12 Eylül 1980 ihtilali öncesi.
Yani 11 eylül tarihi ve biraz ilerisi.
-Adalet Partililer vardı.
-Cumhuriyet Halk Partililer vardı
-Milli Selamet Partililer vardı
-Milliyetçi Hareket Partililer vardı.
Bununla birlikte
-Demirelciler
-Ecevitçiler
-Erbakancılar
-Türkeşçiler
Mevcuttu.
O zamanlar bir siyasi parti kolay kolay iktidara gelemezdi.
Geldiği zamanda kolay kolay iktidardan inmezdi.
Yapılan seçimlerde var olan söz konusu partilerde oy oranları birden bire olağanüstü bir şekilde düşmezdi.
Ancak 3-4 seçim sonra partilerin varlıkları sona ererdi.
Bir sabah uyandık yani 12 Eylül 1980 sabahı.
Ordu yönetime el koymuş.
Demokrasiye el konulmuş.
Tüm siyasi partiler kapatılmış.
İşte o andan sonra Türkiye’de hiçbir şey eskisi gibi olmadı.
1983 yılında demokrasiye geçildi.
Seçime girecek siyasi partiler ve o siyasi partilerden aday olanların öncelikle Askeri konseyin onayından geçmesi gerekti.
Yapılan elemeler sonrası
Turgut Sunalp başkanlığındaki Milliyetçi Demokrasi partisi
Turgut Özal başkanlığındaki anavatan partisi
Necdet Calp başkanlığındaki Halkçı partinin
Seçime katılmasına izin verildi.
12 Eylül ihtilalini gerçekleştiren “Beşli Cunta”nın başındaki Kenan Evren’in gece gündüz “Turgut Sunalp’ıın genel başkanı olduğu Milliyetçi Demokrasi Partisini seçin” şeklindeki yönlendirmesine rağmen seçmen Turgut Özal’ın genel başkanı olduğu Anavatan partisini iktidara getirdi.
Turgut Özal’ın seçimi kazanan Anavatan Partisi dört eğilimi temsil ediyordu.
Yani ideolojiden uzak kazanmak için her yolun mübah sayıldığı bir siyasi oluşum.
Bize göre ideolojilerin ve ideolojilere bağlı olarak aidiyet duygusunun yerle yeksan olduğu ilk dönem o günlerdir.
Aidiyet duygusunun yerle bir olduğu yani “var olan siyasi partinin hangi ideoloji üzerine bina edildiğinin pek bir önemi yok, içerisinde benimde bulunduğum parti iktidar olsun yeter” şeklindeki düşüncenin hayatımıza girdiği tarih ise 2018 yılındaki Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemidir.
Cumhurbaşkanı seçilmek için yüzde 50 artı bir rakamının şart olduğu bir sistemde oy yüzdesi az olan siyasi partiler bir taraftan silinme diğer taraftan da en büyük partinin ihtiyacı dolayısı ile en parlak dönemini yaşamaya başladığı bir dönem başlamıştı.
Sonrası malum
Kendisinde liderlik hamuru gören kim verse hemen bir parti kurdu.
2023 yılında yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminde bu yazdıklarımızı eksiksiz bir şekilde yaşadık.
Yüzde 49 hatta yüzde 50 oy oranı olan bir siyasi parti ile yüzde bir oyu olan parti bir anda eşitlendi.
Zira yukarıda da belirtiğimiz gibi seçilmek için lazım olan oy yüzde 50 artı bir.
Böyle bir süreçte yazımıza başlık olan “Aidiyet” duygusu da ortadan kalkmış oldu.
Bir sabah uyanıyorsunuz 50 yıl bir ideolojiyi savunan siyasi parti tam tersi bir ideolojiyi savunuyor.
“Asla falanca partide olmaz” diye düşündüğümüz bir siyasetçi kendi dünya görüşüne yüzde yüz ters bir siyasi partide yer bulabiliyor.
Sebep son derece basit.
“Benimle birlikte siyaset yapan akranlarımın tamamı Türkiye’nin yönetiminde söz sahibi benim neyim eksik” anlayışı.
İşte bu “benim neyim eksik” anlayışı anlatmaya çalıştığımız aidiyet duygusunu ortadan kaldırıyor.
Söz konusu gidiş gelişleri engelleyecek tek bir yol var.
Güçlü lider olmak.
Güçlü parti oluşturmak.
Bu kadar mesajdan sonra geriye iki kesim kalıyor.
1.Tozu dumana katmak.
2.Tozu dumanı yutmak.
Üçüncü bir yol maalesef henüz yok.




