Darbe girişiminden on gün sonra iki olay beni derin derin düşündürdü.
Birincisi elinde sokağa atmaya çalıştığı kitaplarla yakalanan orta yaş üstü bir adamın tutuklanması.
Diğeri kitaplarını evine yakın bir yerde yakmaya çalışırken ihbar edilip yakalanan ve tutuklanan bir başka vatandaş.
Daha bir milim ilerleyemediğimizi gördüm.1960 darbecileri 12 Eylül darbecileri ve biz aynı kefedeyiz bu yapılanlarla.
Boşuna geçmiş elli altı koca yıl. Yarım asırdan fazla zaman boşu boşuna tüketilmiş.
Aradan bir aydan fazla geçti.
Rahmetli babamın evi kendi gayretleriyle yaptığı yaptırdığı bir camiye bitişiktir.
Oraya gittiğimde daha acısı caminin çevresine gece karanlığında atılmış kitaplar gördüm ve hepsini de aldım. Hepsi bizim kutsal kitabımız Kuran. Ne hazin ve ne zavallı bir duruma düşmüş insanlar.
Said Nursi kitapları çeşitli dini kitaplar. Muhtemelen eşi çocuğu zarar görmesin diye düşünen babalar evde ne var ne yoksa tüm kitapları atmışlar.
İnsanlar artık evlerinde bulunan Arapça kitapları sokağa atar duruma gelmişler.
Korku böyle hâkim olmuş.
Çoğu eski baskı elli yüz yıllık kitaplar. Arada Said’i Nursi’nin kitapları da vardı çöp yığınlarında.
Ama asıl acı olanı Müslümanların kutsal kitaplarını korkudan sokağa atacak duruma getirilmelerinden başka bir şey de değil.
Bu satır aralarını kimse görmek istemiyor. Kendisini sıkı Müslüman görenler dâhil.
İnsanların gözleri körleştirilip cepheye sürülüyor.
Bizim toplumumuz buna çok hazır ve yatkın.
Bugün iyi gördüğümüz şeyi yarın rahatlıkla kötüleyebiliyor karalayabiliyoruz.
Eğitimsizliğin okumamış lığın düşünce sisteminin kapalı oluşunun nedeni bu.
Özgür düşünce yok bizde. Hep birilerinin arkasında koşmaktan başka bir şey değil bu.
Yarın sakın hiçbir Adalet ve Kalkınma partili aldatıldık kandırıldık demeye kalkmasın.
Müslüman aldanmaz. Aldatmaz. Yalan söylemez.
Başka söylenecek söz yok.