İşini iyi yapmaya çalışan bir gazeteci ve köşe yazarı olarak bizim kamuoyu araştırması ile tanışığımız tarih 1989’dur.
1989 yılında yaşadığımız yerleşim merkezinde yerel seçim öncesi “Yarın seçim olsa hangi partinin adayına oy veririsiniz?” şeklindeki sorumuzu yaklaşık bin 500 kişiye yöneltmiştik.
Yaşadığımız yerleşim merkezinin tamamında muhabir arkadaşlarımıza verdiğimiz bloknot kağıtlarını vatandaşa veriyor vatandaşında o bloknota yazdığı parti ve adayın ismini hiç bakmadan daha önceden hazırladığımız bisküvi kutularının içerisine atıyorduk.
Yaklaşık bir ay süren bu araştırmanın sonuçlarını her akşam sayıyor ve not alıyorduk.
Neticede çıkan oyların tamamını not ettikten sonra birkaç gün bekledik.
Seçim akşamı sandıklar açıldığında belki inanmayacaksınız sıfır hata payı ile seçimi kazananı ve sıralamayı bulduğumuzu hatırlıyoruz.
Bire bir karşı karşıya kaldığımız ikinci kamuoyu araştırması ise 2009 yılında oldu.
Yaşadığımız yerleşim merkezinde yine bir yerel seçim.
Bölgenin tanıdığı bir siyasetçi belediye başkan adayı olmak istiyor.
Bir gün “Yemekleri söyledim gel” dedi.
Gittik yemeği yedik.
Siyasetçi “Ben belediye başkan adayı olmak istiyorum, Sana da güveniyorum bu işleri biliyorsun, inandığın, güvendiğin bir araştırma şirketi ile konuş bir araştırma yapalım ona göre aday olup olmamaya karar verelim” dedi.
O tarihte tüm ülkenin tanığı bizimde kendisine güvendiğimiz bir arkadaşımıza gittik, meseleyi anlattık.
Araştırma şirketi sahibine “seçmene yerel seçimde hangi partiye oy vereceksiniz şeklinde tek bir soru soracağız” dedik.
Araştırma kurumunun sahibi “Anket işi zor iş, kişi başı bir dolar vereceksin, muhatap olacağımız sayıyı da sen söyle, anlaşırsak bir ay içerisinde sana net fotoğrafı verebiliriz” dedi.
Neticede 2 bin kişilik bir araştırma üzerinde anlaştık.
Sözleştiğimiz tarihte yani bir ay sonra araştırma şirketinin sahibi arkadaşımız elinde bir zarf ile geldi.
Arkadaşımız “Zarfın içerisinde 2 bin kişilik araştırmanın neticesi var, Aday beyefendi birazda farklı bir şekilde ikinci çıkıyor, Sonuç size uygun gelebilir de gelmeyebilir de, Sonucu kendinize göre olumsuz gördüğünüzde sizde pek çok siyasetçinin yaptığı gibi sonucu kendiniz en önde gösterip kamuoyu ile paylaşabilirsiniz, o zaman sizden ricamız bizim kurumun ismini kullanmayın zira bu işin size de bizde bir faydası olmaz, seçim akşamı neticeler açıklandığında bizde kamuoyunu yanıltan ve sonucu bilemeyen bir araştırma şirketi olmak istenmeyiz” dedi ve gitti.
Aday olmak isteyen siyasetçi ile durumu değerlendirdik, siyasetçi “Bu duruma göre biz seçimi kazanamıyoruz, aradaki fark biraz az olsa denemeye değer ancak bu rakamlar varken aday olmaya bile bile yenilmeye gerek yok” diyerek aday olmaktan vazgeçti.
İşin garibi seçim akşamı sandıklar açıldığında kamuoyu şirketinin bize verdiği rakamlar nerede ise aynı oranda çıktı.
O tarihlerde bizimde sayısını unuttuğumuz kadar kamuoyu araştırma şirketi vardı.
Bu şirketlerin çok büyük bir bölümü birinci, ikinci hatta üçüncü demelerinden sonra kamuoyunda inandırıcılıklarını yitirdiklerinden olsa gerek kapılarına kilit vurup dükkanlarını kapattılar.
Bugün geçmişteki kadar kamuoyu araştırma şirketi yok.
Aslında kamuoyu araştırma şirketlerine ihtiyaç ta yok.
Kısa bir araştırma yaptık.
Türkiye’de yaklaşık yılda 500 bin kişi ölüyor.
Bu 5 yılda 2,5 milyon kişi demek.
Türkiye’de yılda yaklaşık bir milyon kişi oy kullanma hakkına kavuşuyor.
Yani her beş yılda bir yapılan seçimde 5 milyondan fazla genç seçmen oy kullanma hakkına sahip oluyor.
5 yılda hayatını kaybeden 2,5 milyon kişinin tamamının hayatını yaşlılığa bağlı sebeplerden kaybettiğini söyleyemeyiz.
Ancak önemli bir kısmının bu sebepten yani yaşlılığa bağlı olarak hayatını kaybettiği belli.
Bu durum aslında çok net bir fikir veriyor.
Hayatını yaşlılığa bağlı sebeplerden kaybeden her hangi partiye oy veriyordu?
5 Yılda seçme hakkını kazanan 5 milyon genç hangi partilere oy veriyor.?
Bu sayıların analizini iyi yapan bir araştırma şirketi doğruları tam olarak bulabilir.
Hem de yönlendirmeye hiç gerek hissetmeden.