50’li yaşları geçeli çok oldu.
Zaman zaman bu sütunlarda belirtiriz.
30 yaşımızı hatırlıyoruz.
30 yaş sonrası kafamızı çevirdiğimizde birden bire bulunduğumuz 65 yaşa nasıl geldiğimizi inanın hatırlayabilmiş değiliz.
Ancak bu konuda yapabileceğimiz yani yaşlanmayı engelleyebileceğimiz bir yaptırımımız yok.
Bizden önce bu dünyaya gelenler ne yapmışlarsa bizde o süreçten geçeceğiz.
Elimizden gelen bu.
Su gibi hatta sudan daha hızlı geçen hayatımızı daha iyi getirebilmek adına elimizden gelen tüm çabayı gösteriyoruz.
Bunun ismi “Kaliteli hayat”
Ne kadar kaliteli yaşayabiliyorsak o kadar fayda.
“Hayatımızın en azından bundan sonrası için neler yapabiliriz?” sorusuna cevap aramak ille meşgulken sosyal medyada bir iletiye denk geldik.
Konu: 50’li yaşlardan sonra çevremizdekilerin bize bakışı ile ilgili.
İlk önceleri biraz tuhaf gelen bu iletiyi sakin bir kafa ve yalnız iken birkaç kez okuduğunuzda yazılanların son derece normal olduğunun farkına varıyorsunuz.
İşte bizimde altına imza atacağımız o ileti..
50 YAŞINI GEÇTİKTEN SONRA BUNA HAZIRLIKLI OLUN
Çünkü hayatta, herkesin er ya da geç girdiği dört aşamalı bir silinme süreci başlar.
Ve bil ki bu süreç, başkalarının elinde değil — tamamen senin kabullenişinle ilgilidir.
55 yaşına geldiğinde, iş hayatı seni silmeye başlar.
İster çalışan ol, ister patron…
Bir zamanlar seni heyecanlandıran o sabahlar, artık yorgunlukla başlar.
Yıllarca “vazgeçilmez” sandığın koltuk, bir gün sensiz de doluverir.
Ve o gün anlarsın ki, hiçbir makam kalıcı değildir.
Ne unvanın, ne kartvizitin, ne de o çok övündüğün başarıların...
Hepsi unutulur gider.
O yüzden egonu bırak. Çünkü o seni taşımıyor, sen onu taşıyorsun.
Ve o yükle ömrünün son demlerine huzurla varmak çok zordur.
65 yaşına geldiğinde, toplum seni siler.
Yüzünü unutanlar artar, seni arayanlar azalır.
Bir zamanlar birlikte güldüğün insanlar, başka şehirlerde, başka hikâyelerdedir artık.
Yeni nesil seni tanımaz.
“Eskiden müdürdüm, yöneticiydim, o zamanlar benim adım geçerdi” dersin belki,
ama kimse ilgilenmez.
Çünkü zamanın kendisi yenileri yüceltir, eskileri ise zarifçe unutturur.
Bunu kabullenmek, acı değil — olgunluğun ta kendisidir.
75 yaşına geldiğinde, ailen seni yavaş yavaş siler.
Çocukların büyür, kendi hayatlarının merkezine çekilir.
Torunların seni sever, ama kendi dünyalarında yaşarlar.
Artık ev sessizdir; kahkahalar yerini anılara bırakır.
Ziyaretler seyrekleşir,
ve fark edersin:
Bir zamanlar senin omuzlarında büyüyenler, şimdi kendi yüklerini taşımaktadır.
Ama alınma, darılma…
Bu da doğaldır.
Çünkü sen de bir zamanlar kendi anne ve babanı aynı şekilde geride bırakmıştın.
Hayat, hep bu devridaim içinde akar.
Ve nihayet 85 yaşına geldiğinde, zamanın kendisi seni silmek ister.
Artık takvimlerin önemi kalmaz.
Yüzler, isimler, hatta yıllar bile birbirine karışır.
Bir sabah aynaya bakarsın;
yılların ağırlığı gözlerinde birikmiştir.
Ama huzurun da oradadır.
Artık gürültü yoktur, hırs yoktur, beklenti yoktur.
Sadece kabulleniş vardır.
Bir ömrün toplamını düşünürsün ve anlarsın:
Hayat, aslında kazanmakla değil, bırakabilmekle tamamlanıyor.
Ve işte o an,
silinmek değil,
tam anlamıyla özgürleşmek başlıyor.