ve lipödem, hastalar tarafından çoğu zaman kilo artışı ya da vücutta hacim artışı ile karıştırılabilmektedir. Bu nedenle bacaklarda geçmeyen şişlik, ağrı, hassasiyet, şekil bozukluğu ve morarma gibi belirtiler mutlaka ciddiye alınmalı ve gecikmeden doktora başvurulmalıdır” diyor.</p>

<p>KVC Uzmanı Dr. Ercan, varis ve lipödeme zemin hazırlayan 8 etkeni sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>

<p>Son yıllarda hareketsiz (sedanter) yaşam, bilgisayar başında uzun süre kesintisiz oturma, sağlıksız beslenme, fazla kilo, aşırı tuz tüketimi, yetersiz su içme, düzenli egzersiz yapılmaması ve yanlış kıyafet seçimi gibi etkenler, dolaşım sistemini ciddi şekilde bozabiliyor. Günlük yaşamda çoğu zaman fark edilmeyen bu hatalar zamanla bacaklarda şişlik, ağrı ve dolaşım bozukluklarına zemin hazırlayabiliyor.</p>

<p><strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi (KVC) Uzmanı Dr. Arzu Ercan </strong>genetik etkenlerin yanı sıra yanlış yaşam alışkanlıklarının da varis ve lipödemin günümüzde hızla yaygınlaşmasına yol açtığını belirterek, erken dönemde müdahale edilmezse tablonun daha da ağırlaşabileceğini söylüyor.</p>

<p>Bacaklarda ağrı, şişlik, morarma ve şekil bozukluğu gibi belirtilerin mutlaka ciddiye alınması ve zaman kaybetmeden doktora başurulması gerektiğini belirten Dr. Ercan “Nasıl olsa geçer” diyerek belirtileri görmezden gelmek ya da doktora gitmeyi ertelemek hastalığın ilerlemesine yol açar. Erken dönemde doktora başvurmak en kritik adımdır” diyor.</p>

<p><strong>“Kilo aldım” sanılıyor, ama!..</strong></p>

<p>Lipödemin çoğu zaman kilo artışıyla karıştırıldığını vurgulayan Dr. Ercan “Lipödem, vücudun özellikle alt bölgelerinde anormal yağ birikimi ile karakterize kronik bir yağ dokusu hastalığıdır. Hastalar genellikle bunu kilo artışı zanneder ve diyet-egzersize rağmen sonuç alamadıklarında hayal kırıklığı yaşarlar” diyor.</p>

<p>Varisin ise; toplardamarların genişlemesi ve işlevini yitirmesi sonucu ortaya çıktığını belirten Dr. Ercan, kanın geriye kaçmasıyla damarların belirginleştiğini ifade ediyor. Hastalığın zamanla ağrı, yanma ve şişlik gibi şikayetlerle ilerleyebileceğini ve özellikle uzun süre ayakta kalan kişilerde riskin arttığını vurguluyor.</p>

<p><strong>Modern tedaviler yüz güldürüyor</strong></p>

<p></p>

<p>Günümüzde gelişen tıbbi yöntemlerle hem varis hem de lipödem tedavisinde başarılı sonuçlar alındığını belirten KVC Uzmanı Dr. Arzu Ercan şöyle konuşuyor:</p>

<p>Lazer ve radyofrekans gibi minimal invaziv yöntemlerle varis tedavi edilebilmektedir. Lipödemde ise manul lenf drenajı, kompresyon tedavisi ve egzersiz temelli multidisipliner yaklaşımlar ön plana çıkmaktadır. Artık ameliyatsız ya da minimal girişimlerle hastalar kısa sürede günlük hayatlarına dönebiliyor. Ancak tedavi sürecinde kişiye özel planlama büyük önem taşıyor.</p>

<p><strong>Varis ve Lipödem’e zemin hazırlayan 8 etken!</strong></p>

<p>KVC Uzmanı Dr. Arzu Ercan, varis ve lipödeme yol açabilen 8 etkeni şöyle açıklıyor:</p>

<p>· Uzun süre hareketsiz kalmak</p>

<p>· Dar kıyafetler ve yanlış ayakkabı seçimi</p>

<p>· Düzenli egzersiz yapmamak</p>

<p>· Fazla kilo</p>

<p>· Dengesiz beslenme</p>

<p>· Aşırı tuz tüketimi</p>

<p>· Bilgisayar başında uzun süre kesintisiz oturmak</p>

<p>· Yetersiz su tüketimi</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/bacaklarda-gecmeyen-sislik-ve-agriya-dikkat</guid>
      <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 12:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/04/1777272913-dr-arzu-ercan-1280-1024.jpg" type="image/jpeg" length="17821"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Günde 7 bin adım, omurga ağrılarını azaltabilir]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/gunde-7-bin-adim-omurga-agrilarini-azaltabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/gunde-7-bin-adim-omurga-agrilarini-azaltabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Vücudun taşıyıcı ve hareket sağlayan ana yapısı omurga, yaşam kalitesini doğrudan etkiler. Ancak sanılanın aksine yalnızca ilerleyen yaşla değil; günlük alışkanlıklar, sigara kullanımı ve kilo–kas dengesi gibi faktörlerle de zaman içinde yıpranır. </strong></p>

<p>Bu sürecin aslında ‘yaşlanma’ değil, kullanım ile ilişkili bir dejenerasyon olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Bel ve boyun ağrılarında hangi durumların doğal sayılabileceğini, hangilerinin değerlendirilmesi gerektiğini ayırt etmek önemli. Her dejenerasyon bulgusu hastalık değildir ancak uzun süren ve ihmal edilen şikâyetler daha ciddi sorunlara zemin hazırlayabilir” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Omurga yıpranmasını yavaşlatmak için erken tanı ve günlük yükün doğru yönetilmesinin önemine dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Günlük yaşamda hareketi artırmak, ani ve kontrolsüz zorlanmalardan kaçınmak, kasları kademeli olarak güçlendirmek ve sigara gibi disk yapısını olumsuz etkileyen alışkanlıklardan uzak durmak gerekir.</p>

<p>Uzun vadede omurga sağlığını koruyabilen kişilerde ideal kilonun sürdürüldüğü ve aktif bir yaşam tarzı benimsendiğini gözlemliyoruz. Özellikle günlük yaklaşık 7 bin adımın üzerine çıkıldığında, ek bir sağlık sorunu yoksa ağrı ve şikâyetlerin azalacağı bilinmeli” dedi.</p>

<p><strong>İki haftadan uzun süren ağrılar risk taşıyor</strong></p>

<p>Bel ve boyun ağrılarının günlük yaşamda oldukça sık karşılaşılan şikâyetler olduğunu ve çoğu zaman ciddi bir yapısal sorundan kaynaklanmadığını vurgulayan Kaya, “Kas spazmı, ani zorlanmalar, hazırlıksız yapılan egzersizler, sıcak-soğuk hava değişimleri ya da enfeksiyon sonrası gelişen kas ve eklem ağrıları en yaygın nedenlerdendir. Bu tür ağrılar genellikle kısa sürede geriler ya da aralıklı olarak hissedildiğinde vücudun geçici bir tepkisi olarak değerlendirilir.</p>

<p>Ancak ağrının giderek artması, kol veya bacaklara sinir hattı boyunca yayılması ve buna uyuşma, his kaybı, kas güçsüzlüğü ya da yürüme zorluğunun eşlik etmesi durumunda tablo basit bir kas sorununu aşmış olabilir. Özellikle şikâyetler iki haftadan uzun sürüyor, sık tekrarlıyor ve yaşam kalitesini etkiliyorsa, ‘nasıl olsa geçer’ demek yerine bir sağlık merkezine başvurmak gerekir” dedi.</p>

<p><strong>Duruş alışkanlıkları, ortopedik yastıktan daha önemli</strong></p>

<p>Yastık seçimi, özellikle boyun dejenerasyonu olan kişilerde zaman zaman rahatlama sağlayabilir ancak belirleyici olan uyku pozisyonundan ziyade, gün içinde tekrarlayan duruş alışkanlıklarıdır diyen Kaya, “Uzun süre boynu öne eğik ya da dönük tutmak omurgaya sürekli yük bindirerek şikâyetlerin artmasına zemin hazırlar. Bu nedenle amaç ‘kusursuz’ bir duruş yakalamaktan çok, gün içinde sık sık pozisyon değiştirebilen, omurgayı zorlamayan bir düzen oluşturabilmektir.</p>

<p>Masaj, sıcak uygulamalar veya bazı manuel yöntemler kısa vadede rahatlatıcı etki sağlayabilse de bu yaklaşımlar çoğu zaman altta yatan nedeni ortadan kaldırmaz ve geçici bir iyilik hali sunar. Kalıcı rahatlama için günlük alışkanlıkların gözden geçirilmesi ve omurgaya binen yükün doğru yönetilmesi gerekir” dedi.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/gunde-7-bin-adim-omurga-agrilarini-azaltabilir</guid>
      <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 12:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/04/1777277588-a-s-m-ahmet-hilmi-kaya-gorseli-1280-960.jpg" type="image/jpeg" length="12740"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kalp cerrahisinin yeni gücü: Yapay Zekâ]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/kalp-cerrahisinin-yeni-gucu-yapay-zeka</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/kalp-cerrahisinin-yeni-gucu-yapay-zeka" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="https://kocaelioncucom.teimg.com/kocaelioncu-com/uploads/2026/04/1777272297-prof-dr-ali-civelek-780-915.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="700" /></p>

<p>Önümüzdeki 10 yıl içinde teknolojik gelişmeler, biyomühendislik, uzaktan sağlık, yapay zekâ ve veri bilimi gibi alanların tıpla daha fazla entegre olmasıyla birlikte kalp ve damar cerrahisinin hem uygulama biçimi hem de hasta yönetimi önemli ölçüde değişecek.</p>

<p>Bu değişim yalnızca ameliyat tekniklerini değil, tanı yöntemlerinden tedavi stratejilerine, cerrahın rolünden hasta takibine kadar çok geniş bir yelpazeyi kapsıyor.</p>

<p><strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı</strong></p>

<p><strong>Prof. Dr. Ali Civelek</strong>, geleceğin kalp cerrahisinde bizi bekleyen ufuk açıcı gelişmeleri anlattı.</p>

<p>Gelecek 10 yıl içinde kalp ve damar cerrahisinde devrim niteliğinde pek çok değişim yaşanacak. En belirgin değişimlerden biri, daha az travmatik cerrahi yaklaşımların yaygınlaşması olacak. Çok küçük kesilerin uygulanacağı teknikler, robotik cerrahi ve hibrit prosedürler giderek standart hale gelecek.</p>

<p>Önümüzdeki yıllarda ayrıca kateter bazlı çözümler de artacak ve cerrahi ile girişimsel kardiyoloji arasındaki sınırlar giderek daha fazla bulanıklaşacak. Bu nedenle kalp cerrahlarının hibrit ameliyathanelerde çalışan multidisipliner ekiplerin liderlerinden biri olması kaçınılmaz görünüyor.</p>

<p>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Civelek, robotik platformların daha kompakt, daha ekonomik ve daha erişilebilir hale geleceğine dikkat çekiyor.</p>

<p>Bu sayede koroner bypass cerrahisi, mitral kapak onarımı ve bazı doğumsal kalp ameliyatlarının önemli bir kısmı robotik destekli yapılabilecek. Bu gelişme aynı zamanda cerrahların eğitim süreçlerini de değiştirecek. Simülasyon tabanlı eğitim, sanal gerçeklik ve dijital cerrahi platformlar cerrahi öğrenmenin önemli bileşenleri haline gelecek.</p>

<p><strong>CERRAHİDE YAPA ZEKÂ KULLANIMI ARTACAK </strong></p>

<p>Yapay zekâ, kalp ve damar cerrahisinin birçok aşamasında karar destek sistemi olarak kullanılacak. Ameliyat öncesinde gelişmiş görüntüleme teknikleri ve yapay zekâ algoritmaları, cerrahlara hastaya özgü üç boyutlu anatomik modeller sunabilecek. Bu modeller sayesinde cerrahlar ameliyatı operasyon</p>

<p>öncesinde sanal ortamda planlayarak farklı stratejileri değerlendirebilecek. Bu yaklaşım özellikle kompleks aort cerrahisi, doğumsal kalp hastalıkları ve kapak onarımları için önemli bir avantaj. Ameliyat sonrası dönemde de yapay zekâ ile yoğun bakım yönetimi daha optimize hale gelecek.</p>

<p>Böylece, komplikasyonların erken saptanması mümkün olacak. Giyilebilir sağlık teknolojileri ve uzaktan hasta izleme sistemleri sayesinde hastaların kalp ritmi, kan basıncı ve fiziksel aktivite düzeyleri kesintisiz takip edilebilecek. Bu teknolojiler sayesinde komplikasyonların erken saptanması mümkün olurken, hastaların hastaneye yeniden yatış oranları da azalabilecek.</p>

<p>Yakın geleceğin en heyecan verici gelişmelerinden biri de biyomühendislik alanında bekleniyor. Doku mühendisliği ve biyobaskı teknolojileri sayesinde biyolojik olarak uyumlu damar greftleri ve kapak dokuları geliştiriliyor. Benzer şekilde, büyüyebilen biyolojik kalp kapakları özellikle çocuk hastalarda tekrar ameliyat gereksinimini azaltabilecek bir potansiyele sahip. Genetik ve moleküler biyolojideki ilerlemeler sayesinde ayrıca kalp ve damar hastalıklarının tedavisi giderek daha fazla kişiselleştirilecek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>GELECEĞİN KALP CERRAHI NASIL OLACAK? </strong></p>

<p>Geleceğin kalp cerrahı yalnızca teknik olarak yetkin bir operatör değil; aynı zamanda teknolojiyi etkin kullanan, veri analizi yapabilen ve multidisipliner ekipleri yöneten bir klinisyen olacak. Elbette kalp cerrahisinin temelinde olan, insan hayatını koruma ve hastalara daha kaliteli bir yaşam sunma amacı yerini korumaya devam edecek.</p>

<p>Cerrahlar artık girişimsel kardiyologlar, biyomühendisler, veri bilimcileri ve görüntüleme uzmanlarıyla daha yakın çalışacak. Bu nedenle eğitim programlarının da bu yeni gerçekliğe uygun biçimde güncellenmesi en önemli başlıklardan biri.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/kalp-cerrahisinin-yeni-gucu-yapay-zeka</guid>
      <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 10:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/04/1777272462-kalpcerrahigelecek.jpg" type="image/jpeg" length="48685"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
