<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Kocaeli Öncü - ÖNCÜ HABER</title>
    <link>https://www.kocaelioncu.com</link>
    <description>Haberde Öncü Yayıncılık</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.kocaelioncu.com/rss/yuksel-ercan" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2026. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 07 May 2026 13:40:00 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/rss/yuksel-ercan"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Neredesin ey Ömer?]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/neredesin-ey-omer-4</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/neredesin-ey-omer-4" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Son derece zorlu bir süreçten geçiyoruz.</p>

<p>Kimse kimseye inanmıyor, güvenmiyor.</p>

<p>Herkesin kendi adaletini oluşturmaya çalıştığı, büyük bir kitle Adalet mekanizmasının yerlerde süründüğüne inandığından kendi adaletini bildiği yollardan sağlamaya çalışıyor ancak iş dönüp dolaşıp “<strong>Hak-hukuk”</strong> noktasına dayandığında da “<strong>Hazreti Ömer”</strong> ile başlayan yüzlerce örnek vermeyi nerede ise bir “<strong>hayat nizamı”</strong> olarak kabul ediyor.</p>

<p>Bütün Müslümanlar tarafından “<strong>Adaletin Timsali”</strong> olarak bilinen <strong>Ömer Bin Hattab</strong> 1 kasım 644'te, kendisinden alınan verginin azaltılmasını isteyen, ancak taIebi kabuI ediImeyen <strong>Ebû Lü'Iüe</strong> tarafından Medine'de sabah namazında hançerIe saIdırıya uğradı.</p>

<p>SaIdırgan intihar ederken <strong>Ömer bin Hattab</strong> üç gün sonra vefat etti.</p>

<p><strong>Halife Ömer’in</strong> 644 yılında öldürülmesinin üzerinden Bin 372 yıl geçti.</p>

<p>Geçen bunca yıl içerisinde İslamiyet dünya nüfusunun da sürekli artması dolayısı ile o günlere göre büyüdü, dünyanın her tarafında bilinen bir din oldu.</p>

<p>Müslümanlar 571 yılında doğan ve 632 yılında vefat eden peygamberimiz <strong>Hazreti Muhammed</strong> ile birlikte <strong>Ebu Bekir, Ömer bin Hattab, Osman bin Affan, Ali bin Ebû Tâlib’i</strong> bilir.</p>

<p>Bazı kaynaklar peygamberimizin ölümünden sonra halifelik yapan bu dört isme sadece 6 ay gibi bir süre görev yapan beşinci halife <strong>Hasan bin Ali'yi de</strong> dahil etseler de peygamberimiz haricindeki de bu dört ismi her zaman müstesna bir yerde tutmaya özen gösterir.</p>

<p>İslam’ın önderleri olan bu isimlerin bir tamamı güzel ahlak ve diğer hasletleri ile bilinip saygı ve hürmet ile anılsalar da <strong>Ebubekir’in</strong> arkasından Halifelik görevine seçilen <strong>Hazreti Ömer</strong> “<strong>Adaleti”</strong> ile “<strong>Adalet dağıtması</strong>” ile bilinir.</p>

<p>Toplumun hemen her kesiminde ağzı laf yapan siyasetçi-bürokrat-dernek yöneticisi-amir-memur vs. kim varsa kendisinin ne kadar adil bir insan olduğunu anlatmakta sıkıntı çektiğinde “<strong>Benim yönetim tarzımda Hazreti Ömer gibi adaletli olacak</strong>” der ve kendisini <strong>Hazreti Ömer </strong>üzerinden kurtarmaya çalışır.</p>

<p>İşin garip ve bir o kadarda acı olanı bu toprakların, bu coğrafyanın ve hadi daha açık söyleyelim İslam dininin <strong>Hazreti Ömer’in</strong> vefatından sonra kendisi gibi “<strong>Adalet dağıtan-Dürüstlük timsali”</strong> ikinci bir önder çıkartamamasıdır.</p>

<p>Mesela bilgili insan tasnifi yapsak, çok sayıda başarılı müslüman bilim adamı sayabiliriz.</p>

<p>Askeri noktada başarılı pek çok komutanı bir çırpıda söyleyebiliriz,</p>

<p>Sporda, kültür sanatta ve başka konularda ihtiyacımız olduğunda iyi kötü bir çırpıda “<strong>Birinciyi, ikinciyi, üçüncüyü, dördüncüyü, on dördüncüyü” </strong>sayar kendimizi kurtarmayı becerebiliriz.</p>

<p>Ancak bunların tamamını bir kenara bırakıp “<strong>Adaleti ile bilinen çok değil iki isim yazalım”</strong> denildiğinde büyük bir heyecanla ilk sıraya “<strong>Hazreti Ömer</strong>” ismini yazabiliriz.</p>

<p>İkinci ismi de aklımızı ne kadar zorlayabilirsek zorlayalım yazamamanın çaresizliği ile kalemi elimizden bırakmak zorunda kalırız.</p>

<p>Memleket idaresini düşünen, bir vilayetin yönetiminde söz sahibi olan, herhangi bir kurumun başında bulunan hemen herkes görev yaptığı zaman zarfında bir dakikalığına da olsa mutlaka “<strong>Neden bu haldeyiz.?” </strong>sorusunu kendi kendine sormuştur.</p>

<p>Mesela bir İl valisi hiç hakkı değilken sırf arkasında güç olduğundan o göreve gelmiş olabilir.</p>

<p>Bir adli olayda suçlu kendisi olsa bile karşısındakinin güçsüzlüğü yüzünden haklı duruma geçmiştir.</p>

<p>Bir futbol takımında kadroya girmesi mümkün olmayan bir futbolcu bir yakının kulüp başkanı yada yöneticisi olması dolayısı ile başkalarının önüne geçerek hakkı olmayan kadroya girmiştir.</p>

<p>Bu ve bunun gibi daha binlerce soruyu örnekleme yolu ile sorabiliriz, soruyu isterseniz bir milyon kişiye yöneltin isterseniz sadece kendi yüreğinize sorun alacağınız tek cevap “<strong>Adalet”</strong> olacaktır.</p>

<p>İşte bu dünyada adaleti ile bilinen <strong>Hazreti Ömer’den</strong> sonra adalet dağıtan-adil olan-<strong>“Kenar-ı Dicle’de bir kurt aşırsa koyunu,</strong></p>

<p><strong>Gelir de adl-i İlahi sorar Ömer’den onu”</strong></p>

<p>diyen “ <strong>HeIaIin onda dokuzunu harama düşmek korkusu iIe terk ederdik”….Bilesin ki, ben Nuşirevan’dan daha az adil değilim, Halkına zulmedersen seni darağacına çekerim </strong>“sözlerinin sahibi <strong>Ömer’in</strong> bu adalet anlayışını devam ettirecek kişi yada kişiler gelmediğinden İslam coğrafyası zelil bir hayat yaşıyor.</p>

<p>İslam coğrafyasının bu kadar acı çekmesinin, yerlerde sürünmesinin , Başka güçlerin hegemonyası altına girip onların maşası olmalarından sonra kendi dindaşlarını boğazlamasının tek ve başlıca sebebi bilin ki adaletsizliktir.</p>

<p>Açlıktan nefesi kokan bir vatandaşın siyasette yada bürokraside bir koltuğa oturduktan kısa bir zaman sonra hayat standardının değişmesi, Son derece tavan yapan hayat standardını da daha uzun bir zaman hatta ölünceye kadar elinden bırakmamak istemesi, kendisinden sonra da bu şatafatın devam etmesi adına aile bireylerinden birisini getirmeye çalışması hep adalet timsali <strong>Hazreti Ömer</strong> sonrası ikinci-üçüncü-dördüncü on dördüncü önderlerin gelmemesinden kaynaklanmaktadır.</p>

<p>İslam coğrafyası çok daha fazla sayıda <strong>Hazreti Ömer’e</strong> muhtaç,</p>

<p>Müslümanlar yaşadıkları zaman zarfında şartlar ne olursa olsun mahkemeye çağrıldıklarında mahkemede kendisi ile devlet başkanının aynı muameleyi göreceğini düşündüğü ve bu düşüncesinin gerçek olduğu adalet dağıtıcılarını gördüğünde suçlu bile olsa alacağı cezaya üzülmeyecektir.</p>

<p>İstanbul`u fetheden <strong>Fatih Sultan Mehmet</strong>, fethin üzerinden yaklaşık on sene sonra cami inşasında kullanılacak iki mermer sütunu <strong>Sinan Atik</strong> isimli rum mimara (<strong>bazı kaynaklarda bu mimarın ismi Khristodoulos olarak geçer)</strong> teslim eder.</p>

<p><strong>Fatih Sultan Mehmet</strong>, fetihten on yıl sonra da <strong>Mimar Atik Sinan’a, </strong>kubbesi Ayasofya’dan daha büyük bir cami yapması için emreder.</p>

<p><strong>Atik Sinan</strong> her ne kadar bu işe “<strong>Emrin başım üstüne”</strong> diyerek başlasa da malzemeler arasında bulunan yüksek mermer sütunları kendi hesabına göre ölçüp biçip “<strong>üç arşın”</strong> kestirdikten sonra yaptığı cami <strong>Fatih’in</strong> istediği ölçüde heybetli olmaz.</p>

<p><strong>Fatih Sultan Mehmet,</strong> yeni yapılan camiyi görünce “<strong>Kubbesi Ayasofya’dan daha büyük olsun...”</strong> emrine neden uyulmadığını sorar.</p>

<p>Mimar;” <strong>büyük bir depremde caminin yıkılacağından korktuğu için kubbesini Ayasofya’dan daha küçük yapmak zorunda kaldığını ve bu yüzden sütunları kestirdiğini”</strong> söyler.</p>

<p><strong>Fatih,</strong> mimarın hem Ayasofya’yı (<strong>emrine rağmen)</strong> özellikle kayırdığını düşündüğü için hem de kendinden izin alınmadan böyle bir işe kalkıştığı için “<strong>Mermer sütunları kesen ellerin kesilmesi”</strong> emrini verir...</p>

<p><strong>Mimar Atik Sinan</strong> bunu özellikle yapmadığını “<strong>hesaplarına göre Ayasofya’nın kubbesinden daha büyük bir kubbenin, ilk depremde yıkılacağını”</strong> düşündüğünü söyler ama emir büyük yerdendir ve geri dönüşü yoktur.</p>

<p>Çevresindekilerin de cesaretlendirmesiyle, mimar haklılığına olan güvenini daha da bir pekiştirir ve “<strong>İstanbul’u fetheden, fatihler fatihi, Padişah Fatih Sultan Mehmet”i</strong> mahkemeye verip hakkını aramak için <strong>Kadı Hızır Bey’e</strong> şikâyet eder...</p>

<p>Bizzat <strong>Fatih Sultan Mehmet</strong> tarafından atanmış, Osmanlı adaletini simgeleyen <strong>Kadı Hızır Bey</strong>, mimarı dinleyip dava açılması için haklı sebep olduğuna kanaat getirir ve <strong>Fatih Sultan Mehmet’in</strong> mahkeme edilmesine karar verir...</p>

<p><strong>Fatih</strong> mahkemeye gelir ve duruşma başlar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Fatih Sultan Mehmet</strong> çok büyük bir insan olabilir ama emrindeki birini mahkeme etmeden cezalandırmıştır.</p>

<p>Karşı taraf savunmasını yapar, mimar gerekçelerini açıklar ve kadı kararını verir:</p>

<p><strong>Fatih Sultan Mehmet suçlu bulunur ve kendisi de mimara uyguladığı cezayla yani elleri kesilerek cezalandırılacaktır...</strong></p>

<p>Bunu duyan <strong>Mimar Atik Sinan</strong> kulaklarına inanamaz ve kadıya yalvararak şikâyetini geri çeker.</p>

<p>Kadı, bunu göz önünde bulundurarak cezayı maddi tazminata çevirir ve mimara yüklü bir miktarda para verilmesine karar verir...</p>

<p><strong>Evliya Çelebi`nin</strong> aktardığına göre, karardan sonra <strong>Fatih,</strong> çıkardığı demir sopayı kadıya göstererek; <strong>"Eğer sen Allah`ın hükmünü uygulamayıp, elimi kesmeye beni mahkum etmeseydin bununla başını paramparça ederdim"</strong> der.</p>

<p><strong>Kadı Hızır Bey</strong> de sakladığı kamayı çıkararak cevap verir: "<strong>Sen de benim hükmümü kabul etmeseydin, ben de bununla seni delik deşik ederdim</strong>" der.</p>

<p>İşin garip tarafı mimarın yaptığı bu cami gerçekten de 1766 depreminde yıkılmış, yerine <strong>Fatih Külliyesi</strong> yapılmıştır.</p>

<p>İslam coğrafyasında <strong>Hazreti Ömer</strong> gibi adalet dağıtan, Önderler çıkarmadığı yada ülkeleri yönetenler “<strong>Ömer gibi adil olacağım</strong>” dedikten sonra bildikleri yolda gitmekten vazgeçtikleri gün yani “<strong>İçi-dışı bir Müslüman” </strong>olmaya karar verdikleri gün ümmet rahat edecektir,</p>

<p>Aksi takdirde bir bin yıl daha geçse bizden öncekiler gibi bizden sonrakilerde boşu boşuna dillerine <strong>Ömer’i</strong> pelesenk edip çürümeye, yozlaşmaya, haksızlık yapmaya devam edeceklerdir.</p>

<p>Fazla söze gerek var mı sizce?</p>

<p>Bize göre hayır.</p>

<p>Bir yerlere adam seçerken, birilerine yetki verirken, kul hakkı söz konusu olduğunda, ceza ve mükafat dağıtırken, acaba <strong>Hz. Ömer</strong> gibi kılı kırk yarabiliyor muyuz?</p>

<p>Ona bakmak lazım.</p>

<p>Sözümüz elbette sadece yetkililere değil, başta kendi nefsimiz olmak üzere herkese.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yüksel Ercan</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/neredesin-ey-omer-4</guid>
      <pubDate>Wed, 06 May 2026 21:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/05/0aa-173.jpg" type="image/jpeg" length="94577"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Alıştıra alıştıra]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/alistira-alistira-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/alistira-alistira-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ilık suda canlı halde kurbağa kaynatmak genellikle “<strong>kesinlikle olmaz- yapılamaz”</strong> diye bildiğimiz pek çok hakikatin yıllar içerisinde alıştıra alıştıra hayatımıza nasıl sokulduğuna en iyi örnektir.</p>

<p>Kaynayan kurbağa, canlı halde kaynayan bir kurbağayı anlatan yaygın bir anekdottur.</p>

<p>Anekdotun temel dayanağı olan iddia, kurbağanın kaynayan suya atıldığında dışarı zıplayacağı; fakat soğuk suya konulup yavaşça ısıtıldığında neler olduğunu fark edemeyip yavaşça kaynayarak öleceğidir.</p>

<p>Bu anekdot, genellikle insanların yavaşça gerçekleşen değişikliklere nasıl tepkisiz kaldığını göstermek için mecazi anlamda kullanılır.</p>

<p>Günümüz biyologlarına göre bu dayanak aslında doğru değildir, zira suya batmış ve yavaşça ısıtılmış olan bir kurbağa, dışarı sıçrayacaktır.</p>

<p>Bunun aksine, 19. yüzyılda yapılan pek çok araştırmada bu dayanağın gerçek olduğu söylenmiş, su yeterince yavaş ısıtılırsa kurbağanın fark etmeyeceği öne sürülmüştür.</p>

<p>İşin doğrusu biz yazımıza konu olan “<strong>kurbağayı canlı olarak kaynatma”</strong> hadisesini bire bir görmedik, Zaten duygusal bir insan olarak kurbağa dahil hiçbir canlının bu şekilde muamele görmesine aklımızda vicdanımız da müsaade etmez.</p>

<p>Bizim bu örneğe baktığımız allan siyaset penceresidir.</p>

<p>Son dönemlerde siyaseten karşı karşıya kaldığımız manzaraları gördüğümüzde bu programları karşımıza koyan güçlerin kesinlikle aceleleri olmadığını ve yine söz konusu değişimlerin kurbağayı ılık suda canlı olarak kaynatarak yavaş yavaş hayatımıza soktuklarına şahit oluyoruz.</p>

<p>2024 yılının ekim ayından önce MHP’nin Genel başkanı <strong>Devlet Bahçeli’nin</strong> bebek katiline “<strong>Kurucu önder”</strong> diye bir ifade sarf edeceğine kim inanırdı.</p>

<p>Ancak aynı <strong>Devlet Bahçeli’nin</strong> rahmetli <strong>Ali Güngör’e</strong> “alışırlar <strong>Ali ağa alışırlar”</strong> dediği günden itibaren bugünkü duruma da alışmamış gerekeceğini akıl edememiştik.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>HÜDA Par hariç Bugün Cumhur ittifakının paydaşlarının dün bölücü başı ile ilgili söylemlerine bakın.</p>

<p>Sonra zaman içerisinde işlerin bir anda 360 derece değiştiğine ve değişimden önceki söylemlerini sıraya koyun.</p>

<p>Bugün Papa’nın İznik ziyaretini ve o ziyaret sırasında “<strong>Müslüman olan böyle bir şeyi kabul edermi?”</strong> denilen hareketlere bakın.</p>

<p>Sonra 2016 yılından önce Fetö terör örgütün başta “<strong>dinler arası diyalog”</strong> olmak üzere bu millete dayattıklarına bir bakalım.</p>

<p>Aslında bugün karşı karşıya kaldığımız olumsuzluklar ile bir anda karşı karşıya kalmadık.</p>

<p>Var olan tüm olumsuzluklar gözlerimizin önünde cereyan etti.</p>

<p>Vatandaş siyaseten oy verdiği siyasi partilerin ne yaptığından çok ne dediği ile ilgili olduğundan olup bitenlerin farkına maalesef varamadı.</p>

<p>Ve bizi yazımıza başlık olan kurbağalar gibi ılık suyun içerisinde haşladılar.</p>

<p>Yandık mı?</p>

<p>Donduk mu?</p>

<p>anlayamadan kendimizi bir servis tabağının içerisinde bulduk.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yüksel Ercan</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/alistira-alistira-1</guid>
      <pubDate>Tue, 05 May 2026 21:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/05/0aa-172.jpg" type="image/jpeg" length="94147"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ağzı olan konuşunca]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/agzi-olan-konusunca-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/agzi-olan-konusunca-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkçemiz'de <strong>"Ağzı olan konuşuyor"</strong> şeklinde muhteşem bir deyim var, bilen-bilmeyen kim varsa aklına esen her konuda açıyor ağzını yumuyor gözünü, başlıyor sallamaya ki tutabilene aşk olsun.</p>

<p><strong>Bu devir, üretmeden tüketim alışkanlığının toplumun her katmanını sarıp sarmaladığı bir devir.</strong></p>

<p><strong>Sıradan insanların, başkalarının emeklerini çalarak kendilerine parlak bir gelecek inşa ettikleri bir devir.</strong></p>

<p><strong>Okumadan, çalışmadan, üretmeden, düşünmeden kurnazlık yaparak hazıra konmak isteyen bir neslin devri.</strong></p>

<p><strong>"Herhangi bir kitap okumadan,</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>-Herhangi bir kütüphane yolunu öğrenmeden,</strong></p>

<p><strong>-Akıllı telefonlardan,</strong></p>

<p><strong>-Televizyonlardan,</strong></p>

<p><strong>-Sosyal medyadan gördükleri ve duydukları ile"</strong></p>

<p>topluma yön vermek isteyen tele âlimler ile dolu bir devir.</p>

<p>Bizim yaşımızda veya daha yaşlı olanlar bilir.</p>

<p>Eskiden takvim yapraklarının arkasında verilen bilgiler okunur ve saklanırdı.</p>

<p>Bu bilgileri devamlı takip edenler kendilerini bayağı donanımlı olarak kabul eder buldukları her ortamda noktasına virgülüne dokunmadan naklederlerdi.</p>

<p>Sonra onların yerini gazetelerin köşe yazarları aldı.</p>

<p>Bir konuyla ilgili kendine yakın hissettiği bir gazetenin köşe yazarı bir bilgi vermişse artık o tartışılması imkânsız bir hal alırdı.</p>

<p>Zamanla yazanla okuyan arasında, "<strong>mürşitle mürit</strong>" arasındaki gibi bir gizli ilişki ortaya çıkardı.</p>

<p>Köşe yazıları gazeteden özenle kesilir, saklanır ve lüzumu olduğu anda değişmez gerçekler gibi topluma nakledilirdi.</p>

<p>Sarsılmaz bir inanç ve iradeyle muhatabının doğruluğunu kabul etmesi için çetin mücadele verilirdi.</p>

<p><strong>"Gerek eğitim hayatımız da,</strong></p>

<p><strong>Gerek çalışma hayatımız da</strong></p>

<p><strong>Gazetelerin fıkıh köşesini okuyup fakih,</strong></p>

<p><strong>Hukuk köşesini okuyarak avukat,</strong></p>

<p><strong>Ekonomi köşesini okuyarak ekonomist,</strong></p>

<p><strong>Sağlık köşesini okuyarak doktor,</strong></p>

<p><strong>Spor köşesini okuyarak teknik direktör"</strong></p>

<p>kadar bilgili olduğunu söyleyen çok insanla karşılaştık.</p>

<p>Şimdi artık bunların yanına, daha geniş toplum kesimlerine hitap eden televizyon ve sosyal medya da eklendi.</p>

<p>Çünkü gazete ve takvim yaprakları yine okumak için bir emek ve zaman harcamak ister.</p>

<p>Oysa bunların yanında televizyon ve sosyal medya hem daha eğlenceli, hem de okumak gibi bir ağır yükü ortadan kaldırıyor.</p>

<p>Televizyona çıkan taraflar, izleyicilerin daha eğlenceli ve heyecanlı bir şekilde kendilerini izlemeleri için kavga dâhil danışıklı her türlü cambazlıklara müracaat ediyorlar..</p>

<p>Ya da birbirlerini mat etmek için hiçbir kural tanımadan vuruşuyorlar..</p>

<p>Önemli olan karşı tarafın yenilmesi.</p>

<p>Bu amaçla toplumun ortak değerlerini, inançlarını kendi nefislerini okşamak uğruna kullanmadan çekinmezler.</p>

<p>Bundan maksat müritlerinin eline yeni malzemeler vererek gerek sosyal medyada, gerekse toplum içinde birbirlerine karşı kullanmalarını sağlamaktır.</p>

<p>Burada önemli olan akıl ve düşünme melaikelerini bir kenara bırakıp mürşidine tabi olmaktır.</p>

<p><strong>-Kopyala</strong></p>

<p><strong>-Yapıştır,</strong></p>

<p><strong>-Beğen</strong></p>

<p><strong>-Yorum yap,</strong></p>

<p><strong>-Paylaş</strong></p>

<p><strong>-Retweetle</strong></p>

<p>gibi işlemlerin nasıl yapıldığını öğrenip ve kendini duymak istediğin sese kaptırmaktır.</p>

<p>Oysa insanlar düşünen ve akıl eden varlıklardır.</p>

<p>Başkalarının düşündüklerini, söylediklerini akıl ve vicdan süzgecinden geçirmeden kabul etmek bizi robotlaştırır ve değersizleştirir.</p>

<p>Okumadan, araştırmadan, ilim, irfan ve hikmet sahibi olanları dinlemeden bir konu hakkında hüküm vermek bizi yanılgıya götürür.</p>

<p>Aklı hür, vicdanı hür bir hayat yaşamak varken, adeta böbrek hastalarının diyalize bağlı olduğu gibi televizyona, sosyal medyaya ya da kişilere bağlı hayatını sürdürmek hastalık belirtisidir.</p>

<p><strong>Ortalık çok sayıda telekızlar gibi tele âlimlerle dolu.</strong></p>

<p>Emin ol hiç biri sahipsiz değil, hiç biri amaçsız sokaklarda değil.</p>

<p>Bu kadar bilinmezler arasında kendimizi çokça okuyarak, düşünerek koruyabiliriz.</p>

<p>Devletimize, milletimize faydalı birer fert olabiliriz.</p>

<p>Ya bizler okuyacağız, araştıracağız gerçeği bulacağız.</p>

<p>Ya da birileri bizim canımıza okuyacak.</p>

<p>Üçüncü yol yok..</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yüksel Ercan</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/agzi-olan-konusunca-1</guid>
      <pubDate>Tue, 05 May 2026 01:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/05/0aa-136.jpg" type="image/jpeg" length="50950"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bu toprağın insanları]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/bu-topragin-insanlari-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/bu-topragin-insanlari-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Eserlerini yıllar yılı büyük bir keyifle okuduğumuz <strong>Amin Maalouf</strong>, “<strong>Beatrice’den Sonra Birinci Yüzyıl” </strong>kitabında ‘<strong>’Benim vatanımın bir kentler galaksisi olduğunu anlat onlara! Senin ve benim Doğu’nun ışığından doğduğumuzu ve Batı’nın bizim ışığımızla uyandığını anlat onlara! Bizim Doğumuzun her zaman karanlıklara gömülü olmadığını söyle! Onlara İskenderiye’yi, İzmir’i, Antakya’yı, Selanik’i, Krallar Vadisi’ni ve Ürdün’ü ve Fırat’ı anlat.</strong>’’ diyerek Doğu ile batı arasındaki mesafeleri özetlemeye çalışıyor..</p>

<p>Sınırlarımıza dayanan ve oradan da Avrupa ülkelerine sığınmacı olarak gitmek isteyen on binlerce insanı görünce aklımıza bir anda <strong>Amin Maalouf’un</strong> ifadeleri geldi ancak bir taraftan da doğu insanının bulabildiği her ortamda kendisini Batıya atabilmek için canını bile vermekten çekinmeyen pozisyonlarını izah edememenin sıkıntısını yaşamaya başladık.</p>

<p>Dikkat edilirse bizim sınırlarımız içerisinde yaşayan İran-Afganistan- Suriye başta olmak üzere bu coğrafyaya mensup ülkelerdeki insanların yarışırcasına Batı ülkelerine gitmeye çalışmaları ne ilktir nede son olacak.</p>

<p>Daha doğar doğmaz kendisini Ortadoğu’da hiç bitmeyen bir savaşın içerisinde bulan insanlar iletişim araçları sayesinde batıda var olan insan haklarını, sosyal hayatı anında görüyor dönüp birde kendi ülkesinde yaşadıklarını görüyor ve o andan itibaren de herhangi bir batı ülkesine gitmek adeta vazgeçilmez bir hedef haline geliyor.</p>

<p>1960’lı yılları hatırlamak ve hatırlatmak lazım.</p>

<p>Türkiye darbeler ile uğraşırken kendi Başbakanını bile asmaktan çekinmeyecek bir utanç içerisinde iken batı olabildiğince hızlı bir şekilde teknoloji geliştirmeye, dolayısı ile insanını daha rahat bir hayat yaşatacak gelişmeleri ülkesine kazandırmaya çalışıyordu.</p>

<p>İşte ilk göç Türkiye’den başta Almanya olmak üzere sanayileşmesini tamamlamaya çalışan Batı Ülkelerine doğru yaşanmaya başladı.</p>

<p>Batı ülkelerinin ihtiyacı olan iş gücünün karşılanması adına bir baktık ki Anadolu’dan daha bırakın sınırları içerisinde yaşadığı vilayeti, ilçe merkezini bile görmemiş on binlerce Anadolu insanı ekmek parasını kazanabilmek adına Avrupa ülkelerinin yolunu tuttu.</p>

<p>Takip eden yıllarda Avrupa ülkelerinde milyonlarca Türk vatandaşının batı ülkelerinin kalkınmasına fayda sağladığına şahit oluyoruz.</p>

<p>İşin daha kötüsü artık şartlar ne olursa olsun Türk insanının batı ülkelerinden geri dönme niyeti de yok.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1960’lı yıların sonunda bizim gibi pek çok ülkenin vatandaşı da batı ülkelerine çalışmak için gittiler.</p>

<p>Doğu insanının iş gücünü sonuna kadar savunan batı ülkeleri son 20-30 yıldır son derece güzel bir hayat sürerken biz maalesef yerimizde saymaya devam ettik.</p>

<p>İşin doğrusu bizim tarihçilerimizin, felsefecilerimizin, sosyologlarımızın bu durumu enine boyuna araştırması gerekiyor.</p>

<p>Öyle ya aynı gezegen içerisinde yaşayan milyarlarca insanın bir kısmı son derece mutlu geriye kalan ise yiyecek ekmek bulamıyor .</p>

<p>Bu sorunun cevabı bulunmadığı takdirde dün doğudan batıya başlayan göç asla durmayacak.</p>

<p>İnsanların daha rahat bir hayat yaşama isteği asla son bulmayacak.</p>

<p>Bu Coğrafyada savaşlar bitmiyor.</p>

<p>İnsan haklarında olağanüstü sıkıntılar var, Kendi başarısızlıkları yüzünden Emperyalist ülkelerin uydusu olmuş ülkelerin insanları ilk çare olarak Türkiye’yi görüyor, ancak bulabildiği ilk anda da batıya ulaşabilmenin planını yapıyor.</p>

<p>Dünyaca ünlü Kolombiyalı yazar <strong>Gabriel Garcia Marquez</strong> <strong><i>Yüzyıllık Yalnızlık</i></strong><strong> </strong>adlı şaheser romanında; “<strong>İnsanın oturduğu toprakların altında ölüleri yoksa, o adam o toprağın insanı değildir</strong>” der.</p>

<p>Toprak ve insan arasındaki bağ o denli kuvvetlidir ki, bülbüle dahi altın kafes için de ‘<strong>’ille de vatanım’’</strong> dedirtmiştir.</p>

<p>Toprakları yurt yapmak, İnsanları da yurt yapılan sınırlar içerisinde tutmak ve mutlu bir şekilde yaşatmakta siyaset makamının en başta gelen görevidir.</p>

<p>Yoksa yaşadığımız bu yürek burkan “<strong>Göç</strong>” manzaralarını daha uzun yılar yaşayabiliriz.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yüksel Ercan</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/bu-topragin-insanlari-1</guid>
      <pubDate>Mon, 04 May 2026 11:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/05/aa-yenisi-10.jpg" type="image/jpeg" length="51762"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Cennet-Cehennem]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/cennet-cehennem-3</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/cennet-cehennem-3" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bir ya da birkaç kez yurt dışına çıkan ancak beklediği samimiyeti o memleketlerde bulamayan kim varsa yurda geri döner dönmez “<strong>Türkiye gerçekten Cennet gibi, Ancak bu cennet ülkenin kıymetini bilen yok</strong>” diye anlatır, durur,</p>

<p>Olup biteni ballandıra ballandıra anlatan yurdum insanına “<strong>Cennet nedir, yada Cennetten beklentin nedir</strong>?” diye sorduğunuzda boynunu büker ve çıkar gider.</p>

<p>Genel anlamı ile Cennet, “<strong>Ahiret nimetlerinin yurdudur. Kendisini yaratan ve türlü nimetler lütfeden Rabbine itaat eden insanların mükâfat görecekleri yer”</strong> olarak tanımlanır,</p>

<p>Kendisini müslüman olarak hisseden/kabul eden kim varsa bu dünyada yapacağı iyi işlerin mükafatının cennet olacağını, kötü fiillerin cezasının da cehennemde yanmak olduğunu kabul eder.<br />
<br />
Bu tanımlamanın dışında birde yaşadığımız dünyada cennet olarak kabul ettiğimiz yerler var, <strong>“Cennet gibi vatan-Cennet gibi memleket-Cennet gibi köy” </strong>şeklinde tasvir edilen alanlar vardır,İstiklal Marşı şairimiz <strong>Mehmet Akif Ersoy’da</strong> Kahraman Ordumuza ithaf ettiği İstiklal Marşı eserinde “<strong>Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?/Şüheda fışkıracak, toprağı sıksan şüheda.” </strong>diyerek cenneti hiç görmeden Türkiye’yi cennet olarak tarif etmiştir.<br />
<br />
Bu tür tanımlamalardan da yola çıkıldığında anlaşılıyor ki İnsanoğlu kendisine yarayan ve güzel olduğuna kanaat getirdiği ne varsa tamamını “<strong>Cennet”</strong> olarak kabul etmiş, bu güzelliklerin dışında gördüğü ne varsa onları da “<strong>Cehennem</strong>” olarak tanımlama yoluna gitmiştir.<br />
<br />
Doğumundan itibaren insanoğlu cennet olarak tasvir edilen bir memlekette yaşamanın özlemini çekiyor,</p>

<p>Cennet gibi güzel bir şehirde, o şehrin cennet gibi bir semtinde ve o semt içerisinde kendisine cenneti tattıracak sıcaklıkta bir mesken ve aile ortamı bulmaya çalışıyor, bulduğu anda “<strong>Cenneti buldum” </strong>diyor, bulamadığında ise “<strong>Cehennemi yaşıyorum”</strong> şeklinde şikayet ediyor.<br />
<br />
Kimin söylediği belli olmayan ancak daha çok <strong>Özdemir Asaf’a</strong> ithaf edilen <strong>“Ne cenneti merak ediyorum, ne de cehennemi; çünkü ben annemi gülerken de gördüm, ağlarken de.</strong> “ ifadesi aslında cenneti ve cehennemi nasıl görmek istediğimizi de fazla yorulmadan gözlerimizin önüne seriyor.<br />
<br />
İnsanoğlunun kendi penceresinden tasvir ettiği cenneti korumak sonrasında da gelecek nesillere bırakmak adına pek cömert olduğu da söylenemez,</p>

<p>Aslında nesilden nesile geçen bir şaman öğretisi olan ve sonradan Amerikan yerlilerinin felsefesi haline gelen</p>

<p>“<strong>Doğada hiçbir şey kendisi için yaşamaz</strong></p>

<p><strong>Nehirler kendi suyunu içemez</strong></p>

<p><strong>Ağaçlar kendi meyvelerini yiyemez</strong></p>

<p><strong>Güneş kendisi için ısıtmaz</strong></p>

<p><strong>Ay kendisi için parlamaz</strong></p>

<p><strong>Çiçekler kendileri için kokmaz</strong></p>

<p><strong>Toprak kendisi için doğurmaz</strong></p>

<p><strong>Rüzgar kendisi için esmez</strong></p>

<p><strong>Bulutlar kendi yağmurlarından ıslanmaz</strong></p>

<p><strong>Doğanın anayasasında ilk madde şudur</strong></p>

<p><strong>Her şey birbiri için yaşar</strong></p>

<p><strong>Birbiri için yaşamak, doğanın kanunudur</strong>”</p>

<p>ifadesi bizim yaşadığımız alanları cennet yada cehennem yapabileceğimize en iyi örnektir.<br />
<br />
İnsanımız kendisine cennet olarak gördüğü bu dünyanın kaynaklarını fütursuzca kullanıyor,</p>

<p>Siyasetçiler kendi egolarını tatmin etmek adına başlattıkları savaşlarda kulandıkları silahlar ile bir taraftan cennetin insanlarını dünya üzerinden siliyor bir taraftan da ürettikleri kimyasallar ile çevre katliamına sebep oluyorlar.<br />
<br />
Denizlerimizi kirletiyoruz,</p>

<p>Bizden sonraki nesillerinde hakkı olan su kaynaklarımızı zehirliyoruz,</p>

<p>Ağaçları kesiyoruz,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tarım alanlarını katledip beton yığınlar haline getiriyoruz,</p>

<p>Son derece düzgün şartlarda avlanmak varken patlayıcılar kullanıp deniz mahsullerini yok etmekten asla çekinmiyoruz.<br />
<br />
En basit bir pikniğe giderken mangal yakacağız diye ormanı yakıyoruz,</p>

<p>Hadi ormanı yakmadığımızı düşünelim çör-çöp-poşet ne varsa ortaya bırakıyor çevreye amansız kirlilik saçıyoruz,</p>

<p>Kendimize karşı kaybettiğimiz saygı bir tarafa tabiatı da perişan ediyoruz.<br />
<br />
Kendimize, çevremize her türlü kötülüğü yapmaktan geri durmadığımız zamanlarda bile Dini-imanı-dürüstlüğü-müslümanlığı hiç kimseye bırakmıyoruz,</p>

<p>Fedakarlığı hep başkalarından bekliyoruz, “<strong>Bir kereden ne olur” </strong>diye her konuda yaptığımız kötülüğün fenalığın cezasını başkalarına yüklemekte asla beis görmüyoruz.<br />
<br />
Kendi kendimize cennet, cehenneme çevirdiğimizin farkında olup olmadığımızı bile bilmiyoruz,</p>

<p>Bir taraftan “<strong>Cennet Vatan”</strong> söylemini hiç kimseye bırakmazken diğer taraftan “<strong>Cennet vatanı Cehenneme çevirmek için” </strong>verilen mücadeleyi de inanın anlamakta güçlük çekiyoruz.<br />
<br />
Yaşadığımız yerleri cennete çevirip çok mutlu olmakta bizim elimizde cennete çevirip karar kara düşünmekte bizim elimizde, İnsanoğlunun yaşadığı zaman zarfında sürekli iyi şeyler istediği gerçeğini de çok iyi bildiğimizden var olan cenneti, cehenneme çevirmek ve hayatı kendisine zehir etmek adına verdiği mücadeleyi kim nasıl izah edecek, bilmiyoruz.<br />
<br />
Amerikalı bilim adamı son derece neşeli bir şekilde berbere gitmiş saç, sakal tıraşı oluyor,</p>

<p>Berber soruyor “<strong>Mr. George bugün çok mutlusunuz, hayırdır.”</strong></p>

<p>Bilim adamı gururla cevap veriyor. “<strong>Dün öyle bir buluşa imza attık ki, insanlık artık doğaya karşı savaşını kazanmıştır!” </strong>dediğinde berber son derece üzgün ve mutsuz bir yüz ifadesi ile “<strong>Desenize hepimiz kaybettik.” </strong>diyor.</p>

<p>Neticede iş dönüp dolaşıyor, iyi insan,iyi yurttaş olmaya dayanıyor,</p>

<p>Söz ettiğimiz konularda yıllar yılı hamaset dolu nutuklar atanlara da <strong>Karacaoğlan </strong>şu dizeler ile cevap verir.</p>

<p>“<strong>Karacoğlan der ki her sözüm haktır</strong></p>

<p><strong>Yiğit olmayanın yalanı çoktur</strong></p>

<p><strong>Cehennem yerinde hiç ateş yoktur</strong></p>

<p><strong>Herkes ateşini burdan götürür."</strong></p>

<p>Kendi ruh dünyamızda kurguladığımız cenneti lütfen cehenneme çevirmeyelim.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yüksel Ercan</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/cennet-cehennem-3</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Apr 2026 21:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/04/0aa-132.jpg" type="image/jpeg" length="93545"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kefeni yırtmak]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/kefeni-yirtmak-4</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/kefeni-yirtmak-4" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bundan yirmi, yıl otuz yıl önce bizim için anlamsız olan pek çok uygulama şu günlerde çok şey ifade ediyor.</p>

<p>Belki yaşımızın belli bir noktaya gelmesinden, belki iletişim araçları vesilesi ile dünyanın küçük bir köy haline gelmesinden, belki de yeryüzünde yaşayan herkesin çok iyi bir hayat yaşamayı düşlemesinden olsa gerek hepimiz kılı kırk yarmak zorunda kalıyoruz.</p>

<p>Bundan yıllar önce belki ekonomi ve para bu kadar önemli değildi yada para o zamanda önemliydi ancak bizim haberimiz yoktu.</p>

<p>Ne zamanki belli bir yaşa geldik o zaman farkına vardık ki hayatımızın nerede ise yüzde 90’lık bir bölümü ekonomi ile ilgili.</p>

<p>Rahmetli babam Devlet demir yollarında yol çavuşu olarak görev yapıyordu,</p>

<p>Erzincan’a ,Erzurum istikametine doğru dokuz kilometre mesafede ismi “<strong>Yoğurtçu durağı”</strong> olan ancak hepimizin <strong>“Otlukbeli”</strong> olarak bildiği istasyona tayin olup eşyalarımız ile birlikte söylediğimiz yere geldiğimizde karşımızda bizim için uygun görülen bir lojman ile yüz metre mesafede toplam 3 öğretmeni bulunan bir okul ile karşılaşmıştık.</p>

<p>İlk şaşkınlık atlatıldıktan ve bulunduğumuz şartlara razı olmaktan başka bir çarenin olmadığını görünce değişmez kural haline gelen “<strong>Bulunduğunuz yeri ve şartları seviniz, bulunduğunuz yeri ve şartları sevemezseniz mutlu olamazsınız”</strong> ifadesi uyarınca mutlu olmaya karar vermek zorunda kaldık.</p>

<p>Belli bir süre geçtikten ve biz orta okula başlamak için Erzincan’ın şehir merkezine doğru yöneldikten sonra ortada bambaşka bir yaşantının olduğunu gördük,</p>

<p>Yoğurtçu durağında elektrik yoktu.</p>

<p>Çoğunlukla gaz lambasının ışığında geçen akşamlarımız bir akşam babamın eve getirdiği lüks lambası ile biraz daha aydınlanmasına rağmen Erzincan merkezde elektrik vesilesi ile ışıl ışıl olan görüntü bizi daha fazla cezbediyordu.</p>

<p>Erzincan’a geldiğimizin ikinci yılından itibaren bütün kardeşlerimizle birlikte babama “<strong> burada elektrik su yok, yanımızda okuldan başka bir binada yok, biz en azından iç Anadolu’da bir şehir merkezine tayin isteyelim, istediğimiz bir şehir merkezine tayinimiz çıkarsa kefeni yırtarız” </strong>şeklindeki teklifimize babam sürekli “<strong>Biz buradan çıkar sizin istediğiniz büyük şehirlerden birisinin merkezine gidersek aç susuz kalır per perişan oluruz”</strong> cevabını veriyordu.</p>

<p>İşte o andan itibaren bizim hayatımızın bir tarafında “<strong>Kefeni yırtmak</strong>” diğer tarafında da <strong>“Per perişan olmak” </strong>düşüncesi hep var oldu ve o günden bu güne kadar kefeni yırtmak ile per perişan olmak arasındaki ince çizgiyi bir türlü netleştiremedik.</p>

<p>Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi bugün dünya olabildiğince küçüldü, bir telefon ekranına sığdırılan dünyada yaşayan kim varsa bulabildiği her yol ile kefeni yırtmaya çalışıyor.</p>

<p>Hakkari’nin en ücra ilçesindeki bir genç kardeşimiz ile İzmir’de yada Trabzon’da yaşayan tüm çocuklarımızın bir kısmı herhangi bir müzik enstrümanı ile bir kısmı başta futbol olmak üzere pek çok spor dalı ile bir kısmı kendisinde bulunduğuna inandığı yeteneklerinden birisi ile kefeni yırtmaya çalışıyor.</p>

<p>Meseleye bu pencereden baktığımızda dünyada yaşayan tüm insanların daha iyi bir hayatı özlediği ve özlediği bu hayata kavuşmak adına var olduğuna inandığı tüm yetenekleri sergileyerek kendisini ve yakın çevresini daha üst bir hayat standardına çıkarmanın mücadelesini veriyor.</p>

<p>Hangi din, hangi milliyet, hangi ırk olursa olsun tüm insanlığın ortak özlemi olan “<strong>daha iyi bir hayat”</strong> için milyarlarca insan sabah erken saatlerden gece yarılarına kadar koşturup duruyor.</p>

<p>Mesafe alanlar var ancak çok büyük bir kitle özledikleri hayatı bulamadan bu dünyaya veda edip gidenlerde büyük bir çoğunluk mevcut.</p>

<p>Bizde hayatımızın hemen her anında kefeni yırtabilmek adına bildiğimiz tüm yolları denememize rağmen amacına ulaşamayanlardan birisiyiz.</p>

<p>Ancak belli bir zaman sonra gerekli olan tek ihtiyacın sağlık olduğunun farkına varmış durumdayız.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu durum bile bizim için kefeni yırtmak olarak tanımlanabilir.</p>

<p>Yeter ki sağlık olsun.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yüksel Ercan</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/kefeni-yirtmak-4</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 22:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/04/0aa-125.jpg" type="image/jpeg" length="70011"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Başkalarının hayatı]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/baskalarinin-hayati-3</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/baskalarinin-hayati-3" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Nerede ise 30 yıldır tanıştığımız ve çevresindeki herkes tarafından <strong>“Sessizliği ve sakinliği</strong>” ile bilinen bir arkadaşımız yıllar sonra elindeki birikimlerine hanımının kolundaki bileziklerine, annesinin “<strong>kefen param</strong>” dediği gün yüzü görmemiş dövizlerinin bir kısmına birazda banka kredisi kullanarak ayaklarını yerden kesen bir otomobil aldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Geçtiğimiz hafta arkadaşımız beni aradı “<strong>Abi yeni bir otomobil aldım, akşam üzeri seni alayım, hem otomobilimi görürsün hem de şoförlüğümün nasıl olduğunu değerlendirirsin, yemek yiyelim” </strong>dediğine “ <strong>tamam</strong>” dedik,</p>

<p>Demez olaydık.</p>

<p>Arkadaşımızın otomobiline binip karayoluna çıkıncaya kadar her şey yolunda gidiyordu,</p>

<p>Ancak ne zamanki ana yola çıktık, Sağdan, soldan gelen otomobil sürücüleri bizimkine yol vermeyince yada bizimki diğer araçları sollayamayınca bir anda o sessiz sakin, munis arkadaşımızın gittiğini yerine ise önüne gelen her sürücüye en galiz küfürleri savuran aracının sağlamlığına güvense yoldaki tüm araçları kağıt gidi dümdüz edecek “<strong>Recep İvedik” </strong>modeli bir model ile karşı karşıya olduğumuzu anladık.</p>

<p>İşin başka boyutlara gittiğini büyük bir şaşkınlıkla anladığımız anda “<strong>Yahu ne oldu sana sessiz sakin arkadaşımız gitti yerine bir canavar geldi</strong>” dediğimizde birazda mahcubiyetle “ <strong>Hiç sorma bu otomobili alıncaya kadar bir sorunum yoktu, araç kullanmaya başladıktan sonra bütün huyum-suyum değişti, son derece küfürbaz, son derece saygısız bir insan oldum, inanırmısın yıllar yılı seyretmediğim Recep İvedik filmlerine şu an bayılıyorum, Demek ki eski ben ben değilmişim, gerçek kişiliğim otomobil kullandıktan sonra ortaya çıktı”</strong> şeklinde bizi derin düşünceler içerisinde bırakan cevabı verdi.</p>

<p>O günden sonra kendisini <strong>Recep İvedik</strong> ile özdeşleştiren arkadaşımızın aracına bir daha binmedik.</p>

<p>Binmeye de niyetimiz yok.</p>

<p>Ancak o andan sonra toplumu biraz daha dikkatli analiz ettik ve gördük ki başta trafikte olmak üzere hayatımızın her noktasında herkes birbiri ile kavgalı, Herkes karşısındakinin kuyusunu kazmakla meşgul, kimse kimseyi sevmiyor, kimse karşısındakinin duygularını anlamak istemiyor.</p>

<p>Yazımıza başlık olan "<strong>Başkalarının hayatı"</strong> kahramanı da aslında bundan başka bir şey değil</p>

<p>Hiçbir sürücü kırmızı ışıkta durmuyor,</p>

<p>Kırmızı ışıkta duran araç sürücüleri yeşil ışık yandığında geçmek isterken çok sayıda yaya vatandaş hiçbir kural kaide tanımadan yola atlıyor “<strong>Yol hakkı sürücünün ben bekleyeyim</strong>” diye düşünmüyor.</p>

<p>Karşılıklı sohbetler bir anda kıran kırana mücadeleye dönüşüyor, en ufak bir tartışmada ağzını açan hiç susmamacasına kendisine göre doğru bildiği ancak yanlış olma ihtimali de bulunan bir fikri sonuna kadar savunmayı bir vatandaşlık görevi gibi görüyor.</p>

<p>Herhangi bir siyasi partiye mensup olan bir vatandaş partisi yanlışta yapsa asla kabullenmiyor,</p>

<p>Bile bile yanlışı savunmakta hiçbir sakınca görmüyor,</p>

<p>Salı günü doğru bildiği bir mesele çarşamba günü partisinin lideri tarafından yalanlanınca bir gün önce doğru olan mesele bir gün sonra yanlış olarak değerlendiriliyor.</p>

<p><strong>Hiç kimse kitap okumuyor,</strong></p>

<p><strong>Gazete okumuyor,</strong></p>

<p><strong>Konuşacağı bir mesele ile ilgili araştırma yapma ihtiyacı hissetmiyor,</strong></p>

<p>gününün büyük bir bölümünü televizyon karşısında geçirdiğinden yarım yamalak duyduğu ifadeleri birleştiriyor sonrada konu ile ilgili yıllar yılı eğitim almış gibi sallayıp duruyor.</p>

<p>Gece sabaha kadar kendisine yakın gördüğü televizyon kanallarının karşısında bekleyen ve o televizyon kanallarına çıkan “<strong>kadrolu yorumculardan”</strong> öğrendiklerini kendisine göre muhalif gördüğü vatandaşlara “<strong>Ben İlim adamı değilim amma</strong>” diye başlayıp saatlerce süren “<strong>boş”</strong> konuşmalar yapmaktan geri durmuyor.</p>

<p>Yarım yamalak öğrendiği bilgileri başkalarına doğru bilgi diye anlatmaya çalışan bu aklı evveller nerede ise hayatının büyük bir bölümünü okumakla geçiren ilim adamlarını “<strong>Kitap okumuş cahil” </strong>olarak nitelendirmekten asla geri kalmıyor, Kendisine de <strong>“Affedersiniz siz hangi okulu bitirdiniz</strong> ?” diye sorulduğunda “<strong>okumakla adam olunsaydı</strong>..” diye akıllara ziyan cevaplar veriyor.</p>

<p>Bu çaptaki “<strong>çok bilmişler”</strong> için okumanın, tahsil yapmanın, bir konuda uzmanlaşmanın hiç bir önemi hiçbir anlamı yoktur, iki kere ikinin kaç yaptığını bilmeyen ancak dünya ekonomisini yönetmek iddiası ile asıp kesen bu ileri zekalılara hemen her köşe başında denk gelmek çoğunlukla mümkündür.</p>

<p>Bu saydığımız gruba mensup kitle yüzünden Türkiye şu sıralar çok büyük sıkıntılar yaşamaktadır,</p>

<p>Avrupa ilimde/teknikte/fende hemen her geçen gün yeni mesafeler alırken bizim çok bilmiş vatandaşlarımız hemen her şeyi ata sözleri ile geçiştirmeyi çok büyük bir maharet sayarlar.</p>

<p>İşte yazdığımız bu sebepler yüzünden ilime/Sanata/kültüre en ufak bir saygısı olmayan, kısa yoldan para kazanmayı çok büyük bir maharet sayan, bu katkıları da iktidara gelen hemen her siyasi partide yer almakta hiçbir sakınca görmeyen kitle yüzünden her şey karmakarışık bir noktaya gelmiş bulunuyor.</p>

<p>Herkesin birbirini sevdiği/saygı duyduğu eğitime/tecrübeye saygı duyduğu bir noktaya doğru çok kısa bir zamanda gelemediğimiz takdirde toplum hızla <strong>Recep İvedik</strong> formatına doğru hızlı adımlarla yürümektedir.</p>

<p>Siyasetçiler belki bu kitleyi elinde tutmak adına onların yaptıkları densizliklere göz yummak zorunda kalıyorlar ancak her geçen gün daha da artan ve kural tanımayan bu kitle yüzünden toplumun her kesimi büyük bir dejenarasyona ve dönüşüme uğruyor.</p>

<p>Toplumu koşar adım sürüklenen <strong>Recep İvedik</strong> modelinden alıp karşısındakine saygı duyan, karşısındakinin hakkını hukukunu tanıyan en azından “<strong>Sevgide serbestiyet saygıda mecburiyet vardır</strong>” ilkesinin hakim kılınacağı bir yaşam biçimi sağlamak siyasetçilerin en temel görevleri arasındadır.</p>

<p>Sosyal hayattaki bu çarpıklaşmaya bir an önce müdahale edilmediği takdirde korkarız ki kısa bir zaman sonra en ufak bir tartışma sırasında birbirini boğazlayan bir kitle ile karşı karşıya kalmaktan kurtulamayacağız ve bu durumda bizim sonumuz olacak.</p>

<p>Türkiye bir an önce <strong>Recep İvedik</strong> formatından çıkmadığı takdirde bugünleri de arayacağımız günlerde olacağımızı bizde biliyoruz, cümle alemde biliyor.</p>

<p>Başkalarının hayatına da daha geniş çerçevede bakmak lazım..</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yüksel Ercan</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/baskalarinin-hayati-3</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 20:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/04/0aa-71.jpg" type="image/jpeg" length="57612"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Din adamı var, din adamı var]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/din-adami-var-din-adami-var-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/din-adami-var-din-adami-var-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Din konusunda Türkiye’de en azından kendisini otorite olarak gören çok sayıda insan var.</p>

<p>İslam dini bir.</p>

<p>Mukaddes Kuran-ı Kerim tek.</p>

<p>Ancak en ufak bir mesele bile yüzlerce tevil yapılıyor.</p>

<p>Birisine doğru olan diğerlerine göre yanlış.</p>

<p>Tam bir kafa karışıklığı hüküm sürüyor.</p>

<p>Doğrular yanlış olmuş yanlışlarda doğru.</p>

<p>Vatandaş kime başvuracağını işin doğrusunu kimden öğreneceğini bilemez hale gelmiş.</p>

<p>Böylesi zamanlarda insan sağduyu arıyor.</p>

<p>Olup biteni anlaşılır bir dil ve üslup ile anlatacak ses arıyor.</p>

<p></p>

<p>Eski Diyanet İşleri Başkanı <strong>Ali Bardakoğlu'nun</strong> konu ile ilgili bir dizi açıklamasını okuduk.</p>

<p>Tamamına katılıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>1. İslam dini dünyada yaşansın diye gönderildi, ahirette değil. Yani dünyayı terk et, hiçbir şey yapma, ahirette kazanırsın mesajını vermiyor. Müslümanlar dünya-ahiret dengesini yitirdiler.</p>

<p>2. Biz Müslümanlığı sadece inanma ve namaz, oruç, hac gibi belli ritüelleri yerine getirme olarak algıladığımız sürece bu mahcup edici durum devam edecektir.</p>

<p>3. Ortadoğu toplumları barut fıçısı gibi. Birbirlerine duydukları öfkeyi mezhep, din duyarlılığı veya öteki üzerinden dile getiriyor, onlar üzerinden kimlikler şekilleniyor. Toplum olarak ayrıştığımız, artık birbirimize öfke duyduğumuz doğrudur. Bunlar sosyal birlik beraberliğimiz açısından alarm noktalarıdır.</p>

<p>4. Serbest pazar mantığıyla fetva arayan, müşteri memnuniyetine göre fetva verenler kapladı ortalığı. İslam âlimlerinin içinde yaşadığı hayatla ve gerçekliklerle bağı koptu. Üçüncü, beşinci asırda yazılan kitaplardaki bilgileri tekrar ederek insanlara dini anlattığımızı düşünemeyiz. 50 küsur İslam ülkesi var, paramparçayız.</p>

<p>5. İslam barış dinidir diyoruz ama kimseyi inandıramıyoruz, çünkü birçok yerde Müslümanlar birbirinin boğazını sıkıyor. Birbirinin Müslümanlığını beğenmez oldular, birbirini itham ve tekfir ederek sürekli camdan aşağı atmakla meşguller.</p>

<p>6. Her şeyin altüst olduğu, fırsat eşitliğinin olmadığı, işgaller altında umutların tükendiği, siyasal katılımın olmadığı toplumda sadece din anlatarak insanları mutlu edemeyiz.</p>

<p>İslam dünyası acilen bilgi, çalışma, üretme, temizlik, sosyal barış, sosyal adalet, insan hakları, kadın hakları, çevre, özgürlükler, ötekinin hakkı gibi temel konularda zihnini durultmak ve bu konularda mesafe almak zorunda. İslamiyette ibadet sadece kıldığımız namaz değildir. İnsanlığa, dünyanın imarına, sulha, barışa hizmet eden her davranış ibadettir.</p>

<p>7. Gönlüm isterdi ki, evrensel ilâhî din olan İslam’ın günümüz uleması dünyada kanıksadığımız bunca eşitsizlik, sömürü, adaletsizlik, güçlü ve egemenin oldu bittileri karşısında hakkın sesi olsun, her türlü ayırımcılığa karşı çıksın, bizlere hepimizin Âdem’in çocukları kardeşler olduğumuzu, insan olarak eşit ve değerli olduğumuzu, insanca bir hayatın hepimizin temel hakkı olduğunu hatırlatsın.</p>

<p>Ama öyle olmadı ve olmuyor. Olup bitene eleştirel baktığımızda bunu açıkça görüyoruz.</p>

<p>8.Bugün birçok dini cemaat birer ekonomik sektöre dönüştü. Unutmamalı, Türkiye’de dini gruplar kamusal alana sirayet etmeye başladığı, kapalı ve kayıt dışı olup kendilerine göre dini eğitim vermeye başlarsa sorun büyür, FETÖ’deki gibi. Ülke benzeri oluşumlara gebe demektir.</p>

<p>9. Dini cemaat ve tarikatlar siyaset, kamusal alan, yaygın din eğitimi ve ticaretten elini çekip kendi asli ve sivil hizmet alanlarına çekilmezse, kayıt dışılıktan çıkıp şeffaf ve denetlenebilir olmazsa yeni maceralar yaşamamız kaçınılmaz görünüyor.</p>

<p>10. Din artık melankoli ve gözyaşı olarak sunuluyor ve algılanıyor. Böyle bir din anlayışı sizi dünya sahnesinde yukarı çeker mi?</p>

<p>Hazreti Muhammed’in hayatını öyle bir anlatıyorlar ki, öyle bir hayatın örnek alınması ve yaşanması mümkün değil. Bugün İslam dinini gizemli, esrarengiz bir din olarak sunanlar, asılsız kutsallıklar üretenler aslında kendi din ticaretleri için müşteri artırımı peşindeler.</p>

<p>11. “<strong>Din, acı, gözyaşı, melankoli ve menkıbedir</strong>” dedik. Ya geçmişe özlemle ya da bir kurtarıcı bekleyerek vakit geçiriyoruz. Bireyi ve birey bilincini, birey sorumluluğunu yok ettik.</p>

<p>Başımıza geleni de hep “<strong>ya Allah’ın gazabı ya da ötekinin kötülüğü” </strong>diye anlattık. “<strong>Sen sadece dua et, hatta en etkili ve gizemli duayı ve zamanı bul yeter, bunlardan kurtulursun”</strong> diyerek piyangocu bir anlayışı besledik. Halkı böyle besleyince onlar da buna uygun hoca tipi istemeye başladı.</p>

<p>12. Böyle bir dini anlayışın, çocuklarımız, torunlarımız tarafından nasıl karşılanacağından emin değilim. Artık yavaş yavaş yol ayrımına geliyoruz. Çocuklarımız, torunlarımız sorguluyor, görüyor, biliyor.</p>

<p>Bireyin olmadığı, kadın hakkı, insan hakkı, çevre bilinci, bilgi üretimi, sosyal adalet, hukuk, özgürlük, düşünce gibi temel değerlerin yeterince gelişmediği, sadece melankoli, sadece menkıbe, gözyaşı, ötekileştirme ve öfkenin yer aldığı bir din anlatımı İslamofobi’yi mahallemize indirecektir. Bizim çocuklarımız, torunlarımız da büyük sorular soracaktır.</p>

<p>13. Bizim din anlayışımız sığlaştı. Dindarlığı dar bir alana hapsettik. Müslümanlar şeklen dindarlaştıkça, dünyevileşmesi de artıyor. İslam, seccadeni ser ibadetle ömrünü geçir demiyor.</p>

<p>Düşünce, bilgi, yararlı iş, temizlik, haklının ve mağdurun yanında olma, iyiliği destekleyip kötülüğü önleme, insanı insan olduğu için sevme hepsi ibadettir. Sadaka ve iane kültürüyle ya da retorikle bunları sağlayamayız.</p>

<p>14. Kuran’ı Kerim ile aramız açıldı. Kuran’ı Kerim’in bize verdiği öğütlere kulak tıkadık ve kendi yanlışlarımıza kendimiz fetva vermeye başladık.</p>

<p>Diyanet İşleri eski Başkanı <strong>Prof. Dr. Ali Bardakoğlu’nun</strong> söyledikleri bunlar.</p>

<p>Umarız bu tür sağduyulu açıklamaları yapanlar çoğalır.</p>

<p>Aksi takdirde işimiz kötü.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yüksel Ercan</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/din-adami-var-din-adami-var-1</guid>
      <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 21:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/04/0aa-70.jpg" type="image/jpeg" length="57351"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Akıl başa gelinceye kadar]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/akil-basa-gelinceye-kadar-3</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/akil-basa-gelinceye-kadar-3" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>1970'li yıllardaki siyah beyaz filmlerde pek çoğumuzun hatırlayacağı gibi değişmez bir sahne vardı.</p>

<p>O sahne geldiğinde yolda yürürken kendisine bir araç çarpan yada kafasını duvara vuran bir vatandaşımızın gözleri görüyorsa o andan itibaren görmez, görmeyen gözler an itibarı ile açılır, hatırladıkları varsa unutur yada unuttuğu ne varsa bir anda hatırlardı..</p>

<p>Yıllar yılı tanıdığımız, huyunu suyunu bildiğimiz insanların alışkanlıklarını tam tersi bir yöne doğru değiştirdiklerini görünce önce yadırgıyoruz.</p>

<p>Alışkanlıklarını değiştirdiğimiz dostlarımıza tam "<strong>Yahu ne yapıyorsun, ne oldu sana</strong>?" diye sormaya niyetlendiğimizde kendimize bakıyoruz ve o andan itibaren "<strong>Herkesin hayatı kendine"</strong> dedikten sonra, bizim de hangi noktada değişim geçirdiğimizi yorumlamaya başlıyoruz.</p>

<p>Yanlış hatırlamıyorsak <strong>Sezen Aksu</strong> seslendiriyordu:</p>

<p><strong>“Zaman sadece birazcık zaman<br />
Geçici bu öfke, bu hırs, bu intikam<br />
Acılarımız tarih kadar eski<br />
Alışkanlıklarımız bile sıradan”</strong></p>

<p>diye başlayan ve devam eden şarkıyı.</p>

<p>Geçip giden yıllar içerisinde daha rahat bir hayat sürme adına mücadele veren insan, bu süre zarfında kendisinin de hoşuna giden bir takım alışkanlıklar kazanıyor.</p>

<p>Ancak aynı insan kazandığı bu alışkanlıkları günü geldiğinde terk edeceğini, en azından değiştirebileceğini düşünen insan bir bakıyor ki sıradan bir hale gelen alışkanlıklarının esiri olmuş.</p>

<p>Hayat zor.</p>

<p>Son derece zor olan bu hayat süresince ayakta kalabilmek önce kendisini, sonra da kendisinden sonra gelen nesilleri rahatlatacak çareler düşünmeye başlayan insanoğlu, istediklerinin çok az bir kısmına sahip olduğu an itibarı ile ömrünün büyük bir kısmının da geçip gittiğinin farkına son anda varıyor.</p>

<p>Bulunduğu noktadan daha ileri bir yere gitmesinin artık mümkün olmadığını gören insan, o andan sonra yılların kendisine kazandırdığı ve sıradan olarak gördüğü alışkanlıklarının peşine düşüyor.</p>

<p>Hemen her gün tekrarlamaktan başka çaresinin olmadığını, alışkanlıkları ile kardeş kardeş yaşamak zorunda kalıyor.</p>

<p>Biz 1980’li yılların ikinci yarısında şu an bulunduğumuz yere geldik.</p>

<p>İşimizi kuralım, evlenelim diye düşünürken, hiç beklemediğimiz ve istemediğimiz bir anda kendimizi siyasetin tam ortasında bulunca, bugün artık terk etmekte zorlandığımız alışkanlıklarımız ile de sıra sıra tanışmaya başladık.</p>

<p>Hayatımızın en verimli 40 yılını alan ve bizden çok şey götüren siyaset vesilesi ile toplum tarafından ciddi bir insan olarak bilinmeye, sözüne güvenilmek zorunda olmaya, yok demenin suç sayıldığı, gece gündüz ihtiyacı olanın yardımına sorgusuz sualsiz koşmaya yönelik alışkanlıklarımız hep o dönemlerde oluştu.</p>

<p>Yıllar içerisinde yukarıda yazdığımız alışkanlıklara daha fazlası katılınca asla kıpırdama imkanı olmayan, biraz toplumun bizi yönlendirdiği noktaya doğru gitmek zorunda kalan, biraz da alışkanlıklarımızın artık hayat nizamı olmasından dolayı var olan çemberin dışına çıkamayan bir noktada bulduk kendimizi.</p>

<p>Uzun yıllar yaşadığımız çevrenin dışında bir dünya olmadığını sandık.</p>

<p>Siyaseten edindiğimiz arkadaşlarımızdan başka bir grubun var olacağına asla inanmadık.</p>

<p>Özellikle dini bayramlarda ev halkı ile bayramlaşmak yerine mensubu bulunduğumuz siyasi parti tarafından hazırlanan ve daha bayramın birinci günü uygulamaya konulan bayramlaşma programına katılmak gibi akıla ziyan alışkanlıklar kazandık.</p>

<p>Özel bir hayatımız olmadı.</p>

<p>Rahmetli <strong>Abdurrahim Karakoç’un;</strong></p>

<p>“<strong>Yarı aç yarı tok yaşayıverdik<br />
Evlenmeden daha boşayıverdik<br />
Derdi ızdırabı taşıyıverdik<br />
Uslu nazlı bir dünyamız olmadı.”</strong></p>

<p>dediği zamanlar bizim için sanki alın yazısı oldu çıktı.</p>

<p>Büyüklerimizin yanında çocuklarımızı sevemedik.</p>

<p>Siyasete ayırdığımız zamandan biraz kısıp ev halkı ile şöyle herkesi memnun edecek bir tatile gidemedik.</p>

<p>En son akraba ziyaretine ne zaman gittiğimizi hatırlamıyoruz bile.</p>

<p>Akrabalarımızın bize "<strong>Yahu sen ne biçim bir insansın. Bir gün kapımızı açmıyorsun, böyle akrabalık olur mu ?"</strong> şeklindeki şikayetlerini hep savuşturmak zorunda kaldık.</p>

<p>Siyaset etme alışkanlığından kurtulup mesela sinemaya gitmeyi, tiyatro seyretmeyi, çoluk çocuk güzel bir konser dinlemeyi zaman israfı saydık.</p>

<p>Kültürel alanlardaki etkinlikleri bir ömür boyu herhangi bir siyaset ya da düşünce adamını dinlemek olarak kabul ettik.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yıllar yılı onlar anlattı, biz dinledik.</p>

<p>Birden baktık ki başta ev halkı olmak üzere yakın çevremizin bir tamamı bizden şikayetçi.</p>

<p>İşin kötü tarafı siyaseten peşine düştüğümüz dava büyüklerimizin yaptıkları yanlışları kendileri ile paylaştığımızda anında muhatabımızdan <strong>"Yüksel Ercan komünistlik yapıyorsun" </strong>cevabını alınca, bir şeylerin ters gittiğini ve ters giden o alışkanlıklardan süratle kurtulmamız gerektiğinin farkına vardık.</p>

<p>Bizi bir ömür boyu sarıp sarmalayan ve hiçbir faydasını görmediğimiz alışkanlıklarımızdan bir anda kurtulmak elbette kolay değil ancak hayatımızı zorlaştıran alışkanlıklardan vazgeçmeden, rahat yüzü göremeyeceğimiz de artık aşikar.</p>

<p>-Mesela artık cüzdanımızı pantolonumuzun arka cebine değil ceketimizin iç cebine koyuyoruz.</p>

<p>-Mesela tavlada ilk zarı attığımızda gelen 5/4 şeklindeki zarı eskiye göre daha değişik oynuyoruz.</p>

<p>-Mesela önceden yemeğin sonunda yediğimiz tatlıyı artık yemek başlamadan önce yiyoruz.</p>

<p>-Bizi yoran insanları artık hatır gönül demeden etrafımızdan uzaklaştırıyoruz.</p>

<p>-Davet edildiğimiz yerde sırf davet edenin hatırı kalmasın diye onun istediği ama bizim istemediğimiz yemekleri asla kabul etmiyoruz yani hatır için çiğ tavuk yeme alışkanlığımızı da bitirdik.</p>

<p>-Kendimize ve ev halkına daha fazla vakit ayırmaya çalışıyoruz.</p>

<p>-Bundan sonra hayatımızda olmasını düşündüğümüz dostlarımızı seçerken daha dikkatli davranıyoruz.</p>

<p>-Araç ile uzun bir yolculuğa çıkarken sigara kullanan birisi ile asla yolculuk yapmayacağımızı, yemek sonrasında eline geçirdiği kürdan ile karşısındakinin ne kadar zorda kaldığını hesap etmeden dişlerini karıştıran birisi ile bir kez daha karşılaşmamak için var olan bütün yolları deniyoruz.</p>

<p>Aslında hayatımızın bundan sonraki dilimini daha düzenli geçirebilmek adına kurtulmaya çalıştığımız daha pek çok alışkanlığımız var.</p>

<p>Ancak bu alışkanlıklardan belli bir zaman dilimi içerinde kurtulmanın daha sağlıklı olacağını düşündüğümüzden frene yavaş yavaş basıyoruz.</p>

<p>Zira ani bir fren aracın yoldan çıkmasına sebep olabilir kaygısını taşıyoruz.</p>

<p>Sıradan alışkanlıkları değiştirmenin ve asgari ölçüde vazgeçmenin ne yaşı var ne de zamanı.</p>

<p>Neticede yaşadığımız süreç herkesin kendi hayatı ve biz hayatımızın bundan sonraki diliminde sıradan olan alışkanlıklarımızı, bizi mutlu kılan alışkanlıklar ile değiş tokuş etmek adına büyük bir gayret sarf ediyoruz.</p>

<p>Herkese de "<strong>sıradan olan alışkanlıklarımızdan kurtulun"</strong> çağrısı yapıyoruz.</p>

<p>Zira biliyoruz ki en büyük mesafeler küçük bir adımla başlıyor.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yüksel Ercan</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/akil-basa-gelinceye-kadar-3</guid>
      <pubDate>Sun, 26 Apr 2026 21:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/04/0aa-69.jpg" type="image/jpeg" length="84319"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bizim memleket]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/bizim-memleket-6</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/bizim-memleket-6" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sabah erken saatlerden gece yarılarına kadar ara vermeden "<strong>Ne olacak bu memleketin hali?"</strong> sorularına cevap bulmaktan perişan durumdayız.</p>

<p>İşin garibi bu kadar tartışmanın, bu kadar kamplaşmanın hiç birimize de en ufak bir faydası yok.</p>

<p>Bu haller bizi derin üzüntüler içerisinde bırakıyor, günün sonunda birbirimizle boşu boşuna tartıştığımız ile kalıyoruz.</p>

<p>Ülkücü hareketin kendisini bulmasında, ruh dünyasını tanımasında çok önemli bir rolü olan <strong>Ozan Arif</strong> yıllar önce yazdığı '<strong>Vesselam'</strong> isimli şiirinde muhtemelen bugünleri tarif ediyor olmalı ki, o gün yazdıkları ile bugünlerde yaşadıklarımız tıpa tıp birbirine benzeyen haller gösteriyor.</p>

<p><strong>Ozan Arif,</strong> “<strong>Vesselam </strong>“isimli şiirinde;</p>

<p><strong>Ben böyle bilmezdim bu bizim yurdu</strong></p>

<p><strong>Bambaşka bir hali varmış vesselam!</strong></p>

<p><strong>Vay anam vay, nelerini doyurdu</strong></p>

<p><strong>Bol kaymağı balı varmış vesselam</strong></p>

<p><strong>*********</strong></p>

<p><strong>Başa geçen doğru dürüst olmadı</strong></p>

<p><strong>De ki bana şu geldi de çalmadı</strong></p>

<p><strong>Testisini doldurmayan kalmadı</strong></p>

<p><strong>Kurumayan gölü varmış vesselam</strong></p>

<p><strong>***************</strong></p>

<p><strong>Kimi geldi sunta ile götürdü</strong></p>

<p><strong>Kimi geldi çanta ile götürdü</strong></p>

<p><strong>Her biri bir avantayla götürdü</strong></p>

<p><strong>Gani para, pulu varmış vesselam!</strong></p>

<p><strong>**********</strong></p>

<p><strong>Mayıs'ına Eylül'üne Mart'ına</strong></p>

<p><strong>Güvendik de dindi mi ki fırtına</strong></p>

<p><strong>İçten dıştan hep bindiler sırtına</strong></p>

<p><strong>Bükülmeyen beli varmış vesselam!</strong></p>

<p><strong>**********</strong></p>

<p><strong>Bırak dünü bugün bile seyret be</strong></p>

<p><strong>Yıkmak için ediyorlar gayret be</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Daha hala gık demedi hayret be</strong></p>

<p><strong>Bıçak açmaz dili varmış vesselam!</strong></p>

<p><strong>*******</strong></p>

<p><strong>Benim aklım benim fikrim yetmedi</strong></p>

<p><strong>Bu memleket nasıl hala batmadı</strong></p>

<p><strong>Gelen yedi, giden yedi bitmedi</strong></p>

<p><strong>Tükenmeyen malı varmış vesselam!</strong></p>

<p><strong>*********</strong></p>

<p><strong>Ozan Arif şunu söyle sen bir de</strong></p>

<p><strong>Hiç mi sahip çıkan yoktur bu yurda</strong></p>

<p><strong>Var var ama, o da işte içerde</strong></p>

<p><strong>Tek talihsiz kulu varmış vesselam.”</strong></p>

<p>diyerek o günün şartlarını çok net bir şekilde ifade etmeye çalışmıştı.</p>

<p>Açıklamakta fayda var, <strong>Ozan Arif</strong> 12 Eylül 1980 ihtilali sonrası yurt dışına çıkmış, uzun yıllar vatan hasreti çekerken "<strong>Cem Karaca döndü de ben yine dönemdim</strong>" diye feryat ettikten ve Türkiye’ye döndükten sonra, vatandaşının içerisinde bulunduğu psikolojiyi gördükten sonra bu şiiri yazmıştı.</p>

<p>Bu şiirin yazılmasının üzerinden çok zaman geçti.</p>

<p>Geçen zaman dilimi içerisinde Sovyetler Birliği dağıldı.</p>

<p>Dağılan SSCB içerisinden Türk cumhuriyetleri çıktı.</p>

<p>İki dünya bir araya gelse birleşemezler diye düşünülen Doğu Almanya ve Batı Almanya aralarında bulunan duvarın yıkılması ile bir araya geldiler.</p>

<p>Sonraları dünya coğrafyasında olmaz denilen pek çok hadise gerçekleşti.</p>

<p>Bu gerçekleşen olayların kimi lehimize, kimi aleyhimize oldu.</p>

<p>Dünyada meydana gelen bütün bu değişikliklerden bizimde etkilenmememiz zaten mümkün değildi.</p>

<p>İdeolojilerin bıçak gibi keskin olduğu doksanlı yılları geride bıraktığımızda, başta kendimiz olmak üzere yakın çevremizde de herkesi hayretler içerisinde bırakan gelişmeler, hayatımıza bir daha çıkmamak üzere girmiş oldu.</p>

<p>Bugün artık kimin nerede olduğu belli olmayan bir noktadayız.</p>

<p>İdeolojinin yerini dünya menfaatlerinin aldığı, en ufak bir menfaatin bile bütün değerleri yerle bir ettiği bir noktadayız,</p>

<p>Dostluk, arkadaşlık, vefa gibi hasletlerin artık para etmediği sanatçı <strong>Ferdi Özbeğen’</strong>in <strong>'Şevkatse bardaki sarışın kadın'</strong> dediği bir noktaya kadar geldik dayandık.</p>

<p>Bugün en yakın dostlar bile birbirlerinden son derece uzak coğrafyalara savrulmuş bulunuyor.</p>

<p>Yıllar yılı ölüme birlikte giden dostlar, bugün dünyevi menfaatler dolayısı ile birbirlerine diş bileyen, karşı karşıya gelseler birbirlerinin kanını içecek noktaya kadar gelmiş bulunuyorlar.</p>

<p>İçerisinde bulunduğumuz hiç de hoş olmayan bu durumdan nasıl kurtulacağımız ile ilgili hiç kimsenin bir çözüm önerisi sunduğu yok.</p>

<p>Herkes haklı,</p>

<p>Herkes bilgili,</p>

<p>herkes alim,</p>

<p>Herkes bilgin,</p>

<p>karşısındaki hiçbir şey bilmiyor diye görülen bir iklimde yaşıyoruz.</p>

<p>Bu kadar olumsuzluk ister istemez insanımızın daha da yalnızlaşmasını, kendi kendine kalmasını mecbur ediyor.</p>

<p>Etrafında gördüğü yanlışlıklardan bıkıp usanan ancak bu yanlışlıkları da kendisine göre doğrulardan dolayı ifade edemeyen son derece geniş bir kitle, şu sıralar yalnızları oynamak zorunda kalıyor.</p>

<p>Bütün bu olumsuzluklar toplumun bir ferdi olarak bizi de sarıp sarmalıyor.</p>

<p>Yıllar yılı dost bildiğimiz çevrelerden olabildiğince uzaklara kaçmak, yalnızlık denilen o dingin limana sığınmak adına hiç geriye dönmeden var kuvvetimizle, üstelik koşar adımlar ile uzaklaşmanın artık bir mecburiyet olduğu dönemleri yaşıyoruz.</p>

<p>Bu aralar bizim sığındığımız liman şair <strong>Abdurrahim Karakoç’un</strong></p>

<p><strong>“Yalnızlık caddede sokakta evde</strong></p>

<p><strong>Ben beni özlerim gurbet bu derim</strong></p>

<p><strong>Mezarlıkta güler yaşlı bir dede</strong></p>

<p><strong>Yaşarır gözlerim gaflet bu derim”</strong></p>

<p>dediği yer olsa gerek diye düşünüyoruz.</p>

<p>İşin garip tarafı halkın yüzde doksanının değiştiği bir memlekette, sığınmaya çalıştığımız yalnızlık limanının sakinlerinin de sandığımızdan daha fazla olduğunu üzülerek de olsa müşahade ediyor, bir taraftan da dehşete kapılıyoruz.</p>

<p>Temennimiz özlediğimiz güzel günlere bir an önce kavuşabilmek.</p>

<p>Zira çok ama çok yorulduk.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yüksel Ercan</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/bizim-memleket-6</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 22:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/04/0aa-68.jpg" type="image/jpeg" length="62259"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İçeride hüzün dışarıda hasret]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/iceride-huzun-disarida-hasret-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/iceride-huzun-disarida-hasret-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Mesleğimiz gazetecilik.</p>

<p>Başka bir iş bildiğimiz yok, bu yaştan sonra işin doğrusu başka bir meslek bilmeye de o mesleği yapmaya da niyetimiz yok.</p>

<p>Gazetecilik mesleğinin gereği seyahat.</p>

<p>Mesleğe yeni başladığımız zamanlarda seyahat ettiğimiz yurt dışındaki ülkelerin, yurt içindeki şehirlerin çetelesini tutardık.</p>

<p>Seyahat noktaları çoğaldıkça adres tariflerinin bir anlamı kalmadığını anladık.</p>

<p>Bunun yerine özellikle yurt dışı seyahatlerde bizim ülkemiz ile dolaştığımız ülkelerde “<strong>mukayese”</strong> yapmanın daha uygun olacağı kanaatine vardık.</p>

<p>Dolaştığı bölgeleri ve o bölgelerin yaşantısını, turizm bölgelerini, yeme içme alışkanlıklarını yazan belki yüzbinlerce insanımız var.</p>

<p>Gazetecilik mesleği bir noktadan sonra insana gözlem yapmaya mecbur bırakıyor.</p>

<p>Dolaştığınız ülkelerin tamamına gazeteci gözü ile bakmaya en ufak bir detayı bile kaçırmamaya olağanüstü bir çaba gösteriyorsunuz.</p>

<p>Bu dikkatli bakış bir müddet sonra sizi mecburen mukayese yapmaya zorluyor.</p>

<p>Bu sefer başlıyorsunuz kendi ülkeniz ile yurt dışı ülkeleri mukayese etmeye.</p>

<p>Başta hayata bakışınız.</p>

<p>Hayat standartınız.</p>

<p>Paranızın alım gücü.</p>

<p>Sosyal hayat.</p>

<p>Bitki örtüsü</p>

<p>derken sizi o gün ilgilendiren ne varsa tamamını bulunduğunuz ülke ile mukayese ediyorsunuz.</p>

<p>Türkiye’den bir defa bile olsun yurt dışına çıkmayan birisi için elbetteki mukayese imkanı yok.</p>

<p>O andan itibaren ne söylerseniz söyleyin o vatandaşımızın tek söylemi “<strong>Türkiye cennet, bizim dışımızdaki ülkelerin insanları zaten aç susuz dolaşıyor hepsi Türkiye’ye gıpta ile bakıyor, kıskanıyorlar” </strong>şeklinde gelişiyor.</p>

<p>Yurt dışına bir kez bile çıkmayan bir vatandaşın bu söylemlerin kaynağı öncelikle medya.</p>

<p>Sonra mensubu olduğu yada aidiyet duyduğu siyasi partinin ileri gelenlerinin siyasi söylemleri.</p>

<p>Bu söylem mukayese imkanı olmayanlar için gerçek.</p>

<p>Ne söylerseniz söyleyin bir karşılığı yok.</p>

<p>Ancak anlatmaya çalıştığımız gibi “<strong>Avrupa bizi kıskanıyor”</strong> söyleminin sınırlarımız dışında bir gerçekliği de yok tutarlılığı da yok.</p>

<p>1960’lı yılların başından itibaren ülkemizden Avrupa’nın pek çok ülkesine göç var.</p>

<p>O günlerin üzerinden 65 yıl geçti.</p>

<p>İkinci nesil işi bıraktı.</p>

<p>Şimdi üçüncü nesil yani 1960 yılında gidenlerin torunları o ükelerde hayat sürüyor.</p>

<p>Birinci</p>

<p>İkinci</p>

<p>Üçüncü</p>

<p>Nesilden tek bir kişinin bile “<strong>Avrupa’da hayat şartları kötü bu yüzden Türkiye’ye dönüş yaptık” </strong>diyen birisine en azından biz denk gelmedik.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Siyaseten bol bol hamaset.</p>

<p>Yurt dışında kaldığımız zaman zarfında ister istemez yaşadığımız bölgelere bir hasret oluşuyor.</p>

<p>Bunun nedeni yurt dışında ne kadar süre ile kalacak olursak olalım neticede geri döneceğimizi bildiğimizdendir.</p>

<p>Onun dışında özellikle son dönemlerde AB ülkeleri ile olan makasın açıldığını da çok net bir şekilde gözlemlediğimizden olsa gerek sadece ve sadece “<strong>biz neden bu kadar zor bir hayat yaşıyoruz?”</strong> diye hüzünlenip duruyoruz.</p>

<p>Hepsi bu..</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yüksel Ercan</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/iceride-huzun-disarida-hasret-1</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 21:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/04/0aa-67.jpg" type="image/jpeg" length="64103"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Müsavat Dervişoğlu’nun, Avrupa çıkarması]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/musavat-dervisoglunun-avrupa-cikarmasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/musavat-dervisoglunun-avrupa-cikarmasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yazımızın başında iki önemli hususu belirtmek istiyoruz.</p>

<p>Birincisi İYİ Parti Genel başkanı <strong>Müsavat Dervişoğlu</strong> ile ilgili.</p>

<p>Çok net bir şekilde söylemek isteriz ki <strong>Müsavat Dervişoğlu</strong> Ankara’da ne söylüyorsa Muş-Diyarbakır-Bitlis-Hakkari’de, Stuttgart’ta-Strazburg’ta aynı ifadeleri kullanıyor.</p>

<p>Yıllar yılı “<strong>Karakolda doğru söyler mahkemede şaşar” </strong>misali Ankara’da başka Diyarbakır’da başka, yurt dışında bambaşka konuşan siyasetçilerden ağzı, burnu yanan birisi olarak <strong>Dervişoğlu’nu</strong>n bu tavrı bizi gerçekten mutlu ediyor.</p>

<p>Sağ olsun.</p>

<p><img alt="" src="https://kocaelioncucom.teimg.com/kocaelioncu-com/uploads/2026/04/stutgart-toplu-fotooo.webp" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="700" /></p>

<p>İkincisi yapılan son kurultayda Adana milletvekili <strong>Ayyüce Türkeş Taş’ı</strong>, Türk Dünyası ve Yurt dışı teşkilatlandırma başkanı olarak görevlendirilmesi genel başkan <strong>Müsavat Dervişoğlu</strong> için tam olarak olağanüstü bir ileri görüşlülük örneğidir.</p>

<p>Devam ediyoruz.</p>

<p>Açık kaynaklara “<strong>Avrupa ülkelerinde kaç milyon Türk yaşıyor ?”</strong> şeklinde bir soru yönelttik.</p>

<p>Cevap anında “<strong>Avrupa'da, Batı Avrupa ülkeleri ağırlıklı olmak üzere, yaklaşık 5,5 ila 6,5 milyon arasında Türk vatandaşı veya kökenli kişi yaşamaktadır. Bu nüfusun en yoğun olduğu ülke, yaklaşık 3 ila 4 milyon civarındaki Türk ile Almanya'dır.</strong></p>

<p><strong>Avrupa'daki Başlıca Türk Nüfusu (Tahmini):</strong></p>

<p><strong>Almanya: 3 - 4 Milyon</strong></p>

<p><strong>Fransa: 700.000</strong></p>

<p><strong>Hollanda: 400.000 - 500.000</strong></p>

<p><strong>Belçika: 200.000 - 250.000</strong></p>

<p><strong>Avusturya: 250.000 - 350.000</strong></p>

<p><strong>İngiltere: 400.000</strong></p>

<p><strong>Bu nüfusun büyük kısmı iş gücü göçü, aile birleşimi ve yeni nesil göçlerle Batı Avrupa ülkelerine yerleşmiştir.”</strong> şeklinde oldu.</p>

<p>Aç kaynaklara “<strong>Peki bu ülkelerde yaşayan Türklerin ne kadarı genel seçimde oy kullanıyor?” </strong>sorusunu da yönelttik.</p>

<p><strong>CEVAP</strong>: 2023 Türkiye genel seçimleri ve 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimi (resmî adlarıyla 28. dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri ve Cumhurbaşkanı seçimi), bu seçimde yurt dışında yaşayan vatandaşlar 73 ülke, 151 temsilcilik ve 16 şehirde oy kullanmışlardır. Yurt dışındaki 73 ülkede ve 176 merkezde oy kullanma işlemi yapılmıştır.</p>

<p><strong>TOPLAM KAYITLI SEÇMEN SAYISI 3 milyon 423.759</strong></p>

<p><strong>TOPLAM OY KULLANAN SEÇMEN SAYISI 1 milyon 841.846</strong></p>

<p><strong>TOPLAM GEÇERLİ OY SAYISI 1.814.406</strong></p>

<p><strong>TOPLAM GEÇERSİZ OY SAYISI 27.440</strong></p>

<p><strong>SEÇİME KATILMA ORANI: Yüzde 53,80</strong></p>

<p>Yazımıza başlamadan önce küçük bir araştırma yaptık, İYİ Parti kuruluşundan sonraki ilk seçim olan 2018 seçimlerinde de yurt içinde yüzde 10,1 oy alırken yurt dışında aldığı oyun yüzde 4,1 seviyesinde kalmış olması göstermektedir ki İYİ Parti’nin yurt dışındaki seçmenle kurduğu iletişimde eksiklikler mevcut.</p>

<p></p>

<p>İYİ Parti 25 Ekim 2017 tarihinde kuruldu.</p>

<p>Kuruluşundan itibaren İYİ Partinin karşı karşıya kaldığı siyasi saldırı hepimizin malumu.</p>

<p>Bu kadar siyasi saldırıya uğrayan İYİ Partinin bir taraftan varlığını korumaya çalışırken diğer taraftan yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız ile olan ilişkilerini iyileştirme çalışmasını beklemek son derece iyimser bir beklenti olacaktı.</p>

<p>İşin doğrusu biz İYİ Partinin başta Avrupa olmak üzere diğer ülkeler ile olan irtibatının olup olmadığını İYİ Parti Adana milletvekili-İYİ Parti Türk dünyası ve Yurt dışı Teşkilatlanma başkanlığına <strong>Ayyüce Türkeş Taş’ın</strong> getirilmesi sonucu farkına vardık.</p>

<p>İYİ Parti bu konuda biraz geç kalmış sayılabilir.</p>

<p>Ancak bu durum ancak “<strong>Şeytan taşlamaktan tavaf etmeye vakit bulamamak “</strong> söylemi ile izah edilebilir.</p>

<p></p>

<p>İşin doğrusu bizde İYİ Partinin yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız ile ne zaman ve hangi şartlarda buluşacağını ve o ülkelerdeki vatandaşlarımızın oylarını nasıl alabileceğini merak edip duruyorduk ki imdadımıza İYİ Parti Almanya Dış temsilciliği başkanı <strong>Ekrem Taha Başbuğ</strong> yetişti.</p>

<p><strong>Ekrem Taha Başbuğ</strong> “<strong>İYİ Parti Genel başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun 19 Nisan 2026 Pazar günü Almanya’nın Stuttgart kentinde vatandaşlarımız ile buluşacak”</strong> haberini alınca beklediğimiz fırsatın ayağımıza geldiğini anladık.</p>

<p>19 Nisan Pazar günü gerçekleşecek olan büyük buluşmaya katılmak üzere İYİ Parti Türk Dünyası ve Yurtdışı Türklerden sorumlu Genel başkan Yardımcısı, Adana Milletvekili <strong>Ayyüce Türkeş</strong>, danışmanı <strong>Zinnur Çobanoğlu </strong>kardeşimiz ve çalışkan bir ekip aylar öncesinden Stuttgart’a gitmiş.</p>

<p>Bizde günler öncesinden kafamızda biriken sorunlara cevap bulmak açısından İYİ Parti GİK üyeleri <strong>Nusret Acur-Yunus Eray Öz,</strong> Gebze belediye başkan adayı <strong>Sadık Güvenç</strong> ve İYİ Parti Gebze belediye meclis üyesi <strong>Umut Aydoğdu</strong> ile gerekli yolculuk ve konaklama seferberliğine başladık.</p>

<p>18 Nisan 2026 cumartesi günü sabah erken saatlerinde İstanbul havalimanından havalanan uçağımız saat 10.30 gibi Stuttgart’a indi.</p>

<p></p>

<p>Stuttgart havaalanından bizi konaklayacağımız Hayta otelin sahibi <strong>Hayati Hayta</strong> karşıladı.</p>

<p>Daha önce kendisinin aracılığı ile kiraladığımı araç ile birlikte konaklayacağımız Hayta Otele ulaştık.</p>

<p>Otelde İYİ Parti Türk Dünyası ve Yurtdışı Türklerden sorumlu Genel başkan yardımcısı, Adana Milletvekili <strong>Ayyüce Türkeş </strong>ile bir araya geldik. Başbuğumuzun emaneti <strong>Ayyüce </strong>hanımı elindeki dosyalar ile bir taraftan diğer tarafa koştururken görünce “<strong>Organizasyon eksiksiz olacak</strong> “kanaatine vardık.</p>

<p><strong>İYİ Parti Genel başkanı Müsavat Dervişoğlu</strong></p>

<p><strong>Genel başkan yardımcısı Ayyüce Türkeş Taş</strong></p>

<p><strong>Genel başkan yardımcısı Yasin Öztürk</strong></p>

<p><strong>Genel başkan yardımcısı Mehmet Akalın</strong></p>

<p><strong>Genel başkan yardımcısı Ahmet Yasin Erozan</strong></p>

<p><strong>GİK üyesi Burcu Akçaru Üstbaş</strong></p>

<p>Fransa’nın , Strazburg kentinde Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinde bir dizi toplantı yapacaklar.</p>

<p>Önce Stuttgart’taki Avrupa Teşkilat buluşması</p>

<p>Sonra Strazburg’ta gün boyu toplantı.</p>

<p>Bizde hazır fırsat 2 gece Strazburg, Sofitel otelde konaklamak adına yol üstündeki Colmar kentini dolaşmak adına yola çıkıyoruz.</p>

<p><strong>FRANSA/COLMAR</strong></p>

<p>Bir Alsas şehrinin tüm ortaçağ ihtişamıyla nasıl görünebileceğini merak ediyorsanız, size cevabım”<strong> Colmar</strong>” olacaktır.</p>

<p>Colmar, Fransa’nın kuzey doğu bölgesinde Alsace Lorraine bölgesinde bulunuyor.</p>

<p>Colmar gezilecek yerler açısından çok zengin bir şehir.</p>

<p>Colmar, Fransa’nın Paris, Nice ve Saint Tropez gibi ilk akla gelen isimlerinden biri değil belki ama Alsace Lorraine (AlsasLoren) bölgesinin en renkli ve güzel şehirlerinden biri.</p>

<p></p>

<p>Fransa’nın Colmar kentinde yaklaşık dört saat kalıyoruz.</p>

<p>Adeta masallardan çıkmış bir yerleşim merkezi.</p>

<p>Ayrılmak zor ancak uzun süre sayılabilecek bir uykusuzluk ve uykusuzluğa bağlı yorgunluk var.</p>

<p>Strazburg’a konaklayacağımız Sofitel otele geçiyoruz.</p>

<p><strong>STUTTGART</strong></p>

<p>Stuttgart, Almanya’nın Baden-Württemberg eyaletinin başkenti ve en büyük şehridir. Neckar Nehri üzerinde, Stuttgarter Kessel (Stuttgart Kazanı) olarak bilinen verimli bir vadide yer alır ve Swabian Jura ve Kara Orman’a bir saat uzaklıktadır.</p>

<p>Stuttgart’ın 2023 yılı itibarıyla nüfusu 613.111’dir ve bu da onu Almanya’nın altıncı büyük şehri yapmaktadır.</p>

<p>Şehrin idari bölgesinde 2,8 milyondan fazla ve metropol alanında ise yaklaşık 5,5 milyon insan yaşamaktadır ve bu da onu Almanya’nın dördüncü büyük metropol alanı yapmaktadır.</p>

<p>Şehrin metropol alanı, GSYİH açısından sürekli olarak Avrupa’nın en büyük 5 metropol alanı arasında yer almaktadır.</p>

<p>Mercer, Stuttgart’ı 2015 yılında yaşam kalitesi açısından şehirler listesinde 21. sırada gösterdi; inovasyon ajansı 2thinknow, İnovasyon Şehirleri Endeksi’nde şehri 442 şehir arasında küresel olarak 24. sırada sıraladı; ve Küreselleşme ve Dünya Şehirleri Araştırma Ağı, 2020 anketinde şehri Beta statüsünde küresel şehir olarak sıraladı.</p>

<p>Stuttgart, 1974 ve 2006 FIFA Dünya Kupaları’nın resmi turnuvalarına ev sahipliği yapan şehirlerden biriydi.</p>

<p>Ertesi gün yani 19 Nisan Pazar günü kahvaltı sonrası kara yolu ile Strazburg’tan Stuttgart’a yani Fransa’dan Almanya’ya geçiyoruz.</p>

<p>Stuttgart’taki otele geliyoruz.</p>

<p>İYİ Parti genel başkanı <strong>Müsavat Dervişoğlu’nu</strong> İstanbul’dan getirecek uçak havaalanına inmiş.</p>

<p><strong>Mehmet Fatih Kılınç</strong> her zamanki enerjisi ile sağa sola koşturup duruyor, Zira genel başkan ve ekibi geliyor.</p>

<p>Biraz sonra <strong>Alparslan Demir , Halil Güler</strong> ve heyet eşliğinde Genel başkan D<strong>ervişoğlu</strong> konaklayacağımız otele giriş yapıyor.</p>

<p>Kısa bir dinlenme sonrası hep birlikte “<strong>Büyük buluşmanın” </strong>gerçekleşeceği salona hareket ediyoruz.</p>

<p>Toplantının yapılacağı Dornierstrasse 14 adresindeki Kervanplast isimli salonun önüne geliyoruz.</p>

<p>Salonun içerisi dışarısı tıklım tıklım dolu.</p>

<p>Daha da önemlisi katılımcıların bitip tükenmez heyecan ve enerjileri.</p>

<p>Salona gireceğiz gerçekten oturacak yer yok.</p>

<p>Dudaklarımızdan “<strong>Helal Olsun Ayyüce vekille, tam babasının kızı”</strong> ifadeleri dökülüyor.</p>

<p>Genel başkan <strong>Müsavat Dervişoğlu</strong> ve beraberindeki ekibin salonun girişinde görülmesi ile heyecan ve enerji tavan yapıyor.</p>

<p>Salonda Avrupa’dan, ABD’den ve dünyanın pek çok ülkesinden gelen temsilciler var.</p>

<p><strong>Tam bir TURAN Kurultayı gibi.</strong></p>

<p>İçeriye girmek ilerlemek nerede ise imkansız gibi.</p>

<p>Kürsünün önünde biriken ve TURANCILAR olarak tanımlanan yüzlerce gencin attığı sloganları tarif edecek kelimler yok.</p>

<p>Sonra İYİ Parti Almanya Dış temsilciliği başkanı <strong>Ekrem Taha Başbuğ</strong> kürsüye çıkıyor.</p>

<p>Harika bir selamlama konuşması.</p>

<p>Gençliği ve gençliği ile birleştirdiği hitabet salonda bulunanlar tarafından alkışlar ile destekleniyor.</p>

<p>Sırada <strong>Ayyüce Türkeş Taş</strong> var.</p>

<p>Kürsüye çıkması ile “<strong>Alparslan Türkeş’in askerleriyiz”</strong> sloganları tavan yapıyor.</p>

<p>Müthiş bir sahiplenme.</p>

<p>Güzel bir duygu seli.</p>

<p><strong>AYYÜCE TUĞRUL TÜRKEŞ TAŞ’IN KONUŞMASININ TAM METNİ.</strong></p>

<p><strong>“Sayın Genel Başkanım</strong></p>

<p>Değerli Milletvekili arkadaşlarım</p>

<p>Genel Başkan Yardımcısı arkadaşlarım</p>

<p>GİK Üyesi arkadaşlarım</p>

<p>Öncelikle hepinize Avrupa Türkleri ile beraber yaptığımız bu organizasyona katıldığınız için teşekkür ediyor, Almanya’ya, Stuttgart a hoş geldiniz sefalar getirdiniz diyorum.</p>

<p>Ayrıca, aylardır Sayın Genel Başkanımızı ve değerli ekibini burada ağırlamak için can ile baş ile çalışan Başta Almanya Başkanımız <strong>Ekrem Taha Başbuğ</strong> olmak üzere tüm Almanya ve Avrupa’daki başkanlarımıza ve teşkilat mensuplarımıza da emeklerinden dolayı teşekkür ediyorum.</p>

<p><strong>Sayın Genel Başkanım</strong> siz siyasi hayatınızda Avrupa’daki Türklerle hep iç içe oldunuz bu topraklardaki soydaşlarımız içinde çok emeğiniz var, inanın bu camia bugünü (size burada ağırlamayı) iple çekti.</p>

<p>Ayrıca, Milletin derdini dile getirmekten asla çekinmediğiniz, umutlarını büyüttüğünüz ,cesaretinizle büyük Türk Milleti’ne yol gösterdiğiniz ve hainlere karşı dik durduğunuz için size gönüllerinde ayrı bir yer açtı. Hepsi adına da kendi adıma da size burada bir kez daha teşekkür ediyorum.</p>

<p>Genel olarak dünya da bir “Türk diaporasından” söz edilirken; Avrupa’da 6 milyon, dünyanın farklı coğrafyalarına dağılmış halde 7 milyon Türk’ün varlığı hesap edilerek konuşuluyor ve ona göre hedefler belirleniyor.</p>

<p>7 milyon az bir rakam değil; öyle ki Dünyanın bir çok ülke nüfusundan fazla.. Mesela, Bulgaristan’dan, mesela İrlanda’dan yada Finlandiya’dan.. Yani dünyada ciddi bir potansiyele sahibiz demektir..</p>

<p>Ama fazlası var;</p>

<p>Biz çok daha fazlayız!</p>

<p>Çok daha yaygınız!</p>

<p>Çok daha büyük ve güçlüyüz!</p>

<p>Öncelikle şuna dikkat çekmek istiyorum; Yurt dışında yaşayan Türk tanımına girmek için illa vatanımızın dışında yaşayan azınlık mı olmak lazım???</p>

<p>Ata yurdundan uzakta ve hafızası sınırlarla bölünmemiş Türkler olarak bizler; Vaktiyle Tanrı dağlarından Anadolu içlerine göçmüş olan bizler; Doğu Türkistan’ın diasporası da sayılmazmıyız aynı zamanda?</p>

<p>Makedonyalı olarak yaşayan kardeşlerimiz, Kosovalı olarak yaşayan, dönün doğuya Afgan olarak yaşayan, çıkın yukarıya Abhaz olarak yaşayan, biz hepimiz birbirimizin diasporası da değilmiyiz?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Urumçi’den Ohri’ye, Tebriz’den Kerkük’e, Dedeağaç’tan Halep’e;</p>

<p>Biz her birimiz, bu coğrafyaların her birinin hem yerlisi hem de yabancısı değimliyiz aynı anda?</p>

<p>Hem aslisi, hem göçmeni?</p>

<p>Onun için, evet, Türkiye’den göç etmiş 7 milyona yakın Türk vatandaşından söz ediliyor,”</p>

<p>Türk diasporası” deyince ama,</p>

<p>Bundan ibaret değildir…</p>

<p>Ve bu manada da;</p>

<p>Sadece ABD’de değil, sadece Avrupa’da değil sadece İslam dünyası için de değil;</p>

<p>Dünyanın bir ucundan ötekine, eş zamanlı olarak, eş ses çıkarma kabiliyetine sahip tek güçtür Türkler!</p>

<p>Gelin görün ki, Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, işte o eş ses, eş tavır geliştirebilmek için hazırlığını işaret ettiği köprülerimiz;</p>

<p>Dil köprümüz…</p>

<p>Tarih köprümüz…</p>

<p>Kültür köprümüz…</p>

<p>Biraz aşındı, biraz yaralandı; zira hayli zaman kaderiyle baş başa bırakıldı.</p>

<p>İşte bu köprüleri onaracak olan, çağlardan çağlara erdirecek olan bizleriz.. Yani gönlünde Türk Bayrağı, Türk Vatanı, Türk Dili, Mustafa Kemal Atatürk sevgisi olan Türk Milleti’nin aziz evlatları .. Hem Türkiye’de yaşayan hem de Türkiye dışında yaşayan soydaşlarımız..</p>

<p>Sayın Genel Başkanımız <strong>Müsavat Dervişoğlu</strong> ve O’nun liderliğinde İyi kadrolar olarak bizler dünyada güçlü bir Türk Diasporasının önemi biliyor ve onun için gerekli her türlü adımı atıyoruz.</p>

<p>Güçlü bir diaspora;</p>

<p>Dünyanın dört biryanındaki Türk varlığının, bir milli faydaya dönüşmesini sağlayabilir!</p>

<p>Eğer dünyada güçlü bir diaspora olmayı başarırsak;</p>

<p>İşte o zaman atılan hiçbir iftira, yalan yapışmaz Türk’ün üzerine!</p>

<p>İşte o zaman Kuzey Kıbrıs’ın tanınmasından, Kerkük’te, Doğu Türkistan’da işlenen insanlık suçlarına kadar…</p>

<p>İşte o zaman Batı Trakya’daki Türk azınlığın yasal haklarını kullanabilmesinden, vatandaşlarımızın göçmen olarak bulundukları ülkelerde önyargısız, yaftasız bir ortama kavuşma imkanı bulabilmelerine kadar…</p>

<p>Bir çok derde derman olabilecek “<strong>kamuoyu algısının</strong>” doğru oluşmasını sağlayabiliriz</p>

<p>Tercihlerimizin, taleplerimizin, itirazlarımızın daha çok ve kolay dikkate alınmasını sağlarız.</p>

<p>Güçlü bir diaspora; Yaşadığınızülkelerdedoğanvedoğacaknesillerinsadecebedenendeğilruhen de Türk kalabilmelerini sağlar!</p>

<p>Yurt dışında yaşayan Türkler, Türk Diasporası deyince Babam <strong>Başbuğ Alparslan Türkeş’i</strong> de anmadan geçemeyeceğim. <strong>Başbuğ Türkeş, Türkiye</strong> Cumhuriyeti dışında yaşayan Türkler var biz onların varlığını ve sesini dünyaya duyurmalıyız demenin bedelini ömrünün yaklaşık 10 yılını hapishanelerde geçirerek ödedi ama yılmadı usanmadı yurt dışında yaşayan Türkleri de organize etti buralardaki en güçlü teşkilatları kurdu,</p>

<p>Orta Asya da bağımsızlığını ilan eden Türk Cumhuriyetlerini de gördü. Ruhu şad mekanı cennet olsun..</p>

<p>Burada Başbuğ Türkeş e yol ve dava arkadaşlığı yapmış herkese hem tekrar teşekkür ediyorum hem de hakkınızı helal edin diyorum.</p>

<p>Ve sözlerime son vermeden önce Türk Milleti’nin sürüklenmeye çalışıldığı karanlık kuyudan çıkması için ve dünyada sesimizin gür çıkması için asıl güç, büyük güç sizin varlığınızdır, birliğinizdir, dayanışmanızdır!</p>

<p>Dolayısıyla;</p>

<p>Son söz olarak, yine, <strong>Başbuğ Alparslan Türkeş’e</strong> atıfla diyorum ki;</p>

<p>“<strong>Kendinizi küçük görmeyiniz. Sizler büyük kuvvetsiniz… Kuvvet birliktir. Davamızın geleceği birliktedir…”</strong></p>

<p>Hepinize saygı ve sevgilerimle selamlıyorum.</p>

<p><strong>MÜSAVAT DERVİŞOĞLU İLE TAVAN YAPAN COŞKU</strong></p>

<p>Sıra geldi Final konuşması için İYİ’ler hareketinin lideri <strong>Müsavat Dervişoğlu’na</strong>.</p>

<p>Yazımızın başında da belirtmiştik.</p>

<p><strong>Müsavat Dervişoğlu,</strong> şu anda Ankara’da ne konuşuyorsa Türkiye’nin her bölgesinde dünyanın her ülkesinde aynı konuşmayı yapabilen tek lider olarak Türk milletinin gönlünde taht kurmuş tek LİDER</p>

<p><strong>Dervişoğlu </strong>izdihamdan dolayı uzun sayılabilecek bir süre kürsüye çıkamadı.</p>

<p>Kürsüye çıktığı andan itibaren de hiç durmayan sloganlar dolayısı ile konuşmasına hemen başlayamadı.</p>

<p>Coşkunun tam olarak tavan yaptığı anlar.</p>

<p><strong>İYİ PARTİ GENEL BAŞKANI MÜSAVAT DERVİŞOĞLU’NUN KONUŞMASININ TAM METNİ.</strong></p>

<p><strong>Dervişoğlu: “Türk milleti olarak kimliksizleştirmeye asla müsaade etmeyiz”</strong></p>

<p>“Bugün Avrupa Türkleri sadece uyum tartışmasının nesnesi değildir; aynı zamanda güvenlik kaygısının, kimlik baskısının, dışlanma riskinin muhatabıdır, Ayrıca tehdit yalnızca kaba ırkçılık değildir. Bir de kimliği yumuşatarak silme çabası vardır. Ortak Türk kimliğinin parçalanması konusunda bazı odakların çabalarını dikkatle izliyoruz.</p>

<p>Bugün Türkiye’de yaşanan suni parçalayıcı süreçlerin yollarını döşeyen habis çabalardan bahsediyorum. Etnik ve mezhepsel ayrışmalara asla yol vermeyeceğiz. Biz, Türk milleti olarak ortak hayata evet deriz ama kimliksizleştirmeye ve ayrıştırmaya asla müsaade etmeyiz,.</p>

<p>Abdullah Öcalan’ın, İmralı’nın statüsünü konuşuyorlar. O statüyü buradan tarif ediyorum. İmralı adası üzerinde Türk bayrağı dalgalanan bir toprak parçasıdır. Abdullah Öcalan denen cani de ömür boyu ağırlaştırılmış hapse mahkum edilmiş bir vatan hainidir.</p>

<p>Alparslan Türkeş’in rahle-i tedrisatından geçip yaşı kemale erdikten sonra Doğu Perinçek'in kölesi olanlara buradan lanet okuyorum, ABD Büyükelçisi Tom Barrack Her halta maydanoz oluyor. Recep Tayyip Erdoğan’ın yerinde olsam, onu Türkiye’de bir dakika bile tutmam.</p>

<p>Bugün burada konuşacağımız meseleler, ayrı birer başlık gibi görünebilir. Ama aslında hepsi tek bir büyük gerçeğe işaret etmektedir. Yurtdışındaki vatandaşını siyasi nutuklarda sahiplenen, fakat gurbette yalnız bırakan bir anlayış vardır. İşte ben bunu değiştirmek için buradayım. Söz veriyorum bu düzeni mutlaka değiştireceğim. Ne Türk devletinden beklentileriniz sebebiyle ne de Türkiye’de olan bitenlerden dolayı burada başınız öne eğdirmeyeceğim.</p>

<p>30 yıl önceki problemlerin halen devam ediyor Şimdi belki de ‘Yabancı bir ülkedeki toplantıda kendi ülkesini şikâyet ediyor’ diyecekler. Ben şu anda Almanların ülkesindeyim ama Türklere konuşuyorum. O yüzden yaptığım şey şikâyet etmek değil. Sorunları ortaya koymak ve o sorunların çözülebilmesi noktasında katkı sağlamaya çalışmaktır.</p>

<p><strong>“Milli hava yolumuz bile fırsatçılığa tevessül ediyor”</strong></p>

<p>İzin dönemlerinde artan uçak bileti fiyatlarına anormal zamlar yapılıyor, Bunu da bizim milli hava yolumuz yapıyor. Türk Hava Yollarına en çok ihtiyaç duyduğunuz dönemde, THY fiyatları artırıyor. Siz de yolculuğunuzu karayolu ile yapıyorsunuz. Üzülerek söylüyorum ki, bizim milli hava yolumuz bile böyle bir durumda fırsatçılığa tevessül ediyor.</p>

<p><strong>“Yaz gelince gurbetçinin cebine pusu kurulamaz” </strong>“Memlekete kavuşmak niçin bir çileye dönüşsün?</p>

<p>Bayram sevinci niçin kuyrukta tüketilsin, Türkiye’ye gitmek isteyen kendi vatandaşına, yol boyunca sabır testi yaptıran bir düzeni mutlaka değiştireceğim. Biz bu meseleyi sadece duyduk, not ettik, geçtik demedik. Meclis’te defalarca gündeme getirdik. Burada bulunan milletvekilleri bu sorunlar kör ve sağır kalmadıklarını TBMM’de verdikleri önergelerle gösterdiler. Ancak bu ülkeyi yönetenler ve bu ülkenin başında zat bu sorunlara kör ve sağı kalmaya devam ediyor. Biz de onlara ‘İnsanın memleketine kavuşması bir lüks olamaz. Yaz gelince gurbetçinin cebine pusu kurulamaz.</p>

<p></p>

<p><strong>“Gurbetçilerimizi baş tacı yapıyormuş gibi gösterip yoranlardan da hesap soracağız”</strong></p>

<p>Emeklilik konusunda da sorunlar var, Yıllarca çalışmış, üretmiş, vergi vermiş, iki ülke arasında ömür tüketmiş insanlarımız; ikinci baharlarında mevzuat karmaşasıyla cebelleşiyor. Belki aklınızdan ‘Türkiye’den geldin. Bize Türkiye’yi anlatmanı bekliyorduk’ diyorsunuz. Ama ben Türkiye’den hiç kopmamış insanlara Türkiye’yi anlatmayı zul addediyorum. Onun için sizin derdiniz benim derdimdir. Bir yerde hakkı var, öbür yerde karşılığı belirsiz. Türkiye’den emekli olunca çalışma hayatı da sosyal güvenlik de başka bir sorun haline geliyor. Bir ömrü alın teri akıtarak geçirmiş insanlarımızı yormayacağız.</p>

<p>Gurbetçilerimizi baş tacı yapıyormuş gibi gösterip yoranlardan da hesap soracağı.</p>

<p><strong>“Bir ülkenin, kendi evladının birikimini heba etmeye hakkı yoktur”</strong></p>

<p>Diploma denkliği de ayrı bir yara Yurtdışında okumuş, yetişmiş, meslek edinmiş insanlarımız ülkesine döndüğünde, önüne anlamsız duvarlar çıkıyor.<br />
Bilgisi var. Tecrübesi var. Ehliyeti var, bazıları gibi ‘Diploması yok’ diye itham de edilemezler, diploması var. Ama “dayısı”, “amcası” olmadığı için muhatap bulmakta zorlanıyorlar. Bu sadece bürokratik bir problem değil. Bu da bir niyet meselesidir. Bir ülkenin kendi evladının birikimini heba etmeye hakkı yoktur.</p>

<p><strong>“Türk Dışişleri’nin buradan sesimi duymasını istiyorum”</strong></p>

<p><br />
Büyükelçilik ve konsolosluklarda da sorunlar yaşanıyor, Dediğimiz yer, sadece işlem yapılan bina değildir. Orası devletin vatandaşına değdiği ilk yerdir. İnsan oraya girdiğinde “ben kendi devletimin kapısındayım” diyebilmelidir. Kendi devletinin kapısına giden insanın, kendini yabancı hissetmesi, o ülkeyi zafiyet içinde gösterir ve kabul edilemez.</p>

<p>Yüksek harçlar, bitmeyen prosedürler, soğuk ve üstenci muameleler…Türk Dışişleri’nin buradan sesimi duymasını istiyorum. Bu böyle gitmez. Devlet böyle yönetilmez. Devlet vatandaşına böyle hizmet etmez. Konsolosluk hizmetleri hızlansın. Danışmanlık kapasitesi artsın. Yani sadece temsilcilik sayıları değil, onun kapasitesi arttırılsın.</p>

<p><strong>“Sana sesleniyorum Sayın Erdoğan…”</strong></p>

<p>“Kesin dönüş yapmak isteyen vatandaşlarımız için araç düzenlemeleri de ayrı bir zulümdür, Vergi yükü, süre kısıtı ve bir dolu belirsizlik…Sana sesleniyorum Sayın Erdoğan: Gelen misafir değil, gelen turist değil; geldiği yer vatan, gelen de vatandaş, hem de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı. Bu vatandaş Suriyelilere tanınan avantajların kendisinden esirgenmesinden ziyadesiyle muzdarip.</p>

<p><strong>“Çanakkale’yi, Anıtkabir’i bilmeliler”</strong></p>

<p>Dövizle askerlik meselesinde de daha gerçekçi, daha hakkaniyetli bir yaklaşım gerekir. Yurtdışındaki gençlerimizin Türkiye ile bağını kuvvetlendirmemiz gerekirken, onları yeni mali yüklerle ve yeni yabancılaşma duygularıyla karşı karşıya bırakamayız.<br />
Türkiye onlar için yalnızca büyüklerinden dinledikleri bir hikâye olmamalıdır. Çanakkale’yi bilmeli, Anıtkabir’i bilmeli, Kurtuluş Harbi’nin karargahı yüce Meclis’in neyi temsil ettiğini bilmeli. Türkiye’yi bir anı değil, yaşayan bir vatan olarak hissetmeli, diliyle bütünleşebilmelidir.</p>

<p><strong>“Türkçeye sahip çıkmak milli sorumluluğuzdur”</strong></p>

<p>Avrupa Türklüğünün yeni kuşakları çok önemli, Türkçe gerilerse yalnız kelimeler eksilmez. Hafıza eksilir. Aile içindeki bağ eksilir. Geçmişle gelecek arasındaki köprü zayıflar. Kendi tarihi, aile albümüne iliştirilmiş eski bir resme dönüşür. Millet olmanın görünmez bağları gevşer. Bu yüzden Türkçe eğitimi herhangi bir yan başlık değildir.<br />
Bu, kimliğin, kültürün devamı meselesidir. Bir milletin geçmişine attığı çapayla, kendini geleceğe taşıma meselesidir. Biz istiyoruz ki, Türkçe eğitimi güçlensin. Öğretmenlerin niceliği de niteliği de artsın. Gençlerimize özel, eğitim ve değişim programları kurulsun. Yurtdışında okuyan gençlerimiz, barınmadan rehberliğe kadar yalnız bırakılmasın. Türkiye ile bağları, sadece yaz tatiline sıkışmasın. Kurumsal hale gelsin. Canlı hale gelsin. Güçlü hale gelsin. Geçmiş ve gelecek arasındaki çelik halatın adıdır Türkçe. Türkçeye sahip çıkmak milli sorumluluğuzdur.</p>

<p><strong>“Ortak Türk kimliğinin parçalanması konusundaki çabaları dikkatle izliyoruz”</strong></p>

<p>Avrupa’daki siyasi iklim dolayısı ile aşırı sağ yükseliyor. Yabancı düşmanlığı normalleştiriliyor. Türk toplumu bazen açık saldırıların, bazen örtülü dışlamanın hedefi haline getiriliyor. Bugün Avrupa Türkleri sadece “uyum” tartışmasının nesnesi değildir; aynı zamanda güvenlik kaygısının, kimlik baskısının, dışlanma riskinin muhatabıdır. Bu sebeple, alınması gereken tedbirlerin ertelenmesinin kimseye faydası yoktur. Ayrıca tehdit yalnızca kaba ırkçılık değildir. Bir de kimliği yumuşatarak silme çabası vardır. Ortak Türk kimliğinin parçalanması konusunda da bazı odakların eskiden beri çabalarını dikkatle izliyoruz. Bugün Türkiye’de de yaşanan suni parçalayıcı süreçlerin yollarını döşeyen habis çabalardan bahsediyorum. Etnik ve mezhepsel ayrışmalara asla yol vermeyeceğiz. Biz, Türk milleti olarak ortak hayata evet deriz. ama kimliksizleştirmeye ve ayrıştırmaya asla müsaade etmeyiz.</p>

<p><strong>“Alparslan Türkeş’in rahle-i tedrisatından geçip yaşı kemale erdikten sonra Doğu Perinçek'in kölesi olanlara buradan lanet okuyorum”</strong></p>

<p>Terörüz Türkiye adıyla yürütülen süreçte Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gündemine taşınan, bir caninin devlete yol gösterici vasfıyla tanımlanmasıyla bir terör örgütünün önünü açan, terör örgütünü normal vatandaşın önüne çıkaran, Müsavat Dervişoğlu’nu birilerine göre hain Abdullah Öcalan’ı da kurucu önder yapan süreci anlatacağım. Hepimizin geldiği yer belli. Hepimizi siyasi müktesebatı belli. Hepimizin bu ülke için sergileyeceği çaba belli, yapabileceği işler belli. Ama takdir edersiniz ki uzunca bir zamandan beri yapılanlar Türkiye’yi dar bir çerçeveye yerleştiriyor. Türk siyasetinde her gün yeni paradigmalar icat edenler var. Herhangi bir siyasi partiye, o siyasi partinin genel başkanına tarizde bulunmuyorum. Burada bulunan insanların büyük bir çoğunluğunu tanıyorum. Hangi rahle-i tedrisatından geldiklerini de biliyorum. Kim tarafından yetiştirildiğini, kimin ülküleriyle yetiştirildiğini, yetiştiğini de çok iyi biliyorum. İşte onun için isim vermeden parti adını zikretmeden; Alparslan Türkeş’in rahle-i tedrisatından geçip yaşı kemale erdikten sonra Doğu Perinçek'in kölesi olanlara buradan lanet okuyorum.</p>

<p><strong>“Allah aşkına, ABD’nin verdiği silahı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne kim teslim eder?”</strong></p>

<p>TBMM’de sürece karşı çıkan tek parti biziz, Üzerimize düşen sorumluluğu gerçekleştirdik. ‘Buradan bir netice çıkarabilmeniz asla mümkün değildir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki meclis aritmetiğine bakarak ‘buradan arzuladığımız sonucu çıkarırız’ hevesine kapıldıysanız sizi uyarıyoruz; Bunu siz isteseniz bile büyük Türk milleti düşünceden eyleme asla dönüştürmez.</p>

<p>Türk milletinin bölünmesine, Cumhuriyet’in yıkılmasına, vatan topraklarının ayrıştırılmasına, insanların birbirlerine hasım hale getirilmesine Türk milleti asla ve kata müsaade etmez’ dedik.</p>

<p>Onlar da ‘Hele bir silahlarını bıraksınlar görelim’ dediler. ‘Terör örgütüne silahları biz verdik’ diyen süper güçler var. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı, bölgede bazı etnik unsurlara silah verdiklerini ve Kürtlerin bu silahları arzu ettikleri bir biçimde kullanmadıklarını söylüyor ve şikâyette bulunuyor.</p>

<p>Ayrıca bu ülkenin Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Amerika Birleşik Devletleri’nin güneyimizdeki birtakım bölücü unsurlara 40 bin TIR’lık askeri yardımda bulunduğunu ifade etti. Şimdi ben size soruyorum. Siz Almanya’da yetişmiş Türk milletinin kıymetli ve aydın evlatlarısınız. Allah aşkına, Amerika Birleşik Devletleri’nin verdiği silahı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne kim teslim eder?.</p>

<p><strong>“İmralı’daki cani başını kendinize mihmandar ederek hangi kötülüğü yapmak istiyorsunuz?”</strong></p>

<p>Şimdi de ‘Silah bırakma eylemi beklediğimiz gibi sürmüyor’ diyorlar. Bunun için Amerika Birleşik Devletleri’ni yeniden keşfetmeye gerek yok ki. Almanya’ya gel ve Avrupa’daki Türklerin temsilcilerini karşına alıp, ‘Avrupa'daki PKK terör örgütü faaliyetleri sizce devam ediyor mu, etmiyor mu?’ diye sor. (Salondan aynen geliyor sesleri üzerine) İşte milletin bu sesine kulak ver. PKK dediğin örgüt sıradan bir örgüt değil, bir narko terör örgütü. Bu örgütün bir çatı yapısı var. O çatı KCK. Onun altında Türkiye’de PKK, Irak'ta PCDK İran’da PJAK, Suriye’de de YPG-PYD var. Dünya büyük bir belayla uğraşmak mecburiyetinde iken, siz kimin aklına uydunuzda böyle bir yol haritası tanzim ederek, İmralı’daki cani başını da kendinize mihmandar ederek, bu millete hangi kötülüğü yapmak istiyorsunuz? Bu sorunun cevabını sizden beklemek, Türk milletinin adlı değil midir?.</p>

<p><strong>“Abdullah Öcalan denen cani, ömür boyu ağırlaştırılmış hapse mahkum edilmiş bir vatan hainidir”</strong></p>

<p>Bir tek şeye sebep olarak, Türk milletinin tartışılmazlarının tartışılmasını sağlarsınız ve bu büyük milleti önümüzdeki 50 yıl boyunca büyük belaların içine istersiniz’ dedim. Neticede komisyon toplandı. Hiçbir şey konuşmadılar. Sadece Abdullah Öcalan taleplerini konuştular. Şimdi de Abdullah Öcalan’ın, İmralı’nın statüsünü konuşuyorlar. O statüyü buradan tarif ediyorum. İmralı adası üzerinde Türk bayrağı dalgalanan bir toprak parçasıdır. Abdullah Öcalan denen cani de ömür boyu ağırlaştırılmış hapse mahkum edilmiş bir vatan hainidir.</p>

<p><strong>“Türk milletini birleştirmeliyiz”</strong></p>

<p>İYİ Parti’ye ‘birleşin’ çağrıları yapılıyor, Biz bu milleti birleştirmeliyiz. Sağcıyı, solcusuyla birleştirmeliyiz. Kürt’ü Türkmen'le birleştirmeliyiz. Alevi’yi Sünni’yle birleştirmeliyiz. Türk milletini birleştirmeliyiz.</p>

<p><strong>ABD Büyükelçisi Barrack’a tepki: “Her halta maydanoz oluyor”</strong></p>

<p>Amerika Birleşik Devletleri’nin bölge valisi sıfatlı bir büyükelçisi var. Her halta maydanoz oluyor. Recep Tayyip Erdoğan’ın yerinde olsam onu Türkiye’de bir dakika bile tutmam. İşte onun için Erdoğan gitmeli, Dervişoğlu’lar gelmeli.</p>

<p><strong>“Taviz yoktur, teslimiyet yoktur, tahammülümüzse hiç yoktur!”</strong></p>

<p>Teröristle pazarlık masasına oturanlarla, Cumhuriyet mevziisinden ayrılanlarla, 103 yılımızı aklınca “reklam arası ve parantez” görenlerle bu ülke yönetilemez. Devletin bekasını müzakere konusu edenlere karşı bizim duruşumuz, dün neyse bugün de odur: Taviz yoktur, teslimiyet yoktur, tahammülümüzse hiç yoktur.</p>

<p><strong>“Çeyrek asırlık köhnemişliğin sonuçları bunlar”</strong></p>

<p>23 Nisan, Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı öncesinde okullarda yaşanan silahlı saldırılarda büyük bir acı yaşadık. Sokaklardaki şiddet ve cinayet, okullarımıza kadar girdi, çocuklarımızı dahi esir aldı. Bu acıların bir daha asla yaşanmamasını temenni etmek, ölenlere, yaralananlara ve ailelerine sabır ve geçmiş olsun dilemekse yetmez. Münferit gibi görünen hadiselerin, toplumda biriken hukuksuzluk, adaletsizlik, yoksulluk, yolsuzluk gibi iç içe geçmiş sorunların bir sonucu olduğunu anlamaya mecburuz. Çeyrek asırlık köhnemişliğin sonuçları bunlar. Çeyrek asırlık bir iktidarın yaptıkları kadar yapmadıklarının, icraatlarının ve hatalarının trajik neticelerini tecrübe ediyoruz.</p>

<p><strong>“Kapısının önünde Andımızı okutturmazsam namerdim”</strong></p>

<p>Son 25 yıllık dönem içerisinde eğitim sistemine vurulan darbenin telafi edilebilmesi kolay olmayacaktır. Eğitim hizmetlerinden eşit vatandaşlar olarak istifade etmemiz beklenirken, bugün Milli Eğitim Bakanlığı’ndan oturan zat; öğrencilerin özel okullara erişimlerinin kolaylaştırıldığından bahsediyor. Bir siyah önlüğümüz bir de beyaz yakalığımız vardı. Ama pazartesi günleri okula geldiğimizde ‘Türk’üm, doğruyum’ diye başlayan adımız ‘Varlığım, Türk varlığına armağan olsun’ diye bitiyordu. Eğitim sistemi de tertemiz evlatlar yetiştiriyordu. Bu konuda yerine getirilmeyen bir söz var. ‘Allah nasip edecek göreceksiniz. Öğrencileri toplayacağım ve Erdoğan’ın evinin önünde Andımızı okutturacağım’ demişti. Verilen birçok söz gibi, o söz de boşlukta kaldı. Benim sözüm biliyorsunuz boşta kalmaz. Şimdi buradan söylüyorum. Allah bize bu ülkeyi yönetmeyi nasip ederse, talebeleri kapısının önüne götürüp Andımızı okutturmazsam namerdim.</p>

<p>“Böylesine sarsıcı bir hadisenin tek sorumlusu olarak da makam ve mevkilerde oturanları işaret etmiyorum. Çünkü yurttaş olmak, sorumlu olmak demektir. Ben o sorumluluk bilinciyle düşünüyor ve konuşuyorum. İktidarın yaptıkları ne olursa olsun; evlatlarımızı büyütürken, okuturken, onlara bir gelecek düşlerken sadece bir takım kariyer hedeflerinin, hırslarının odağıyla bakan, toplumun bir dayanışma ve paylaşma mecrası olduğu bilincini göz ardı eden genel anlayışı da sorgulamak mecburiyetindeyiz.</p>

<p>Aksi takdirde bireyden aileye, aileden millete uzanan birliktelik zinciri kırılır. Kırıldığında da masumun değil, suçlunun; iyinin değil, kötünün; cesurun değil, korkağın devri başlar. Eğitim sisteminin 9 kez değişmesi aslında cesurun değil, korkağın devrini başlatmak için yapıldı. İşte bugün, 23 Nisan’ın arifesinde, bu acının gölgesinde, büyük Türk milleti için, milli egemenliğimiz için, Cumhuriyetimiz için, birinci vazifemizi hatırlamak ve gereğini yapmak mecburiyetindeyiz.</p>

<p>İYİ Parti Genel başkanı <strong>Müsavat Dervişoğlu’nun</strong> konuşması sona erdi.</p>

<p>Ancak kürsüden inebilmek ne mümkün.</p>

<p>Dünyanın dört bir tarafından gelen partililerin hediyeleşmeleri, teşekkür belgeleri, birbirleri ile kucaklaşmaları, fotoğraf çekimleri yaklaşık 2 saat sürdü.</p>

<p>Stuttgart toplantısı sona erdi.</p>

<p>Bir gün sonra Strazburg’ta gün boyu yani sabahtan akşama kadar toplantı var.</p>

<p>İYİ Parti heyeti o gün için Stutgart’a veda ediyor.</p>

<p>Katılımcılar böylesi harika ve eksiksiz bir organizasyon için Genel başkan yardımcısı <strong>Ayyüce Türkeş Taş’ın</strong> şahsında emeği geçen tüm ekibe teşekkür ederek bir gün sonra geri gelmek üzere Fransa’nın Strazburg kentine doğru yola çıkılıyor.</p>

<p>Fransa’nın Strazburg kenti Almanya’nın Stuttgart şehrine yaklaşık 160 kilometre.</p>

<p>Biz bir gece öncesi de Strazburg’ta konakladığımız için sahayı biraz daha iyi biliyoruz, yola çıkıyoruz.</p>

<p><strong>STRAZBURG</strong></p>

<p>Strazburg (Fransızca telaffuz: [stʁazbuʁ], Almanca: Straßburg, Fransızca: Strasbourg, Almanca telaffuz: [ˈʃtʁaːsbʊɐ̯k]), Fransa’nın doğusundaki Grand Est bölgesinin en büyük şehri ve idari merkezidir; tarihi Alsas bölgesinde yer alır.</p>

<p>Bas-Rhin departmanının idari merkezi ve Avrupa Parlamentosu’nun resmi merkezidir.</p>

<p>Şehrin yaklaşık üç yüz bin nüfusu vardır ve Büyük Strazburg ile Strazburg arrondissement’ı birlikte beş yüz binden fazla nüfusa sahiptir.</p>

<p>Strazburg metropol alanının nüfusu 2020 yılında 860.744’tür ve bu da onu Fransa’nın sekizinci en büyük metropol alanı ve Grand Est bölgesinin nüfusunun %14’üne ev sahipliği yapan bir yer yapmaktadır. Uluslararası Eurodistrict Strazburg-Ortenau’nun nüfusu 2022 yılında yaklaşık 1.000.000’dur.</p>

<p></p>

<p>Strazburg, Avrupa Birliği’nin fiili dört ana başkentinden biridir (Brüksel, Lüksemburg ve Frankfurt ile birlikte), çünkü Avrupa Parlamentosu, Eurocorps ve Avrupa Birliği Ombudsmanı gibi çeşitli Avrupa kurumlarının merkezidir. Avrupa Birliği’nden ayrı bir kuruluş olan Avrupa Konseyi (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa İlaç Kalitesi Direktörlüğü (Fransızcada en yaygın olarak “Pharmacopée Européenne” olarak bilinir) ve Avrupa Görsel-İşitsel Gözlemevi ile birlikte) de şehirde bulunmaktadır.</p>

<p>Ekonomik olarak Strazburg, imalat ve mühendisliğin yanı sıra karayolu, demiryolu ve nehir taşımacılığının da önemli bir merkezidir.</p>

<p></p>

<p>Strazburg limanı, Almanya’daki Duisburg’dan sonra Ren Nehri üzerindeki ikinci büyük liman ve Paris’ten sonra Fransa’daki ikinci büyük nehir limanıdır.</p>

<p></p>

<p>Akşam saatlerinde Strazburg’a konaklayacağımız Sofitel otele ulaşıyoruz.</p>

<p>Bizim eşyalarımız zaten orada.</p>

<p>Ertesi gün zorlu bir görüşme trafiği var.</p>

<p>Buna rağmen dostlarımızla akşam yemeğinde bir et lokantasında bir araya geliyoruz.</p>

<p>Gün boyu Almanya’nın Stuttgart kentindeki koşuşturmaca dolayısı ile herkes bir miktar yorgun.</p>

<p>Ertesi sabahta belirttiğimiz gibi yoğun bir görüşme trafiği var.</p>

<p>Erken kalkmak lazım.</p>

<p>Uyku vakti.</p>

<p>Ertesi sabah yani 20 Nisan pazartesi erken saatlerde uyanıyoruz.</p>

<p>Güzel bir kahvaltı yapıyoruz.</p>

<p>Heyetteki dostlarımıza baskıdan henüz çıkan dördüncü kitabımız <strong>”VİCDAN TUTANAKLARI” </strong>nı hediye ediyoruz.</p>

<p>Kahvaltı sonrası Genel başkan <strong>Müsavat Dervişoğlu </strong>başkanlığındaki heyeti “Allah yardımcınız olsun” duaları ile toplantıya uğurluyoruz.</p>

<p>Bizde Genel başkan yardımcımız <strong>Ayyüce Türkeş Taş’ın</strong> “ <strong>Kenti bol bol dolaşın, eğer kaçırmadıysanız tekne gezisine katılın ama bize de bol bol fotoğraf gönderin”</strong> talimatını yerine getirmek adına nehire doğru çıkacakken yine kendisinden “Geç kaldınız tekne kaçtı” uyarsısını alınca “<strong>Nasipsiz ve her şeye geç kalmış ülkücüler”</strong> olarak kentin turistik yerlerini dolaşmaya başlıyoruz.</p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>GENEL BAŞKAN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU’NUN 20 NİSAN PAZARTESİ FRANSA-STRAZBURG PROGRAMI</strong></p>

<p>09.30 Avrupa Konseyi Daimî Temsilcisi Büyükelçi Nurdan Bayraktar Golder ile görüşme</p>

<p>10.40 Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi ALDE Grup Temsilcileri ile görüşme</p>

<p>12.30 Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi ALDE Grup Başkanı Lulian Bulai ile görüşme</p>

<p>13.05 Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Türk Heyeti Başkanı Yıldırım Tuğrul Türkeş ile görüşme</p>

<p>13.30 Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Türk Heyeti ile görüşme</p>

<p>14.30 Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Alain Berset ile görüşme</p>

<p>15.15 Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Muhafazakâr Grup Temsilcileri ile görüşme</p>

<p>16.00 Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Sosyal Demokrat Grup Temsilcileri ile görüşme</p>

<p>17.00 Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Başkanı Petra Bayr ile görüşme</p>

<p>18.00 Basın ile bir araya gelinmesi</p>

<p><strong>İSTİKAMET YENİDEN STUTTGART</strong></p>

<p>Strazburg kentinde yaklaşık 4 saat kalıyoruz.</p>

<p>Öğlenden sonra GİK üyemiz <strong>Nusret Acur</strong> aracın yönünü yeniden Stuttgart’a çeviriyor.</p>

<p>Akşam saatlerinde Stuttgart’ta konakladığımız Hayta Hotel’e ulaşıyoruz.</p>

<p>Otel sahibi <strong>Hayati Hayta</strong> bize akşam yemeği yiyecek harika bir mekan öneriyor.</p>

<p>Saat 19.00 gibi sağ olsun bizi alıp Tunceli’li bir vatandaşımızın işlettiği güzel bir kebapçıya götürüyor.</p>

<p>İşletme güzel.</p>

<p>Mekan harika.</p>

<p>Yemeklerin tadına bakarken Strazburg’taki heyetin toplantıları tamamlayıp Stuttgart’a doğru yola çıktığı haberini alıyoruz.</p>

<p>Bizde konaklayacağımız otele intikal ediyoruz.</p>

<p>Hava karardığında İYİ Parti heyeti de Satutgart’a geliyor.</p>

<p>Akşam o bölgedeki kanaat önderleri ve partililer ile çay kahve eşliğinde yaklaşık 3 saat süren bir sohbet yapıyor.</p>

<p>Rahmetli Başbuğ ile ilgili harika anılar dinliyor Başbuğ’a dualar gönderiyoruz.</p>

<p>Herkes çok yorgun.</p>

<p>Sabah Türkiye’ye dönüş vakti.</p>

<p><strong>TÜRKİYE’YE DÖNÜŞ</strong></p>

<p>21 Nisan Salı Türkiye’ye dönüş zamanı.</p>

<p>Sabah kalkıp kahvaltı yapıyoruz.</p>

<p>Herkes Almanya ve Fransa’da yapılan toplantılardan memnun.</p>

<p>Görüşmeler son derece faydalı olmuş.</p>

<p>Yurt dışındaki vatandaşlarımızın sorunlarının birebir dinlenmesi ve var olan sorunların aşılması adına düzenlenecek dosyaların ilgililere yöneltilmesi ile pek çok sıkıntının aşılacağı konusunda herkes hemfikir.</p>

<p>Kahvaltı sonrası hep birlikte Stuttgart hava limanına ulaşıyoruz.</p>

<p>İşlemleri bitirip uçağa geçiyoruz.</p>

<p>Genel başkan <strong>Müsavat Dervişoğlu</strong> başkanlığındaki heyetinde uçağa gelmesi sonucu uçak havalanıyor.</p>

<p>2,5 saat süren güzel ve neşeli bir uçuş sonrası İstanbul hava alanına iniş yapıyoruz.</p>

<p>Avrupa seyahatine katılanlar ile olabilecek yeni bir seyahate kadar vedalaşıp Gebze’nin yolunu tutuyoruz.</p>

<p><strong>TEŞEKKÜR.</strong></p>

<p>Böylesi organizasyonları eksiksiz tamamlamak son derece zordur.</p>

<p>Haftalar-günler-saatler süren zorlu bir çalışmayı gerektirir.</p>

<p>Doksan dokuz tane güzel iş yaparsınız unuttuğunuz bir hizmet tüm etkinliği yerle bir eder.</p>

<p>Bu tür etkinliklerin sütre önündekileri herkes görür, bilir, alkışlar.</p>

<p>Böylesi organizasyonların birde sütre gerisindeki görünmeyen kahramanları olur.</p>

<p>Sandalye taşıyandan,</p>

<p>Su tedarik edene,</p>

<p>Elektrik kablolarını çekenden,</p>

<p>Dünyanın dört bir tarafından misafirleri çağırana.</p>

<p>Konaklanacak otelden, transferi sağlayanlara kadar</p>

<p>Yüzlerce isimsiz kahraman sabah erken saatlerden gece yarılarına kadar uykusuz aç susuz kalınır.</p>

<p>Gençlik yıllarımızda bizde sütre gerisinde hep aç-susuz-uykusuz kaldığımız için bu süreci iyi biliriz.</p>

<p>Bu nedenle Organizasyonun kusursuz bir şekilde geçmesi için aylarca çaba gösteren</p>

<p><strong>-Dr.Ayyüce Türkeş Taş’a</strong></p>

<p><strong>-Zinnur Çobanoğlu’na</strong></p>

<p><strong>-Ekrem Taha Başbuğ’a</strong></p>

<p><strong>-Raziye Güney’e</strong></p>

<p><strong>-Serap Yılmaz’a</strong></p>

<p><strong>-Kürşat Uzun’a</strong></p>

<p><strong>-Arif Çakıroğlu’na</strong></p>

<p><strong>-Orhan Kurt’a</strong></p>

<p><strong>-Uğur Şahin’e</strong></p>

<p><strong>-Hasan Ardın’a</strong></p>

<p><strong>-Celal Ekiz’e</strong></p>

<p><strong>-Mehmet Alagül’e</strong></p>

<p><strong>-Emrah Gürbüz’e</strong></p>

<p><strong>Ahmet Cevaş’a</strong></p>

<p><strong>-Uğur Özbağcı’ya</strong></p>

<p><strong>-Şenay Şemsi’ye</strong></p>

<p><strong>-Recep Çalışkan’a</strong></p>

<p><strong>-Hasan Başbuğ’a</strong></p>

<p>Verdikleri destek den dolayı</p>

<p><strong>-ABD başkanı Ahmet Avaş’</strong></p>

<p><strong>-Avusturya başkanı Feyzullah Andak’a</strong></p>

<p><strong>-Belçika başkanı Muammer Açıkel’e</strong></p>

<p><strong>-İngiltere başkanı Özlem Konaklı’ya</strong></p>

<p><strong>-İsveç başkanı Sibel Kocagözoğlu’na</strong></p>

<p><strong>-Hollanda başkanı İhsan Dadaş’a</strong></p>

<p><strong>-Fransa başkanı Selim Tongur’a</strong></p>

<p>Hareketin lideri <strong>Müsavat Dervişoğlu’nu</strong> vatandaşlar ile buluşturabilmek adına 7/24 çaba gösteren</p>

<p><strong>-Alparslan Demir</strong></p>

<p><strong>-Halil Güler</strong></p>

<p><strong>Mehmet Fatih Kılınç</strong></p>

<p>Ve ekipteki diğer kardeşlerime emekleri dolayısı ile kucak dolusu selam ve saygılarımı iletiyorum.</p>

<p>Allah eksikliklerini göstermesin.</p>

<p>Bunlarla birlikte bizim için her zaman olduğu gibi bu Avrupa ziyaretinde de tüm konaklama-ulaşım-yeme içme organizasyonu eksiksiz bir şekilde gerçekleştiren</p>

<p>-GİK üyemiz <strong>Nusret Acur’a</strong></p>

<p>-GİK Üyemiz <strong>Yunus Eray Öz’e</strong></p>

<p>Seyahat boyunca taleplerimiz bizi gölgemiz gibi takip ederek anında yerine getiren</p>

<p>İYİ Parti Gebze belediye meclis üyemiz <strong>Umut Aydoğdu’ya</strong></p>

<p>Özellikle de seyahat boyunca aralıksız devam ettiğim tüm sözlü hücum ve sataşmalarımı başarılı ve sabırlı bir şekilde savuşturan</p>

<p>Gebze belediye başkan adayımız <strong>Sadık Güvenç’e</strong></p>

<p>Tüm bu güzellikleri görmemize vesile olan İYİ Parti Genel başkanımız Kıymetli <strong>Müsavat Dervişoğlu’na</strong></p>

<p>Sonsuz teşekkürlerimizi iletiyoruz.</p>

<p>Eğer kabul edilirsek yeni bir seyahatte buluşabilmek adına tüm katılımcılara ve bu satırları okuyanlara da müteşekkiriz.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yüksel Ercan</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/musavat-dervisoglunun-avrupa-cikarmasi</guid>
      <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 21:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/04/0aa-61.jpg" type="image/jpeg" length="90103"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kırık kalpler ülkesi]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/kirik-kalpler-ulkesi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/kirik-kalpler-ulkesi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Son dönemlerde sağımıza-solumuza-önümüze-arkamıza yani nereye bakarsak bakalım müthiş bir yalnızlık müthiş bir umutsuzluk görüyoruz.</p>

<p>Milyonlarca kalabalık içerisinde bile kendisini yapayalnız gören insanların her gün biraz daha çoğaldığı bu dünyada tekrar eski mutlu günlerimize nasıl döneceğimiz ile ilgili soru işaretleri hemen herkesin aklını kemiriyor.<br />
Biz de toplumun ortalamasını yaşayan bir Evlad-ı Vatan olarak bu yalnızlıktan ve artık gizlenemeyen umutsuzluktan mecburen payımızı alıyoruz.</p>

<p>Eskisi kadar tahammüllü değiliz.</p>

<p>Yapılan haksızlıklara ve yanlışlıklara bundan 20 yıl önceki gibi sabır gösteremiyoruz, kısacası tahammülsüzlüğümüz son dönemlerde en ileri noktada.<br />
<br />
Yaşımız 65 oldu.</p>

<p>Toz duman bir hayat yaşadık yıllarca, Ne gençlik bildik nede taze hayaller geriye dönüp baktığımızda hayatımızın sürekli bir mücadele içerisinde geçtiğini bu mücadelenin de kendimiz için değil daha çok memleket meseleleri ile ilgili olduğunu görüyoruz.<br />
<br />
Hal böyle olunca geriye bir tek geçmişin muhasebesini yapmak ve geçmiş günler ile ilgili bizi o günlere götürecek eserlere olan ihtiyacımız sürekli artıyor bu eserleri bulup incelemek gibi bir merak oluşuyor.<br />
<br />
<strong>Yolların Sonu</strong>, <strong>Nihal Atsız’ın</strong> 1946 yılında yayınlanan şiir kitabıdır.</p>

<p><strong>Hüseyin Nihal Atsız</strong> bu kitapta bütün şiirlerini toplamış. Kitabın ismi, <strong>Yolların Sonu</strong> adlı şiirden geliyor.</p>

<p><strong>Bu gün yollanıyorken bir gurbete yeniden</strong></p>

<p><strong>Belki bir kişi bile gelmeyecektir bize.</strong></p>

<p><strong>Bir kemiğin ardında saatlerce yol giden</strong></p>

<p><strong>İtler bile gülecek kimsesizliğimize</strong></p>

<p>diye başlayan ve içerisinde herkesin bir şeyler bulduğu şiir o gün bu gündür güzelliğinden ve öneminden hiçbir şey kaybetmemiş durumda.<br />
<br />
Yoların sonu ifadesi aslında herkes için çok büyük anlamlar ifade ediyor.</p>

<p>Hayatın keşmekeşliği içerisinde oradan oraya koşturulan bir noktada insan arada bir ayağını gaz pedalından çekip frene bastığında etrafında olup bitenleri daha kolay görme imkanına sahip oluyor.</p>

<p><br />
İnsanın kendisini anlamaya başladığı 25’li yaşlardan hayatının son dönemlerine kadar olan süre aslında çok büyük hayal kırıklıkları ile dolu.</p>

<p>Geçip giden hayatında ister başarılı olsun ister başarısız yıllar sonra aynaya baktığımızda kendimizi bambaşka bir noktada görmenin çaresizliği ile yolların sonunun geldiğini acı da olsa anlayabiliyoruz.<br />
<br />
Etrafımıza şöyle bir baktığımızda önce dedelerimizin, ninelerimizin, sonrasında anne ve babalarımızın sonunda da yakın çevremizdekilerin tek tek aramızdan ayrılıp ebedi aleme göç ettiğini gördükçe yolların sonu kavramanın aslında hepimiz için kaçınılmaz bir son olduğunu maalesef görüyoruz.<br />
<br />
Bundan 20 yıl 30 yıl önce aynalara daha sıkı bakan aynalar ile büyük dostluklar kuran bir insan bugünlerde yılar yıllı evinin bir köşesinde duran boy aynasına baktığında bir anda aynayı kıracak, paramparça edecek duruma geliyor ve</p>

<p>“ <strong>Neden böyle düşman görünürsünüz</strong></p>

<p><strong>Yıllar yılı dost bildiğim aynalar</strong>” diye sitemde bulunuyor.<br />
<br />
Böyle bir noktada yani yollarının sonunun her gün biraz daha üzerimize geldiği zamanlarda insan ister istemez geçmişi, yıllar yılı yaşadıklarını, eşini, dostunu, arkadaşlarını daha derin bir şekilde analiz etme gereği hissediyor.<br />
<br />
Yaptığı değerlendirmeler sonunda kendisinin dostlukları dolayısı ile ne kadar zararda ya da ne kadar faydada olduğunun hesabını yapan insan bundan sonrası içinde hesabını kitabını ona göre yapmayı planlıyor ancak bir miktarda geç kaldığını üzülerek anlıyor.</p>

<p>Dünya ile birlikte Türkiye’de de her geçen gün insan ömrü bir miktar daha artmış olsa da insan geçen zaman içerisinde kendi kendisini daha iyi değerlendirdiğinde şartlar ne olursa olsun orta yaş grubunu geçip ileri yaş grubuna adım attığında hayatın her geçen gün kendisi için biraz daha zor olmaya başladığının farkına varıyor.<br />
<br />
Bizden önceki nesillerin hiç birisi şu an dünyada yok,.</p>

<p>Dedemiz, yok,</p>

<p>-Ninemiz yok,</p>

<p>-Annemiz yok,</p>

<p>-Babamız yok,</p>

<p>-Amcalarımız,</p>

<p>-Halalarımız,</p>

<p>-Dayılarımız,</p>

<p>-Teyzelerimiz</p>

<p>ise çoktan bu dünyadan ayrılıp ebedi aleme göçüp gittiler.<br />
<br />
Böyle bir süreç ile karşı karşıya kalan insan bir anda</p>

<p>“<strong>İster düşün… Kendini ister hayale kaptır</strong></p>

<p><strong>Uzar uzar, çünkü hiç sonu yoktur yolların</strong></p>

<p><strong>Bakarsın aldanmışsın, gördüğün bir seraptır</strong></p>

<p><strong>Sevimli bir hayale açılırken kolların.</strong></p>

<p>diye var olan durumunu bir kez daha gözden geçirmeye başlasa bile var olan kaderden asla kaçılamayacağını yolların sonunun kendisi içinde geldiğini fark eder ve sonrası için kendisi ile ilgili kaderini yaşamaya ve olabilecekleri beklemeye başlar.<br />
<br />
Yolların sonu aslında herkesin bir noktada eşitlendiği yer.</p>

<p>İster dünyanın en kudretli devlet adamı olsun, İsterse milyonları peşinden koşturan bir sanatçı olsun, ya da dünyanın yarısına sahip zengin bir işadamı olsun hepsinin geldiği nokta yolların sonudur.<br />
<br />
Dünyanın bu kadar yalnızlaştığı insanların her gün biraz daha kendi kabuğuna çekildiği, Yalnızlığın kaçınılmaz bir gerçek olduğu şu günlerde herkes geçmişi özlüyor.</p>

<p>Dün yaşadıklarını her önüne gelene anlatıyor, dününün bugünlerde çok daha iyi olduğu gerçeğini hatırından çıkarmıyor.<br />
<br />
<strong>Atsız</strong> şiirin bir bölümünde</p>

<p>“<strong>Gidiyorum: Gönlümde acısı yanıkların</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Ordularla yenilmez bir gayız var kanımda.</strong></p>

<p><strong>Dün benimle birlikte gelen tanıdıkların</strong></p>

<p><strong>Yalnız bir hatırası kaldı artık yanımda.</strong></p>

<p>İfadesini kullanıyor.</p>

<p>“<strong>Acı-Gönül-Yenilmek-tanıdıklar-Hatıralar-Gayız-Gitmek</strong>” gibi ifadeler bugünlerde herkesin hayatında daha fazla bir yer tutuyor,</p>

<p>Artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını çok iyi bilen yarım asırlık yaş grubunu çoktan geride bırakmış bir nesil olarak hasret türkülerinin, gurbet hikayelerin hayatında daha fazla yer tuttuğuna şaşırarak şahit oluyor.</p>

<p>Bizim gibi…</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yüksel Ercan</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/kirik-kalpler-ulkesi-1</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 20:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/04/0aa-39.jpg" type="image/jpeg" length="67377"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Güven duygusu kaybolursa]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/guven-duygusu-kaybolursa-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/guven-duygusu-kaybolursa-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Rahmetli <strong>Alparslan Türkeş</strong> 80’li yıllarda bizimde katıldığımız bir toplantıda hepimize yapmamız gerekenler ile ilgili talimatları verip, konuşmasını tamamladığında <strong>“Evlatlarım sakın unutmayın şüphe istisna, güven esas olmalıdır.”</strong> şeklinde bir ifade kullanmıştı.</p>

<p>O zamanlar biraz gençliğin birazda teşkilatçılığın verdiği mahmurlukla “<strong>Güven esas</strong> <strong>şüphe istisna olmalıdır”</strong> ifadesinin nasıl bir anlam içerdiği konusunda fazla kafa yormamıştık.</p>

<p>Aradan yıllar geçip yaş kemale erdiğinde “<strong>Güven esas olmalıdır”</strong> ifadesinin ne kadar muhteşem bir dünya görüşü olduğunu nerede ise attığımız her adımda biraz daha fazla özümsediğimizi biliyoruz.</p>

<p>Ne kadar önemli şeydir <strong>güven</strong>.</p>

<p>Olmazsa olmaz.</p>

<p>Yarına güven,</p>

<p><strong>devlete güven</strong>,</p>

<p>babana güven,</p>

<p>karına güven,</p>

<p>çocuğuna güven,</p>

<p>arabana güven,</p>

<p><strong>adalete güven</strong>,</p>

<p>belediyeye güven,</p>

<p>meclise güven,</p>

<p>askere güven,</p>

<p>polise güven,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>dosta güven,</p>

<p>komşuya güven,</p>

<p>müteahhitte güven,</p>

<p>sağlığa güven,</p>

<p>eğitime güven,</p>

<p><strong>kendine güven.</strong></p>

<p>Askerimize güvenerek savaşa gireriz gözümüzü kırpmadan.</p>

<p>Polisimize güvenip gece evimizde rahatça uyuruz.</p>

<p>Belediyeye güvenip işyerlerinde satılan gıdaları alıp yeriz.</p>

<p>Kasabın etine, manavın sebzesine, lokantacının yemeğine güvenir yeriz.</p>

<p>Doktorun verdiği ilaca tedaviye güveniriz.</p>

<p>İmamın kürsüden vaazına inanırız iman ederiz.</p>

<p>Ailemize güveniriz.</p>

<p>Kalemizdir bizim.</p>

<p>Akrabalarımıza, eşe, dosta, arkadaşa güveniriz.</p>

<p><strong>Asker arkadaşlarımız,</strong></p>

<p>dava arkadaşlarımız,</p>

<p>mahpus arkadaşlarımız vardır.</p>

<p>Kavgaya gideriz,</p>

<p>yola gideriz,</p>

<p>ölüme gideriz onlarla.</p>

<p>Güven tamdır arkamıza bile bakmayız.</p>

<p>Hayata güveniriz.</p>

<p>Akşama eve gideceğimize, sabah işe gideceğimize güvenimiz vardır.</p>

<p>Sanki hayat ile <strong>senet imzalamışız</strong> gibi..</p>

<p>Ama arada ansızın güven sarsılır yıkılır.</p>

<p>Yükleniyor...</p>

<p>O soğuk ölüm gelir bulur zayıf zavallı kendine çok güvenen beşeri.</p>

<p>Güven tartışmasız en önemli şeydir.</p>

<p>Yoksa yola, sokağa, caddeye çıkamayız.</p>

<p>Uçağa binemeyiz, arabaya, trene, vapura binemeyiz.</p>

<p>Adliyenin kapısından içeri girerken ayaklarımız geri gidiyorsa,</p>

<p>hastane kapısından içeri girerken kuşkumuz varsa,</p>

<p>karakola girerken <strong>ürperiyorsak</strong>,</p>

<p>birinci olduğumuz işte kaybetmekten korkuyorsak,</p>

<p>ürettiğimiz şeyleri kalitesinden emin olduğumuz halde iade alıyorsak,</p>

<p>doktora,</p>

<p>hâkime,</p>

<p>polise,</p>

<p>din adamına,</p>

<p>arkadaşımıza,</p>

<p>belediye başkanımıza,</p>

<p>rektörümüze,</p>

<p>partimize,</p>

<p>imamımıza,</p>

<p>bakanımıza,</p>

<p>bürokratımıza,</p>

<p>patronumuza ,</p>

<p><strong>birbirimize</strong> <strong>kuşkuyla</strong> bakmaya başladıysak kendimizi gözden geçirmekte büyük fayda var.</p>

<p><strong>Yarın ne olacak</strong> diye düşünmeye başlayan insan yerinde kalıcı olamaz.</p>

<p>Gece rahat uyuyamaz.</p>

<p>Batıda o küçük komünist kalıntısı devletlerde her bireyin devletine dolayısıyla yarınına güveni tamdır.</p>

<p>Cebinde parası olmasa evde ekmeği olmasa bile <strong>yarınından korkmaz</strong>.</p>

<p>Yüzü gülümsemeyle doludur.</p>

<p>Bizim insanımız gibi somurtmaz, kaygı, kuşku bulamazsınız yüzünde.</p>

<p>Onlar her nasıl<strong> sağladılarsa</strong> bu güveni bizde bulup sağlamalıyız.</p>

<p>Güveni tesis etmeliyiz.</p>

<p><strong>Sokakta kimse</strong> hiç bir şeye güvenmiyor.</p>

<p>Bunu söylemeye korksa bile yüzündeki ifade anlatıyor bunu.</p>

<p>Bir sorun var, bir kuşku, kaygı, vehim var.</p>

<p>Bunu daha çok geç kalmadan tesis etmek için kurulması gereken birimler kurulmalı çalışmalara başlamalı.</p>

<p>Korku kaygı içindeki insanları rahatlatmak devletin temel görevlerinden olmalı.</p>

<p><strong>Güvensiz bir toplum</strong> yarınına güveni olmayan insanların yaşadığı bir sistem tartışmasız özlenen bir gelecek olamaz.</p>

<p>Daha güvenli, <strong>adaletli,</strong> merhametli, yarınları tesis etmek görevi devletin kademesinde oturan her bireyin sorunu ve sorumluluğudur.</p>

<p>Bunun göz ardı edilmesi, görülmezden gelinmesi işi daha çetrefilli ve çözümü zor bir sona götürür ki bunu da kimse istemez.</p>

<p>Herkesin tüm toplumun yöneticilerine güvenle bakması için yöneticilere büyük iş düşüyor.</p>

<p>Ne diyordu Başbuğ, "<strong>Güven esas</strong> <strong>şüphe istisna"</strong></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yüksel Ercan</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/guven-duygusu-kaybolursa-1</guid>
      <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 21:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/04/0aa-32.jpg" type="image/jpeg" length="99451"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Derde derman olmak]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/derde-derman-olmak-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/derde-derman-olmak-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Akşam saatlerinde bir arkadaşımız ile buluşmak için nefes nefese koşturuyoruz, birden kolumuza bir tanıdık girdi<strong> "-Başkanım bir dakika nefeslen, Seni sosyal medyadan takip ediyorum, iletişim araçları vasıtası ile her gün yazılarını okuyorum, sanki dünyanın bütün derdini sen taşıyormuşsun gibi bir psikoloji içerisindesin lütfen bizi de düşün biraz neşelen"</strong> diye ikaz edince kendisine " <strong>Şu an işim acele yarın sabah çay ısmarla o arada bizde hem memleketin hemde bizim içerisinde bulunduğumuz durumu sana tane tane anlatırız</strong>" dedikten sonra randevumuza yetişmek için kaldığımız yerden koşuşturmaya devam ettik.</p>

<p><strong>Hekimoğlu İsmail</strong>, “<strong>Derdimi seviyorum”</strong> isimli eserinde</p>

<p><strong>“Bahçenin suyunu kestiler, çiçekler sordu, meyveler döküldü ve yapraklar sarardı. Dünya dikenlere kaldı.</strong><br />
<br />
<strong>Kapının önüne gül diktim, sarmaşık ektim, gelip geçenlerin içi açılsın diye. İnsanlar gülleri kopardı, hayvanlar sarmaşıkları yedi, geriye yine dikenler kaldı.<br />
<br />
Hiç unutmam, hasat mevsimi yaklaşıyordu, mahsul bol mu, boldu. Bir gün, bir sam yeli esti, yapraklar sapsarı oldu, meyveler buruştu, dikenler bayram ediyordu.<br />
<br />
Felaket el ele, kol kola geliyordu: Bir başka zaman bulut gibi çekirge geldi, yeşil yaprakların hepsi gitti, geriye sadece dikenler kalmıştı.<br />
<br />
Yeşile düşman olanlar, dikenlere dost olmuştu. Çiçek gibi insanlar gitti, ibadet meyveleri döküldü, yemyeşil kültürümüzü sam yeli aldı, son kalanları da kuzey rüzgârları dondurdu, dünya dikenlere kalmıştı.<br />
<br />
Olmayan bahçenin bahçıvanını buldum, onun yanına çırak girdim "Dertlerden dert, dikenlerden diken beğen" dedi.<br />
<br />
Anladım ki "Derdimi sevmekle işe başlamalıyım. Birdenbire iç dünyamı bir çığlık dolaştı: "Çilesini çekmediğin şey senin değildir!"<br />
<br />
Herkes bir şeye sahip çıkarken, benim payıma DİN düşmüştü. O'na sahip çıkmak istedim, baktım ateş! Elime aldım yanıyordum, bıraksam dinsiz kalacaktım. İster istemez "Derdimi sevdim". </strong>diyor ve bizi bir diyardan başka bir diyara sürüklüyor.</p>

<p>Bu kadar derdi olan insanı gördükten sonra çevremizde olup bitenlere anlam verebilmek gerçekten zor.</p>

<p>Herkesin kendisini haklı gördüğü, Birinin diğerinin fikrine değer vermediği, Özellikle siyaset konuşulduğu zaman insanımızın karpuz gibi ortadan ayrıldığı bir süreçte bizde kendimizi olabildiğince “<strong>değersiz”</strong> buluyor ve “<strong>dünyanın kötü zamanına kaldık</strong>” diye hayıflanıp duruyoruz.</p>

<p>Şair <strong>Yılmaz Odabaşı</strong></p>

<p><strong>“Biz şimdi ölsek; en fazla kahvede çaylar soğur/</strong></p>

<p><strong>Yırtılır ömrümüzün yalan tutanakları,/</strong></p>

<p><strong>Kaderimizi yazan bembeyaz kağıt soğur./</strong></p>

<p><strong>Yakmaz yokluğumuz kimsenin günlerini/</strong></p>

<p><strong>Üç günde solan, yalan bir keder soğur.”</strong></p>

<p>şeklinde içimizi yakan dizeleri ile aslında <strong>“Umursanmak yada Umursanmamak</strong>” gibi artık bizi terk eden insani duygular ile birlikte bir noktada içerisine düştüğümüz umutsuzluğun hangi boyutlarda olduğunu anlatmaya çalışıyor.</p>

<p>Okuyucularımız şu sıralar bizim yazılarımıza daha fazla duyarlılık gösterip, yazılarımızı okuduktan sonra kendi pencerelerinden yorum yaparak bir noktada bize yeni bir yol haritası çiziyorlar.</p>

<p>Dikkat ediyoruz yurt içinden yurt dışından bize var olan tüm iletişim araçlarından ulaşan okuyucularımız “ <strong>Yahu arkadaş öldürdün bizi bu ara bütün yazıların dert dolu, sorun yumağı dolu, bir derdin, bir sıkıntın varsa bizde bilelim</strong>” diye sorup duruyorlar.</p>

<p>Aslında bizi “<strong>bu kadar dertlenme, her şeyi sorun yapma”</strong> diye uyaran dostlarımızda umutlanmak adına fazla bir argümanlarının olmadığını çok ama çok iyi biliyorlar.</p>

<p>Buna rağmen kendilerini sarıp sarmalayan bu kadar sıkıntıya rağmen bizim gibi kanaat önderlerinden iyimserlik dolu öğüt bekliyorlar.</p>

<p>Her sabah ekmek almak için fırına giriyoruz, sıcak ekmek alanlardan çok bir önceki günden kalan bayat ekmekleri daha ucuz fiyata almaya çalışan insanımızı görüyor dertleniyoruz.</p>

<p>Manava gidiyoruz, işyerinin sahibi bizi görür görmez <strong>“ Yüksel Bey vatandaş yemek yemiyormu, satmak için aldığımız sebzeleri ayıklamaktan çöpe atmaktan bıktık usandık, bu durum daha ne kadar devam edecek, yazsana bunları”</strong> dediğinde dertleniyoruz.</p>

<p>Haftada bir kontrol için sağlık kuruluşlarının yolunu tutuyoruz.</p>

<p>Sabah erken saatlerden itibaren derdine derman bulabilmek adına kuyruğa giren yüzlerce binlerce vatandaşımızın durumunu görüyor dertleniyoruz.</p>

<p>Gazeteye gelen her on misafirimizden dokuz tanesi <strong>“Oğlum askerden geldi iş yok, Kızım iki üniversite bitirdi iş bulamıyoruz, Allah rızası için yardımcı ol</strong>” diyen vatandaşlarımızın çaresizliğini görüyor dertleniyoruz.</p>

<p>Emeklilerin geçinemediğini görüyor dertleniyoruz.</p>

<p>Kredi kartı dolayısı ile bütün varlığına haciz gelen dostlarımızı görüyor dertleniyoruz.</p>

<p>Evinde aracı olduğu halde pahalı yakıt yüzünden aracını çalıştırmaktan korkan vatandaşlarımızı görüyor dertleniyoruz.</p>

<p>Bizde halkın ortalamasını yaşayan insanımızın başarılar ile sevinen onların üzüntüleri ile dertlenen bir medya mensubu olarak var olan bu olumsuzluklardan nasibimizi ister istemez alıyoruz herhangi bir çözüm bulamayınca da daha çok dertleniyoruz.</p>

<p>Sabah mesainin başlaması ile beraber olduğumuz misafirlerin yüzündeki olumsuz ifadeleri gördüğümüzde onların çaresizliğine şahit olduğumuzda kendilerini bu sarmaldan kurtaracak bir elin olmadığı da netleşince bizimde dudaklarımızdan “ <strong>Ölsek hiç kimsenin umurunda olmayacağız”</strong> ifadeleri dökülüyor.</p>

<p>Halbuki yaşlı-genç-erkek-kadın kim varsa devleti yönetenlerin kendisini umursamasını, yalnız olmadığını hissettirmesini en zor anlarında bile kendisine uzanacak bir güçlü elin hemen yanı başında olmasını talep ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak geldiğimiz noktada vatandaşımız artık kendisinin kaderine terk edildiğini çıplak göz ile gördüğünden bu yapının değişmesinin de kısa vadede mümkün olmadığını bildiğinden “<strong>Biz ölsek kimsenin umurunda olmaz”</strong> dizelerinin arkasına sığınmak zorunda kalıyor.</p>

<p>İşte bu noktada <strong>Yılmaz Odabaşı’nın</strong></p>

<p>“<strong>Biz şimdi ölsek değişecek bir tek yeri vardır dünyanın/</strong></p>

<p><strong>Anamın yanağında bir yer ıslanır,/</strong></p>

<p><strong>O da anca toprağa girince soğur…”</strong></p>

<p>şeklindeki dizeleri herkes için sığınılacak bir liman gibi hemen yanı başımızda duruyor.</p>

<p>O andan itibaren herkes gibi bizde kendimizi umutsuzluk daha da önemlisi umursamazlık dolu o limana atmanın ve bir daha çıkmamanın hesabını yapıyoruz.</p>

<p>Bu kadar olumsuzluk içerisinde dertlenmeyelim de ne yapalım ?</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yüksel Ercan</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/derde-derman-olmak-1</guid>
      <pubDate>Sun, 19 Apr 2026 21:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/04/0aa-11.jpg" type="image/jpeg" length="81998"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Testi kırıldıktan sonra]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/testi-kirildiktan-sonra-3</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/testi-kirildiktan-sonra-3" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bize ayrılan bu sütunda dün de kısmen belirtmiştik.</p>

<p>Türkiye’de an itibarı ile 25 milyon öğrenci bulunuyor.</p>

<p>Söz konusu öğrenci sayısına başta Avrupa olmak üzere dünyanın pek çok ülkesinde ulaşacak nüfus sayısı yok.</p>

<p>Normal şartlarda 25 milyon öğrencisi bulunan bir ülkede başta ve eğitim ve kültür olmak üzere pek çok noktada hiç değişmeyecek kuralların konulması lazım.</p>

<p>Özellikle Milli eğitim ve kültür her türlü politikanın ve siyasetin üzerinde olması gerekiyor.</p>

<p>Zira bahsettiğimiz konu bir ülkenin geleceği.</p>

<p>Yani eğitim ve kültür.</p>

<p>Milli Eğitim bakanlığında kesinlikle siyaset yapılmamasını yıllar yılı bizde söylüyoruz ilgililerde söylüyor.</p>

<p>Ancak bu kadar önemli bir bakanlıkta olmaması gereken siyaset diğer bakanlıklara göre en üst seviyede yapılıyor.</p>

<p>Şu an bakanlık koltuğunda bulunan bürokrat kökenli ismin Türkiye’de en keskin siyaset yapan isimlerin başında geldiği konusunda herkes hemfikir.</p>

<p>Lakin sayın bakanın bundan haberi yok.</p>

<p>Yada sağında solunda bulunanlar “<strong>Sayın bakanım çok doğru bir yoldasınız böyle devam edin” </strong>şeklinde görüş belirtiyorlar.</p>

<p>Sayın bakan da eğitim ile ilgili var olan problemleri tamamen unutmuş sadece ve sadece siyaset üreten bir isim olarak kabul görüyor.</p>

<p>Son iki günde iki kentimizde meydana gelen olaylar Türkiye’yi ayağa kaldırdı.</p>

<p>Ancak hepimizin gördüğü takip ettiği gibi Türkiye maalesef bu konuda da karpuz gibi ikiye ayrıldı.</p>

<p>Sabah saçlarını tarayıp elini yüzünü yıkayıp okula gönderdiğimiz çocuklarının saatler sonra öldürüldüğü haberi çocukların velilerine bildiriliyor.</p>

<p>Allah o ailelere sabır versin.</p>

<p>Bu tür canımızı yakan olaylar karşısında kayıtsız kalmak imkansız.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak hiçbir şey olmamış gibi davranmakta insanı bir duygu değil.</p>

<p>Ülkeyi yönetenlerin bu aşamadan sonra okulların ve o okullarda eğitim gören çocuklarımızın güven içerisinde olması adına var olan tüm tedbirleri alması gerekiyor.</p>

<p>Ülkemizin geleceğine hazırlanan çocuklarımızın güvenliğini en üst noktada sağlayacak önlemleri almanın zamanı geldi de geçiyor bile.</p>

<p>Zira korunması gereken kitle çocuklarımız.</p>

<p>Daha ötesi yok.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yüksel Ercan</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/testi-kirildiktan-sonra-3</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 22:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/04/0aa-171.jpg" type="image/jpeg" length="92012"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Öğrenci şiddeti]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/ogrenci-siddeti-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/ogrenci-siddeti-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Daha çok ABD’deki okullarda görürdük.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Televizyon kanalları ABD’de var olan okullara halen söz konusu okulun öğrencisi olan yada o okuldan mezun olan bir yada birkaç öğrencinin birdenbire önce okul bahçesine sonrada okulun içerisindeki sınıflara girerek elindeki silahla öldürdüğü öğrencileri yada okuldaki diğer görevlileri gösterirdi.</p>

<p>Söz konusu haber yada haberler sonrası ekranlara çıkan ve hemen her konuda fikirleri olan yorumcular uzun saatler boyunca ABD’deki eğitim sisteminden, Öğrencilerin psikolojik sorunlarından ve dünyadaki pek çok ülkeye göre ABD’de daha kolay olduğu söylenilen silah edinme durumundan bahsederlerdi.</p>

<p>Hepimizin kolaylıkla kabul edebileceği gibi dünyada değişen ve gelişen iletişim teknolojisi dolayısı ile ismi “ <strong>akıllı telefon”</strong> olan ancak temelde “<strong>Gelişmiş bilgisayar” </strong>olarak bildiğimiz küçük ekranlar artık olup biteni dakikalar içerisinde tüm dünyada dolaşıma giriyor.</p>

<p>Dünyada var olan ülkeler arasında fiziksel olarak sınırlar bulunuyor olsa da gelişen teknoloji dolayısı ile artık sınırların yerle yeksan olduğunu çok net bir şekilde kabul etmek durumunda kalıyoruz.</p>

<p>ABD’de şahit olduğumuz okul saldırılarını gördükçe sağımızda-solumuzda bulunan arkadaşlarımıza da “<strong>İnşallah bu durum bizim ülkemize sirayet etmez”</strong> temennilerinde bulunduğumuzu bizi tanıyan herkes kabul edecektir.</p>

<p>Ancak söz konusu saldırıların dilek yada temenniler ile durdurulamayacağını da hepimiz biliyoruz.</p>

<p>Türkiye’de var olan eğitim sisteminin en azından güvenlik açısından pek çok açığının olduğunu eğitim ile uğraşan pek çok isim kabul ediyor.</p>

<p>AK Partinin iktidarda bulunduğu 03 Kasım 2002 tarihi itibarı ile en çok değişikliğe uğrayan kurumun Milli Eğitim bakanlığı olduğu şeklinde de bir gerçeklik var.</p>

<p></p>

<p>Açık kaynaklardan bilgi aldık.</p>

<p>Türkiye'de 2024-2025 eğitim-öğretim yılı verilerine göre örgün eğitimde yaklaşık 18 milyon (<strong>15,3 milyonu resmi, 1,5 milyonu özel</strong>) öğrenci bulunuyor..</p>

<p>Buna ek olarak yükseköğretim (<strong>üniversite</strong>) sisteminde de 6,7 milyonun üzerinde öğrenci eğitim almaktadır.</p>

<p>Toplam öğrenci sayısı, açık öğretimdekilerle birlikte 25 milyonu aşmaktadır.</p>

<p>Yani öğrenci sayımız 25 milyon.</p>

<p>Avrupa’da var olan ülkelere bakalım.</p>

<p>Pek çoğunun nüfusu bizim öğrencilerimizin yarısı kadar bile değil.</p>

<p>Bu kadar genç ve enerjik bir kitlenin daha özenli bir şekilde idare edilmesi gerekiyor.</p>

<p>Özellikle orta dereceli okullarda olması gereken rehberlik hizmetinin tam olarak verilip verilmediği konusunda kuşkularımız var.</p>

<p>Çocuklar hangi koşullarda sabah okulun kapısından içeriye giriyor?</p>

<p>Ekonomik durumu nasıl?</p>

<p>Öğretmenleri ile ilişkileri ne durumda?</p>

<p>İle başlayan ve daha yüzlercesi ile devam eden sorulara tatmin edici bir cevap verildiğini düşünmüyoruz.</p>

<p>Okullardaki güvenlik önlemleri elbette çok ama çok önemli.</p>

<p>Ancak güvenlik sorununa gelinceye kadar daha yüzlerce problem olduğu kanaatindeyiz.</p>

<p>Var olan eğitim sisteminin tez elden güncellenmesi gerekiyor.</p>

<p>Bu kadar genç nüfusun ve öğrencinin bulunduğu bir yapı görmezlikten gelinemez.</p>

<p>İlkokuldan başlayan ve üniversitenin son sınıfına kadar devam eden eğitim süreci her yıl binlerce –on binlerce işsizler ordusu yaratıyor.</p>

<p>Problem çok.</p>

<p>Ancak işin temeline inen yok.</p>

<p>Daha hayatının baharında bir çocuk hangi sebeple 5-6 silahla okul basıp insan katlediyor.</p>

<p>Bu işin sağı solu</p>

<p>İktidarı muhalefeti yok.</p>

<p>Çok kısa zamanda acil ve kalıcı çözüm gerekiyor.</p>

<p>Diğer türlü Allah korusun gelecek günlerde daha da acı haberler ile karşı karşıya kalabiliriz.</p>

<p>Bir araya gelip konuşalım.</p>

<p>Daha kötü zamanlar yaşamayalım.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yüksel Ercan</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/ogrenci-siddeti-1</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 22:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/04/0aa-170.jpg" type="image/jpeg" length="26841"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İkra..İkra..İkra]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/ikraikraikra-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/ikraikraikra-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İKRA Arapça kökeninden gelen bir kelimedir, Arapçada okumak anlamına gelen İKRA adıyla bir de sure vardır. Kuran'da ilk ayet olarak bilinen <strong>"oku"</strong> emrinin verildiği ayette geçmektedir.</p>

<p>Peygamber'in Allah'tan aldığı ilk mektup İKRA yani okumak kelimesiyle başlamaktadır.</p>

<p>Okumak ve anlamak ile ilgili bir kelime olduğu için bu kapsamda cümle kurarken kullanımı tercih edilebilir.</p>

<p>İKRA kelimesi sadece okumak anlamını taşımaz.</p>

<p>Arapçada her kelimenin kök ailesi vardır. İKRA kelimesi ise Karea kökünden türemiştir. Karea kökü anlayarak ve düşünerek okumak anlamını taşımaktadır.</p>

<p>Yani İKRA sözlük anlamı olarak yalnızca okumayı içermez.</p>

<p>Anlayarak ve düşünerek okumayı içerir.</p>

<p>Yukarıda yazdıklarımızdan da anlaşılacağı gibi Kuran’da ilk ayet olarak bilinen ve Peygamber’in Allah’tan aldığı ilk mektup olan İKRA yani OKU kelimesi ile başlamaktadır ancak bunun yanında İKRA anlayarak ve düşünerek okumak anlamını da içermektedir.</p>

<p>Peki biz yani İslam dünyası “<strong>Kuran’da ilk ayet olan İKRA yani Oku emrini ne kadar yerine getiriyoruz, yada getiriyormuyuz.?</strong> ” sorusuna ne oranda EVET cevabını verebiliyoruz, işte orası muamma.</p>

<p>Kendisini <strong>“Müslüman olarak” </strong>tanımlayan hemen herkesin evinde oyalı dantelli ve güzel işlemeli bir muhafazanın içerisinde saklanan bir Kuran-ı kerim mutlaka vardır, ancak işin garip tarafı son derece güzel bir ambalajın içerisine konulan mukaddes kitabımız ya başta çocuklar olmak üzere hiç kimsenin ulaşamayacağı bir yüksekliğe asılır yada hiç kimsenin kolay kolay bulamayacağı bir dolabın içerisine adeta hapsedilir.</p>

<p>Böyle olunca hayatımızın hemen her noktasında bize yol gösterecek olan ve “<strong>Diriler kitabı</strong>” olarak rehber edineceğimiz Kuran-ı Kerim bu anlaşılmaz tutum nedeni ile adeta “<strong>Ölüler kitabı”</strong> haline getiriliyor.</p>

<p>Bizim insanımız asıl okuması gereken Kuran-ı Kerimi hayatında bir kez okumadığı gibi mukaddes kitabımızda ne yazıyor sorusuna cevap bulabilmek adına Türkçe mealini de eline almaz ve bir ömür böyle sürer gider.</p>

<p>Vakit namazlarını asla terk etmeyen rahmetli anemin okuma yazması yoktu,</p>

<p>Bizde kendisine olan saygımızdan ve sevgimizden dolayı “<strong>anne namazda hangi sureleri okuyorsun yada okuduğun Fatiha suresinin anlamını biliyormusun.?</strong>” diye soramazdık ama hepimiz annemiz gibi okuması yazması olmayan milyonlarca vatandaşımızın hem namazlarda okudukları sureleri tam olarak bilmediklerini, sureleri ezberleseler bile bu surelerin ne demek istediğini bilmediklerini de kestirebiliyorduk.</p>

<p>Okuma yazma bilmeyenlere bir şey diyeceğimiz yok ancak asıl fecaat okuma yazma bildikleri halde bir kez bile Kuran-ı Kerimin kapağını açmayanlar açsalar bile okuduklarının anlamını bilmeyenlerin durumudur.</p>

<p>Yıllar yılı öyle bir yanlışın içerisine düştük ki okumamız gereken hemen yanı başımızdaki Kuran-ı Kerim ilgisizlikten ambalajının içerisinde tozlanmış bir vaziyette dururken biz kuran-ı Kerim’in dışında ne varsa <strong>“bunların içerisindeki bilgiler yanlıştır-doğrudur”</strong> demeden onların peşine düştük, halende bu aymazlık devam ediyor.</p>

<p>Bizim milletimiz oldum olası okumayı sevmez, okuduğu kitap ne anlam içeriyor diye kafa yormaz, bunu yapacağına hazırcılığa konmak ister, “<strong>Ben okuyup zaman kaybedeceğime bu işi bilen birisine intisap edeyim” </strong>diye düşünür ve o andan itibaren en hafif tabir ile “<strong>Aklını başkasına kiraya verir”</strong></p>

<p>Bugün İslam dünyasının çektiği tüm sıkıntı Müslümanın aklını kiraya vermesinden dolayı ortaya çıkan yozlaşmadır, geldiğimiz noktada”</p>

<p><strong>Seydam bilir</strong></p>

<p><strong>Şeyhim bilir</strong></p>

<p><strong>Hocam bilir</strong></p>

<p><strong>Liderim bilir”</strong></p>

<p>diyen milyonlarca Müslüman sorgulama yeteneğini de o andan itibaren kaybeder.</p>

<p>Halbuki</p>

<p>Muhammed İkbal’e göre</p>

<p><strong>Seyyid Kutub’</strong>a göre</p>

<p><strong>Ali Şeriati’ye</strong> göre</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İslam'ın esası sorguya ve sorgulamaya, okumaya, okuduktan sonrada okuduklarını anlamaya dayanır.</p>

<p>Herkesin kendisini “<strong>İyi Müslüman” </strong>olarak konumlandırdığı bir coğrafyada “Kuran'da ilk ayet olarak bilinen<strong> "OKU"</strong> emrinin verildiği</p>

<p><strong>Peygamber'in Allah'tan aldığı ilk mektup İKRA yani OKU olduğu “</strong></p>

<p>gerçeği hemen yanı başımızda iken neden okumayız, neden araştırmayız, neden okuduğumuzu anlamayız, sorusunun cevabını bizde veremiyoruz.</p>

<p><strong>“Hazreti Muhammed gibi bir önderi olan</strong></p>

<p><strong>Kuran-ı Kerim gibi muhteşem bir rehberi bulunan”</strong></p>

<p><strong>İslam dünyasına ne zaman bir önder çıkıp defalarca “</strong></p>

<p><strong>İKRA</strong></p>

<p><strong>İKRA</strong></p>

<p><strong>İKRA</strong></p>

<p>diyecek….</p>

<p>O günü dünya gözü ile görebileceğimiz zamanı bekliyoruz..</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yüksel Ercan</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/ikraikraikra-1</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 10:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/04/aa-yenisi-217.jpg" type="image/jpeg" length="51236"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bildiğin gibi değil]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/bildigin-gibi-degil-10</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/bildigin-gibi-degil-10" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Son</strong> dönemlerde zaten moralimiz bozuk.</p>

<p>Yaş geçiyor.</p>

<p>Bundan 20-30 yıl önce hiç ciddiye almadığımız rahatsızlıklar bizim yaş grubumuzdaki insanlar için şu sıralar ciddi şekilde sorun yaratıyor.</p>

<p>Bu kadar olumsuzluk üzerine birden bire hayatımıza siyaseten giren olumsuzluklar da eklenince kabul edelim ya da etmeyelim hayat adeta çekilmez bir hal alıyor.</p>

<p>Böylesi bir atmosferde ne kadar hızlı hareket etmeye çalışsak, etrafımızdaki kalabalıklara '<strong>Bakmayın böyle göründüğümüze yirmilik delikanlılara taş çıkartırız' </strong>diye ufak yollu sallasak, kendimizi biraz daha genç ve zinde göstermek adına giyimimize, kuşamımıza dikkat etsek te zaman o acımasız silahını bir türlü ensemizden kaldırmadığı için olduğumuz gibi görünüyoruz.</p>

<p>İçerisinde bulunduğumuz bu şartlar ister istemez bizi daha çok duygusal yapıyor daha fazla karamsarlığa itiyor.</p>

<p>Hal böyle olunca da yaşadığımız bu hayat ister istemez yazılarımıza dolayısı ile ruh dünyamıza da olabildiğince sirayet ediyor.</p>

<p>Geçtiğimiz hafta katıldığımız bir toplantıda bize yaklaşan bir vatandaşımız “<strong>Yüksel Bey siz beni tanımıyorsunuz ancak ben sizin yazılarınızı hiç aksatmadan okuyorum, siyasetin dışında kalan yazılarımız tam bir “Ağıt “ formatında , sürekli bir yakınma, sürekli bir serzeniş var, anlaşılan yaşadığınız bu hayat sizi çok yormuş olmalı, yazıları okurken inanın bizde çok büyük karamsarlığa bürünüyoruz, içimiz acıyor, bize de günah”</strong> dediğinde gülelim mi ağlayalım mı diye inanın şaşırdık kaldık.</p>

<p>Bizi bu şekilde değerlendiren okuyucumuza gel bakalım önce şuradan demli birer çay alalım dedikten ve bulduğumuz çayı yudumlarken <strong>“Alışagelmiş söylemlerin dışına çıkıp, düşünerek yaşamını önemini anlatan, insan hayatını daha da anlamlandıran "Böyle buyurdu Zerdüşt"</strong> eserinin yazarı <strong>Nietzsche</strong> "<strong>Saygılı, dayanıklı ve kuvvetli bir ruhun ağır yükleri vardır. Onun kuvveti, daima ağırı ve en ağırı ister, galiba benim sıkıntımda yıllar yılı hep en ağır yükü kaldırmaya çalışmak oldu" </strong>öğüdünü kendisine ilettikten sonra, dinle dedik ve başladık anlatmaya.</p>

<p>1980’li yılların başında siyasete ilgi duyan ancak herkesi perişan eden toz duman yıllar dolayısı ile hayatı tehlikeye giren genç bir ülkücü olarak yurt dışına gitmek zorunda kaldığımız dönemlerde “<strong>İdealizmin”</strong> en üst noktada olduğu günleri yaşıyorduk.</p>

<p>Sağcı-Solcu-Ülkücü-İslamcı-Muhafazakar yada kendisini herhangi bir dünya görüşüne mensup gören, biraz da ön saflarda yer almış herkesin “mecburi İstikamet” olarak gördüğü Avrupa yolu o günlerde bizim için de olmazsa olmaz bir noktaya gelmişti.</p>

<p>Daha 19 yaşında bıyıkları yeni terlemiş bir Ülkücü olarak bir öğlen vakti cebimize rahmetli <strong>Ayvaz Gökdemir’in</strong> koyduğu 10 dolar ve Pasaport ile birlikte daha önce hiç görmediğimiz Atatürk o zamanki ismi (Yeşilköy) Havalimanından bindiğimiz uçak dünyanın en büyük havalimanlarından birisi olan Frankfurt havalimanına indiğimizde üzerimize çöken “<strong>Garipliğin</strong>” bugün bile saniyesi saniyesine hatırlıyoruz.</p>

<p>O yaşta ve hayatta hiçbir düşmanı olmayan Ülkücü bir gencin “<strong>memleket davası için”</strong> hiç görmediği Almanya’nın Frankfurt şehrine inmesi oradan da Köln-Dortmund başta olmak üzere çok sayıda şehirde “<strong>Sürgün”</strong> hayatı yaşamasını bugünlerde çevremize anlatmaya kalksak “<strong>Yüksel Ercan bırak bu hikayeleri”</strong> diyecek çok insan biliyoruz.</p>

<p>O <strong>“Sürgün”</strong> dönemlerinin üzerinden bugün aşağı yukarı 46 yıl geçti.</p>

<p>Geçen bu 46 yıl içerisinde dünyanın ve Türkiye’nin geçirdiği değişimle birlikte bizimde fiziki olarak geçirdiğimiz olumsuz süreç bir yana siyaseten “<strong>acaba bugün yaşananlar o günlerde yaşadığımız zorluklara değdimi.?” </strong>sorusunu daha çok gündeme getirmeye başladı.</p>

<p>O toz duman günlerde her türlü siyasi dünya görüşüne mensup insanları hiçbir ayırıp yapmadan bilmedikleri ülkelere sürgüne gönderen sistem 12 Eylül 1980 tarihinde” <strong>5 Cuntacı General tarafından”</strong> yapılan “<strong>İhtilal”</strong> sonrası bambaşka bir noktaya kadar gelmiş oldu.</p>

<p>12 Eylül 1980 tarihine kadar hemen her gün yüzlerce vatan evladının hayatını kaybettiği sabah solcuyu vuran silahın öğlenden sonra Ülkücüyü vurduğu günlerde var olan anarşinin 13 Eylül 1980 günü yani ihtilalden bir gün sonra “<strong>bıçak gibi kesilmesi</strong>” maalesef hiç kimse tarafından sorgulanmadı.</p>

<p>Biz o günlerde Yurt dışında Türkiye’de yapılan ihtilal sonrasında olup bitenleri gözyaşları içerisinde ancak “<strong>çaresiz</strong>” bir şekilde takip ederken bir taraftan da “<strong>Türkiye neden böyle.?”</strong> sorusuna cevap arayıp duruyorduk.</p>

<p>1983 yılında yapılan seçim ile “<strong>Sözde Demokrasiye geçiş”</strong> nutuklarının atıldığı günlerde sergilenen “orta oyununu” gören/anlayan ancak hiçbir şekilde müdahale edememenin çaresizliğini yaşamanın hüznü ile sürecin nereye gideceğini de düşünmeye başlamıştık.</p>

<p>O günlerden bu zamana kadar belirttiğimiz gibi aradan 46 yıl geçti.</p>

<p>Dünya değişti,</p>

<p>Siyaset anlayışı bambaşka noktalara geldi,</p>

<p>Doğru bildiğimiz pek çok şeyin yanlış, yanlış bildiğimiz pek çok şeyinde doğru olduğunu ancak geçen bu 46 yıl sonrasında öğrenmiş olduk.</p>

<p>Bugün idealizmin yerlerde süründüğü, Kapitalizmin Türkiye dahil nerede ise dünyanın bütün ülkelerini esir aldığı bir süreci yaşıyoruz, böylesi bir noktada kime kızacağımızı ,kime gönül koyacağımızı daha da önemlisi kaybettiğimiz kocaman yılların hesabını kime soracağımızı bir türlü bilemiyoruz.</p>

<p>Bütün bu kadar bilinmezlik içerisinde düşünürken çay içtiğimiz bir mekanda Sanatçı <strong>Sezen Aksu’nun</strong> “<strong>Şimdi Bana kaybolan yıllarımı verseler”</strong> diye başlayan şarkısını dinleyince hesabı kişi yada kurumlardan çok kendimize sormamız gerektiğini ve çektiğimiz bunca sıkıntının tek sebebinin kendi tercihlerimiz olduğunun farkına acı da olsa varmış olduk.</p>

<p>Bu aşamadan sonra kendi açımızdan artık uğraşacak/mücadele edecek fazlaca bir amacın kalmadığını anlamış olduğumuzdan artık başkaları için koşacağımıza “<strong>Eğer bize ihtiyaç varsa buradayız</strong>” şeklinde bir felsefe ile yola devam edeceğimizi en azından yakın çevremize iletmenin rahatlığı ile hareket ediyoruz.</p>

<p>Sonra da <strong>Ozan Arif’in</strong></p>

<p><strong>“Eremeden muradıma ahdıma/</strong></p>

<p><strong>Veda Etmek üzre Gemi rıhtıma/</strong></p>

<p><strong>Ele değil ele kara bahtıma/</strong></p>

<p><strong>Darıla darıla geçti bu ömrüm.”</strong></p>

<p>mısralarının şu anda içerisinde bulunduğumuz durumu en iyi anlatacak ifade olduğunu da söyleyip geçiyoruz.</p>

<p><strong>Sanatçı Ali Kınık </strong>milyonlarca insan gibi bizimde yaşadığımız hayal kırıklığını;</p>

<p><strong>Eskiden bir adım vardı</strong><br />
<strong><strong>Ümidim feryadım vardı</strong><br />
<strong>Şimdi ben o ben değilim</strong><br />
<strong>Yolumu bilmiyorum</strong><br />
<strong>Ölmüyor gülmüyorum</strong><br />
<strong>Bu hayat yordu beni</strong><br />
<strong>Bildiğin gibi değil</strong></strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Güllerim devriliyor</strong><br />
<strong><strong>Gençliğim savruluyor</strong><br />
<strong>Bir ayaz vurdu beni</strong><br />
<strong>Bildiğin gibi değil</strong></strong></p>

<p><strong>Eskiden mevsim seçerdin</strong><br />
<strong><strong>Solardın Çiçek açardın</strong><br />
<strong>Şimdi ben o ben değilim</strong><br />
<strong>Bir nefes bir ahım var</strong><br />
<strong>Bilmem ne günahım var</strong><br />
<strong>Vedalar sardı beni</strong><br />
<strong>Bildiğin gibi değil"</strong></strong></p>

<p>diyerek anlatmaya çalışıyor...</p>

<p><strong>Evet "</strong><strong>Bildiğin gibi değil"</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yüksel Ercan</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/bildigin-gibi-degil-10</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 21:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/04/0aa-167.jpg" type="image/jpeg" length="12743"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Köprünün altından geçen sular]]></title>
      <link>https://www.kocaelioncu.com/koprunun-altindan-gecen-sular-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kocaelioncu.com/koprunun-altindan-gecen-sular-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>“<strong>Köprünün altından çok sular geçti”</strong> söylemi bilindiği gibi daha çok “<strong>Artık hiçbir şey eskisi gibi değil”</strong> ile başlayan ve yüzlercesi ile devam eden geçmiş zaman hadiselerini anlatır.</p>

<p>Zamanın su gibi hatta sudan bile çabuk geçtiği bir zaman dilimi içerisindeyiz.</p>

<p>Gelişen teknoloji ve iletişim araçları sayesinde dünyanın en uzak noktasında meydana gelen bir hadiseyi bırakın saatleri dakikalar içerisinde öğrenebiliyoruz.</p>

<p>Böyle bir noktada yazımıza başlık olan “<strong>Köprünün altından çok sular geçti”</strong> söylemi de şu sıralarda daha fazla bir önem kazanıyor.</p>

<p>Köprünün altından geçen sular bir anlamada hayatımızın da kısa bir özeti gibi.</p>

<p>Hayatımızın her alanında meydana gelen değişiklikler o kadar hızlı bir şekilde gelişiyor ki “<strong>dün</strong> “ibaresi bile geçmişi anlatabilmek adına yetersiz kalıyor.</p>

<p>Söz konusu bu durumu daha çok yakın çevremizde de gün be gün görebiliyoruz.</p>

<p>Geçtiğimiz hafta nerede ise on yıldır göremediğimiz ve geçmişte Ülkücülüğünden bildiğimiz bir arkadaşımız ile karşılaştık.</p>

<p>Aradan on yıl geçmiş.</p>

<p>Arkadaşımızda geçen on yıl içerisinde meydana gelen fiziki değişim son derece net bir şekilde belli oluyor.</p>

<p>İlk anda gördüklerimiz karşısında fikrimiz“ <strong>arkadaşımızın son on yılda hayatının çok zor geçtiği” </strong>ile ilgili oldu.</p>

<p>Gerçekten son derece zor bir on yıl geçirmiş.</p>

<p>Yaklaşık 4 saat bir arada olduk.</p>

<p>Anlattı, anlattı, anlattı.</p>

<p>O anlatırken baktık ki arkadaşımız on yıl önce bıraktığımız kişi değil.</p>

<p>Eşinden ayrılmış</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yeni bir evlilik yapmış onda da başarılı olamamış.</p>

<p>İki çocuğu ile uzun yıllardır görüşmüyormuş.</p>

<p>Ticaret yapmaya çalışmış onda da başarısız olmuş.</p>

<p>Allah’tan 5 yıl önce emekli olabilmiş.</p>

<p>“<strong>Emekli maaşı az ancak hiç yoktan iyidir, İç Anadolu’nun bir ilçesinde babasından kalan bir evde ikamet ediyorum, o taraflarda fazla bir para harcama imkanı yok, bu yüzden merde namerde muhtaç olmadan hayatımı devam ettirmeye çalışıyorum”</strong> diyor.</p>

<p>Geçen on yıl arkadaşımın fiziki durumu ile birlikte dünya görüşünü de olabildiğince değiştirmiş.</p>

<p>Ülkücülük bitmiş.</p>

<p>“<strong>Kafamda yıllar önce bitirdim</strong>” dedi.</p>

<p>Bugün savunduğu fikir Ülkücülüğün tam karşısında.</p>

<p><strong>“Yahu bu kadar savrulmayı ne ara nasıl başardın?”</strong> diye sordum.</p>

<p><strong>“Beni en az on yıldır görmüyorsun, on yıl insan hayatında çok uzun bir zaman dilimi, geçen om yılda dünya değişti, Türkiye değişti, şehirler, köyler, adetler değişti, bu kadar değişim karşısında benim aynı noktada kalmamı nasıl bekliyorsun”?”</strong> dedi ve ekledi.</p>

<p><strong>“Senin bildiğin köprünün altından çok sular geçti”</strong></p>

<p>Verecek bir cevap bulamadık.</p>

<p>Telefonundan bir şarkı açtı</p>

<p>Sanatçı Ali Kınık “<strong>Bildiğin gibi değil”</strong> diyor.</p>

<p><strong>Eskiden bir adım vardı<br />
Ümidim, feryadım vardı<br />
Şimdi ben o ben değilim<br />
Yolumu bilmiyorum<br />
Ölmüyor gülmüyorum<br />
Bu hayat yordu beni<br />
Bildiğin gibi değil</strong></p>

<p><strong>Dallarım devriliyor<br />
Gençliğim savruluyor<br />
Bir ayaz vurdu beni<br />
Bildiğin gibi değil.</strong></p>

<p>Arkadaşım benden müsaade isteyip uzaklaşınca bizde kanaat getirdik.</p>

<p>Evet…</p>

<p>Köprünün altından çok ama çok sular geçmiş.</p>

<p>Biz farkında olamamışız.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yüksel Ercan</category>
      <guid>https://www.kocaelioncu.com/koprunun-altindan-gecen-sular-1</guid>
      <pubDate>Sun, 12 Apr 2026 20:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kocaelioncucom.teimg.com/crop/1280x720/kocaelioncu-com/uploads/2026/04/0aa-166.jpg" type="image/jpeg" length="26923"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
