Çözümsüzlük

Geçtiğimiz aylarda Türkiye’nin içerisinde bulunduğu sorunlar ile ilgili basın toplantısı yapan bir siyasetçi “Yönetici pozisyonunda bulunanlar daha fazla inisiyatif almalı, daha fazla çözüm üretmeli” şeklinde iş başında bulunan bütün yöneticilerin dikkatini çeken bir açıklama yapmış, bizde bu açıklama dolayısı ile gerçekten umutlanmış ve  sevinmiştik.
Siyasetçinin “Yöneticiler  daha fazla çözüm üretmeli” ifadesi aslında çok uzun yıllardır Türkiye’nin kanayan bir yarası olarak orta yerde duruyor ve çözüm bekliyor.
Bizim memlekette yönetici, denildiğinde Kamu kurumlarındaki bürokratlar ile daha çok Belediye başkanları akıllara gelir, ancak yönetici denildiğinde bize göre Cumhurbaşkanlığı makamından başlayan ve en alt kademede 3 kişilik bir grubu yöneten idarecilerinde aynı kategori içerisinde değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz.
Türkiye’de yıllar yılı yönetici tarifi “Salla başı al maaşı” şeklinde hayat bulduğu için normal şartlarda bu durumu kanıksayan herhangi bir kurum yöneticisi hayatını “Mesai saati” başlangıcı ve bitişine göre endekslemek durumunda olduğundan bırakın risk almayı kendisini en küçük bir sıkıntı ile baş başa bırakacak faaliyette bulunmaktan bile kaçınır.
Kocaeli gibi “Sanayinin başkenti” olarak anılan bir yerleşim merkezinde en üsttekinden en alttakine kadar görev yapan yöneticilerin bulundukları makamların hakkını vermek için çaba göstermeleri bir yana vatandaşın hayatını kolaylaştıracak onların yaşam standardını daha üst noktalara çekecek faaliyetlerde bulunmaları herkesin ortak beklentisi.
Ancak  geçen yıllar içerisinde kanıksanan “Ben herhangi bir meseleyi çok iyi bilsem bile sorunun çözümü için adım atarsam başım bir anda belaya girer o yüzden ne önde gideyim ne arkada kalayım, ortalarda bir yerde konuşlanarak iş hayatımı sonlandırayım” felsefesini hayata geçirir ve ömrünü bu şekilde tüketir.
Bu şekildeki bir “nemelazımcılık” daha çok bürokraside yaşanır, Bürokrat kendisinden önce yaşanan olumsuz bir hadiseyi kendi geleceği için örnek aldığından bir başkasının hayatını zorlaştıran “faaliyet” dolayısı ile kabuğuna çekilir ve çözüm önerisini siyasetçiden, siyasetten bekleme kararı alır.
Tabi Türkiye Başbakan asan, Bakanlarını ipe gönderen, fikirleri dolayısı ile gencecik çocuklarını idam sehpasına göndermekten sabıkalı bir memleket olduğundan öyleher bürokratın  de gözünü karartıp “Ben buradayım “ demesi de kolay bir hadise değildir.
12 Eylül 1980 ihtilali sonrasında, başta siyasetçiler olmak üzere diğer katmanlardaki yöneticilerin başına gelenler hepimizin malumu, 12 Eylül ihtilalinin izlerinin bugün dahi silinmediği bir noktada hareket kabiliyeti de ister istemez azalmış oluyor.
İhtilal sonrası var olan zor durumdan kurtulmak adına Turgut Özal’ın attığı adımlara son dönemlerde Tayyip Erdoğan’ın da sunduğu katkı aslında bütün yöneticiler için rol-model olmalıdır, onların aldığı risk belki hem siyasetin hem de bürokrasinin daha bir rahatlamasına vesile oldu.
Meseleye bu noktadan bakınca belli belirsiz sürelerde çok az sayıda bile olsa bazı yöneticilerin risk aldıklarını, aldıkları risk sonrasında ortaya koydukları çözüm önerileri sayesinde vatandaşımızın hayatını kolaylaştıracak buluşların ortaya çıktığını o buluşlarından kendilerinden sonra gelenlere örnek olabileceğini düşünüyoruz.
Vatandaş refah seviyesinin daha üst noktalara çıkması adına yöneticilerimizden her zamankinden daha fazla çözüm önerisi bekliyor, her pozisyondaki yöneticilerin sunacağı çözüm önerilerine etrafımızdaki siyasetçi ve bürokratlarında katkı sunması hepimizi ziyadesi ile memnun edecektir.