Hayatımızda gazetecilikten, habercilikten başka hiçbir şey yok.
“Dünyaya bir kez daha gelsem gazeteci oludum” ifadesi sanki ölçülmüş biçilmiş ve bizim için söylenmiş gibi.
Temel görevimiz var olan iyilikleri de kötülükleri de toplum ile paylaşmak.
Faydalı olan çalışmaları da faydasız işleri de toplumun gözleri önüne sermek.
Bu görevi yaparken de olabildiğince tarafsız davranmayı bir hayat felsefesi haline getirmiş bulunmaktayız.
Bir dünya görüşümüz bir siyasi fikrimiz elbette var.
Ancak bizi tanıyanlar haberler noktasında taraflı olmadığımızı çok net olarak biliyorlar.
Toplumda var olan aksaklıklar ile ilgili fikir beyan etmek isteyen çok önemli bir kitle var.
Kendilerine “Sadece gerekleri savunacaksanız yayın kuruluşlarımızın kapısı size sonuna kadar açık” teklifinde bulunuyoruz.
Lakin siyaset kurumu gazetecilerin tarafsız olmasını asla istemiyor kabul etmiyor.
Biz bu meleğe başlarken de durum böyleydi şimdi de aynı.
Tek fark bugün gazetecilerin işinin daha da zor olduğudur.
Siyasetçi ister ki gazeteci hep kendisini yazsın.
Bir yanlış yapsa da gazeteci o yanlışı görmezden gelsin.
Böyle olduğunda siyasetçinin gazeteciye bakışı olumludur.
Ancak siyasetçinin yaptığı bir yanlışlık gazeteci tarafından haberleştirilince kızılca kıyamet kopuyor.
Yıllar önce.
“Sizi yurt dışına göndereceğim “ vaadiyle vatandaştan para toplayan ancak vaadini yerine getiremediği için vatandaşlar tarafından fena halde dövülen birisini haber yapmıştık.
Bir baktık kafası gözü yarılmış bir kolu ve bir ayağı kırılmış vatandaş elindeki bastona dayanarak gazeteden içeriye girdi.
“Beni haber yapan muhabir nerede?” diye sorunca “Muhabir burada yok ama sorumluluk bende bana söyleyin” dedim.
Birkaç dakikalık konuşmadan sonra kendisine “Vatandaştan seni yurt dışına göndereceğim diye parayı toplayan ama sözünü yerine getirmeyen sen, seni dövüp bu hale getiren getirdikten sonra da karakola götürüp şikayetçi olan ve günlerce cezaevinde kalmana sebep olan vatandaşlar, Emniyet müdürlüğünün çağrısı ile oraya gidip haber yapan muhabirin suçu nedir” diye sormuştuk.
Aldığımız cevap “Muhabir haklı ama haberi yapmayacaktı benim kişiliğim ile oynadı, etrafıma küçük düştüm” şeklinde gülermisin ağlarmısın diye sorulacak bir cevap vermişti.
Bu durum ile ilgili daha yüzlerce örnek vermek mümkün.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi vatandaş yanlış bir iş yapsa da bunun gazeteciler tarafından haberleştirilmesini kamuoyu ile paylaşılmasını istemiyor.
Biz iddia ediyoruz.
Gazeteciler olmasın kurumlarda hiçbir çalışma olmaz.
Pek çok kurumda görev yapan bürokrat “Aman gazeteciler bizi yazmasın” endişesi ile işini dikkatli bir şekilde yapıyor.
Siyaset kurumunun bir an önce gazetecilerin yakasını bırakması lazım.
Toplum zaten iyi gazeteci ile kötü gazeteciyi, işini yapan gazeteci ile yapmayan gazeteciyi anında ayırıyor.
Her birini başka bir noktaya taşıyor.
Gazetecinin bugünlerde günahı var olan olumsuzlukları kamuoyu ile paylaşmak.
Kurumlar işini düzgün yapsa gazetecilere konu olmayacak ki.
Bir gazeteci durduk yerde kişi yada kurumlar ile neden uğraşsın ki.
Gazetecinin günahı doğruları yazmak.
Gazetecinin günahı yapılan yanlışları kamuoyu ile paylaşmak.
Vatandaş dere yatağına inşaat yapmış.
Belediye de bu inşaata ruhsat vermiş.
Sonra meydana gelen kuvvetli bir yağışta, bina sulara kapıldığı gibi içerisinde bulunan aile bireyleri de hayatlarını kaybetmişler.
Gazeteci “Böylesi tehlikeli su yatağına inşaat iznini hangi belediye verdi?” diye haber yaptığında tutuklanıyor.
Gazeteci fon yolsuzluğunu haberleştirdi diye tutuklanıyor.
Normal şartlarda yöneticilerin böylesi olumsuzlukları ortaya çıkaran gazetecilere teşekkür etmesi pamuklara sarması lazım.
Ancak bizde tam tersi oluyor.
Suçu işleyen kişi yada kişiler değil bu suçun yanlışlığını haber yapan gazeteciler tutuklanıyor.
Gazetecilik suç değil ki.
Başkalarının işlediği günahı gazetecilere yüklemek kimseye bir fayda sağlamaz.
Zarardan başka.




