Yazarlar

Çocuğun değeri kaç net eder?

Yaklaşık otuz yıldır, her yıl sonunda yapılan ve adı zaman içinde değişerek son yıllarda LGS adını alan sınava öğrenciler hazırlıyorum. Bu süreçte çıkardığım en önemli ders, sınavın bir amaçtan önce bir araç olarak görülmesi gerektiğidir.
Sınav amaç haline geldiğinde çocuk öğrenmenin kendisinden uzaklaşmaya başlıyor. Kendini geliştirmeye odaklanmak yerine, sınıftaki yerini ve statüsünü ölçüt alarak değerini belirlemeye başlıyor. Başkalarıyla yaptığı bu kıyaslama, hata yaptığında kendisini yetersiz hissetmesine neden oluyor.
Böylece çocuk yalnızca sınava hazırlanmış olmuyor; aynı zamanda kaygıyla yaşamayı, hata yapmaktan korkmayı ve kendini sonuçlar üzerinden değerlendirmeyi de öğreniyor. Ne yazık ki bunun etkileri çoğu zaman sınav yılıyla sınırlı kalmıyor; sonraki eğitim hayatına ve özgüven gelişimine de yansıyabiliyor.
Oysa LGS bir araç olarak kullanıldığında tablo tamamen değişiyor. Çocuk problem çözmeyi, düşünmeyi ve sabretmeyi öğreniyor. Hata yapmanın doğal olduğunu görüyor. En önemlisi de kendisine yeni beceriler kazandırıyor. Bugün edindiği çalışma disiplini, dikkat yönetimi, planlama becerisi ve sorumluluk duygusu hayatının sonraki dönemlerine taşınan değerler haline geliyor.
Aslında usta-çırak ilişkisinin en güçlü şekilde kurulabildiği sene olabiliyor. Çocuk kendini çaresiz hissettiği bu dönem öğretmen onun için kurtarıcı bir rol üstleniyor. Öğretmenin ağzından çıkan her sözcük öğrencinin düşünme biçimini, olaylara bakış açısını ve çalışma alışkanlıklarını olumlu yönde etkileyebiliyor.
Ne yazık ki toplumda çoğu zaman sadece tam yapan öğrenciler görünür oluyor. Oysa tam yapan öğrenci ile 10 yanlış yapan öğrenci arasında sanıldığı kadar büyük bir fark yoktur. Çoğu zaman fark; sınav anındaki küçük insani ve çevresel etkenlerden kaynaklanır.
Sınıfta sürekli öksüren bir öğrencinin, sese hassas bir öğrenciyi etkilememesi mümkün müdür? Ya da sınav sırasında bir öğrencinin erken çıkması, başka bir öğrencide “Demek ki sorular çok kolaymış, ben yapamadım.” düşüncesini oluşturup dikkatini dağıtamaz mı? Bir anlık düşünce bazen yirmi dakikalık bir kayba dönüşebilir.
Bu nedenle sınav sonuçlarını değerlendirirken yalnızca netlere bakmamak gerekir. Her öğrencinin sınav günü yaşadığı koşulları, duygularını ve çevresel etkenleri de hesaba katmak gerekir.
Bizim görevimiz sadece yüksek puan alan öğrenciler yetiştirmek değildir. Kendini tanıyan, öğrenmeyi seven, hata yaptığında yeniden ayağa kalkabilen ve kendi potansiyeline güvenen bireyler yetiştirmektir.
Çünkü yıllar sonra çocukların hayatında belirleyici olan şey, aldıkları puanlardan çok kazandıkları beceriler olacaktır.