<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Kocaeli Öncü - ÖNCÜ HABER</title>
    <link>https://www.kocaelioncu.com</link>
    <description>Haberde Öncü Yayıncılık</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.kocaelioncu.com/rss/yuksel-ercan" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2026. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 01 Oct 2026 06:09:19 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/rss/yuksel-ercan"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Cengiz Han'a Küsen Bulut]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/cengiz-hana-kusen-bulut-5</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/cengiz-hana-kusen-bulut-5" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Son derece sıcak geçen bir yaz mevsiminden sonra eylül ayını da bitirip Ekim aynına "<strong>merhaba" </strong>dediğimiz günlerdeyiz,</p>

<p>Böylesi zamanlarda insan bir masanın etrafında demli çay eşliğinde dostları ile birlikte sohbeti özlüyor ancak belirttiğimiz gibi havanın bir miktar nemli olması dolayısı ile zamanı evde klimayı açtıktan sonra televizyon karşısında geçirmek gibi bir mecburiyet ortaya çıkıyor.</p>

<p>Böylesi zamanlarda hazır fırsat varken kütüphanemize kattığımız yeni kitapları okumak adına çaba sarf ediyoruz,</p>

<p>Bir kaç kitabı gözden geçirdikten ve diğerine bakmak adına kaldığımız yere ayraç yerleştirdikten sonra gözümüze bir anda <strong>Aytmatov'un "Cengiz Han'a Küsen Bulut"</strong> isimli eseri ilişince bir anda sanki uzun yıllardır göremediğimiz bir dostumuza kavuşmuş gibi sevindik, duygulandık ve belki 50 kez okuduğumuz eseri elli birinci kez yeniden ve nefes nefese okumaya başladık</p>

<p><strong>Ünlü </strong>yazar <strong>Cengiz Aytmatov'un 'Cengiz Han'a Küsen Bulut</strong>' isimli yaklaşık yüz sahifelik eserini okuyan en azından duyan çoktur.</p>

<p>Norma şartlarda '<strong>Cengiz Han'a Küsen Bulut’, 'Gün Olur Asra Bedel</strong>' adlı romanın içinde yer alması gereken ve onu tamamlayan uzunca bir bölümdür.</p>

<p>Ancak o zor dönemlerde kaleme alınan eserde, KGB’yi en çarpıcı örneklerle en ağır bir şekilde suçlayan bu bölüme izin verilmemiş ve <strong>Aytmatov </strong>bunu ayrı bir roman halinde yayınlamak için hürriyet günlerini beklemiştir.</p>

<p>Hükümdarlık alanı sınırlarında bulunan varlıkların artık ülkesindeki insanlara yetmediğinin farkına varan <strong>Cengiz Han</strong> milletini doyurabilmek ve daha iyi bir yaşam sağlayabilmek adına batı ülkelerine sefer düzenleme ve oralardan elde edeceği ganimet ile daha rahat günlere erişeceğine inanır.</p>

<p>O günlerde ordunun çıktığı seferler ve aylar hatta yıllar süren savaşlar dolayısı ile kısa zamanda geriye dönme imkanı bulunmadığından sefere çıkan askerlerin eşleri ile birlikte savaş alanlarında olmak gibi bir mecburiyetleri vardı.</p>

<p>Bu yüzden de kadınlarda eşleri gibi birer savaşçı olmaları kaçınılmazdı.</p>

<p>Böyle bir noktada daha rahat bir hayat için sefer hazırlıkları yapan <strong>Cengiz Han</strong> batı seferi sırasında kadınların çocuk doğurmasını doğa kanunlarına ve Tanrı’nın gücüne gidecek şekilde yasaklar ve bu durumu da<strong> "Biz Moğolların rahatı için batıyı fethetmek zorundayız. Sefere bir yıl var. Bugün ya da sefere yakın doğacak çocuklar savaş meydanlarında elimize ayağımıza dolaşır, bu yüzden bu süreçte başta doğan çocuk olmak üzere çocuğun annesini-babasını ve bütün sülalesinin kökünü kazıyacağım</strong>" şeklinde duyuru yapar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Burada derdimiz elbette ki<strong> Aytmatov’un 'Cengiz Han'a Küsen Bulut' </strong>isimli eserini tanıtmak değil.</p>

<p>Tarihçilere göre Bin 162 yılında doğan , 65 yaşında hayata veda eden ve yaşadığı zaman zarfında yine tarihçilerin bildirdiklerine göre dünya nüfusunun yüzde 11’lik bölümüne denk gelen yaklaşık 40 milyon insanı öldüren <strong>Cengiz Han'd</strong>an beri savaşlar bir türlü bitmedi.</p>

<p>Savaşlarda ölen milyonlarca insana rağmen dünya bir türlü sulh bulmadı.</p>

<p>Dikkat edilirsen öteden beri savaşların temel sebebi daha iyi bir hayat adınadır.</p>

<p>Dünyanın dört bir tarafında bulunan ülkelerin başındaki yöneticiler kendi insanlarının mutluluğu ve refahı adına yüzyıllardır başka ülkelere sefer düzenliyorlar, savaşı kazandıkları andan itibaren de o ülkelerin gelirlerini ganimet olarak kendi vatandaşlarına az-çok paylaştırıyorlar.</p>

<p>Savaşları dün daha çok askeri daha çok atı olan ülkeler kazanıyordu.</p>

<p>Aradan geçen yıllar içerisinde gelişen teknoloji ile birlikte her ne kadar yine asker sayısı önemli olmaya devam etse de teknolojiyi daha iyi kullanan, çevresindeki ülkelere göre ilimde, teknikte mesafe alan ve bu mesafeyi de her geçen gün kendi adına açan ülkeler savaşlarda daha net galibiyetler elde eder oldular.</p>

<p>ABD’nin eski dış işeri bakanlarından <strong>Henry Kissinger</strong> savaşların nasıl boyut değiştirdiği ile ilgili olarak, <strong>"Eğer dünyada var olan petrol kaynaklarını ele geçirebilir ve kontrol altına alabilirseniz ülkeleri idare edersiniz. Ancak dünyada var olan buğdayı ele geçirebilirseniz bütün bir İnsanlığı idare edebilirsiniz</strong>” şeklinde savaşın hangi boyutlara doğru gittiğini de çok net bir şekilde ifade ediyor.</p>

<p>Dünya'nın kurulduğu günden bu zamana kadar devam eden savaşların bundan sonra da hiç durmadan devam edeceği artık aşikar.</p>

<p>Ancak dün savaşın neticesini belirleyen piyade asker, at, top, tüfek bugün yok.</p>

<p>Eskiden savaş denildiğinde akıllara gelen bu meteryallerin yerini bugün iletişim teknolojisi almış durumda.</p>

<p>Savaşlarda artık cephelere asker göndermenin bir gereği yok.</p>

<p>Donanımlı bilgisayarların başındaki kullanıcılar sahaya sürdükleri sosyal medya kuruluşları vasıtası ile bir an da dünya coğrafyasındaki herhangi bir ülkenin sınırlarını değiştirecek onu da beceremiyorlarsa mevcut yönetimi saf dışı edecek atraksiyonları anında hayata geçirebiliyorlar.</p>

<p>Bundan 20-25 yıl önce eli kalem tutan yazar-çizer ya da yorumcular imkan buldukları her platformda <strong>"Birinci ve ikinci dünya savaşı yapıldı. Milyonlarca insan bu savaşta hayatını kaybetti. Yapılabilecek bir üçüncü dünya savaşı dünyanın sonu olur"</strong> şeklinde fikir ileri sürer ve üçüncü dünya savaşının her an kapıdan içeri girebileceğini anlatırlardı.</p>

<p>Ancak dünya üzerinde var olan değişimler bize göre artık üçüncü ya da dördüncü bir dünya savaşı ihtimalini imkansız kılıyor.</p>

<p>Zira bugünlerde zaten dünyanın neresine baksanız orada mutlaka bir savaşın olduğunu ve emperyalist ülkelerinde savaş çıkan hemen her yerde konuşlandıklarına şahit olacaksınız.</p>

<p>İyiden iyiye tek kutuplu bir noktaya doğru giden dünyada ekonomik ve teknolojik savaşlar güçlü ülkelerin gücüne güç katarken zayıf ülkeleri tamamen güçten düşürüyor ve emperyalist ülkelerin kulu kölesi haline getiriyor.</p>

<p>Tek başına dünya nüfusunun yüzde 11'lik kısmını öldüren <strong>Cengiz Han'ı </strong>mı suçlamak lazım yoksa onun zamanından sonra kendisine rahmet okutacak kadar dünyayı yakıp yıkanlara mı kızmak lazım, işin doğrusu tam bir kafa karışıklığı yaşıyoruz.</p>

<p>İnsanların birbirini boğazlamadığı, herkesin kardeşçe yaşadığı bir dünyada olmayı düşünmenin nerede ise fantezi sayıldığı günlerde olsak da gelecek günleri bir gül bahçesi haline getirecek nesillerin hayata merhaba demesi ile hiç değilse bundan sonrası için umutlanmak gerekir diye düşünüyoruz.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yüksel Ercan</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/cengiz-hana-kusen-bulut-5</guid>
      <pubDate>Wed, 30 Sep 2026 21:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/09/0aa-284.jpg" type="image/jpeg" length="85896"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kum saati]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/kum-saati-2</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/kum-saati-2" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çevremizde bulunan kalabalık bir taraftan yaşadığı hayatın muhasebesini yaparken bir taraftan da bundan sonrası için artık moda ifade olan "<strong>kariyer planlaması"</strong> yapıyor.</p>

<p>Geçmiş günlerin artık bir hayal olduğu şu günlerde insanımız artık ne kadar ömrü kaldığını bilmeden yıllar yılı kaybettiği yada kaybettiğini sandığı ne varsa tek tek sıralayıp uygulamaya koymak adına elindeki tüm imkanları sarf etmekten asla geri durmuyor.</p>

<p>Bu toplumun ortalamasını yaşayan bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak içerisinde bulunduğumuz günlerde bir taraftan hayatın bize kazandırdıklarına seviniyor kaybettirdiklerine üzülüyoruz,</p>

<p>Bir taraftan her yeni güne umutla uyanırken diğer taraftan akşamın verdiği hüzünle ömrümüzün boşa geçen kısmının muhasebesini yapıyoruz.</p>

<p>Böylesi zamanlarda yani hal muhasebesi yaptığımız dönemlerde insan daha bir duygusal oluyor,</p>

<p>Geçip giden günlerin sonrasında durumumuz nasıl olursa olsun dünyanın bakıp geçilen bir pencere olduğu gerçeğinin de farkına varıyoruz.</p>

<p>İşte böylesi anlarda <strong>Yağmur Atsız’ın “Günlerimiz” </strong>isimli şiiri bize her zamankinden daha anlamlı geliyor,</p>

<p>Belki her geçen gün biraz daha yaşlandığımızdan,</p>

<p>belki yılların verdiği yorgunluğa dayalı duygusallıktan olsa gerek “<strong>Koşarken yavaşlar gibi/Akıp giden günlerimiz</strong>” mısralarını da bünyesine başlayan şiir bizi olağanüstü bir hüzün dalgası ile sarıp sarmalıyor.</p>

<p><strong>Yağmur Atsız’ın</strong></p>

<p><strong>“Çözülen bir yün yumağı</strong></p>

<p><strong>Akıp giden günlerimiz</strong></p>

<p><strong>Mezar taşlarından suskun</strong></p>

<p><strong>Telaşsız, sessiz, sitemsiz</strong></p>

<p><strong>Savrulan yapraklar gibi</strong></p>

<p><strong>Akıp giden günlerimiz</strong></p>

<p><strong>Cenaze törenlerinde</strong></p>

<p><strong>Telaşsız, sessiz, sitemsiz.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Bir suçluyu aklar gibi</strong></p>

<p><strong>Akıp giden günlerimiz</strong></p>

<p><strong>Sanki bir sır saklar gibi</strong></p>

<p><strong>Telaşsız, sessiz, sitemsiz.</strong></p>

<p><strong>Doğmayan şafaklar gibi</strong></p>

<p><strong>Akıp giden günlerimiz</strong></p>

<p><strong>Haksız ittifaklar gibi</strong></p>

<p><strong>Akıp giden günlerimiz.</strong></p>

<p><strong>Bir kitaba başlar gibi</strong></p>

<p><strong>Koşarken yavaşlar gibi</strong></p>

<p><strong>Düşen arkadaşlar gibi</strong></p>

<p><strong>Akıp giden günlerimiz”</strong></p>

<p>şeklindeki “<strong>Günlerimiz”</strong> isimli şiiri bünyesinde barındırdığı milyonlarca anlam ile herkesin hayatına girip doğumundan ölümüne kadar anlam katıyor.</p>

<p>İnsan gençlik yıllarında toz duman bir hayat yaşıyor,</p>

<p>O günlerde dünyaya yeniden bir şekil vermek ülküsü bir tarafa kendisini “<strong>taşı sıksa suyunu çıkartacak</strong>” bir noktada gördüğünden olsa gerek yorgunluk, halsizlik, bıkkınlık gibi olgulara asla kulak asmıyor.</p>

<p>Kendi önüne koyduğu hedefleri birbiri ardına aşıp sel gibi çağlayarak koşan insan bir noktadan sonra <strong>Cahit Sıtkı’nın</strong> “<strong>Otuzbeş yaş Şiirine”</strong> denk geldiğinde günlerinin ne kadar hızlı geçtiğinin bu yüzden de ara sıra mola verip dinlenmesi gerektiğinin farkına varıyor.</p>

<p>Bundan çok uzun yıllar önce bir dostumuz “<strong>Yüksel Ercan yaşadığımız günler su gibi geçiyor hatta ömür dediğin sudan daha çabuk ilerliyor</strong>” dediğinde o zaman bu ifadeye pek bir anlam verememiştik,</p>

<p>Ancak ne zamanki kapımız altmışlı yaşlara doğru açıldı o zaman günlerin su gibi hatta sudan bile hızlı geçtiğini yavaş yavaş anlamaya başladık.</p>

<p>Daha iyi bir hayat yaşama, daha iyi günlere karşı olan özlem ister istemez insanın kendisini daha fazla yormasına dolayısı ile biraz daha fazla yıpranmasına vesile oluyor, yılların su gibi geçip gittiğini gördüğümüz halde bu gidişe nasıl dur denileceği ile ilgili insanlık tarihi henüz bir çözüm bulamadığından sonunda herkes kendi kaderine razı oluyor.</p>

<p>Hayat acımasız,</p>

<p>İster zengin olun ister çok fakir, dünyanın en büyük en kudretli yöneticisi de olsanız, sabahtan akşama kadar bir dilim ekmek peşinde koşmak zorunda kalan yoksul bir insan da olsanız hayatın o acımasız saati herkes için aynı şekilde işliyor, kişi yada kurum fark etmiyor.</p>

<p>Günün koşuşturmacası içerisinde camilerden yükselen sala sesleri ile etrafımızdaki bir insanın daha bu hayata veda ettiğini anlıyor, üzülüyoruz,</p>

<p>ancak dün başka bir yakımızın kapısını çalan ölümden bir kurtuluş olmadığını ve değişmez gerçek olan ölümün bir gün bizimde kapımızın çalacağı gerçeğini de asla unutmuyoruz.</p>

<p>Günler geçiyor,</p>

<p>Kum saati büyük bir hızla akmaya devam ediyor,</p>

<p>Bize emanet edilen bu hayatı elden geldiğince olumlu kullanmak, çevremize faydalı olmak, insanlığı rahatlatacak teknolojik buluşları hayata geçirmek gibi görevlerden en azından bir tanesini bile yerine getirmek bu hayatın boş geçmediği ile ilgili en büyük cevap olacaktır.</p>

<p>Ömrünü insanlık adına faydalı hizmetler yaparak, insanlığın daha iyi bir hayat sürmesi adına gece gündüz demeden yıllarını heba eden kişi yada kişilere bütün insanlığın borcu olduğunu düşünüyoruz.</p>

<p><strong>Yunus Emre </strong>artık günlerinin sonuna erdiğini anladığı zamanlarda</p>

<p><strong>“Bu dünyadan gider olduk</strong></p>

<p><strong>Kalanlara selam olsun</strong></p>

<p><strong>Bizim için hayır dua</strong></p>

<p><strong>Kılanlara selam olsun”</strong></p>

<p>diyor, buradan da anlaşılacağı gibi hayırlı iş yapan, insanlara faydalı olanlar için arkasından edilecek bir hayır dua hayatında boşa geçmediğinin en büyük ispatıdır.</p>

<p>Hayat dediğimizde de galiba yaşadığımız zaman zarfında topluma faydalı işler yapmaktan başkada hiçbir şey olmasa gerek.</p>

<p><strong>“Bir kitaba başlar gibi</strong></p>

<p><strong>Koşarken yavaşlar gibi</strong></p>

<p><strong>Düşen arkadaşlar gibi</strong></p>

<p><strong>Akıp giden günlerimiz"</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yüksel Ercan</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/kum-saati-2</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 21:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/09/0aa-283.jpg" type="image/jpeg" length="20541"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çürüme]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/curume-4</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/curume-4" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Son dönemlerde toplumun hemen her kesiminde ortaya çıkan olumsuzluklar sonrasında ne diyeceğimizi, ne anlatacağımızı, nereye gideceğimizi şaşırmış durumdayız.</p>

<p>Toplumda var olan ve habis bir ur gibi her geçen gün büyüyen çürüme bundan sonrası içinde var olan umutlarımızı da birer birer yok ediyor.</p>

<p>Nerede ise yazılarını 40 yıldır severek okuduğumuz yazar<strong> Cengiz Aytmatov</strong> "<strong>Hayatta en zor mesele; her gün insan kalabilmeyi başarmaktır..</strong>." diyerek asılında ne yapacağımızdan ziyade yaşadığımız zaman zarfında toplumu sıkıntıya vermeyecek şekilde bir hayat sürmemiz gerektiğini öğütlüyor.</p>

<p>Birkaç kişinin bir araya geldiği sohbetlerde herkes kendisinin “<strong>karınca ezmez</strong>” kişilikte birisi olduğunu etrafına zarar vermemek adına kılı kırk yardığını anlatır, yaşadığı zaman zarfında başından geçen ve kendisinin hoşuna giden davranışlarını da ballandıra ballandıra anlatmaktan büyük bir zevk alır.</p>

<p>Etrafımızda bizim saydığımız meziyetlere sahip pek çok insan görebiliriz, bu yapıdaki insanlarında toplum adına çok büyük bir kazanç olduğunu kabul ederiz,</p>

<p>-Ancak bu kadar fazla iyi insanın bulunduğu bir toplumda bu kadar sorun neden yaşanıyor?</p>

<p>-Hemen her gün hayatımızı zindan eden, içimizi acıtan bu kadar kötülükler kimler tarafından yapılıyor?</p>

<p>sorusuna da bir türlü cevap bulamıyoruz.</p>

<p>Böylesi güzel hasletlerin bulunduğu toplum yada toplumlarda hayvanlara eziyet ediliyor, konuşarak, anlaşarak çözülebilecek pek çok problem bir anda olağan üstü kavgaların yaşandığı meydan savaşlarına dönüşüyor,</p>

<p>Çocuklara zarar veriliyor, bakıma muhtaç insanlara yapılan eziyetlerde çabası.</p>

<p>İlk okula başlayan hatta ana okullarında hayata merhaba diyen çocuklarımıza “<strong>nasıl iyi insan olunur, nasıl merhametli bir kişi olarak hayata hazırlanır”</strong> gibi temel öğretiler yerine <strong>“nasıl para kazanılır, hayata kısa yoldan atılmak için neler yapılır”</strong> gibi toplumu yarıştıracak bilgilerin verilmesi dolayısı ile bir türlü arzulanan toplumu göremiyoruz.</p>

<p>Trafikte yaşananlara dikkat edin, normal şartlarda halis-muhlis bir vatandaş olan sesi soluğu çıkmayan,” <strong>ağzına vur lokmasını al</strong>” diyebileceğimiz çok sayıda insan aracın direksiyonuna oturur oturmaz adeta bir canavara dönüşüyor.</p>

<p>Ne kanun tanıyor nede kural,</p>

<p>Kendi yaptığı hatalar dolayısı ile zarar verdiği insanların farkına bile varamayan bir despotlukta hayat sürüyor.</p>

<p>Bir kamu kurumunda çalışan ve boşalan genel müdürlüğe yada daire başkanlığına aday olan bir bürokrat sırf o makama ulaşabilmek adına aynı yere talipli başka birisi için yapmadığı hiçbir kötülüğü bırakmıyor,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Rakibi ile ilgisi olmayan iftiraları atmaktan bir an bile geri durmuyor, liyakat-hak-hukuk gibi kavramları ise gözü görmüyor.</p>

<p>Ticaret yapan bir başkası topluma hileli mal satmaktan asla imtina etmiyor, topluma sattığı özürlü mamuller dolayısı ile kimin ne kadar zarar göreceğini son derece geniş bir kitlenin sağlığı ile oynadığını asla düşünmüyor.</p>

<p>Sadece ve sadece “<strong>mühim olan benim şahsi menfaatim” </strong>diyerek elinden geleni arkasına koymuyor.</p>

<p>Bizim toplum oldum olası siyaset kurumundan ve siyasetçiden şikayetçidir,</p>

<p>Siyasetçilerin özellikle seçim zamanı birbirlerine karşı hakarete varan sertlikte konuşmalar yaptıklarından dertlenir ancak aynı vatandaş kendisinin karşı karşıya kaldığı en küçük bir sorun anında muhatabına nasıl küfürler hakaretler ettiğinin muhtemelen farkına bile varmaz.</p>

<p>Bizi “<strong>İnsan olarak kalmaktan uzaklaştıran”</strong> davranışlar ile nasıl karşı karşıya kaldığımızı yada bu davranışlardan kurtulmak adına neden geç kaldığımızı söyleyecek kişi yada kişilerin olmaması da ayrı bir sıkıntı,</p>

<p>Dünyayı düzeltmenin önce kendimizi düzeltmekten geçtiğini, bizi biz yapan değerlerden uzaklaştığımız zaman zarfında hem kendimizi hem de etrafımıza zarar vermekten başka hiçbir işe yaramayacağımızı karşımıza geçip kim anlatacak doğrusu merak ediyoruz.</p>

<p>Bizi biz yapan değerlerden her geçen gün biraz daha fazla uzaklaşıyoruz,</p>

<p>Dostluğun, arkadaşlığın nerede ise kayıplara karıştığı kişisel menfaatlerin öne çıktığı, ahlaki kuralların her geçen gün daha fazla yozlaştığı bir dünyada elbette ki insan olarak kalmakta zorlaşıyor.</p>

<p>Bu konuda yani “<strong>Her gün insan olarak kalmak” </strong>noktasında herkes el birliği yapmadıktan, başkasına yapılan bir kötülüğü kendimize yapılmış gibi kabul etmedikten sonra daha iyi bir dünya beklentisinin de beyhude olduğunu , böyle bir beklentinin kendi kendimizi kandırmaktan başka hiçbir işe yaramayacağını artık anlamamız gerekiyor.</p>

<p>Bu dünyada “<strong>Her gün İnsan olarak kalabilmek”</strong> adına önce kendimizi düzeltmemiz gerekiyor,</p>

<p>Kendimizi düzelttiğimiz an hem insanlık adına büyük bir adım atmış olacağız , hem de artık her geçen gün daha fazla çürümeye devam eden bu dünyanın daha yaşanabilir bir yer olması adına mesafe almış olacağız.</p>

<p><strong>Aksi takdirde çürüme kaçınılmaz.</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yüksel Ercan</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/curume-4</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Sep 2026 00:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/09/0aa-282.jpg" type="image/jpeg" length="85718"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Değerlerin iflası]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/degerlerin-iflasi-12</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/degerlerin-iflasi-12" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Son dönemlerde inandığımız, bizi biz yapan değerlerimizin tamamında olağanüstü bir aşınma, yıpranma görüyoruz.</p>

<p>Artık manevi değer üzerine yemin eden hiçbir Allah kuluna itibar etmiyoruz,</p>

<p>Yıllar yılı gelenekselleşen ve hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline gelen tüm değerlerimizi çok büyük bir hızla değersizleştirmek adına 7/24 mesai harcıyoruz.</p>

<p>Şair <strong>Özdemir Asaf'ın</strong> "<strong>Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler." </strong>dediği noktada bizler de aynı hızla kirlenen tüm değerler arasında,</p>

<p>Halen kendi "<strong>değerimizi</strong>,<strong> değerlerimizi</strong> " arıyoruz, ancak farkında olmadığımız hadise ne yazık ki elimizi nereye atsak, kirlenen, yok olan değersizliğin tam ortasındayız.</p>

<p>Hepimizim bildiği gibi değerler çok önemli şeyleri ihtiva eder.</p>

<p>Değerlerimizi kaybedince her şeyimizi de birlikte kaybetmiş oluruz.</p>

<p><strong>Necip Fazıl</strong> "<strong>Destan</strong>" şiirinde bir dizede</p>

<p><strong>‘Bir şey koptu içimden, şey, her şeyi tutan bir şey,</strong></p>

<p><strong>Benim adım Bay Necip, babamınki Fazıl Bey” diyo</strong>r.</p>

<p>Unutmamak gerekir bay ve bey arasındaki değer farkı uçurumlar kadar derindir aslında.</p>

<p>Üzülerek görüyoruz ki değerler paramparça olmuş</p>

<p>Din, ahlak, gelenek, görenek, örf, adet, töre, folklor, kültür ve tüm değerler parçalanmış dört bir yana savrulmuş.</p>

<p>Yaşı bizden oldukça büyük olan ve çok değer verdiğimiz bir dostumuz <strong>‘karakter kazanmak çok uzun süre ister, ama kaybetmek an meselesidir’ </strong>diye her defasında gözlerimizin içine bakarak “ <strong>bu söylediğim kulağına küpe olsun”</strong> derdi.</p>

<p>Değerler birbiri ardına iflas ediyor.</p>

<p>Kokuşmuşluk ve çürümüşlük hızla yayılıyor.</p>

<p>Bu durum biraz ülkenin her tarafından merkeze taşınan farklı yaşam biçimleri ve alışkanlıklar, birazda teknolojinin hızlı gelişimiyle orantılı olarak farklı yaşam biçimlerinin büyük şehirlerde yayılma alanının çoğalmasıyla ilgilidir.</p>

<p>Bu konuda çalışan herhangi bir kurum yada kuruluşun olduğu noktasında da artık umudumuzu kesmiş durumdayız</p>

<p>Bu kadar çürümüşlük bu kadar değer erozyonu karşısında ortak değer ve kültür oluşturma çabasının da olmadığını net bir şekilde görüyoruz.</p>

<p>Gittikçe yalnızlaştırılan yalnız bırakılmaya terkedilen insan.</p>

<p>Her alanda zorla tek başına bırakılmaya çalışılan insan.</p>

<p>Her programda, filmde, tiyatroda, sinemada kısacası yaşamın her alanında kaynağının nereden alındığı belli olmayan çekirdek aile yaşamı pompalanan bir hayat.</p>

<p>Geçmişi kötülemenin, aşağılamanın, yıpratmaya çalışmanın hiçbir faydasını göremedik henüz.</p>

<p>İlericiliğin birinci şartı geçmişine sövmek olmamalıydı.</p>

<p>Çağdaşlığın birinci şartı tarihini kötülemek olmamalıydı.</p>

<p>Medeni olmanın birinci şartı atalarını aşağılamaya çalışmak olmamalıydı.</p>

<p>Batılılığın birinci şartı medeniyetini inkâr etmek olmamalıydı.</p>

<p>Değerlerin iflasını getiren; aslında medeni bir toplum oluşturma gayretini şiddetle zorla uygulamaya koyan zihniyetten başka da bir şey olmamıştır.</p>

<p>İyi niyetlerle çıkılan yolların aslında nasıl bir canavar yarattığı kuşkusuz bugün karşımıza daha net çıkmış durumdadır.</p>

<p>Artık insanlar bir evde yalnız başına ölmekte işin daha kötüsü bu ölümlerden günlerce kimsenin haberi olmamaktadır.</p>

<p>Yalnızlaştırılan, tek başına yaşamaya sürüklenen hatta buna zorlanan insanlar alışık oldukları toplumsal yaşamdan bireysel yaşama döndürüldüklerinde şaşırıp kalmakta ve ne yapacaklarını bilemez hale gelmektedirler.</p>

<p>Artık soru soracakları bir insan bir makam yada bir kurumda yok çevrelerinde.</p>

<p>Deneyimli tecrübeli büyükleri yanlarından kopartılarak ayırılmıştır.</p>

<p>Nasıl davranacaklarını bilmedikleri bir mesele önlerine geldiğinde internet sayfalarına danışmaya kadar varmıştır işin boyutu.</p>

<p>Değerlerin iflası bir yanda rüşveti, kayırmayı, irtikâp ve yolsuzluğu beraberinde hızla getiriyor.</p>

<p>Değerlerin iflası; insanın kendi kendisini kandırmasını, beraberinde merhametini, şefkatini kaybetmesini ve en sonunda da oluşan şartlar neticesi zalimleşmeyi de beraberinde getiriyor.</p>

<p>Bir yurt dışı ziyaretinde yemek sırasında votka kadehini “<strong>Bismillah”</strong> diye kaldıran arkadaşımıza yanımızdaki dostumuz ‘<strong>ne yapıyorsun’</strong> diye sorunca, muhatap büyük bir ciddiyetle ‘<strong>hiçbir şey besmelesiz içilmez’</strong> cevabını vermişti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Buradan da anlaşılıyor ki ne yaparsanız yapın değerlere ihtiyaç var.</p>

<p>İzlerini aradan yüz yıl bile geçse silemezsiniz.</p>

<p>İşler birbirine çok karışabilir değerler altüst olabilir.</p>

<p>Ama temel unutulmaz.</p>

<p>Değerlerin iflası önlemek adına her şeye rağmen geç kalmış sayılmayız.</p>

<p>Yeter ki samimiyet olsun.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yüksel Ercan</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/degerlerin-iflasi-12</guid>
      <pubDate>Sun, 27 Sep 2026 21:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/09/0aa-281.jpg" type="image/jpeg" length="39165"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İçimizdeki ABD]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/icimizdeki-abd-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/icimizdeki-abd-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Muhtemelen bundan 35 yıl önce çocuklarımızın henüz küçük olduğu dönemlerde özellikle hafta sonları “<strong>hadi bakalım toplanın İstanbul tarafında yeni yapılan bir AVM’ye gidelim, biraz dolaşır sonra da yemek yer döneriz”</strong> dedikten ve sözünü ettiğimiz AVM’ye gittikten sonra yemek yiyeceğimiz yer ile ilgili ev halkıyla kavga-gürültü olmadan bir kere bile eve geri döndüğümüzü hatırlamıyoruz.</p>

<p>O günlerde de bugünlerde de tartışmanın ana sebebi ise tahmin edileceği gibi yemek yeme tarzı,</p>

<p>Biz daha çok geleneksel tarzda önce bir çorba,sonra et yemeği, pilav en sonrada güzel bir tatlı ve damak tadına göre kahve ile yemeği sonlandırmak niyetinde iken ev halkı <strong>“Mc Donalds türü yemek bizim olmazsa olmazımız, bundan asla taviz vermeyiz”</strong> dediklerinden son derece güzel ve neşeli bir şekilde geçeceğini düşündüğümüz toplu yemekler bir anda kavga-gürültü sona eriyordu.</p>

<p>Bizi yıllar yılı mutsuz eden en keyifli anlarımız bile kabusa çeviren bu yemek tarzımdan şükürler olsun ki çocuklar büyüdü de kurtulduk.</p>

<p>Ancak yıllar önce aramızdan ayrılan rahmetli annem her üç-beş günde bir “<strong>Herkesin çocukları annelerini Mc Dnalds’a götürüyor sen beni bir gün oraya götürüp yemek yedirmedin”</strong> dediğinde marka hayranlığının hangi boyutlarda olduğunu şaşkınlıkla anlamış oluyorduk..</p>

<p>Biz bu yabancı marka alışkanlığından elimizden geldiği kadar kenarda durmak istesek te aslında “<strong>bir şeyden ne kadar uzaklaşmaya çalışırsan o kadar fazla yaklaşırsın”</strong> geleneği çerçevesinde yabancı markalar ile mecburi bir şekilde kucaklaşmak zorunda kaldığımızı görüyoruz.</p>

<p>Yıllar önce katıldığımız bir Orta Asya gezisinde bize oradaki kardeşlerimiz tarafından ikram edilen bütün yemekleri “<strong>Acaba tadı nasıldır.?”</strong> sorusuna cevap alamadığımızdan “<strong>size afiyet olsun ben az önce çok yedim, midem tıka basa dolu</strong>” yalanının arkasına sığındığımız aksine açlıktan perişan olduğumuz saatlerin birinde kafamızı kaldırıp ta “<strong>Mc Donalds”</strong> tabelasını gördüğümüzde belki biraz mübalağa etmiş olacağız ama “<strong>Babamızın mezardan kalktığını gördüğümüz an</strong>” kapılacağını düşündüğümüz heyecanın kat be kat fazlasını hissetmiştik.</p>

<p>Bir Kazakistan dönüşü sonrası <strong>“Hadi eve boş gitmeyelim, çocuklara çam sakızı çoban armağanı birer çift ayakkabı alalım” </strong>diye çantamıza yerleştirdiğimiz ayakkabıları eve geldikten sonra çocuklara verdiğimizde onların yüzünün aldığı şekli ve arkasından “<strong>bu ayakkabılarda marka yok, neden oradan buraya kadar markasız ayakkabıları kendine yük etin ki parasını verseydin biz burada markalı ayakkabılar alırdık”</strong> söylemlerini o gün bu gündür bir türlü unutamıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>O günden bu zamana kadar gelinen süreçte pek çok ülke ile birlikte Türkiye’de Emperyalist ülkelerin ürettikleri markaların iyi bir pazarı oldu,</p>

<p>Bugün orta büyüklükte bir AVM’ye gidin, var olan işyerlerini tek tek sayın ister yemek sektöründe,ister tekstil, ister mobilya ister elektronik eşya olsun aklınıza gelen tüm sektörlerde Türk markalarının nerede ise yok denecek sayıda olduğu görülecektir.</p>

<p>Kullandığımız araçlar zaten bizim değil,</p>

<p>Bizim olmayan araçlara yakıt almak için yanaştığımız akaryakıt istasyonları da normal olarak bizim değil,</p>

<p>Aracın deposuna akaryakıt alırken ışıl ışıl parlayan satış mağazalarına girip herhangi bir ürün almaya kalkıştığımızda Türk markası bulabilmek için nasıl büyük mücadele verildiğini en iyi bilenlerdeniz.</p>

<p>Sözünü ettiğimiz bütün değerler artık geniş kitleler tarafından “<strong>Mc Donalds kültürü”</strong> olarak değerlendiriliyor,</p>

<p>Sadece bir yemek tarzı olarak kabul edilen bu yaşam biçimi artık bütün dünyayı pençesi altına almış bir şekilde ülkelerin kanını emiyor, mamul satılan ülkelerde yeni bir ürün buluşuna zaman içerisinde izin vermiyor ve yıllar içerisinde sadece bir yemek kültürü olarak başlanılan süreç ülkeleri Emperyalist güçlerin kulu kölesi haline getiriyor.</p>

<p>Akşamları tek eğlencemiz olan televizyon kanallarının hangisini açsak ya Amerikan sinema filmlerine yada ABD yapımı televizyon dizilerine denk geliyoruz,</p>

<p>Günlerce birbiri ardına 7/24 devam eden sinema filmleri ile dayatılan “<strong>Amerikan Kültürü”</strong> artık hayatımızın her anına yön veren bir noktaya kadar geldi.</p>

<p>Yeni nesil Amerikalılar gibi düşünüyor,</p>

<p>onlar gibi konuşuyor,</p>

<p>onlar gibi eğleniyor,</p>

<p>onlar gibi bir hayat tarzı sürüyorlar.</p>

<p>Son dönemlerde artık evlerde akşam yemeğinin yenilmediğini işten yorgun argın eve gelen aile fertlerinin “<strong>Akşam yemeğini ya dışarıda yiyelim yada dışarıdan yemek siparişi verelim, yorulmayalım”</strong> diye yeni bir metot geliştiriyorlar.</p>

<p><strong>“Bu sarmaldan kurtulmanın yolu varmıdır.?”</strong> sorusunun cevabı “<strong>Elbette ki var</strong>” şeklindedir,</p>

<p>Ancak kurtuluşun öyle birkaç yılda olacak durumu asla söz konusu değildir,</p>

<p>Uzun sayılabilecek bir zaman dilimi içerisinde hayata koyulacak plan ve projeler çerçevesinde atılacak adımlar uygulanacak projeler ile kaybettiğimiz mesafe yeniden kazanılabilir diye düşünüyoruz.</p>

<p>Burada akıllara “<strong>Emperyalist güçler bizim büyümemizi, gelişmememizi istemiyorlar</strong>” ifadesi gelebilir ki bu ifada zaten yıllar yılı “<strong>Şehir efsanesi</strong>” gibi hayatımıza girmiş ve sanki çıkmamak üzere oraya yerleşmiş durumdadır.</p>

<p>ABD’nin dolayısı il Emperyalist güçlerin olmadığı bir dünya elbette ki mümkün,</p>

<p>Ancak bunun için bizi perişan eden hamaset dolu günü kurtarmak adına uygulanan siyasetten bir an önce vazgeçmek,</p>

<p>Bir türlü dikiş tutmayan eğitim sisteminin sil baştan yenilenmesi</p>

<p>Ve bizi şu an bulunduğumuz kötü ve zor durumdan alıp dünyaya yön veren ülkeler sınıfına sokacak genç beyinlerin yetişmesine imkan tanıyacak adımların atılmasıdır.</p>

<p>Sonrası Allah kerim.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yüksel Ercan</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/icimizdeki-abd-1</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 23:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/09/0aa-280.jpg" type="image/jpeg" length="90489"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Öfke kontrolü]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/ofke-kontrolu-3</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/ofke-kontrolu-3" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hafta sonu katıldığımız programlardan çıkıp sıcak ve nemli havanın verdiği rahatsızlıktan kurtulabilmek ve biraz serinleyebilmek adına kendimizi sahil kenarına atıyoruz ceketleri çıkartıyor kravatları gevşetiyor gömleğimizden bir düğme açıyoruz.</p>

<p>Yaklaşık iki saat süren çay kahve eşliğindeki muhabbetten sonra arkadaşlarımıza “-<strong>Oturduk kaldık burada birazda serinledik şöyle sahil boyunca birkaç tur atalım ayaklarımız açılsın”</strong> teklifimize olumlu yanıt gelince yürümeye başlıyoruz.</p>

<p>Daha yüz metre gitmeden birden bire birbirine söven ve yumruklaşmaya kadar gelen kalabalık bir grup görünce o tarafa yöneliyor kalabalığa “-<strong>Ne oluyor neden bu kadar sinirlisiniz.?” </strong>soruduktan sonra anlıyoruz ki denize olta atan iki balıkçının oltaları birbirine karışmış normal şartlarda tarafların “<strong>-Şu oltayı bu tarafa çevir ki karışıklık sona ersin</strong> “dedikten en fazla bir dakika sürecek bir çözüm varken iş anında “-<strong>Kardeş sen benim kim olduğumu biliyormusun.?”</strong> noktasında kavgaya kadar ulaşıyor.</p>

<p>Çıkabilecek olası bir kavgayı sulh yapmanın verdiği rahatlıkla adım atarken bu sefer “<strong>yol vermeme “</strong> meselesi dolayısı ile birbirlerine saydıran onlarca insanı görüyoruz onlara da “-<strong>Kavgaya gerek yok sen biraz ileri git sende biraz geriye ondan sonra yol açılır herkes yoluna gider</strong>” diyerek problemin çözümüze katkı sunuyoruz.</p>

<p>Sonrasında fındık kabuğunu bile doldurmayacak ufak tefek meselelerden ortaya çıkan kısmi tartışmalara tanık oluyoruz ama bundan sonrasına artık müdahale edecek dermanımız kalmadığından <strong>“-ne haliniz varsa görün</strong>” diyerek aracımıza biniyor eve doğru yollanıyoruz.</p>

<p>Bizim anlatmaya çalıştığımız bu ve buna benzer tartışmaları özellikle kalabalık şehirlerde görmeyen ve yaşamayan nerede ise yok gibidir, En ufak bir tartışmanın bile anında yaralamalı kavgaya dönüştüğü hatta bazı anlarda ölümle sonuçlanan hadiselere sebebiyet verdiği zamanlardayız.</p>

<p>Son dönemlerde hayatımıza giren “<strong>Öfke Kontrolü”</strong> tanımlamasına tamda böylesi durumlarda ihtiyaç oluyor, Bizde olduğu gibi dünyanın her tarafında trafik kazaları oluyor, bir başkasının sebebiyet verdiği kazalar dolayısı ile karşı taraf zararda göremiyor ancak bir trafik kazası meydana geldikten sonra saatlerce süren kavgaların yaşandığı ülkelerin başında sanıyorum biz geliyoruz.</p>

<p>Öfke kontrolünün bir şekilde hayatımıza mecburen girmesi gerektiğine inanıyoruz, Şu sıralar sürücü kurslarında belli belirsiz öfke kontrolü ile ilgili bilgiler verilse de daha ilk okuldan itibaren okullarda ders olarak konulmasından başka bir çarenin kalmadığı ortadadır.</p>

<p>Nüfus her geçen biraz daha fazla artıyor, İnsanların sorunları her geçen gün daha üst noktalara çıkıyor bir taraftan ekonomik sıkıntılar diğer taraftan sosyal çevrede meydana gelen olumsuzluklar ister istemez insanımız da öfke patlamasına sebep oluyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öfke kontrolü ile ilgili ileri gitmiş ülkelerde hangi yol izleniyorsa bizim de o yolu takip etmemiz gerekiyor aksi takdirde adım başı karşı karşıya kaldığımız kavgaların bir günde bizi bulmayacağının hiçbir garantisi yok.</p>

<p>Çare öfke kontrolü ile ilgili gereken ne varsa onu hayata geçirmek..</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yüksel Ercan</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/ofke-kontrolu-3</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 23:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/09/0aa-279.jpg" type="image/jpeg" length="62225"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dünyanın hızı]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/dunyanin-hizi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/dunyanin-hizi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kabul etmek gerekir ki şu sıralar tamda <strong>Orhan Veli’nin,</strong> “<strong>Otuz Beş yaş Şiiri’nde</strong>” bahsettiği “<strong>Yalvarmak yakarmak nafile bugün/Gözünün yaşına bakmadan gider” </strong>zamanlarındayız.</p>

<p>Bir su gibi hatta sudan daha hızlı geçip giden ömrümüzün ne zaman ve ne şekilde sona ereceği noktasında da bu yaş grubuna mensup kim varsa daha ince hesap yapmak durumunda.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Zaman zaman kendi kendimize <strong>“ acaba boşa geçtiğine inandığımız yıların hesabını yapmaktan dolayı psikolojisi bozulan bir tek bizmiyiz.?”</strong> diye sağımıza solumuza baktığımızda etrafımızda kim varsa aynı psikoloji ile hareket etiklerini ve “<strong>Boşa geçti ömrüm benim</strong>” diye hayıflandıklarına şahit oluyoruz.</p>

<p>Rahmetli babamız-annemiz <strong>“Ömrünüzün kıymetini bilin, boşa zaman geçirmeyin, Zaman çok hızlı geçer bir bakarsınız dün yaşlı diye gördükleriniz ile aynı noktaya gelirsiniz” </strong>dediklerinde işin doğrusu söylediklerini pek önemsemiyor hatta “<strong>Şimdi bunları dinleyecek vaktimiz yok, daha önemli işlerimiz var “ </strong>diye geçiştirip duruyorduk.</p>

<p>Bugünlerde etrafımızda var olan tanıdıklarımızın gerçekten mutsuz olduklarını ancak bu mutsuzluklarının iş hayatlarından dolayı değil daha çok yakalayamadıkları zaman dolayısı ile olduğunu görüyoruz.</p>

<p>İnsanoğlunun mal-mülk-iktidar kavgası dünya kurulalı beri var.</p>

<p>İktidarı, gücü elinde bulundurmak adına yapılan savaşlar ve bu savaşlarda hayatını kaybeden milyonlarca insanın olduğunu da zaten kitaplardan okuyoruz, Görüntülü medya kuruluşlarında oluşturulan belgesellerde takip ediyoruz.</p>

<p>Dikkat edilirse dünyayı idare etmek amacı ile yola çıkanlarda, sabah erken saatlerde evinden çıkıp rızkını kazanmak amacı ile hiç durmadan çaba gösteren bir insanında bu çabalarına ulaşıp ulaşamadığı bir tarafa ölüm denilen mutlak gerçek karşısında eşitlendiklerini biliyoruz.</p>

<p>Gençlik yıllarında olanca kuvveti ile kendisine ekonomik yada siyasi güç sağlamaya çalışan kim varsa belli bir zaman sonra orta yaş noktasına geldiğinde <strong>“Bu koşuşturma sırasında ömür gelip geçti, yorulduk, dolayısı ile biraz frene basmak lazım”</strong> dediklerine hepimiz şahit oluyoruz.</p>

<p>İşte o noktadan sonra insanoğlu hayata bambaşka bir pencereden bakmaya başlıyor.</p>

<p>O zamana kadar yaptıklarının muhasebesini yaptığında doğru yaptığına inandığı işler ile birlikte yanlış yaptıklarında farkına varıyor ve bizim hep anlatmaya çalıştığımız “<strong>hesaplaşmayı da”</strong> artık bir mecburiyet olarak görüyor.</p>

<p>Bir dergide okumuştuk.</p>

<p>Gazeteci TEMA vakfının başkanı <strong>Hayrettin Karaca’nın</strong> asistanına “ <strong>Hayrettin Karaca neden sürekli aynı kazağı giyiyor” </strong>sorusunu sorunca Asistan <strong>“ Hayretin Karaca’nın birkaç tane kazağı var, Ancak kazaklar artık delik deşik, Gömleklerinin manşetlerini, yakalarını değişir, Ayakkabılarına pençe yaptırır, Sürekli aynı şeyleri giyer ve şunu söyler “Param var ama hakkım yok,” Fazladan aldığınız her bir tüketim malzemesinin dünyaya bedeli var, Su, Boya vs. Hayrettin Karaca aldığı bir ürünü 30 yıl giyiyor, Eğer dünyada bir şeyi değiştireceksek biz değiştireceğiz, Bunu da tüketim alışkanlıklarımıza dikkat ederek yapacağız, Eğitim Sağlık hakkım var ama tüketmeye hakkım yok” diyor, Hayretin Karaca söylediği gibi yaşıyor, İhtiyacı olmayan hiçbir şeyi almıyor bunu da “Hepsinin doğaya bir bedeli var” diye özetliyor”</strong> şeklinde hepimize ders olacak açıklamalar yapıyor.</p>

<p>Bizim memleketimize <strong>Hayrettin Karaca’nın</strong> yaşadığı hayata belki milyonlarca örnek vermemiz mümkün olabilir.</p>

<p>Bunda bir sorun ve sıkıntı yok.</p>

<p>Bizim <strong>Hayrettin Karaca</strong> örneği ile anlatmaya çalıştığımız insanların belli bir zaman diliminden sonra dünyaya olan bakış açıları ile ilgilidir.</p>

<p>Bizim yaş grubunda olan insanlarında başta tüketim olmak üzere pek çok alışkanlılarını değiştirdiklerine şahit oluyoruz.</p>

<p>En başta sağlıklarına biraz daha fazla özen gösteriyorlar.</p>

<p>Kötü alışkanlıkları varsa onlardan da elden geldiği kadar uzak durmaya çalışıyorlar.</p>

<p>Ancak bu yaş grubunun asıl derdi bu zamana kadar öteledikleri gezilerine bir şekilde yeniden başlayabilmek.</p>

<p>Dikkat edin son dönemlerde herkes bulunduğu yerlerin çok uzağından fotoğraf gönderiyor, hiç durmadan imkanları ölçüsünde oradan oraya koşturup duruyor ki kaybettiği zamanı bir şekilde telafi edebilsin.</p>

<p>Eskiden “ <strong>Dünya dönüyor/sen ne dersen de/Yıllar geçiyor fark etmesen de”</strong> şeklinde çok harika bir şarkı vardı.</p>

<p>İşte o zaman bize fantezi gibi gelen bu şarkının tam anlamı ile gerçekleştiği zamanlardayız.</p>

<p>Bütün bu anlattıklarımız yada anlatmaya çalıştıklarımız zamanı durdurmaya yetmiyor.</p>

<p>Bu durum insanın başarılı yada başarısız olduğu ile de fazla ilgili değil, mesele milyarlarca insanın gelip geçtiği bu dünyadan bir gün mutlaka bizimde geçeceğimizdir.</p>

<p>Yalan dünya dedikleri de zaten bundan başka bir şey olmasa gerek.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yüksel Ercan</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/dunyanin-hizi-1</guid>
      <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 21:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/09/0aa-278.jpg" type="image/jpeg" length="46859"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Zamana inat]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/zamana-inat-3</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/zamana-inat-3" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Her geçen gün zaman ile olan mücadelemiz daha fazla bir anlam taşıyor.</p>

<p>Belki zaman ile mücadele sürekli vardı.</p>

<p>Ancak bize biçilen yolun yarısını bir hayli geçince mücadele bizim açımızdan daha büyük bir önem taşıyor.</p>

<p>Zamanı yenme imkanımız yok.</p>

<p>Gençlik yıllarımızda karşımıza çıkan her fırsatı “<strong>daha zamanımız var”</strong> diyerek öteleme gibi bir lüksümüz vardı.</p>

<p>Ancak şimdi yok.</p>

<p>Burada bir detayı da hiç unutmamadan belirtmek istiyoruz.</p>

<p>Bizim nesil dün ile bugün arasındaki geçişleri tam anlamı ile yaşamış var olan değişimlerin nerede ise tamamını yaşamış bir yaş grubu olarak biliniyor.</p>

<p>Çok nadirde olsa bizim nesil 14 mayıs 1950 yılında tek partiden çok partili seçime geçilen zamanı hatırlayabilir.</p>

<p>Bizim nesil 27 Mayıs 1960 ihtilalini de bir şekilde hatırlıyor.</p>

<p>Bu nesil 03 Ekim 1990 yılında Doğu ve Batı Almanya’nın birleşmesini de gördü.</p>

<p>Bizim nesil 26 Aralık 1991 yılında Sovyetler birliğinin dağılmasına da şahit oldu.</p>

<p>Bu nesil Mayıs 1992’de demir yumruk <strong>Mareşal Tito’nun</strong> başında bulunduğu Yugoslavya’dan önce 6 sonra 9 ülkeye bölündüğünü de dakika dakika takip etti.</p>

<p>Bu yaş grubu siyah beyaz televizyonlardan renkli televizyona geçiş sürecini yaşadı.</p>

<p>Bizim yaş grubu daktiloyu, daktilodan sonra oda kadar büyük bilgisayarlara <strong>“Merhaba”</strong> dedi.</p>

<p>Bizim nesil şu an elimizde bulunan ve ismi “<strong>Cep telefonu</strong>” olan bilgisayarların hayatımıza girişine nerede ise günü gününe şahit oldu.</p>

<p>Bizin nesil “<strong>asla değişmez”</strong> diye düşünülen liderlerin birer birer siyaset sahnesinden silinmesini gördü.</p>

<p>Bizim nesil “<strong>Artık iflah olmaz bir daha iktidara gelemez”</strong> denilen rahmetli <strong>Süleyman Demirel’in</strong> altı kez gidişine gittikten sonra da yedi kez gelişine şahitlik etti.</p>

<p>Bu nesil babaları ve anneleri başta olmak üzere çok sayıda akrabasını bir o kadarda fazla arkadaşını toprağa verdi.</p>

<p>Kalanlar ise şu sıralarda 65 ila 90 yaş arasında bir hayat sürüyorlar.</p>

<p>Çoğunun saçları dökülmüş, dökülmeyenler bembeyaz.</p>

<p>Pek çoğunun gözleri görmüyor, kulakları duymuyor.</p>

<p>Önemli bir kısmı bastona ihtiyaç duyarak yoluna devam ediyor..</p>

<p>Ailesi ile birlikte yaşayanlar var.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Huzur evinde tek başında hafta sonu gelecek yakınlarının yolunu gözleyenler var.</p>

<p>İnsanlardan göremediği vefayı evcil hayvanlarda bulan ve kalan ömrünü onlarla geçirmeye çalışanlar var.</p>

<p>Sözünü ettiğimiz tüm bu yaş grubuna ait önemli bir nüfus bir noktada “<strong>Zamana inat”</strong> yaşıyor.</p>

<p>“<strong>Dünyada kalan övünsün”</strong> ifadesini olabildiğince boşa çıkarmak adına dünyada kalmak için çaba sarf ediyor.</p>

<p>Zaman ile inatlaşılırmı?</p>

<p>Bu soruya cevap verebilmek zor.</p>

<p>Ancak bizim anladığımız nefes aldığımız her gün bir noktada zamanla inatlaşmak anlamını taşıyor.</p>

<p>Bize düşünde olabildiğince zaman ile inatlaşmak.</p>

<p>Yenemeyeceğimizi bile bile.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yüksel Ercan</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/zamana-inat-3</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 21:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/09/0aa-277.jpg" type="image/jpeg" length="16500"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hedef bir kere şaşınca]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/hedef-bir-kere-sasinca-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/hedef-bir-kere-sasinca-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çok partili hayata geçildi geçileli kurulan siyasi partiler iktidara geldiklerinde Edirne’den, Kars’a kadar olan sınırlar içerisinde yaşayan vatandaşlarımızın daha mutlu, daha keyifli, daha rahat bir hayat yaşayabilmeleri adına yapacaklarını bir program halinde düzenledikten sonra var olan iletişim araçları ile kamuoyuna ulaştırmaya çalışıyorlar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Türk seçmeni 1950 yılından itibaren kendisini anlatabilen en sağdan en sola kadar aşağı yukarı tüm siyasi partileri iktidara getirdi.</p>

<p>Seçim öncesi taahhütlerini yerine getiremeyeceği ilk yıllarda belli olan siyasi partilere ikinci dönem için kesinlikle yol vermedi, kendisine umut olan liderleri yada siyasi partileri 2 dönem 3 dönem 4 dönem iktidara getirmekten de çekinmedi.</p>

<p>Biz hayatının büyük bir bölümünde yazı yazan bu yüzden de seçmen davranışlarını belli noktalarda tahmin eden hatta siyasette var olmayı isteyip ancak girdiği her seçimde en üst düzeyde başarısızlıkla çıkan birisi olarak istemediği takdirde seçmeni hiç kimsenin mensubu olduğu partiden ayıramayacağını ismimizin <strong>Yüksel Ercan</strong> olduğunu bildiğimiz kadar iyi biliyoruz.</p>

<p>Çok partili siyasi hayata “<strong>merhaba”</strong> dediğimiz 1950 yılının üzerinden 76 yıl geçti.</p>

<p>Geçen bu 76 yıllık zaman dilimi içerisinde yukarıda da bahsettiğimiz gibi parti kuran, Bakanlığın istediği yapılanmayı hayata geçiren, seçime katılma hakkını elde eden ama en önemlisi derdini millete bir şekilde anlatan siyasi oluşumlarının tamamını bu millet bağrına bastı, iktidara getirdi.</p>

<p>Geçen 76 yıllık zaman dilimi içerisinde genç Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte yola çıkan devletler ile dar kapsamlı bir mukayese yaptığımızda belli başlı bir mesafe aldığımız söylenebilir ancak alınan bu mesafenin hepimizin özlediği o yüksek hayat seviyesinin yanına asla yanaşamadığı da ayan beyan ortada.</p>

<p>Bugün imrendiğimiz batı ülkelerindeki yöneticiler ile bizim ülkemizde söz sahibi olan yöneticilerimizin hayata bakışları arasında dünyalar kadar fark olduğu ortada.</p>

<p>Dünyada var olan ülkelerdeki bilim insanlarını da bizim bilim adamlarımızda dokuz aylık.</p>

<p>Batıdaki bilim adamları da bizimkilerde günde iki yada 3 kez yemek yiyorlar.</p>

<p>Kullandıkları telefonlar, araçlar aynı</p>

<p>Evlerindeki cihazlarda aşağı yukarı aynı.</p>

<p>O ülkelerde de sabah güneş doğuyor akşam batıyor, gece ay çıkıyor sabah yerini güneşe terk ediyor.</p>

<p>Oradaki bilim insanları da bizdekiler gibi ortalama bir hayat yaşıyorlar.</p>

<p>Üzüntüleri var.</p>

<p>Keyiflendikleri anlar var.</p>

<p>Onlarda başta futbol olmak üzere diğer spor müsabakalarını izliyorlar, taraftarı oldukları takımlar yendiklerinde seviniyor, kaybettiklerinde üzülüyorlar.</p>

<p>Peki bu kadar benzerlik varken o ülkelerdeki bilim adamları geçmişte yüz yılda bir ortaya çıkan buluşları son 60-70 yıldır nerede ise “<strong>her yıla bir buluş”</strong> olarak insanlığın emrine sunup kendi ülkelerine olağanüstü maddi imkanlar sunarken biz neden sürekli nal topluyoruz.?</p>

<p>Var mı cevabı olan.?</p>

<p>Almanya’da, Hollanda’da, İngiltere’de de bizde olmadığı gibi yeraltı yerüstü maden yok.</p>

<p>Ortadoğu coğrafyasında olan petrol sözünü ettiğimiz bu ülkelerde de yok buna rağmen o ülkelerdeki insanlar olağanüstü rahat bir hayat yaşarken biz neden olduğumuz yerde sayıyoruz.?</p>

<p>Bizde halen daha “<strong>Melekler erkek mi dişimi”</strong> ile başlayan ve ne işe yaradığı bilinmeyen ve yıllar yılı süren içi boş tartışmalar devam ediyor.</p>

<p>Kimse bilime, teknolojiye inanmıyor ama bundan daha kötüsü hiç kimse diğerini anlamıyor, anlamaya çalışmıyor, “<strong>benim dildiğim yanlışta olsa doğru da olsa senin bildiğinden iyidir” </strong>şeklindeki kayıkçı kavgasından asla vazgeçmiyor.</p>

<p>Batı dün insanlığın ihtiyacı duyduğu teknolojiyi ürettikten sonra dünyanın başka ülkelerine ihraç edip kendi ülkesine son derece büyük ekonomik katkılar sunuyordu.</p>

<p>Bugün sermayesi nerede ise sıfır olan sadece “<strong>akıl gücüne ve bilimsel verilere”</strong> dayalı teknolojileri bulup diğer ülkelere satarak milyarlarca dolar kazanıp kendi ülkesindeki insanların yaşamlarını bir üst noktaya taşıyor.</p>

<p>Bugün karşı karşıya kaldığımız zorlukları bir şekilde aşacağımızı düşünüyoruz.</p>

<p>Ancak muhtemeldir ki hayatımıza başka bir zorluk girecek, o zorluk sırasında bugün gerekli teknolojileri bulan batı ülkeleri anında hayata yeni bilimsel buluşlar geçirecekler ve bulduklarını yine bize satacaklar.</p>

<p>Peki bu edilgenlik daha kaç 50 yıl kaç 76 yıl devam edecek..?</p>

<p>Vallahi biz bilmiyoruz, daha da kötüsü umudumuz da kalmadı.</p>

<p>Gerçekten çok yorulduk..</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yüksel Ercan</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/hedef-bir-kere-sasinca-1</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 22:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/09/0aa-276.jpg" type="image/jpeg" length="45673"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kahramanlık]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/kahramanlik-3</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/kahramanlik-3" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çevremize şöyle bir göz gezdirdiğimizde etrafımızda kendisini “<strong>Kahraman</strong>” olarak tanımlayan yüzlerce, binlerce insan ile karşı karşıya kalabilirsiniz.</p>

<p>Kendisini bir masaldan çıkmış “<strong>Beyaz atlı Şövalye”</strong> olarak gören bu “<strong>Hikayesiz kahramanların” </strong>kendilerini kahraman yapmaya iten gerekçelerin de bir ömür boyu ortaya çıkmadığına şahit oluruz.</p>

<p>Bizim jenerasyonun daha çok <strong>Kadir İnanır ve Türkan Şoray’ın</strong> birlikte oynadıkları “<strong>Selvi Boylum Al yazmalım”</strong> isimli sinema filminin yazarı olarak tanıdıkları ve <strong>Beyaz Gemi-Cemile</strong> başta olmak üzere çok sayıda eseri bulunan şair ve yazar <strong>Cengiz Aytmatov</strong> “<strong>Aslında her insan bir romandır ve biraz kahramandır. Gün gelir anlar ki, harcadığı tek şey hayalleri değil zamanıdır</strong>” diyor.</p>

<p><strong>Aytmatov</strong> bu ifadeyi kullanırken de akıp giden zamanımızdan daha değerli hiçbir şey olmadığını da hemen herkese anlatmaya çalışıyor.</p>

<p>İnsan ömrünün belli biz zaman sonra aşağıdan yukarıya doğru değil de yukarıdan aşağıya doğru gitmeye yani sonlanmaya başladığı yıllarda maddi kazanımlardan çok kaybettiği yıllara acımaya başlaması da galiba bundan olsa gerek.</p>

<p>Çocukluktan gençlik yıllarımıza geçtiğimiz zamanlarda hayatın hep böyle kalacağını daha da açık bir ifade ile bütün günlerimizin yirmili yaşlarda kalarak devam edeceğini düşündüğümüzden dolayı o zamanlarda “<strong>Su gibi akıp giden günlerimizin</strong>” hesabını yapmaya gerek bile duymuyoruz.</p>

<p>İşte o süreç muhtemelen <strong>Cengiz Aytmatov’un</strong> “ <strong>Her insan biraz kahramandır”</strong> dediği zamanlara denk geliyor.</p>

<p>Dikkat edin yirmili yaşlardan başlayıp otuzlu yaşların sonuna kadar geçen zaman içerisinde insan hayatı kendisinden çok başkaları için yaşamaya, kendisinden fedakarlık yapıp o güzelim yıllarını başkaları için yaşamayı nerede ise bir “<strong>Hayat tarzı</strong>” olarak kabul ediyor.</p>

<p>Bizde kelimenin tam anlamı ile yirmili yaşların ikinci yarısından sonra “<strong>Kahramanlık</strong>” olarak kabul edilen dönemlere girdik.</p>

<p>Daha çok siyaset yolu ile insanların hayatını kolaylaştırma gibi bir yol düşündüğümüzden zamanımızın çok büyük bir kısmını sorunları bizden önce başlayan ve dünya durdukça da bitmeyecek olan kişilerin sıkıntılarını çözmek için çırpındık durduk.</p>

<p>Otuzlu yaşlar, kırklı yaşlar hep kendimizden fedakarlık yaptığımız, hayatı başkaları için yaşadığımız zamanlar olarak geçti gitti.</p>

<p>Sabahın erken saatlerinden itibaren başlayan “<strong>Sorun çözme maratonu</strong>” gecenin geç saatlerine kadar devam etti, cumartesi-pazar-bayram-tatil dinlemeden sürüp gitti.</p>

<p>Son zamanlarda farkına vardık ki memleketin çok büyük bir kısmı kendileri ile ilgili kendilerinden sonra gelen çocukları ve torunları ile ilgili adeta mekik dokuyor, geriye kalan ve sayıları fazla olmayan ve kendisini “<strong>Kahraman”</strong> olarak konumlandıran bir “<strong>mutsuz azınlıkta”</strong> bitip tükenmeyen bu talepleri çözmek adına ömür tüketiyor.</p>

<p>Biz ve bizim gibiler sorun çözmek adına bir taraftan diğer tarafa koştururken çok az bir süre soluklanmak üzere bir tahta sandalyenin üzerine oturduğumuzda hiç geçmeyecek diye düşündüğümüz yıllarında bir su gibi hatta sudan daha hızlı bir şekilde geçip gittiğini ancak sorunlar ile boğuşan kitlelerin bırakın azaldığını her geçen gün artarak devam ettiğine şahit oluyoruz.</p>

<p>Böylesi bir noktada “<strong>Ah vah</strong> “ ederken karşımıza birden şu sıralar gittikçe çoğalan ve taraftar bulan “<strong>Mutlu yalnızlık</strong>” kavramı çıkıyor, o andan itibaren de “<strong>Dünyanın malı mülkü sizin olsun beni yalnızlığımla baş başa bırakın</strong>” diyerek kendisini olması gereken asıl yerde buluyor.</p>

<p>İnsanın kendi kendisi ile baş başa kaldığı zamanlar aslında kendisini bulduğu, sırtında var olan ve yıllar yılı taşıdığı yüklerden de kurtulduğu zamanlar olsa gerek.</p>

<p>-Gereksiz insanlar,</p>

<p>-Gereksiz gıdalar,</p>

<p>-Gereksiz eşyalar</p>

<p>diye başlayan kalabalıklardan kurtulmaya başaran insan bir anda “<strong>Mutlu yalnızlık”</strong> dediği kapıdan içeriye giriyor.</p>

<p>Yalnızlığı seçen, “<strong>Ben artık sorun çözmekten, dert dinlemekten yoruldum</strong>” diye şikayet etmeye başlanıldığı an çevre anında “<strong>Bu adam çok değişti, buna bir şeyler oldu</strong>” şeklinde yakıştırmaların da geldiği zamanlardır ve herkes belli bir yaş aralığından sonra “<strong>değişti</strong>” denilen grup içerisine girmek zorunda kalıyor.</p>

<p>Son birkaç yıldır biz artık “<strong>Kahraman</strong>” olmaktan daha da önemlisi başkalarının sorununu çözmek için kendi hayatımızdan çalma geleneğini mecburen terk ederek “<strong>Mutlu yalnızlık</strong>” dediğimiz gruba dahil olduk.</p>

<p>Bizi yoran, sürekli sorun çıkartan günün yirmi dört saati şikayet eden kim varsa hayatımızdan tek tek çıkarmaya ve “<strong>Kendimizin kahramanı”</strong> olma yolunda önemli mesafeler almaya başladık.</p>

<p>Dünün hesabını yapmak “<strong>Şunu doğru yaptık bunu yanlış yaptık”</strong> şeklinde bir muhasebeye oturmak için çok geç kaldığımızı düşünüyoruz.</p>

<p>Yapacağımız bu muhasebenin de ne bize nede yılardır bize sorun üretenlere bir faydasının olmayacağını da çok iyi bildiğimizden, bilgisine, birikimine, entelektüel kişiliğine güvendiğimiz birkaç kişi ile bundan sonra kalan hayatımıza devam etmek gibi son derece ciddi bir niyetimiz var.</p>

<p>Bir düşünür “<strong>Hiç kimse çıktığı yolda kendisi kalmaz, yol insanı başkalaştırır</strong>” şeklinde muhteşem bir ifade kullanıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İşte bu ifadeden yola çıkarak bundan sonra ne kadar ömrümüz varsa sessiz, sedasız bir şekilde yürümeye bize göre doğru olduğunu düşündüğümüz şekilde devam edeceğiz.</p>

<p>Sadece ve sadece kendimizin kahramanı olarak…</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yüksel Ercan</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/kahramanlik-3</guid>
      <pubDate>Sun, 20 Sep 2026 19:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/09/0aa-275.jpg" type="image/jpeg" length="66971"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tabutun içi]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/tabutun-ici-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/tabutun-ici-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İçerisinde bulunduğumuz sıkıntılar artık 86 milyon Türk insanının ortak derdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bir türlü durdurulamayan zamlar</p>

<p>Nerde duracağı belli olmayan akaryakıt fiyatları</p>

<p>Maaşların azlığı</p>

<p>derken herkesin barut fıçısı haline geldiği bir süreçten geçiyoruz.</p>

<p>Yaşadığımız sıkıntılar ile ilgili her kafadan bir ses çıkıyor.</p>

<p>İktidar var olan sıkıntıların kısa zamanda giderileceği ile ilgili olağanüstü bir propaganda yapsa da var olan sorunların propaganda yada medya kuruluşları ile saklanamadığı da gün gibi ortada.</p>

<p>Biz aşağıda yazdıklarımızı belli zamanlarda anlatıyoruz ancak yazdıklarımız o kadar güncel ki hemen her gün yazsak karşımıza çıkan her vatandaşımıza anlatsak yine de gündemde n düşecek gibi görünmüyor.</p>

<p>Bir kısmı dış güçlerin bitip tükenmeyen baskılarından belli bir kısmı da bizim yıllar yılı var olan ve bir türlü toparlayamadığımız dağınıklıktan olsa gerek bir türlü iki yakamızın bir araya gelmemesi dolayış ile etrafımızın milyonlarca mutsuz bir o kadarda umutsuz insanlar tarafından çevrildiğini görüyor ve bir şey yapamamanın çaresizliği ile çok üzülüyoruz.</p>

<p>Emperyalist güçlerin bizi yüzyıldır canlı canlı toprağın altına gömmek gibi bitip tükenmeyen ihtirasını görüp bir türlü oyun kurucu olamamanın verdiği çaresizliği de anlayınca aklımıza hep “<strong>Organize İşler”</strong> isimli sinema filmi ve o filimde aslında milletlerin çarpışmasının nasıl cereyan ettiğini görebiliyoruz.</p>

<p>“<strong>Yılmaz Erdoğan’ın</strong> 2005 yılında hem yönetip hem de baş rolünü oynadığı, “<strong>Organize İşler</strong>” filmini seyreden çoktur, Aradan 21 yıl geçmesine rağmen İçerisinde bulunduğumuz günlerde akıllarda yer edinilen <strong>“o meşhur tabut sahnesini” </strong>görüp te "<strong>Vay be ne işler varmış</strong>" demeyen hemen hemen yok gibidir.</p>

<p><strong>Organize İşler</strong> isimli sinema filminde yankesici yada cepçi denilen grubun lideri lunaparka gitmeyi çok isteyen zihinsel engelli bir vatandaşı <strong>“seni tabutun içerisine koyup lunaparka götüreceğiz, Sakın sesini çıkarma</strong>” diye tembihledikten sonra 4-5 kişiden oluşan yankesici grubu ile tabutun altına girip yürümeye başlıyorlar.</p>

<p>Cenaze taşımayı öteden beri çok seven yurdum insanı da kendi mahallesinden eller üzerinde geçen tabutu görüp yardımcı olmak amacı ile cemaat oluşturmaya ve cemaat sayısı fazlalaştıkça, işi tezgahlayan yankesiciler tabutun altına giren her mahallelin ceplerini boşalttıktan sonra teker teker tabutun altından ayrılmaya ve cenazeyi tamamen mahalle sakinlerinin omuzlarına yüklediklerinden 5-6 dakika sonra cemaat yol ayırımına gelmiş durumdadır.</p>

<p>Sözde cenazenin hangi yöne daha doğrusu hangi mezarlığa gideceği ile ilgili bir bilgisi olmayan cemaat dört yol ağzında kısa bir süre bekledikten ve içlerinden birsinin “ <strong>Bu cenaze nereye gidecek.?”</strong> sorusunu yönelttiği an tabutun içerisindeki zihinsel engelli vatandaş, tabutun kapağını bir tarafa fırlatıp “<strong>Lunaparka gideceğiz lunaparka”</strong> diye bağırması, bu arada “<strong>Ölü hortladı”</strong> diye korkarak tabutu yolun ortasına savurmakta gecikmeyen cemaatin çil yavrusu gibi dağıldığı anda yankesiciler hiçbir şeyden haberi olmayan vatandaşların ceplerini çoktan boşaltıp kayıplara karışmışlardır.</p>

<p>O sahneden sonra senaryoyu yazan muhatabını karşısına alıp “<strong>Seç oğlum Asım tabutun içinde ölülerle deliler… Ya tabutu taşıyanların içinde olacaksın ya tabutun içinde ya da bu işi organize edenlerden” ya sen nerede olacaksın oğlum? </strong>“ şeklindeki müthiş diyalog bütün devletlerin “<strong>Organize İşlere</strong>” daldığı bir dünyada aslında bizi hangi durumda olmamız gerektiği ile ilgili de yönlendirmeler yapıyor.</p>

<p>Bugün dünya üzerinde var olan yapıyı “<strong>Organize İşler</strong>” filmindeki duruma uyarladığımızda bir grup devlet tabutun içinde, bir grup devlet tabutun altında bulunurken herkesin “ <strong>üst akıl”</strong> diye tarif ettiği bir grup devlet te bu işlerin organizasyonunu yapan devletler olarak en tepede duruyor.</p>

<p>Sözünü ettiğimiz üst akıl uzun yıllardır Türkiye’yi dolayısı ile Türk milletini tabutun içerisinde koyup bilinmez mezarlıklara doğru göndermeye ve sokmak istedikleri mezarlıklardan bir daha çıkarmamak adına akla hayale gelmeyen numaralara başvurmaktan çekinmiyorlar.</p>

<p>Türk milletini tabutun içerisine koymaya sonrada mezarlığa götürüp toprağın altına gömmeye niyetli bu müptezeller ile taa Haçlı seferleri ile başlayan kavga bir türlü bitmedi, bundan sonrada bitmeye niyetli görünmüyor, hatta o zamandan bu günlere kadar mücadelenin şekli, sahası ve argümanları değişerek olağanüstü bir şiddet ile devam edecek gibi görülüyor.</p>

<p>Bu bitip tükenmeyen saldırılara karşı Türk milleti biraz aklını kullansa, partizanlıktan uzak dursa, her olay karşısında anında karpuz gibi ortadan ikiye ayrılmasa içeride birlik olunmadan dışarıya karşı yapılacak olan mücadelenin başarı şansının az olduğunu anlasa şartların bizim lehimize değişeceği günler daha da çabuk gelecektir.</p>

<p>Türk milletini tabutun içine koyan Emperyalist güçler bu milleti canlı canlı toprağın altına sokmak adına tabutun kapaklarına çok büyük çiviler çakıp bizi nefessiz bırakmak adına her yolu denemekten çekinmezlerken bizim kendi aramızda kavga etmemiz nasıl izah edilebilir ki.?</p>

<p>Türkiye süratle içerisinde bulunduğu tabuttan kurtulmak adına en azından geçmiş yıllarda olduğu gibi birlik ruhu ile hareket etmeli, bir arada olmaktan asla geri durmamalı, koyu particilik taassubundan bir an önce kurtulmalı ve daha fazla bir arada olmanın yollarını aramalıdırlar.</p>

<p>Bugün Emperyalist güçler her zamankinden daha fazla bir ağırlıkla üzerimize abanmaya yurt yapmaya çalıştığımız Anadolu Coğrafyasından söküp atmaya çalışıyorlar,</p>

<p>Son derece dağınık bir görüntü verdiğimizden ve bu dağınık görüntünün de kendileri tarafından son derece net bir şekilde bilindiğinden uyguladıkları baskı da her geçen gün daha da ağırlaşmaktadır.</p>

<p>Kararı biz vereceğiz.</p>

<p>Organize İşler filminde var olan replikteki gibi “<strong>Seç oğlum Asım tabutun içinde ölülerle deliler… Ya tabutu taşıyanların içinde olacaksın ya tabutun içinde ya da bu işi organize edenlerden, ya sen nerede olacaksın oğlum</strong>.” sorusuna net bir şekilde ifade verdiğimiz gün bizi tabutun içerisine layık görenlerin tamamını Çanakkale’de, Anafartalar’da, Conk bayırında olduğu gibi tabutun içerisine yeniden koyabiliriz.</p>

<p>Eğer bu hayat pahalılığı ve hayat pahalılığına bağlı olumsuzluklar bu hali ile devam ederse tabutun her köşesine çakılan çivileri söküp dışarıya çıkabilmemizde nerede ise imkansız hale gelecektir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yüksel Ercan</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/tabutun-ici-1</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 20:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/09/0aa-274.jpg" type="image/jpeg" length="30603"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yoldaki inekler ..]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/yoldaki-inekler-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/yoldaki-inekler-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada var olan ülkelerin yönetilmesinde tahmin edileceği gibi dini inanç ve geleneklerin rolü büyüktür.</p>

<p>Hangi dine mensup olurlarsa olsunlar o ülkelerde yaşayanlar dini inançları yada gelenekleri daha ön plana çıkartan siyasetçilere daha fazla güven duyar o siyasetçinin başında olduğu partileri de iktidara getirmekten geri durmazlar.</p>

<p>Son dönemlerde Hindistan ile ilgili sinema filmleri ve Hindistan’ı anlatan belgeseller nedense ilgimizi biraz daha fazla çeker hale geldi.</p>

<p>Her ne kadar Uzakdoğu ülkelerinde yaşayan insanların gelenek ve din anlayışlarını da merak etsek te yukarıda belirttiğimiz gibi Hindistan bir başka.</p>

<p>Geçtiğimiz günlerde Hindistan’da olup bitenleri birazda mizahi bir yaklaşımla ele alan “<strong>Bir Baba Hindu</strong>” isimli sinema filmini de seyredince Hindistan ile ilgili biraz daha fazla kaynak araştırmaya ihtiyaç olduğunu anladık.</p>

<p>Bizim gençlik yıllarımızda Hindistan siyasetinde uzun yıllar söz sahibi olan ve bütün dünya tarafından tanınan <strong>Nehru’nun</strong> kızı <strong>İndira Gandhi</strong> takip ettiği sert siyaset ile “<strong>Demir Leydi”</strong> olarak biliniyordu.</p>

<p>1917 yılında doğan ve 1984 yılında iki Sih koruması tarafından, evinin bahçesinde vurularak öldürülen <strong>İndira Gandhi</strong> Hindistan tarihinde ilk kadın başbakan ve en uzun görev yapan ikinci başbakan olma ünvanlarını da taşıyordu.</p>

<p><strong>İndira Gandhi’nin</strong> politik yaşamı bir tarafa başbakanlığı döneminde Hintliler için son derece kutsal sayılan inekler ile ilgili aldığı bir karar sonrası başına gelenler ilgimizi daha çok çekmiştir.</p>

<p>Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’ye yurt dışından gelen misafirler başbakanlık konutuna ulaşmak için belirlenen güzergahı kullanmak durumunda kalıyorlardı.</p>

<p>Ancak Hintliler için kutsal olan İnekler canları istediğinde Havaalanını başkanlık konutuna bağlayan yola çıkıp bu yolda yattıklarından ortaya hiçte hoş olmayan sorunlar çıkıyordu.</p>

<p>Yurt dışından Yeni Delhi havaalanına inen bir ülkenin başbakanı konvoy halinde ilerliyor ancak birden yola yatan çok sayıda inek olduğu görülüyor.</p>

<p>İnekleri rahatsız etmek yasak.</p>

<p>Korna çalmak yasak.</p>

<p>hal böyle olunca mesela inekler o yoldan kaç saatte yada kaç günde çekiliyorsa konvoyda o kadar süre beklemek zorunda kalıyordu.</p>

<p>Bu durumdan sıkıntı duyan dönemin başbakanı <strong>İndira Gandhi</strong> Hindistan meclisine <strong>“Hiç değilse Havaalanından başbakanlık konutuna olan yolun her iki tarafını kapatalım inekler buraya giremesin bizde dünyaya rezil olmayalım” </strong>diye bir teklif yaptığında başına nelerin geldiği Hintlilerin <strong>Gandhi’ye</strong> nasıl kin besledikleri ile ilgili binlerce eser yazılmış ve <strong>Gandhi</strong> aleyhine müthiş bir kampanya başlatılmıştır.</p>

<p>Bu yüzden her ülkenin gelenek görenekleri ile ilgili bilinmesi gereken pek çok gizemin olduğunu düşünüyoruz.</p>

<p>Geçenlerde seyrettiğimiz “<strong>Bir Baba Hindu</strong>” isimli filmi her ne kadar işi biraz eğlenceye dökmüş olsa da yine de bir takım bilinmeyenleri göz önüne sermesi açısından güzel.</p>

<p>Bir kere Hintliler çok sabırlı ve saygılılar dış dünyaya karşı.</p>

<p>Örneğin onların çok kutsal saydıkları inekleri biz kesip kavurma, şiş, ızgara, saç kavurma, biftek, bonfile yapıp afiyetle yiyoruz.</p>

<p>Hintliler bize kızmak şöyle dursun düşmanlık bile beslemiyorlar.</p>

<p>Türkleri seviyorlar da.</p>

<p>Hintliler bizi düşman bellememiş kuşkusuz.</p>

<p>Sabırlı, saygılı, sakin adamlar.</p>

<p>Biz olsak dünyayı dar ederiz onlara.</p>

<p>Gelelim Hintlilerin inek sevdasına.</p>

<p><strong>Krişna</strong> adını verdikleri Tanrının Avatarı (<strong>yeniden bedene gelmiş hâli</strong>) olduğu için Hindular ineği kutsal sayar.</p>

<p>Sokaklarda inekler rahatça gezer.</p>

<p>Etini yemezler.</p>

<p>Bazıları inek idrarı ile temizlenir; dışkısını alnına sürer. İneği mukaddes bilirler.</p>

<p>Herhangi bir Hindistan vatandaşı yemin ederken bu hayvanın kuyruğunu tutar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bir pazarcının sebzelerini inek yese kızmak şöyle dursun pazarcı memnun bile olur.</p>

<p>Bir kimse, kazara bir ineği öldürse, altı aydan bir seneye kadar yıkanmaz.</p>

<p>Sakalını ve tırnağını kesmez.</p>

<p>bina içinde yatamaz,</p>

<p>işine gidemez, giyinmez.</p>

<p>Ceza bitince, kavak ağacına benzer mukaddes <strong>Pipal ağacı</strong> altında Brahmanlarla hısım akrabasına ziyafet verir.</p>

<p>Çok miktarda tereyağını o ağacın yapraklarıyla yakarak kırklandıktan sonra temizlenip eski hâline dönmesine müsaade olunur.</p>

<p>Hintliler orada İngilizlerle çok savaşmışlar.</p>

<p>İngilizler çoğunca onları köle, uşak, hizmetçi yapmış.</p>

<p>Meşhur Köprü filminde de Hintlilerin dayağa direnerek köprüden düşmanı geçirmediklerini görürüz.</p>

<p>Hintliler çok saygılı ve sabırlı insanlar özellikle de uygun gördükleri her yere yatan ve ne zaman isterlerse oradan kalkıp giden ineklere karşı.</p>

<p>Bakalım Hintliler (!!!) yatan inekleri ne zaman yerinden oynatacaklar..?</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yüksel Ercan</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/yoldaki-inekler-1</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 23:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/09/0aa-273.jpg" type="image/jpeg" length="91764"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çok hayal az gerçek]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/cok-hayal-az-gercek-3</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/cok-hayal-az-gercek-3" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kendisini yetiştirmiş, eğitimini tamamlamış, bir konu hakkında uzmanlaşmış, uzmanlaştıktan sonra da o konuda söz söyleme kelam etme seviyesine kadar gelmiş insanların, daha çok genç izleyicilerin bulunduğu sohbetlerde konuyu bağlarken kullanacağı son ifade “<strong>Hayal kurun, hayallerinizin peşinden gidin, başkalarının hayallerinizi çalmasına asla izin vermeyin”</strong> olacaktır.</p>

<p>Anne kucağından sonra hayata atılan eğitimini tamamlamamayı düşünen eğitimini tamamlama imkanı bulabilirse var olan hayallerini gerçekleştirmek için caba gösteren kim varsa çok kısa bir zaman içerisinde hayallerinin bırakın tamamını bir kısmının bile gerçekleşmesi için çok büyük mucizeler olması gerektiğinin farkına acı bir şekilde varır.</p>

<p>Gençlerimizin hayal kırıklığı henüz üniversite sınavında başlar, Biz kendimizi bildik bileli iktidara hazırlanan her siyasi partinin “<strong> bizi iktidara getirin ilk işimiz bu ucube sınav sistemini ortadan kaldıracağız</strong>” dedikleri ancak bırakın sınav sistemini kaldırmayı üzerine yeni yeni yükler yüklenmesi hepimizin gözleri önünde cereyan eden olumsuzlukların başında gelir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çocuk hiç istemediği ancak inana hayatı zehir eden bu ucube sınav sistemi sayesinde çözdüğü sorulara denk gelen puana göre hayatının hiçbir döneminde düşünmediği bir konuda eğitim almaya mecbur bırakılır.</p>

<p>Üniversite eğitimi sona erer okulu bitirdim diye sevinen ve dönem sonunda kepini havaya savuran üniversite mezunu genç birkaç deneme sonrasında evine yakın bir kahvehanede okey oynayan ekibe iyi bir yancı olma şansını yakalayabilirse kendisini mutlu sayar.</p>

<p>Sonrası zaten hepimizin malumu iş bulmak için çaldığı kapıların nerede ise bir tamamı yüzüne kapanır, kendisinden çok çok başarısız bir üniversite dönemi geçiren sıra arkadaşının babası yada bir yakını iktidar partisine olan yakınlığından dolayı iyi bir maaşla işe başlarken siyaseten yakını olmayan ve üniversite bitiren on binlerce genç her yıl işsizler ordusuna katılmak zorunda kalır.</p>

<p>Dikkat edin nerede ise 70 yıldır yapılan her seçimde partiler değişir, milletvekilleri değişir, bir dönem muhalefette kalan siyasi partiler yapılan seçim sonrasında iktidara gelir ama var olan olumsuzluklar kesinlikle değişmez.</p>

<p>Hayatının 14-15 yılını eğitimle geçiren ancak üniversiteyi bitirdikten sonra kendinden öncekiler gibi işsiziler ordusuna katılan bir gence “<strong>asla hayallerini terk etme”</strong> demek bir noktadan sonra kendisine küfür etmek ile eş değer hale geliyor.</p>

<p>Bu kadar olumsuzluğun hakkından gelemeyen milyonlarca Türk insanı gibi bizde işin doğrusu hayallerimizin kurbanı olmaktan başka bir işe yaramadık.</p>

<p>Bizim elimize su dökemeyecek noktada pek çok isim kendisini gazeteci olarak tanıttı kim güçlü ise onun yanında oldu fikri derinliği olmayan bu simsarlar servetlerine servet katmaya ara vermeden devam ettiler.</p>

<p>12 Eylül ürünü siyasi partiler kanunu bir türlü değiştirilemedi,</p>

<p>Ankara’da milleti temsil edecek siyasetçilerin ön seçim ile belirleneceği sistem aradan 40 yıldan fazla geçmesine rağmen hayata geçirilemedi,</p>

<p>Parti genel başkanlarının ve yakın çevrelerinin “<strong>ben senin seçilmeni sağlıyorum sende seçilince benim talebim konusunda el kaldır indir sakın bir şey sorgulama”</strong> dediği enteresan bir siyasi tablo ortaya çıktı.</p>

<p>Bu şekilde yüzlerce binlerce örnek vermek mümkün,</p>

<p>İnsan hayatını kolaylaştıracak, insanın kendi yetenekleri ile öne çıkacak şartlar oluşturulamayınca milyonlarca insanımız gibi bizde sadece kurduğumuz hayaller ile baş başa kaldık.</p>

<p>ABD’de henüz ergenlik çağındaki yüzü sivilceli gençlerin hayallerinden ortaya çıkan buluşlar hem kendilerini ihya ediyor hem de ABD’ye trilyonlarca dolar kazandıracak markaların oluşmasına vesile oluyor.</p>

<p>Bizde yıllardır buradan bakıp kendi kendimize “<strong>ABD neden dünyanın süper gücü olmuş ?”</strong> sorusuna cevap bulmaya çalışıyoruz.</p>

<p>Hayal kurmanın kurulsa bile gerçekleşmesinin asla mümkün olmadığı bir coğrafyada bize de ister istemez “<strong>Hayallerimizin k</strong><strong>urbanı olmak</strong>” düşüyor.</p>

<p>Başka ne yapabiliriz ki ?</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yüksel Ercan</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/cok-hayal-az-gercek-3</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 21:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/09/0aa-272.jpg" type="image/jpeg" length="39124"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Cennet Cennet dedikleri]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/cennet-cennet-dedikleri-3</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/cennet-cennet-dedikleri-3" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bir ya da birkaç kez yurt dışına çıkan ancak beklediği samimiyeti o memleketlerde bulamayan kim varsa yurda geri döner dönmez “<strong>Türkiye gerçekten Cennet gibi ancak bu Cennet ülkenin kıymetini bilen yok</strong>” diye anlatır, durur,</p>

<p>Olup biteni ballandıra ballandıra anlatan yurdum insanına “<strong>Cennet nedir, ya da cennetten beklentin nedir</strong>.?” diye sorduğunuzda boynunu büker ve çıkar gider.</p>

<p>Genel anlamı ile Cennet, “<strong>âhiret nimetlerinin yurdudur. Kendisini yaratan ve türlü nimetler lütfeden Rabbine itaat eden insanların mükâfat görecekleri yer”</strong> olarak tanımlanır,</p>

<p>Kendisini müslüman olarak hisseden/kabul eden kim varsa bu dünyada yapacağı iyi işlerin mükafatının cennet olacağını, kötü fiillerin cezasının da cehennemde yanmak olduğunu kabul eder.<br />
<br />
Bu tanımlamanın dışında birde yaşadığımız dünyada cennet olarak kabul ettiğimiz yerler var, <strong>“Cennet gibi vatan-cennet gibi memleket-cennet gibi köy” </strong>şeklinde tasvir edilen alanlar vardı.</p>

<p>İstiklal Marşı şairimiz <strong>Mehmet Akif Ersoy’da</strong> kahraman ordumuza ithaf ettiği İstiklal Marşı eserinde “<strong>Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?/Şüheda fışkıracak, toprağı sıksan şüheda.” </strong>diyerek cenneti hiç görmeden Türkiye’yi cennet olarak tarif etmiştir.<br />
<br />
Bu tür tanımlamalardan da yola çıkıldığında anlaşılıyor ki İnsanoğlu kendisine yarayan ve güzel olduğuna kanaat getirdiği ne varsa tamamını “<strong>Cennet”</strong> olarak kabul etmiş, bu güzelliklerin dışında gördüğü ne varsa onları da “<strong>Cehennem</strong>” olarak tanımlama yoluna gitmiştir.<br />
<br />
Doğumundan itibaren insanoğlu cennet olarak tasvir edilen bir memlekette yaşamanın özlemini çekiyor,</p>

<p>Cennet gibi güzel bir şehirde, o şehrin cennet gibi bir semtinde ve o semt içerisinde kendisine cenneti tattıracak sıcaklıkta bir mesken ve aile ortamı bulmaya çalışıyor, bulduğu anda “<strong>Cenneti buldum” </strong>diyor, bulamadığında ise “<strong>Cehennemi yaşıyorum”</strong> şeklinde şikayet ediyor.<br />
<br />
Kimin söylediği belli olmayan ancak daha çok <strong>Özdemir Asaf’a</strong> ithaf edilen <strong>“Ne cenneti merak ediyorum, ne de cehennemi; çünkü ben annemi gülerken de gördüm, ağlarken de.</strong> “ ifadesi aslında cenneti ve cehennemi nasıl görmek istediğimizi de fazla yorulmadan gözlerimizin önüne seriyor.<br />
<br />
İnsanoğlunun kendi penceresinden tasvir ettiği cenneti korumak sonrasında da gelecek nesillere bırakmak adına pek cömert olduğu da söylenemez,</p>

<p>Aslında nesilden nesile geçen bir şaman öğretisi olan ve sonradan Amerikan yerlilerinin felsefesi haline gelen</p>

<p>“<strong>Doğada hiçbir şey kendisi için yaşamaz/</strong></p>

<p><strong>Nehirler kendi suyunu içemez/</strong></p>

<p><strong>Ağaçlar kendi meyvelerini yiyemez/</strong></p>

<p><strong>Güneş kendisi için ısıtmaz/</strong></p>

<p><strong>Ay kendisi için parlamaz/</strong></p>

<p><strong>Çiçekler kendileri için kokmaz/</strong></p>

<p><strong>Toprak kendisi için doğurmaz/</strong></p>

<p><strong>Rüzgar kendisi için esmez/</strong></p>

<p><strong>Bulutlar kendi yağmurlarından ıslanmaz/</strong></p>

<p><strong>Doğanın anayasasında ilk madde şudur/</strong></p>

<p><strong>Her şey birbiri için yaşar/</strong></p>

<p><strong>Birbiri için yaşamak, doğanın kanunudur</strong>”</p>

<p>ifadesi bizim yaşadığımız alanları cennet yada cehennem yapabileceğimize en iyi örnektir.<br />
<br />
İnsanımız kendisine cennet olarak gördüğü bu dünyanın kaynaklarını fütursuzca kullanıyor,</p>

<p>Siyasetçiler kendi egolarını tatmin etmek adına başlattıkları savaşlarda kullandıkları silahlar ile bir taraftan cennetin insanlarını dünya üzerinden siliyor bir taraftan da ürettikleri kimyasallar ile çevre katliamına sebep oluyorlar.<br />
<br />
Denizlerimizi kirletiyoruz,</p>

<p>Bizden sonraki nesillerinde hakkı olan su kaynaklarımızı zehirliyoruz,</p>

<p>Ağaçları kesiyoruz,</p>

<p>Tarım alanlarını katledip beton yığınlar haline getiriyoruz,</p>

<p>Son derece düzgün şartlarda avlanmak varken patlayıcılar kullanıp deniz mahsullerini yok etmekten asla çekinmiyoruz.<br />
<br />
En basit bir pikniğe giderken mangal yakacağız diye ormanı yakıyoruz,</p>

<p>Hadi ormanı yakmadığımızı düşünelim çör-çöp-poşet ne varsa ortaya bırakıyor çevreye amansız kirlilik saçıyoruz,</p>

<p>Kendimize karşı kaybettiğimiz saygı bir tarafa tabiatı da perişan ediyoruz.<br />
<br />
Kendimize, çevremize her türlü kötülüğü yapmaktan geri durmadığımız zamanlarda bile Dini-imanı-dürüstlüğü-müslümanlığı hiç kimseye bırakmıyoruz,</p>

<p>Fedakarlığı hep başkalarından bekliyoruz, “<strong>Bir kereden ne olur” </strong>diye her konuda yaptığımız kötülüğün fenalığın cezasını başkalarına yüklemekte asla beis görmüyoruz.<br />
<br />
Kendi kendimize cennet, cehenneme çevirdiğimizin farkında olup olmadığımızı bile bilmiyoruz,</p>

<p>Bir taraftan “<strong>Cennet Vatan”</strong> söylemini hiç kimseye bırakmazken diğer taraftan “<strong>Cennet vatanı Cehenneme çevirmek için” </strong>verilen mücadeleyi de inanın anlamakta güçlük çekiyoruz.<br />
<br />
Yaşadığımız yerleri cennete çevirip çok mutlu olmakta bizim elimizde cennete çevirip karar kara düşünmekte bizim elimizde.</p>

<p>İnsanoğlunun yaşadığı zaman zarfında sürekli iyi şeyler istediği gerçeğini de çok iyi bildiğimizden var olan cenneti, cehenneme çevirmek ve hayatı kendisine zehir etmek adına verdiği mücadeleyi kim nasıl izah edecek, bilmiyoruz.<br />
<br />
Amerikalı bilim adamı son derece neşeli bir şekilde berbere gitmiş saç, sakal tıraşı oluyor,</p>

<p>Berber soruyor “<strong>Mr. George bugün çok mutlusunuz, hayırdır.”</strong></p>

<p>Bilim adamı gururla cevap veriyor. “<strong>Dün öyle bir buluşa imza attık ki, insanlık artık doğaya karşı savaşını kazanmıştır!” </strong>dediğinde berber son derece üzgün ve mutsuz bir yüz ifadesi ile “<strong>Desenize hepimiz kaybettik.” </strong>diyor.</p>

<p>Neticede iş dönüp dolaşıyor, iyi insan, iyi yurttaş olmaya dayanıyor,</p>

<p>Söz ettiğimiz konularda yıllar yılı hamaset dolu nutuklar atanlara da <strong>Karacaoğlan </strong>şu dizeler ile cevap verir</p>

<p>“<strong>Karacoğlan der ki her sözüm haktır/</strong></p>

<p><strong>Yiğit olmayanın yalanı çoktur/</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Cehennem yerinde hiç ateş yoktur/</strong></p>

<p><strong>Herkes ateşini burdan götürür”</strong><br />
Kendi ruh dünyamızda kurguladığımız cenneti lütfen cehenneme çevirmeyelim.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yüksel Ercan</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/cennet-cennet-dedikleri-3</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 23:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/09/0aa-271.jpg" type="image/jpeg" length="56643"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ait olduğumuz yer]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/ait-oldugumuz-yer-4</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/ait-oldugumuz-yer-4" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Aidiyet duygusu olarak adlandırılan ait olma ihtiyacı herhangi bir grup tarafından kabul edilme anlamına gelen duygusal bir ihtiyaçtır.</p>

<p>İnsan davranışlarının, düşüncelerinin ve duygularının çoğu ait olma ihtiyacından kaynaklanmaktadır.</p>

<p>Sosyal psikolojide aidiyet ihtiyacı, başkalarıyla ilişki kurmak için içsel bir motivasyondur ve sonuçlarının oldukça etkili olduğu bilinir.</p>

<p>Mesleğimiz dolayısı ile bu toplumun son derece hareketli bir ferdi olarak bizde aidiyet duygusunu en üst noktada yaşayan birisiyiz,</p>

<p><strong>-Bir topluluğa ait olma</strong></p>

<p><strong>-Bir siyasi partiye ait olma</strong></p>

<p><strong>-Bir gruba ait olma..</strong></p>

<p>gibi mensubiyet şuurunu tüm kılcal damarlarına kadar yıllar yılı taşıyoruz.</p>

<p>Biz şu an hayatımızı devam ettirdiğimiz bölgede nerede ise 40 yıldır yaşıyoruz,</p>

<p>Geçen bu 40 yıllık zaman dilimi içerisinde sürekli gazetecilik yaptığımızdan olsa gerek sürekli toplumun gözünün önünde bulunmak gibi bir mecburiyet duyuyoruz.</p>

<p>Bu zaman zarfında sürekli siyaset yaptığımızdan sayısını unuttuğumuz kadar tanıdığımız oldu, bu tanıdıklarımızın bir kısmı ile belli zamanlarda belli sebepler dolayısı ile yollarımız ayrılmış olsa da şu an aynı havayı teneffüs ettiğimiz son derece sağlam dostluklara sahip olduğumuzu düşünüyoruz.</p>

<p>40 yıldır</p>

<p><strong>-sabah kahvaltı için ekmek aldığımız fırın</strong></p>

<p><strong>-Alışveriş yaptığımız market</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>-Sohbet ettiğimiz kahvehane</strong></p>

<p><strong>-Belli zamanlarda yemek vesilesi ile bir araya geldiğimiz restaurant</strong></p>

<p><strong>-Hemen her gün işyerlerinde çay kahve içtiğimiz işyeri sahipleri.</strong></p>

<p>nerede ise hiç değişmedi.</p>

<p>Bu zaman zarfında <strong>Türkiye’nin pek çok bölgesinden son derece iyi rakamlar ile “Gel bizimle çalış, çevreni değiş, sen işini iyi yapıyorsun, bu bölgede güçlü bir medya kuruluşu oluşturalım”</strong> şeklinde aldığımız tekliflerin sayısını unuttuk.</p>

<p>Zaman zaman gelen teklifleri değerlendirip yeni bir bölgeye gitmek adına nerede ise karar verme noktasına da gelmemize rağmen son dakikada “<strong>Şimdi memleketin başka bir bölgesine git oraya yerleş, yeni dostlar, yeni arkadaşlıklar edin, oranın havasına suyuna, yemeklerine, gelenek ve göreneklerine alışmak için uğraş işin mi yok, macera aramayı bırak”</strong> diyerek ait olduğumuz yeri bir türlü terk edemedik.</p>

<p>Bundan sonra da kolay kolay yaşadığımız bölgeden ait olduğumuz yerden ayrılmanın son derece zor olduğunu düşünüyoruz.</p>

<p>Gideceğimiz yerlerde ekonomik şartlar çok iyi olsa da yeni bir bölgenin bünyesinde her zaman telafi edilemeyecek riskler taşıdığını da düşünerek <strong>“macerayı bırak buradaki dostlarına daha sıkı sıkıya sarıl, yeni dostlar bulmak adına harcayacağın zamanı burada samimiyetleri biraz daha arttırmak için kullan” </strong>kararını veriyor verirken de aidiyet duygusuna daha sık bir şekilde sarılmamız gerektiğine inanıyoruz.</p>

<p>Ne yaparsak yapalım aidiyet duygusunun o dayanılmaz cazibesinden kendimizi kurtaramayacağız.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yüksel Ercan</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/ait-oldugumuz-yer-4</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 20:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/09/0aa-270.jpg" type="image/jpeg" length="28757"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ben 12 Eylül'ün nesini seveceğim?]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/ben-12-eylulun-nesini-sevecegim-5</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/ben-12-eylulun-nesini-sevecegim-5" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kaç yıl oldu 'Oniki Eylül' oldu olalı,<br />
İdareyi bu beyler ele aldı alalı,<br />
Senelerdir dinledik tantanayı mavalı<br />
Ben 'Oniki Eylül'üm nesini seveceğim<br />
Sevmediğim gibi de devamlı söveceğim.</p>

<p>Seven sevsin arkadaş sevene de karışmam,<br />
Alkışlayan alkışlar övene de karışmam,<br />
Önce sevip sonra diz dövene de karışmam<br />
Ben 'Oniki Eylül'üm nesini seveceğim<br />
Sevmediğim gibi de devamlı söveceğim.</p>

<p>Sahi niçin gelmişti Oniki Eylül niçin?<br />
Cümle alem bilir ki anarşi terör için<br />
Hepsi yine tastamam buyurun burdan için<br />
Ben 'Oniki Eylül'üm nesini seveceğim<br />
Sevmediğim gibi de devamlı söveceğim.</p>

<p>Dün Ülkücü vuranlar bugün asker vuruyor,<br />
Hemi de tek tek cemse cemse kırıyor,<br />
Gün geçtikçe anarşi daha da kuduruyor.<br />
Ben 'Oniki Eylül'üm nesini seveceğim<br />
Sevmediğim gibi de devamlı söveceğim.</p>

<p>Soruyorum' Oniki Eylül' neye yaradı?<br />
Herifler İstanbul'da karakolu taradı,<br />
Ülkücüyü ezmekmiş bu beylerin muradı<br />
Ben 'Oniki Eylül'üm nesini seveceğim<br />
Sevmediğim gibi de devamlı söveceğim.</p>

<p>Güneydoğu kan gölü kan ağlıyor taş toprak,<br />
Köyler yasa bürünmüş ırganmıyor dal, yaprak<br />
Ülkücü de yok şimdi bundan sonra sen gör bak<br />
Ben 'Oniki Eylül'üm nesini seveceğim<br />
Sevmediğim gibi de devamlı söveceğim.</p>

<p>Ülkücü yok dediysem varım ama sessizim<br />
Ocağımı yıktılar yuvasızım ıssızım,<br />
Bunlar ile helaya gidersem namussuzum<br />
Ben 'Oniki Eylül'üm nesini seveceğim<br />
Sevmediğim gibi de devamlı söveceğim.</p>

<p>İki de bir denen şu: 'Eşkıya kazınacak'<br />
'Komünist' de demezler dürzilere bak bak bak!<br />
Çünkü öyle deseler itibar sarsılacak<br />
Ben 'Oniki Eylül'üm nesini seveceğim<br />
Sevmediğim gibi de devamlı söveceğim.</p>

<p>Silahlar dağıtıldı tutuşunca etekler,<br />
Komünist gelir diye bundan sonra kim bekler<br />
Anlasın Ülkücünün kıymetini köpekler<br />
Ben 'Oniki Eylül'üm nesini seveceğim<br />
Sevmediğim gibi de devamlı söveceğim.</p>

<p>Ne değişti hemşerim? Anarşi var örgüt var,<br />
Süleyman yok da şimdi beslemesi Turgut var<br />
'Yeğen Yahya' yerine ağbeyimiz Korkut var<br />
Ben 'Oniki Eylül'üm nesini seveceğim<br />
Sevmediğim gibi de devamlı söveceğim.</p>

<p>Köşkün eski sahibi kimdi? Fahri Korutürk<br />
Şimdiki Türk de değil yarı Hırvat yarı Türk<br />
Gelen çoban oluyor ne de olsa sürü Türk<br />
Ben 'Oniki Eylül'üm nesini seveceğim<br />
Sevmediğim gibi de devamlı söveceğim.</p>

<p>Türk-İslam diyenleri zulümle yıldırdılar,<br />
Milliyetçi Hareket komayıp kaldırdılar,<br />
Bir irtica tutturup İslam'a saldırdılar<br />
Ben 'Oniki Eylül'üm nesini seveceğim<br />
Sevmediğim gibi de devamlı söveceğim.</p>

<p>Benim bacım türbanla mektebine gidemez,<br />
Onlarınki çırçıplak hiç kimse bir şey demez<br />
Bizde mümin Rum kadar hür ibadet edemez<br />
Ben 'Oniki Eylül'üm nesini seveceğim<br />
Sevmediğim gibi de devamlı söveceğim.</p>

<p>Neyimiş de Türkiye hızla gelişmiş hızla,<br />
Gelişmede ölçü ne? Ölçü 'Çikita' muzla<br />
O zaman Uganda'da gelişme bizden fazla<br />
Ben 'Oniki Eylül'üm nesini seveceğim<br />
Sevmediğim gibi de devamlı söveceğim.</p>

<p>Dünya zaten devamlı gelişme halindedir<br />
Bizdeki gelişmenin sürati hızı nedir?<br />
Adımız hala yine geri kalmış ülkedir<br />
Ben 'Oniki Eylül'üm nesini seveceğim<br />
Sevmediğim gibi de devamlı söveceğim.</p>

<p>Kandırdılar hemşerim kandırdılar vatanı,<br />
Yiyip içip ceplere indirdiler vatanı,<br />
Kel Ali'nin bağına döndürdüler vatanı<br />
Ben 'Oniki Eylül'üm nesini seveceğim<br />
Sevmediğim gibi de devamlı söveceğim.</p>

<p>İstatistik rapor bu şimdi bakın şu işe,<br />
Seksende otuz binmiş vesikalı fahişe<br />
Bu gün tam çeyrek milyon hep dolmuş kıyı köşe<br />
Ben 'Oniki Eylül'üm nesini seveceğim<br />
Sevmediğim gibi de devamlı söveceğim.</p>

<p>Vesikalı bu ise peki ya vesikasızı,<br />
Onlar hızlı sostyete dersem asarlar bizi<br />
Kimi bakan dostudur kimi başbakan kızı<br />
Ben 'Oniki Eylül'üm nesini seveceğim<br />
Sevmediğim gibi de devamlı söveceğim.</p>

<p>Allah zeval vermesin vatana ve devlete,<br />
Benim sözüm Oniki Eylül denen illete<br />
Yapanları şikayet ediyorum millete<br />
Ben 'Oniki Eylül'üm nesini seveceğim<br />
Sevmediğim gibi de devamlı söveceğim.</p>

<p>Acım millet içindir millet bilir acımı,<br />
Terk eyledim yurdumu, gardaşımı, bacımı<br />
Ben ölürsem oğluma miras koydum öcümü<br />
Ben 'On iki Eylül'üm nesini seveceğim<br />
Sevmediğim gibi de devamlı söveceğim.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Biliyorum ben bunlar, bunlar tuzak kuracak,<br />
Bunlar Ozan Arif'i ya asıp ya vuracak<br />
Asarlarsa asanlar son sözümü soracak<br />
Ben 'On iki Eylül'üm nesini seveceğim<br />
Sevmediğim gibi de devamlı söveceğim.</p>

<p><a href="https://www.antoloji.com/ozan-arif/" rel="nofollow">Ozan Arif</a></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yüksel Ercan</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/ben-12-eylulun-nesini-sevecegim-5</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 20:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/09/0aa-269.jpg" type="image/jpeg" length="45487"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mevsim artık sonbahar]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/mevsim-artik-sonbahar-5</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/mevsim-artik-sonbahar-5" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sonbahar mevsiminin tam olarak hüküm sürdüğü günlerdeyiz, yazlık giysileri çıkardığımız üşümemek için biraz daha kalın elbiseler giydiğimiz, birdenbire başlayan ve sağanak halinde devam eden yağmurdan zarar görmemek adına şemsiyeyi yanı başımızdan ayırmadığımız günlerin içersindeyiz.</p>

<p>Sonbahar mevsimi ,Aralık-Ocak-Şubat aylarında kendisini bize hissettiren kış mevsimin habercisi,</p>

<p>Ağaçların yaprak döktüğü, tabiatın kendisini gelecek günlerde yenilemek adına sessizliğe büründüğü bu günlerde mevsim dolayısı ile herkesin biraz daha hüzünlendiği günlerden geçtiği zamanlar.</p>

<p>Böylesi günlerde pek çoğumuz kendi hayatımızı da sonbahar mevsimi ile özleştirir geçip giden zamanın hesabını yapar artık yaşlılık denilen ömrümüzün son dönemine girmeden önce bugünleri “<strong>köprüden önce son çıkış”</strong> olarak değerlendiririz.</p>

<p>İnsan doğduğu hayata alışma sürecindeki dünyayı tanımayı İlkbahar mevsimi olarak kabul eder, İnsanın ilkbahar mevsimi doğduğu, emeklemeye başladığı,yürümeye alıştığı, ilkokula başladığı anlarda annesinin babasının elini bırakıp öğretmeni ile tanıştığı günler olarak değerlendirir.</p>

<p>İlkokul eğitiminin bittiği ortaokul-lise dönemleri insanın hep İlkbahar dönemine denk gelir.</p>

<p>İlk heyecan, ilk aşk, ilk ideoloji hep bu dönemlerde yaşanır.</p>

<p>Üniversite hayatının başlaması ve tamamlanması, Erkekler için askerlik hizmetinin tamamlanması ile insan içinde ilkbahar mevsiminin de sonlarına gelinir.</p>

<p>Yaz mevsimi insanın hayata gerçek manada başladığı kendi kanatları ile uçtuğu , iş hayatına başladığı evlendiği zamanlardır.</p>

<p>Daha iyi bir iş,güzel bir kariyer, mutlu bir evlilik gibi kavramlar hep Yaz mevsimi olarak tanımladığımız zamanlarda olur.</p>

<p>Bu yüzden İlkbahar mevsimine göre YAZ mevsimi daha hızlı ve daha farkına varılamaz bir ışık hızı ile yaşanır zira bu dönem insanın kafasını sağa sola çevirdiği son derece kısa bir zaman dilimi içerisinde geçer gider.</p>

<p>Biz bu sütunlarda birkaç kez daha belirtmiştik.</p>

<p>Hayatımızın ilkbahar mevsimini aşağı yukarı hatırlıyoruz,</p>

<p>Henüz kış mevsimine gelmedik,</p>

<p>Yaş olarak ta sonbahar mevsiminin ortalarında geldiğimiz şu anlarda hatırlayamadığımız tek an YAZ mevsimidir, zira YAZ mevsiminin nasıl gelip geçtiğini inanın şu an bile hatırlamakta güçlük çekiyoruz.</p>

<p>Dolayısı ile dünyada var olan milyarlarca insan gibi bizde “<strong>Baharı görmeden yaz geldi geçti</strong>” şarkısında olduğu gibi “<strong>Ağzım-burnum”</strong> derken bir baktık ki hiç bitmeyecek asla geçmeyecek zamanlar olarak bildiğimiz İlkbahar ve YAZ mevsimleri geçmiş gitmiş ve biz sonbaharın o kaçınılmaz limanına demir atmışız.</p>

<p>Zaman zaman kendimizi dışarıya atıp yürümeye başlayınca bugünlerde hep ağaçlardan dökülen ve halk arasında ismi “<strong>Gazel”</strong> olarak bilinen yapraklara dikkat ediyoruz,</p>

<p>İlkbahar mevsiminin gelmesi ile birlikte taptaze olan yaprakların yaz mevsiminde daha da gürleşmesi ancak sonbaharda dalından kopup yerlere düşmesi tamamen bizim hayatımızda gerçekleşen anı resmediyor.</p>

<p>Hafif bir rahatsızlık geçirdiğimizde karşımızdakilerin “<strong>Sarardı gül benzin döndü gazele</strong>” şeklinde bir yakıştırmada bulunmaları da sanıyoruz bundan olsa gerek, İnsan kendi hayatındaki yaşlanmaları da artık “<strong>dalından koparılmış gazel”</strong> olarak değerlendiriyor ve sonunun da bu şekilde yaklaştığının hesabını yapıyor.</p>

<p><strong>Sanem Altan</strong> bu konuda “<strong>Sonbahar, tüm pişmanlıkların ‘ben de buradayım, ben de buradayım’ diye insanın ruhuna üşüştüğü bir mevsim, Bir çölün ortasında duran koca bir gemi gibi hiçbir yere gitmeden anlamsızca eskidiğimizi hatırlatıyor bize, Nedenini bilmiyorum...</strong></p>

<p><strong>Ama gerçekten sonbaharı bir deniz kenarında geçirseniz bile, kokusundan mıdır, renginden midir bilmem, çocukluğunuzdan kalma eski bir şarkıya yakalandığınızda olduğu gibi mesela, aniden bütün duyguların en altından hüzün çıkıyor, Kaybettiklerimizden, yapamadıklarımızdan, yapıp bir daha tekrarlayamadıklarımızdan, unuttuklarımızdan, unutamadıklarımızdan arta kalan bir hüzün...</strong></p>

<p><strong>Sonbaharın ışıkları büyütüyor o hüznü.Hayatla, yaşadıklarınla ilgili sorular üşüşüyor birden.Kendinle göz göze geliyorsun.Ama bu hüznün beni acıtmasını tam sevmesem de beni değiştirmesini seviyorum ben...Her yıl sorularla, hesaplaşmalarla, kendi içime ve hayata bakarak, hem aynı kalıp hem değişerek sonbahardan geçmeyi seviyorum.Işıklar değişiyor, ben de değişiyorum her defasında...</strong></p>

<p><strong>Yazın yakıcı aydınlığı, imparatorluğunun son günlerini yaşıyor artık.Sabah ve akşam saatlerinde sonbaharın billur ışıkları eylülün kıvamlı aydınlığının içine sızıyor.İnsanı üşütmese de ürperten bir serinlik var...Işıklar değişti... Kokular değişti...Bir bakıyorsunuz gökyüzü balya balya bulutlarla kapanıyor, gri bir renk basıyor kenti...Bir sağanak patlıyor, kuruyup kavrulmuş yapraklar savruluyor rüzgarda,Sonra hiçbir şey olmamış gibi bunaltıcı bir yaz sıcağı geliyor, Ardından akşam yeniden ıslak bir karanlık dolaşıyor sokaklarda</strong>.” İfadesini kullanırken aslında bizimle birlikte yaş olarak sonbahar mevsimini yaşayan herkesin hislerine tercüman oluyor.</p>

<p>Yaşadığımız bu hayatta sonbahar mevsiminden de KIŞ mevsiminin den de duruma göre kaçış yok, İnsanlığın var olduğu ilk günden şu ana kadar yaşayan bütün canlıların gördüğü gibi bizde şimdi sonbaharı Allah izin verdiği takdirde de KIŞ mevsimini yaşayacağız.</p>

<p>Bir tarafta şairin</p>

<p>“<strong>Doldur doldur nargilemi tazele/</strong></p>

<p><strong>Sarardı gül benzim doldu gazele/</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Tut elimden götür beni mezara/</strong></p>

<p><strong>At üstüme avuç avuç toprağı”</strong></p>

<p>dizelerindeki karamsarlık, bir tarafta artık hatırlamakta bile güçlük çektiğimiz geçmiş, diğer tarafta ise bundan sonrası için yaptığımız hesaplar.</p>

<p>Nasıl olacaksa ?</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yüksel Ercan</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/mevsim-artik-sonbahar-5</guid>
      <pubDate>Thu, 10 Sep 2026 23:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/09/0aa-268.jpg" type="image/jpeg" length="63307"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Baş dönmesi]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/bas-donmesi-3</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/bas-donmesi-3" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yazımızın başlığına bakanlar şimdi “-<strong>Yüksel Ercan memlekette bu kadar sıkıntı varken senin baş dönmen ile mi uğraşacağız?”</strong> şeklinde bir soru yöneltebilirler.</p>

<p>Böyle düşünenlerin son derece haklı olduğunu da daha işin başında söylemeliyiz.</p>

<p>Bizim anlatmaya çalıştığımız baş dönmesi siyaseten olanıdır.</p>

<p>Sağlıkla ilgili olan baş dönmesinin adresi zaten hekimlerimizdir.</p>

<p>Nerede ise 40 yıldır siyasetin içerisindeyiz.</p>

<p>Evimize ekmek götürmeye çalıştığımız gazetecilik mesleği dolayısı ile yolumuz mecburen siyaset ile çakışınca olup bitenlere bakışımız da bu çerçevede şekilleniyor.</p>

<p>Hatırlatmakta fayda var.</p>

<p>Türkiye 14 mayıs 1950 tarihinde çok partili siyasi hayata geçti.</p>

<p>12 Eylül 1980 yılında beşli cuntanın gerçekleştirdiği ihtilale kadar iktidara gelen siyasi partilerini kuruluş amaçları ve buna bağlı olarak ideolojileri de belli olduğundan seçmenin fikri kolay kolay değişmezdi.</p>

<p>Belki de şu an esamesi bile okunmayan “<strong>Türkiye’de sağ seçmen yüzde 70 sol seçmen de yüzde 30'dur” </strong>söylemi 12 Eylül öncesinin genel kabulü olarak biliniyordu.</p>

<p>Yukarıda belirttiğimiz gibi Türkiye 12 Eylül’de yaraları bugün bile sarılmayan ağır bir hasar aldı.</p>

<p>1983 yılında cunta yönetimi tarafından alınan karar ile ideoloji partileri seçime sokulmadı.</p>

<p>Cuntanın başı yaptığı yurt gezilerinde sürekli MDP Genel başkanı <strong>Turgut Sunalp’ın</strong> seçilmesini dileyen söylemlerde bulunduysa da seçmen <strong>Kenan Evren’e</strong> kulak asmadı.</p>

<p>Seçim öncesi “<strong>Dört eğilimi birleştirdim”</strong> diyen genel başkanlığını <strong>Turgut Özal’ın</strong> yaptığı ANAP tek başına iktidara geldi.</p>

<p>İşte o andan itibaren Türkiye’de hiçbir şey eskisi gibi olmadı.</p>

<p>“<strong>Eskisi gibi olmadı”</strong> söylemi ile ilgili olarak ta çeşitli fikirler öne sürülebiliriz.</p>

<p>“<strong>Böyle daha iyi”</strong> diyenler olabilir.</p>

<p><strong>“12 eylül öncesinin sağcısı da adam gibiydi solcusu da adam gibiydi”</strong> diyen bir kitle de olabilir.</p>

<p>1983 yılında yapılan seçimin üzerinden 43 yıl geçti.</p>

<p>Var olan ideolojilerde her geçen gün biraz yavaş biraz hızlı ama süreklilik göstererek hayatımızdan çıkmaya başladı.</p>

<p>Şimdilerde ise “<strong>hangi parti nerede?”</strong></p>

<p><strong>Hangi parti dün neyi savunuyordu bugün neyi savunuyor?”</strong></p>

<p>şeklindeki sorulara sağlıklı bir şekilde cevap verebilecek bir Allah kulu yok.</p>

<p>Peki bu kanaate nasıl vardık.?</p>

<p>MHP Genel başkanı <strong>Devlet Bahçeli’nin</strong> partisinin grup toplantısında “<strong>Geliyorsanız gelin eğer gelmiyorsanız ben yanıma 3 arkadaşımı alır işin muhatabı ile görüşmeye giderim”</strong> şeklindeki açıklamasından sonra..</p>

<p>Bizim gibi milyonlarca vatandaşın başının dönmesine vesile olan rahatsızlığı merak edenler lütfen 2 yıl öncesine yani 14 mayıs ve 28 mayıs 2023 tarihinde yapılan Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçimi öncesi şu an iktidarda bulunan cumhur ittifakına mensup AK parti ve MHP’nin söylemlerine tekrar tekrar baksınlar.</p>

<p>“<strong>Cumhur ittifakına mensup siyasi partiler bu söylemleri 14 Mayıs tarihinde yapılan seçim öncesi yapsalardı seçmenden bu kadar oy alabilirler miydi?”</strong> şeklindeki sorular uzun zamandır soruluyor .</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak biz de “<strong>dün dündür bugünde bugün”</strong> geleneği hüküm sürdüğünden olsa gerek bu sorulara cevap veren de yok kıymet verende yok.</p>

<p>İktidarın anlaşılmaz bir acelesi var.</p>

<p>Kimsenin kimseyi düşündüğü yok.</p>

<p>Böyle bir süreçte ister istemez bizdeki baş dönmesi de hiç durmadan devam ediyor.</p>

<p>Baş dönmemizin durup durmayacağı duracaksa ne zaman ve hangi şartlarda sona ereceğini gerçekten bizde bilmiyoruz.</p>

<p>“<strong>En iyisi bir psikoloğa gidip danışmak”</strong> diye düşündük.</p>

<p>Ancak bir seans danışmanın ücretini duyunca o işten de vazgeçmek zorunda kaldık.</p>

<p>En iyisi bildiğimiz yolda devam etmek.</p>

<p>Zira şehit kanları ile sulanmış mübarek Türkiye Cumhuriyeti'ne borcumuz var.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yüksel Ercan</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/bas-donmesi-3</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 20:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/09/0aa-267.jpg" type="image/jpeg" length="80540"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hesap günü geldiğinde]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/hesap-gunu-geldiginde-4</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/hesap-gunu-geldiginde-4" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Siyasetten biraz olsun arınıp kendi kendimize kaldığımızda yaptıklarımız yada yapamadıklarımızla ilgili hiç bitmeyen bir iç hesaplaşmaya gireriz.</p>

<p>Ancak çoğu zaman hayatımızdaki kötülüklerin iyiliklerden fazla olduğuna kanaat getirince "b<strong>u hesabın içerisinden çıkamayacağız en iyisi işi oluruna bırakmak</strong>" diyerek en basit ifade ile kendi kendimizden koşar adım uzaklaşırız.</p>

<p>Biraz daha etraflıca düşünüp bu durumun bir işe yaramayacağını asıl olanın bir şekilde hem bu dünyada hem öbür dünyada hesap vereceğimize inandığımızdan olsa gerek başlarız geçmiş ile önce yüzleşmeye sonra hesaplaşmaya.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gelenektir,</p>

<p><strong>Doğduğumuz günün üzerinden çok geçmeden kulağımıza ezan okunur.</strong></p>

<p>Hemen kendimizi bildiğimizde cennet –cehennem- öte dünya ve hesap verme öğreniriz.</p>

<p>Bu sağcı, solcu, alevi, Sünni, Kürt, Türk, o partili bu partili fark etmez.</p>

<p>Yaptığımız kötü işlerden dolayı bir ilahi adalet tecelli edeceği, işlediğimiz suçlardan dolayı bu dünyada olmasa bile öbür dünyada hesap vereceğimiz üzere uyarılırız.</p>

<p>Tüm bunlara rağmen zulüm, işkence, dayatma, baskı, şiddet, ahlaksızlık, haksızlık sürüp gidiyor bir ömür boyu.</p>

<p>Böylesi bir noktada insanlar ya öbür dünyanın çok uzak olduğunu düşünüyor , ya söylenen ve öğretilenlere kulak asmıyor veya şartlar buraya doğru sürüklüyor insanı.</p>

<p>Normalde insanoğlunun unuttuğu ama çok sıkıştığında sığındığı bir tanrısı var.</p>

<p>Söz konusu insanların nerede ise tamamı bir lokantada, çay bahçesinde, bakkalda, manavda, markette hesap vermeyi biliyorlar.</p>

<p>Ancak aynı insanların normal hayatta yaptıkları işlerden dolayı bir gün hesap verecekleri bir türlü akıllarına gelmiyor.</p>

<p><strong>-İşe geç kalınca patrona,</strong></p>

<p><strong>-Okula geç kalınca öğretmene,</strong></p>

<p><strong>-Eve geç kalınca eşine</strong></p>

<p>hesap vermekte zorlandıklarını bildikleri halde öğretilen büyük hesaba gereken önemi vermiyorlar.</p>

<p>Yaratıcı çok sabırlı olduğundan hemen cezayı kesmiyor uzun vadeye bırakıyor.</p>

<p>Ayetler, hadisler, icma ve kıyaslar sözde dolanıp duruyor.</p>

<p>Uygulamada nefse uyup her türlü zulme davetiye çıkartılıyor.</p>

<p>Halen daha<strong> Hazreti Ömer’in</strong> adaleti konuşuluyor.</p>

<p>Aradan bunca yıl geçmiş <strong>Hz.Ömer’in</strong> adaleti konuşuluyor bir de Nu<strong>şirevan.</strong></p>

<p>Adalete başka örneğimiz yok.</p>

<p><strong>Hz.Ömer’den</strong> sonra doğruluk timsali göstereceğimiz ikinci bir isim maalesef aklımıza gelmiyor.</p>

<p>Hep adaletsizlik hep zulüm var.</p>

<p>Üzücü ama ne Osmanlıda nede Cumhuriyet tarihinde adalet örneğimiz ne yazık ki yok.</p>

<p>Yargı sistemimizin durumu da aşağı yukarı ortada..</p>

<p>Zulme, esarete, insanlar arasındaki fiziki farkları kaldırmaya yönelik uyarıcı, bilgilendirici insanları unutuyor belleğimiz.</p>

<p><strong>Lafa gelince sıcak kumlarda karnına taş bağlanan peygamber ama uygulamaya gelince bir sürü zulüm ve haksızlık.</strong></p>

<p>O halde “<strong>hesap vereceğiz</strong>” söylemi sanki kocaman bir yalan.</p>

<p>Hesap yok bu dünyada,</p>

<p>Böyle olunca da “<strong>insan cenneti ve cehennemi beraber burada yaşanacak.”</strong> demekten başka bir çaremiz kalmıyor.</p>

<p>Ya da ağır bir hesap vereceğiz de umurumuzda değil.</p>

<p>Hesap verme öğretisi üzerine bina edilen hayat karşımıza bir gün çok acı hesaplar çıkardığında şikâyetçi olmayacağız.</p>

<p><strong>“Kuşkusuz insan çok zalimdir.”</strong></p>

<p>Kuşkusuz insan çok nankördür.</p>

<p>Zira K<strong>abil</strong> kardeşi <strong>Habil’i</strong> öldürdü.</p>

<p>Ama bir gün bu dünyada hesap vereceğimizi de düşünüp bazı şeyleri göz ardı etmemek lazım.</p>

<p>“<strong>Kendinize yapılmasını istemediğini şeyi başkasına yapmayınız”</strong> hadisini bilmeyenimiz nerede ise yok gibi.</p>

<p>Kendi insanımıza yaptığımız bu muameleyi uygun görüyorsak mesele yok.</p>

<p>Bence oturup bir düşünün.</p>

<p>Ölü gömen insanlar hep gelen ölüleri gömeceklerini düşünür.</p>

<p>Bir gün sıranın kendilerine geleceğini hiç düşünmezler.</p>

<p>Ölü gömücülüğü bir kenara bırakıp, Ö<strong>mer’in</strong> bin yıllarca nasıl adaletle anılıp adının adaletle eşdeğer olduğuna bir göz atmanızı tekrar tavsiye ederiz.</p>

<p>Çünkü insanoğlunun,</p>

<p><strong>-Kini,</strong></p>

<p><strong>- Korkusu,</strong></p>

<p><strong>- Hırsı,</strong></p>

<p><strong>-Merhameti,</strong></p>

<p><strong>-Peygamberi,</strong></p>

<p><strong>-Yaratıcıyı</strong></p>

<p>unutturuyor kendisine..</p>

<p>Kabul etmek gerekiyor ki İnsanoğlu sözünü ettiği adaleti ile övündüğü N<strong>uşirevan</strong> kadar adil değil.</p>

<p>Hesap günü üzerine kurulu bir inanca dönmemiz hepimizin ortak beklentisi haline gelmedikçe kimin hangi inanca sahip olduğunun ne önemi var ki.?</p>

<p>Yaşadığımız süreç:</p>

<p><strong>Lafa gelince Hz. Ömer</strong></p>

<p><strong>İcraata gelince Turist Ömer..</strong></p>

<p>Gel de doğru yolu,hakikati bul..</p>

<p>Sonrada hesap vereceğin anı düşün.</p>

<p>Nerede ise imkansız gibi..</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yüksel Ercan</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/hesap-gunu-geldiginde-4</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 21:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/09/0aa-266.jpg" type="image/jpeg" length="89079"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Boş bardak, dolu bardak]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/bos-bardak-dolu-bardak-4</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/bos-bardak-dolu-bardak-4" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çok uzun bir zamandır bizim memlekette şartlar ne olursa olsun bir tarafın ak dediğine diğer tarafın kara dediği bir yapı oluştu.</p>

<p>Mevzu ne olursa olsun anlamadan, dinlemeden, özümsemeden belli bir kitle koro halinde “<strong>olmaz”</strong> diyerek meseleyi kestirip atıyor.</p>

<p>Bu durum göreceli olarak bir kesimin meseleyi “<strong>Bardağın yarısı boş”</strong> olarak değerlendirirken bir kesiminde anında “<strong>Hayır efendim karşı taraf doğruyu söylemiyor zira bardağın yarısı dolu”</strong> şeklinde savunmaya geçmesine vesile oluyor.</p>

<p><strong>“Bu durum dünya kurulalı mı böyleydi,</strong></p>

<p><strong>hep vardı da bizim haberimiz mi yoktu,</strong></p>

<p><strong>yada şimdilerde mi, hayatımıza girdi.?”</strong></p>

<p>şeklinde sorulara muhatap olsa da iliyoruz ki bir türlü sonuca gitmemiz mümkün olamıyor.</p>

<p>“<strong>Bardağın yarısı boş, hayır aslında yarısı dolu</strong>” tartışması dikkat edilirse sadece siyasette yapılmıyor,</p>

<p>Ancak siyaset sahnesinde çoğunlukla var olan bu tartışma bir anda işin muhatapları tarafından toplumun bütün kesimlerine kadar nakledilince ortaya tam ikiye bölünmüş bir kitle çıkmış oluyor.</p>

<p>Türkiye’de 2018 yılında hayatımıza giren Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi vesilesi ile bilindiği gibi artık yüzde 30 yüzde 40 hatta yüzde 49 oy alarak iktidar olmak mümkün değil ,</p>

<p>Şartlar ne olursa olsun iktidara gelebilmek için mutlaka ama mutlaka yüzde 50 artı bir oy almak gerekiyor.</p>

<p>Bu sistem yokken daha açık bir ifade ile siyasetçiler tarafından kurulan ancak yaşayıp yaşamayacaklarına halkın karar verdiği partiler seçime katılıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Girdikleri seçimde yüzde 5 yüzde 10 yüzde 30 oy almayı başaran partiler bir araya gelerek koalisyon hükümeti kurabiliyorlardı.</p>

<p>Böyle bir sistemde her siyasi partiye mensup seçmenler kendilerini daha iyi ifade edebildiklerinden ara renkleri de seslendirme imkanı oluyor, siyaseten de bu kadar karşıtlık meydana gelmiyordu.</p>

<p>Hayatımıza giren Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi uyarınca ister istemez yarı yarıya bir bloklaşmanın olduğu bu bloklaşma dolayısı ile ortadan tam ikiye bölünmüş bir şekilde ya <strong>“Siyah</strong>” yada <strong>“Beyaz</strong>” demek gibi bir zorunluluğun hepimizi esir aldığı süreçten geçiyoruz.</p>

<p>Aslında bardağın yarısının dolu yada diğer yarısının boş olduğun ifadesinin de aynı olduğu ancak gelinen noktada var olan karşıtlık yüzünden karşıdakinin söylediklerinin doğru olmasına rağmen “<strong>benim söylediğim doğru senin söylediğin yanlış”</strong> anlayışı yüzünden kimsenin kimseyi gözü görmüyor.</p>

<p>Bu bardak meselesinin “<strong>Meleklerin dişi mi yoksa erkek mi olduğu</strong>” tartışması kadar saçma bir noktada olduğunu hepimiz biliyoruz,</p>

<p>Böylesi içi boş tartışmaların bize bir faydası olmayacağını, hayatımızın devamı için hiçbir anlam ifade etmediğini de görüyoruz.</p>

<p>İnsanımızın taraf olmayı, tarafı olduğu kurumun da mutlaka kazanmasını istediği öteden beri bilinen bir gerçek,</p>

<p>-Seçimlerde partimizin kaybetmesini istemeyiz,</p>

<p>-Sporda taraftarı olduğumuz kulübün kaybetmesini hazmedemeyiz,</p>

<p>-Bilgi yarışmasında istediğimiz kurumun kaybetmesini asla kabullenmeyiz.</p>

<p>-Halbuki herkesin talebi maçı kazanmak,</p>

<p>-Herkesin amacı birinci olmak,</p>

<p>-Çok basit bir yarışmayı bile ölüm kalım meselesi haline getirmek,</p>

<p>-kaybettikten sonra günlerce kendine gelememek</p>

<p>sadece bize has gelenek olsa gerek.</p>

<p>Bizim dışımızda da bir hayatın olduğu ve bu hayatı yaşayabilmemiz için en karşımızda olduğumuz kişi, kurum, parti yada takımlara da ihtiyaç olduğu, onların fikirlerinin de kabul edilebilir noktada bulunduğu hayatın karşımızdakiler ile birlikte güzel olduğu fikrinde anlaşabildiğimiz kadar rahat bir hayat sürebileceğimizi artık anlamamız gerekiyor.</p>

<p>Var olan güzellikleri kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz ancak bütün bunlara rağmen “<strong>Bardağın yarısı boş, hayır yarısı dolu”</strong> şeklindeki tartışmalardan da asla vazgeçemiyoruz.</p>

<p>Bardağın yarısının boş olduğu yada diğer yarısının dolu olduğu tartışmaları eşliğinde ömrümüz bitti,</p>

<p>Bu aşamadan sonra da bu meselenin kolay kolay çözüleceğine inanamıyoruz,</p>

<p>Ortada tartışılması,çözüme ulaştırılması gereken dünya kadar problem varken işi getirip bardağın dolu yada boş olmasına bağlayanlara da ancak “<strong>Allah akıl fikir versin”</strong> temennilerinde bulunuyoruz.</p>

<p>Bardak ortadan kaybolmak üzere</p>

<p>Ama dolumu, boş mu tartışmaları halen devam ediyor…</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yüksel Ercan</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/bos-bardak-dolu-bardak-4</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 21:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/09/0aa-265.jpg" type="image/jpeg" length="57347"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
