Bundan ortalama 40 yıl önce 50 yıl önce tüm aile bireyleri ile birlikte yapılan o muhteşem sabah kahvaltıları ile ilgili bu sütunlarda dilimiz döndüğünce anlatmaya çalışmıştık.
Türkiye’nin çoğunlukla köyden kente doğru göç etmediği yılları hatırlatıyorduk.
Hayat şartlarının bu kadar ağır olmadığı zamanları anlatmaya çalışıyorduk.
Bir memur yada işçi maaşı ile 7-8 kişilik ailelerin mutlu bir şekilde geçinip gittiğini hatırlatıyorduk.
Hepimizin gözlemlediği gibi o günler artık çok ama çok gerilerde kaldı.
Köyden kente doğru başlayan ve bir türlü önlenemeyen göçler vesilesi ile köyler boşaldı kentlerde adım atacak yer kalmadı.
Kırsalda evinin kümesinde tavuk, ahırında inek, koyun besleyen kitle birer bire kentlere akmaya başlayınca işler iyiden iyiye karışmaya başladı.
Artık kalabalık aile nüfusu yok.
Ülkeyi yönetenler her ne kadar nikah törenlerinde eline geçirdikleri mikrofonlardan “en az 3 çocuk yapın” şeklinde anons yapsalar da dinleyen yok.
Bir çocuk
Arkasından ikinci çocuk yapan nerede ise kahraman ilan edilecek.
Zira dünya değişti.
Hayat pahalı.
Aileler bölündü.
“Çekirdek aile” kavramının yerinde yeller esiyor.
Böyle bir noktada o çok ama çok özlediğimiz pazar kahvaltılarından da eser kalmadı.
Çünkü kalabalık aile yok.
Çocukları henüz ilkokul çağına gelen aileler için sabah kahvaltıları hayal bile değil.
Zira Pazar sabahı erken saatlerden itibaren çocukların katılacağı kurslar var, oyun grupları var.
Çocukları üniversite çağına gelenler içinde artık evde kimseyi bulmak mümkün değil.
Böyle bir ortamda pazar kahvaltısını kiminle yapacaksınız?
Bunun yerine eğer denk getirilebilirse çok yakın akraba yada arkadaş grupları ile birlikte pazar günleri sabah kahvaltısı yada brunch (geç kahvaltı) şeklinde bir alışkanlık oluştu.
Allah için bu işi güzel yapan işyerleri de yok değil.
Kimi “serpme kahvaltı” diyor.
Kimi “açık büfe” kahvaltı diyor.
Birbiri ardına masaya gelen çeşit çeşit kahvaltılar.
Çoğu zaman ismini bile bilmediğimiz ve ilk kez gördüğümüz gıdalar.
Bu kahvaltıların amacı çoğu zaman yukarıda da belirttiğimiz gibi dostlar ile arkadaşlar ile akrabalar ile bir arada olmak.
Ancak burada da bir tehlike söz konusu.
Kahvaltıda hiç kimsenin yanındaki ile karşısındaki ile tek kelime sohbet etme imkanı yok.
Zira cep telefonu diye bir hadise var.
Tam sohbet açılacak.
Telefonlar çalmaya başlıyor.
Arada mesajlaşmalar
Elektronik mesajlar
Derken tek bir kelime edilemeden kahvaltının sonuna geliniyor.
Şu sıralar söz konusu pazar kahvaltıları da tarihe karışmak üzere.
Birincisi anlatmaya çalıştığımız gibi kahvaltıya çağıracak çağırdıktan sonra da masanın etrafında sohbet etme imkanı yok.
İkincisi ise kahvaltı sonrasında masadakilerin aklını başından alan uçuk kaçık hesaplar.
“Zor oyunu bozar” şeklinde bir söylem var.
Pahalılık var olan 50 yıllık değerlerimizi de birer birer ortadan kaldırıyor.
Evde Pazar günü kahvaltı yapacak kimse yok.
Dışarıda belirttiğimiz sebepler dolayısı ile pazar kahvaltısı etrafındaki çember gittikçe daralıyor.
04 Kasım 2015 tarihinde kaybettiğimiz şair yazar Gülten Akın “İLK YAZ” isimli şiirinde bizim de taşıdığımız endişeleri tam olarak anlatıyor.
Ah, kimselerin vakti yok
Durup ince şeyleri anlamaya
Kalın fırçalarını kullanarak geçiyorlar
Evler çocuklar mezarlar çizerek dünyaya
Yitenler olduğu görülüyor bir türküyü açtılar mı
Bakıp kapatıyorlar
Geceye giriyor türküler ve ince şeyler
"Memelerinde biraz irin, biraz balık ve biraz gözyaşı
Bir dev oluyorsun deniz deniz deniz
sisin dere ağızlarından sokulup akşamları
Fındıklarımızı basıyor
Neyleriz kararan tomurcukları
Çocuklarımıza yalvarıyoruz: Aç durun biraz
Tecimenlere yalvarıyoruz:
Bir "Hotel" bir gizli evlenme az çiziniz
Bir banka az çiziniz bir yalvarma
Bizden size ve sizden dışardakilere
Karılarımızı yolluyoruz tırnaklarını kesmeye ve demeye
-Evet efendim-
Çocuklarımızı yolluyoruz dilenmeye
Bizler gidiyoruz yatağımız tanrıya emanet
Yazların motorlu çingeneleri
Ah, kimselerin vakti yok
Durup ince şeyleri anlamaya
Baba evleri, ilk kez girilen ırmağa dönüş
Toprağa tutku, kendinden dolayı
Kulaklarımızı tıkıyoruz: Para para para
Kulaklarımızı açıyoruz: Kavga kavga kavga
Sorar belki biri: Kavga ama neden kavga
Komşumuza sonsuz balta, karımıza yumruklar içinde
-Bilmiyoruz neden kavga.
Sonra kasabanın cezaevinde
Silgimizi göz önüne yerleştiriyoruz
Günlerimiz iterek genişletiyoruz
Yer açıyoruz karılarımızı düşünmeye
Bizsiz geçen menevşeyi düşünmeye
Durup ince şeyleri anlatmaya
Kimselerin vakti olmasa da
Okulların kadın öğretmencikleri
Tatil günlerini çoğaltsalar da
Kutsal nemiz varsa onun adına
Gözlerimiz için bağlar dokusalar da
Birikimler ve çizgiler gitgide gitgide
Açmaya ilkyaz çiçekleri
Bir gün birileri öte geçelerden
Islık çalar yanıt veririz




