Emekli ikramiyesi ve sosyal devlet ilkesi

harundemirkaya@hotmail.com

Türkiye’de milyonlarca emekli için bayram ikramiyesi artık sadece sembolik bir ödeme değil, emeklilik gelirinin fiili bir parçası haline gelmiş durumdadır. İlk kez 2018 yılında verilen bu ödeme, aradan geçen yıllarda düzenli biçimde uygulanarak toplumsal beklenti ve hukuki meşruiyet kazanmış ve bir hak niteliğine dönüşmüştür.

Bu nedenle emeklilere verilen bayram ikramiyesinin artırılmadan aynı şekilde verilmesi, yalnızca ekonomik değil aynı zamanda sosyal devlet ilkesi açısından da tartışılması gereken bir konudur.

İkramiyenin doğası: Sosyal destek mi, kazanılmış hak mı?

Başlangıçta emeklilere bayram öncesinde verilen ikramiye, hükümet tarafından bir sosyal destek olarak sunulmuştu. Ancak her yıl düzenli şekilde verilmesi, milyonlarca emeklinin bütçesinde yer etmesi ve kamu otoritelerinin bunu sürekli uygulaması, bu ödemenin fiilen süreklilik kazanmış bir hak olarak algılanmasına yol açmıştır.

Hukuk ve kamu yönetimi literatüründe bir uygulamanın süreklilik, düzenlilik ve beklenti yaratması, ona “kazanılmış hak” niteliği kazandırır. Emekliler açısından bayram ikramiyesi artık tam da böyle bir noktadadır. Yani kazanılmış bir haktır.

Ancak bu kazanılmış hakkın enflasyon karşısında eridiği de ortadadır.

Bu erime nedenle emekli ikramiyesi sorununun ön plana çıkarılması gereken boyutu satın alma gücüdür. Türkiye gibi yüksek enflasyon yaşamış ve halen yaşamakta olan bir ekonomide nominal tutarın yıllarca aynı kalması, fiilen gelirin azalması anlamına gelmektedir.

2018 yılında verilen ilk bayram ikramiyesi, o günkü fiyatlarla emekli için anlamlı bir destek oluşturuyordu. Ancak yıllar içinde yaşanan yüksek enflasyon nedeniyle aynı nominal tutarın korunması, gerçekte emeklilere verilen desteğin ciddi biçimde erimesi sonucunu doğurmuştur.

Ekonomik açıdan bakıldığında bu durum, reel gelir kaybı anlamına gelmektedir. Başka bir ifadeyle devlet aynı parayı veriyor görünse de, emeklinin alım gücü giderek düşmektedir.

Sosyal devlet ilkesi ne gerektiriyor?

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, devleti sosyal devlet olarak tanımlamaktadır. Sosyal devlet anlayışının temel amaçlarından biri, özellikle emekliler gibi sabit gelirli kesimlerin refahını korumak ve gelir erozyonunu önlemektir. Bu bağlamda sosyal devletin iki temel sorumluluğu vardır:

· Sosyal transferleri düzenli olarak sürdürmek,

· Bu transferleri enflasyon karşısında korumak.

Dolayısıyla bayram ikramiyesinin nominal olarak aynı tutulması veya enflasyon nedeniyle oluşan değer kaybının çok daha altında bir rakama çıkarılması, sosyal transferin devam ettiği anlamına gelse de reel değerinin korunmadığını ortaya koymaktadır.

Çözüm: Satın alma gücüne endeksli ikramiyedir.

Bu sorunun çözümü oldukça açıktır: Bayram ikramiyesi, ilk verildiği yılın satın alma gücünü koruyacak şekilde otomatik olarak güncellenmelidir. Bu güncelleme için birkaç yöntem uygulanabilir:

  • TÜFE (enflasyon) endeksine bağlanması (eğer TÜİK rakamları güvenilir değilse yanıltabilir),
  • Asgari ücretle ilişkilendirilmesi,
  • Ortalama emekli maaşının belirli bir oranı olarak belirlenmesi şeklinde olabilir.
  • Üçüncü seçeneğe yakın olmakla birlikte daha adil ve daha kapsayıcı dördüncü bir seçenek ortaya konulabilir. Şöyle ki, her emekliye her iki bayramda bir aylık maaşının yarısını ikramiye olarak ödemek (yani yılda bir maaş ilave gibi düşünülebilir) tartışmaları ve adaletsizlikleri de ortadan kaldıracaktır.

Bu yöntemlerden herhangi biri (özellikle bizim önerimiz) uygulandığında, ikramiye her yıl siyasi tartışmalara konu olmadan ekonomik gerçeklere göre otomatik biçimde güncellenmiş olur. Böylece değer kaybına ilişkin şikayetler ve bu zamana kadar yapılan seyyanen ödeme nedeniyle farklı emekli gruplarında oluşan haksızlıklara da son verilmiş olur.

İkramiyenin ekonomik etkileri de olacaktır. Her iki bayramda emeklinin hak ettiği maaşın yarısı kadara yapılacak bir ödeme ile reel değeri korunmuş olan ikramiye sadece emeklinin refahı açısından değil, ekonomi açısından da olumlu sonuçlara yol açacaktır. Çünkü emekliler büyük bir kısmı bu tür gelirleri genellikle tüketime yönlendirirler. Bu nedenle bayram öncesinde yapılan ödemeler:

  • Yerel esnafı canlandırır,
  • İç talebi destekler,
  • Ekonomik dolaşımı artırır.

Bu nedenle ikramiyenin güncellenmesi yalnızca bir sosyal politika değil, aynı zamanda ekonomik canlandırma aracı olarak da görülebilir.

Sonuç:

Bayram ikramiyesi bugün Türkiye’de milyonlarca emeklinin hayatında yer etmiş kurumsallaşmış bir sosyal transfer haline gelmiştir. Bu nedenle mesele artık ikramiyenin verilip verilmemesi değildir.

Çünkü ikramiye yasal hak haline gelmiştir ve iktidarda kim olursa olsun, mutlaka verilecektir. Sorun ikramiyenin değerinin korunup korunmaması meselesidir. Eğer bir sosyal ödeme yıllarca düzenli olarak uygulanıyorsa, yani yasal hak haline gelmişse o ödemenin gerçek değerini korumak devletin sorumluluğudur. Aksi halde aynı tutarın verilmesi, görünürde bir destek olsa da gerçekte emeklilerin alım gücünün her yıl biraz daha azalması anlamına gelir.

Dolayısıyla yapılması gereken şey basittir:
Bayram ikramiyesini ilk verildiği yılın satın alma gücüne göre güncellemek ve bunu kalıcı bir mekanizmaya bağlamak.

Bunu yaparken de seyyanen değil, yukarıda dördüncü seçenekte belirtildiği gibi, alınan maaşla orantılı olarak (iki bayramda yarımşar maaş ikramiye, toplamda yılda bir maaş ikramiye) formülü ile ödenmesi gerekir. Bu yaklaşım yalnızca ekonomik bir düzenleme değil, aynı zamanda sosyal devlet anlayışının da gereğidir ve bu yapılırsa bütün endişeler ve tartışmalar son bulacaktır.