
Meme kanseri farkındalığında çoğu zaman “kontrollerinizi yaptırın” mesajı öne çıkıyor. Ancak meme sağlığının değerlendirilmesinde önemli bir ayrıntı var: Her kadın için aynı görüntüleme yöntemi, aynı nedenle kullanılmıyor. Yaş, meme dokusunun yapısı, kişinin yakınmaları, aile ve kişisel öyküsü gibi faktörler değerlendirme sürecinin nasıl ilerleyeceğini etkileyebiliyor.
Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Tanısal Radyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Aresh Soudmand, Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında meme görüntülemesinde en sık merak edilen konulara dikkat çekerek mamografi ve ultrasonografinin birbirinin alternatifi olarak görülmemesi gerektiğini belirtiyor.
MAMOGRAFİ VE ULTRASON BİRBİRİNİN YERİNE GEÇER Mİ?
Meme sağlığı söz konusu olduğunda sık karşılaşılan yanılgılardan biri, mamografi ile ultrasonografinin aynı amaçla kullanılan ve birbirinin yerine tercih edilebilen iki yöntem olduğunun düşünülmesidir.
Uzm. Dr. Aresh Soudmand, görüntüleme yöntemlerinin farklı özelliklere sahip olduğunu belirterek şu bilgileri veriyor:
Her görüntüleme yönteminin meme değerlendirmesinde farklı bir yeri vardır. Mamografi özellikle tarama programlarının temel görüntüleme yöntemlerinden biridir. Ultrasonografi ise belirli klinik durumlarda meme dokusunun ve saptanan bulguların değerlendirilmesinde kullanılabilir. Hangi yöntemin gerekli olduğuna kişinin yaşı, yakınmaları, muayene ve önceki görüntüleme bulguları gibi faktörler birlikte değerlendirilerek karar verilir.
YOĞUN MEME DOKUSU NE ANLAMA GELİYOR?
Mamografi raporlarında karşılaşılabilen “yoğun meme dokusu” ifadesi de kadınlarda endişeye neden olabilen kavramlardan biri.
Yoğun meme dokusu tek başına bir hastalık ya da kanser tanısı anlamına gelmiyor. Bununla birlikte meme dokusunun yapısı, mamografide bazı alanların değerlendirilmesini güçleştirebiliyor. Bu nedenle radyolog, gerekli gördüğü durumlarda değerlendirmeyi farklı görüntüleme yöntemleriyle destekleyebiliyor.
Uzm. Dr. Aresh Soudmand, “Bir mamografi raporunda yoğun meme dokusundan söz edilmesi tek başına olumsuz bir bulgu olarak yorumlanmamalıdır. Burada önemli olan görüntülerin kişinin yaşı, klinik bilgileri ve varsa önceki tetkikleriyle birlikte değerlendirilmesidir. Ek görüntüleme gerekip gerekmediği de bu bütüncül değerlendirme sonucunda belirlenir” diyor.
ELE GELEN HER KİTLE KANSER ANLAMINA MI GELİYOR?
Meme dokusunda fark edilen her değişiklik kanser anlamına gelmiyor. Kistler ve diğer iyi huylu değişiklikler de memede ele gelen kitle veya farklılık şeklinde hissedilebiliyor. Ancak bir kitlenin yalnızca elle değerlendirilerek niteliğinin anlaşılması mümkün olmayabiliyor.
Bu noktada klinik değerlendirme ve gerekli durumlarda görüntüleme yöntemleri devreye giriyor. Görüntülemenin amacı yalnızca bir oluşumun varlığını göstermek değil; yapısı ve özellikleri hakkında da bilgi elde etmek.
Uzm. Dr. Aresh Soudmand, “Yeni fark edilen bir kitlenin ‘nasıl olsa iyi huyludur’ düşüncesiyle göz ardı edilmesi de her kitlenin kötü huylu olduğunun düşünülmesi de doğru değildir. Yeni gelişen veya devam eden bir değişiklik tıbbi olarak değerlendirilmelidir” ifadelerini kullanıyor.
MEME UCUNDAN GELEN AKINTI HER ZAMAN TEHLİKELİ Mİ?
Meme ucundan akıntı da tek bir nedene bağlı olarak ortaya çıkmıyor. Hormonal değişikliklerden iyi huylu meme hastalıklarına kadar farklı durumlarla ilişkili olabiliyor. Ancak özellikle kendiliğinden gelişen, tek memeden veya tek bir kanaldan gelen ve kanlı özellik gösteren akıntılar daha ayrıntılı değerlendirme gerektirebilir. Bu durumda kişinin yaşı ve klinik bulgularına göre uygun görüntüleme yöntemi belirleniyor.
Uzm. Dr. Aresh Soudmand, meme ucundan gelen akıntının tek başına bir kanser göstergesi olarak yorumlanmaması gerektiğini ancak özellikle yeni gelişen ve devam eden değişikliklerin göz ardı edilmemesinin önemli olduğunu vurguluyor.
“ŞİKAYETİM YOKSA KONTROLE İHTİYACIM YOK” DÜŞÜNCESİ DOĞRU MU?
Tarama programlarının temel amacı, henüz belirti veya yakınma ortaya çıkmadan belirli hastalıkların erken dönemde saptanabilmesine olanak sağlamaktır. Bu nedenle kişinin kendisini iyi hissetmesi veya memesinde herhangi bir değişiklik fark etmemesi, yaşına ve risk durumuna uygun taramaların önemini ortadan kaldırmaz.
Diğer taraftan tarama ile tanısal değerlendirme arasındaki farkın da bilinmesi gerekiyor. Tarama, herhangi bir yakınması olmayan kişilerde uygulanırken; memede yeni bir kitle, şekil değişikliği, ciltte farklılaşma veya meme ucundan olağan dışı akıntı gibi bir bulgunun ortaya çıkması durumunda süreç artık kişiye özel klinik değerlendirme gerektirebiliyor.
Uzm. Dr. Aresh Soudmand, “Meme sağlığında önemli olan yalnızca belirli bir görüntüleme yöntemini yaptırmak değil, doğru kişinin doğru zamanda ve uygun yöntemle değerlendirilmesidir. Farkındalık da kişinin kendi normalini bilmesi, yeni gelişen değişiklikleri önemsemesi ve yaşına ve bireysel risk durumuna uygun sağlık kontrollerini sürdürmesi ile başlar” diyerek sözlerini tamamlıyor.





