Çarşamba günü Seçimin neticelenmesi ve Fahrettin Porsuk’un kaybettiğinin anlaşılması sonucu Kocaeli Üniversitesi kampüsünde meydana gelen olaylarda 15 Temmuz’da Türkiye’nin rejimini değiştirmek için darbe girişimi başlatan FETÖ’cülere bile yapılmayan eziyet daha yirmili yaşlarda bulunan Ülkücülere yapılarak güvenlik güçleri tarafından gencecik çocuklara ters kelepçe vurulmuştu.
Çarşamba günü neticelenen ve başından sonuna kadar haksızlıklarla dolu gelişen “Öğrenci konseyi seçimi” yöneticilerin basiretsizliği, siyasetçilerin aymazlığı, Akademisyenlerinde olağanüstü tarafgirliği dolayısı ile sonuçları bakımından bundan sonra en azından 4-5 yıl Kocaeli Üniversitesinde tarafların birbirlerine diş bileyeceği bir sürecin yaşanmasına vesile olacaktır.
Türkiye’de bir şekilde siyasete bulaşan kim varsa daha ağzını açar açmaz “Hakimiyet milletin olacak-Vatandaşa güvenmek lazım, Demokrasilerde en büyük güç Sandıktır” şeklinde sallayıp duruyor ama “En büyük güç” dedikleri sandıktan kendileri çıkamayınca ne demokrasi kalıyor, ne millet nede hakimiyet.
Fahrettin Porsuk’un anasının ak sütü gibi kazandığı seçimin bir oldu bitti ile elinden alınıp diğer adaya verilesi ile Kocaeli Üniversitesinin nasıl bir kazanç elde ettiği sorusunu sormanın anlamsızlığını biliyoruz, Ancak topluma karşı sorumlu bir gazeteci ve bir düşünür olarak böylesi hadiselerin var olmasını istediğimiz “Birlik ve Beraberlik ruhuna” ne kadar uygun olduğunun da kamuoyu ile paylaşılmasını istiyoruz.
“Kocaeli’nin bütün milletvekilleri bizim olacak, Kocaeli’nin bütün belediye başkanları bizim olacak, Kocaeli’nin bütün bürokratları bizimle aynı dünya görüşüne mensup olacak, Kocaeli’nin bütün STK’ları bizim olacak, bizden başka hiç kimseye hayat hakkı vermeyeceğiz” şeklindeki anlayış hiç gereği yokken son derece Huzurlu bir eğitim yuvası olan Kocaeli Üniversitesini bir anda “Ateş bahçesine “ çevirdi.
Biz biliriz ki “Demokrasi tahammül rejimidir” Demokrasiye tahammülün olmadığı bir yerde sandığın ortaya konulmasının da bir anlamı yoktur, En basit bir Öğrenci Konseyi seçimini bile “Kan Davasına” çeviren kafa yapısının demokrasi ile ne kadar ilgili olduğu sorusunun cevabının ne olduğunun da muhtemelen pek önemi yoktur.
Olayların bu hale gelmesinden sonra AK Partili olmayan biraz daha yumuşatılmış ifade ile AK Parti sempatizanı olmayan bir öğrencinin Rektör Hoca Hülagü’ye nasıl güveneceği, en küçük bir sıkıntısını bile anlatmaktan korkacağı bir ortamda birlik ve bütünlük nasıl sağlanacak ki.?
Kocaeli Üniversitesindeki Öğrenci Konseyi seçiminin bu hale gelmesinde en büyük sorumlu Rektör Hoca Sadettin Hülagü’dür, Rektör hoca ile birlikte AK Parti İl başkanı Şemsettin Ceyhan ile MHP İl başkanı Aydın Ünlü’de süreci yönetememiş ve sınıfta kalmışlardır.
Bundan sonra hangi tarihte yapılırsa yapılsın İlk Öğrenci Konseyi seçimi öncesi bugün yapılanlar akıllara gelecek Kocaeli genelinde ne kadar medya kuruluşu varsa seçime geçilmeden “ 2107 yılında yapılan seçim sonunda kavga çıkmış ve 37 Ülkücü Öğrenciye ters kelepçe vurulmuştu” ayıbı hep gündemde kalacaktır.
Biz Çarşamba günü yapılacak seçim öncesi her şeye rağmen aklın ve sağduyunun galip gelebileceğini ve suların durulması adına seçimi Fahrettin Porsuk’un kazanması adına bütün Kocaeli’nin el birliği yapacağını düşünmüştük ancak yanılmışız.
İlk aşamada Öğrenci Konseyi seçimini her ne kadar Fahrettin Porsuk kaybetmiş gibi görünse de biraz akıl ve izan sahibi olan herkes kaybedenin Porsuk değil bütün bir Kocaeli olduğunu çok iyi bilmektedirler, binlerce öğrencinin eğitim gördüğü Kocaeli Üniversitesinde seçim dolayısı ile kaybedilen HUZUR maalesef öngörüden uzak bir ekibin Kocaeli’ye attığı bir kazık olarak anılacaktır.
Anayasa oylamalarının yapıldığı şu günlerde MHP’nin fire vermemesi adına kamuoyuna pompalanan “Bütün Kadrolara Ülkücüler atanacak” balonu da daha ilk günden Kocaeli Üniversitesindeki Öğrenci Konseyi seçimi dolayısı ile patlamış paramparça olmuştur, Fahrettin Porsuk’un Anasının ak sütü gibi helal olan galibiyetine bile tahammül edemeyen kafa “Devletin bütün kadrolarını ülkücülere verecekmiş”
Bizim Köyde nüktedan bir Allahverdi Dayı vardı ve böylesi durumlar için” Ay oğlum İnananın Evi yıkılsın, Ocağı batsın” diye konuşurdu.
Bizde Allahverdi Dayı’nın ifadesini tekrarlıyoruz “İnananın Evi yıkılsın Ocağı batsın”