Türkiye 86 milyon nüfuslu kocaman bir ülke.
Türkiye’nin büyüklüğüne Edirne’den Kars’a kadar olan sınırlar içerisinde seyahat yada seyahatler yaptığınızda çok net bir şekilde şahit oluyorsunuz.
29 Ekim 1923 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyeti bugün 103 yaşında.
Normal şartlarda sınırlarımız içerisinde yaşayan 86 milyon insanımızın bir elinin yağda bir elinin balda olması lazım.
Ancak hepimizin gördüğü ve kabul edeceği gibi bu mümkün olmuyor, olamıyor.
Sürekli kavga hali var.
Elbette kavganın kaynaklandığı alan siyaset kurumu
Siyasetçi kavga etiğinde söz konusu siyasetçilerin bulunduğu partilere gönül veren vatandaşlarda aşağıda kavga ediyor.
Yaşamaya çalıştığımız bölge zor bir coğrafya.
Bu coğrafyada bulunmanın avantajları var dezavantajları var.
Ancak terazinin kefesine koyduğumuzda avantaj kısmının dezavantajdan daha fazla olduğunu söyleyebiliriz.
Lakin belirttiğimiz gibi siyaset kurunu sürekli kavga halinde.
Normal şartlarda seçimlerin nasıl yapılacağı seçilen yöneticilerin hangi şartlarda ve hangi süre içerisinde iktidarda kalacağı belli.
Lakin herkes Anayasa’nın bir tarafından çekiştirdiği için bir türlü huzuru bulamıyoruz.
Bir tarihçi “Türkiye kadar insanını bu kadar fazla yoran başka bir ülke yoktur” şeklinde bir görüş belirtmişti.
Bize göre de son derece doğru bir söylem.
Dikkat edin iktidar bir kere eline geçirdikten sonra bırakmamak için tüm yolları denemekten çekinmeyen sadece siyaset kurumu değil.
En ufak bir köy derneğinden
Sendikalara
Odalara
STK’lara kadar
Hiç kimse bir şekilde oturduğu koltuğu elinden bırakmak istemiyor.
Sadece siyasete odaklandığımızdan söz konusu STK’ları gözden kaçırıyoruz.
25 yıl 30 yıl STK başkanlığı yapanlar var.
30 yıl Belediye başkanlığı yapan siyasetçileri tanıyoruz.
Hal böyle olunca geriden gelenler asla mesafe alamıyor.
Koltuğa bir kere oturan “Ben bırakırsam kurumun bir anda yerle yeksan olur” diye düşünüyor.
Geçtiğimiz aylarda bir siyasi partinin il başkanı ile sohbet ettik.
10 yıldan fazladır il başkanlığı yapıyormuş.
“Bu işi benden daha iyi yapacak birisi çıksa hemen bırakacağım ama kimse yok” diyor.
İl başkanlığı yaptığı partinin il genelindeki üye sayısı bir elin parmakları kadar kalmış.
Ancak “Ben bırakırsam partim bu şehirde batar” diye düşünüyor.
Allah akıl fikir versin.
Bildiğimiz fıkradır.
Adam uzunca bir süredir bir köyde hem muhtarlık hemde imamlık yapıyormuş.
Bir gün fena halde rahatsızlanmış.
Köy halkını toplamış.
“Ben ölürsem kim imam olacak, kim muhtar olacak?” diye ağlamaya başlayınca köy sakinleri “Hele sen bir öl bu köye muhtar da bulunur imam da bulunur” cevabını vermişler.
Hepimiz biliriz, Mezarlıklar vazgeçilmez insanlar ile dolu.
Hayat bir şekilde devam ediyor.
Var olan görevleri bizden daha iyi yada en az bizim kadar iyi yapacak milyonlarca insan olduğunu unutmayalım.
Bir gerçeği de unutmayalım..
Burası dünya burada tüm işler yarım kalır.