Çingeneler Zamanı

Geçtiğimiz hafta su parasını ödemek ve orada bulunan arkadaşlarımızın bir çayını içmek için su idaresinin kapısından girmiştik ki bir esmer vatandaşımızla veznede bulunan görevli arasında ufak yollu bir tartışma yaşandığına şahit olduk.
Gazeteci merakı ile Vezneye yaklaşıp ne oluyor burada diye sorduğumuzda esmer vatandaşımız “Abi 600 lira su parası birikmiş 460 liram var bu beyefendiye bunu al gerisini sonra getireyim diyorum, oda bana böyle olmaz git tamamını getir, yoksa bu parayı almam” diyor cevabını verince Veznedeki görevliye “Ben bu kurumun  yöneticisi olsam seni burada bir dakika tutmam, vatandaşın yeri belli değil yurdu belli değil, bulabildiği bütün parayı getirmiş, sen bu parayı almazsan adam gidecek bir daha bu vatandaşı nereden bulup parayı alacaksın, biraz akıllı ol” dedik ve çıktık.
Bizden sonra ne yaptıklarını bilmiyoruz ancak vezneden ayrılır ayrılmaz aklımıza Çingeneler ile ilgili Müziklerini  Goran Bregoviç’in yaptığı ,Saraybosnalı ünlü yönetmen Emir Kusturica’nınÇingeneler zamanı’  İsimli sinema filmi geldi ve dakikalar içerisinde binlerce anı ile karşı karşıya kaldık.
Şiirleri bize büyük ilham veren İsmet Özel,Akla Karşı Tezler’ şiirinde ;‘En mutlu insanlar belki de baca temizleyicileridir/öyle dar, öyle kara karanlık bir yerdedirler ki/yüreklerini geniş, dayanıklı/aydınlık tutmak zorundadırlar/buna yükümlü sayarlar kendilerini./baca temizleyicileri başkalarını sevmekle kalmaz/başkalarınca sevilirler aynı zamanda/çünkü herkesi düşünmeyecek kadar mutlu/herkes tarafından düşünülmeyecek kadar mutludurlar’.
İsmet Özel’in bize ilham veren bu şiirini ne zaman okusak  baca temizleyiciler kadar 1970 yılından önceki çingenelerin dünyanın en mutlu insanları olduğunu düşünürüz.
Onlar Yerleşik düzene bağlı değildiler. Onları eşyaya bağlayan, eşyanın esiri eden bir bağları yoktu. Atları vardı. Bizden daha mutluydular, yüzleri gülerdi hep. Bizim ‘Hüzün ki en çok yakışandı bize’ ifadesindeki somurtuk suratlarımız vardı. Oysa onların kaybedecek hiçbir şeyleri yoktu. Arsaları, evleri, salonları yoktu ki salonlarında hiç kullanılmayan mobilyaları, beyaz eşyaları, giyecek stokları olsun. Onları kaybetme korkusuna sevk edecek hiçbir şeyleri yoktu. Mutluluktan başka. Akşama kadar çalışıp sabaha kadar eğleniyor yiyor içiyorlardı.
Daha altı yedi yaşlarındayken köyümüze poşalar gelir sepet, elek, iğ, külek, kasnak, teşik, kalbur dediğimiz eşyaları verir yerine buğday alırlardı. Birbirlerine taktıkları lakapları bizimde kullandığımız olurdu. “Kılkuyruk, sala hana, leğen ağızlı, tuluk göz, pörtlek göz” gibi.  Atasözleri de vardı kullandığımız ‘İt kursağı yağ götürmez’,Aç it fırın kırar’, ‘Düşersen harga ya kuzgun yer ya karga.’gibi.
Deyimleri de vardı ‘Eşek ölüsü gibi’ ‘çıplak olup cıbılın kabadayısı olmak.’ ‘Tok evin aç pisiği.’ Annem yaramazlık yapıp kaçtığımda arkamdan bağırırdı; ‘Kâfir seni kılkuyruk’.diye  Hırsız arsız değillerdi; hatta çoğu kadınlarla da bacılık olur her gelişinde sevdiği bacılığına konuk olur onu akrabası gibi ziyaret ederlerdi.
Erkekleri Ocaklarını açar körüklerini kurarlardı. Kap kacak kalaylayan erkekleri köyün merkezindeki harmanda tüm bakır eşyalarını kalaylar tertemiz teslim ederlerdi köylülere. Bizi severlerdi bizde onları severdik. Kimseyi düşünmezler, kimsede onları düşünmezdi. Daha köyden ayrıldıkları gün unutulurlardı. Bir Zülal vardı çingene kadını. Onu çok severlerdi bizimkiler. Bir bahis geçerse ya da o yıl gelmezse “acaba öldü mü “diye hayıflanırlardı. Çocuktuk anlamazdık bu yabancı birisini bir çingeneyi merak etmeyi.
Yukarıda da yazdığımız gibi Saraybosnalı ünlü yönetmen Emir Kusturica’nın nefis bir filmi var. “Çingeneler zamanı” isminde Balkan kültürünü beğenelim ya da beğenmeyelim film şahane ve her seyrettiğimizde bizi alıp çok eskilere götürüyor. Goran Bregović, müzikleriyle birleştiren güzel bir sanatçı Kusturika. Sırp olması Hristiyan olması Müslümanları sevmemesi ayrı şeyler. Sırplarda zaten had safhalara varan Türk Müslüman düşmanlığı mevcut. Bu düşmanlık yüzünden Evliya Çelebinin anlattığı yüzlerce cami bugün yok Belgrad’da!
Yıllar önce yolculuk yaptığımız Bulgaristan/Sofya’ya giderken yolda at arabasıyla bir çingene kadını kesti yolumuzu. ‘Türkçe yazan bir kitap verin okuyayım’ dedi. O zamanlar Bulgaristan’da Türkçe konuşmak öyle kolay değil. Kitap dergi yok. Yanımızdaki arkadaşımız şaşkın, ‘Nereden bulalım’ dedi. Kadın, ‘Kucağında var ya’ dedi, çantadaki yarısı çıkmış dergiyi göstererek. Havalimanından sanırım bir aktüel dergiydi “vakit bulursam  bakarım” diye almıştı.
Kadına uzattı, çok mutlu oldu kadın. Kadının Türkçe bir dergiyle gözlerindeki mutluluğu görünce çok duygulandık. Daha sonra yine çingenelerdi cesaretle başörtüsü takıp Filibe sokaklarında gezen. Müslüman Türkler korkar takamazdı başörtüsü. Onlar göğsünü gere gere ‘Ben Türküm’ derlerdi. Arkadaşımız bir taraftan bize gülümsüyor  bir taraftan da göğsünü kabartarak Türküm diye haykıran çingeneye bakarken gözyaşlarını tutamıyordu.
O Çingeneler yok artık. Kayboldular. Toplumun içine karıştılar. Eşya sahibi olmaya başladılar. Onları da korku kapladı. Bir anda  Roman oldular  dernekler kurdular. Mutluluğu bırakıp eşyanın korkunun içine daldılar. Halbuki dertsiz kaygısız dünya umurunda olmayan çiçek satan göbek atan eşyayı önemsiz bulan bir insan topluluğuydu onlar. Bugünkü iktidar hayırlı bir çalışma yaparak 1934 yılındaki kanunu değiştirip çingeneleri anarşist ve casusluk sıfatıyla birada bulunmaktan kurtarıp vatandaş yaptı.
Sular idaresinden çıktıktan sonra kendimize biraz zaman ayırdıktan sonra Biraz hava alalım diye  deniz kıyısına  sahile indik. Dalgın dalgın yürürken arkamızdan  ‘Neyse halin çıksın falın’ diye yaklaşan  çingene kadına bakıp “Bugün gördüğümüz ikinci esmer vatandaş oldu, bundan 30 yıl önce olsa Fal baktırırdık ancak 50 yaşını geçtik alan aldı satan sattı, baktıracak falda kalmadı” diye yolumuza devam ettik.
Aklımızda Emir Kuctiraca’nınÇingeneler zamanı”, kulağımızda Goran Bregoviç’in , Filmdeki “Sarı saçları mavi gözleriyle,/Gökyüzü bile özenirdi güzelliklerine,/Deniz utanırdı mavisinden,/Cenazelere uğurlanmıştı ederlezi,/Şurada yatan kefensiz, babalarımızdı/Boşnak kızları Goran'ın,/Yetimdi sarıları, yetimdi mavileri” diye devam eden şarkısının sözleri