Yazarlar

PKK silah bırakınca geride ne kalacak?

Türkiye uzun yıllardır PKK terör örgütüyle mücadele ediyor. Şimdi yeni bir döneme girildi. Bizim tasvip etmediğimiz ve anayasaya aykırı bulduğumuz Çerçeve Yasa, TBMM’de büyük bir çoğunlukla kabul edildi. Dolayısıyla Meclis iradesine saygılı olmak durumundayız. Yasanın ana ilkeleri, hedefleri ve genel kapsamı belirlediği, teknik detaylar ve alt kurallarını yönetmelik gibi ikincil düzenlemelerle yapılacağı anlaşılıyor.

PKK, Süleymaniye’de 11 Temmuz 2025’te kamuoyuna yönelik bir seremoni ile 30 kadar hafif silahı yakarak, Silah Bırakma kararı aldığını duyurmuştu. Bu eylemden sonra bazı güvenlik önlemlerinde yumuşama, yol kontrol noktalarının kaldırılması ve bazı aflar başta olmak üzere, bir dizi iyi niyet adımları atılmıştı. Bundan sonra sorulacak soru şudur: “PKK silah bırakınca geride ne kalacak?”

Çünkü PKK, yalnızca Türkiye'de eylem yapan bir terör örgütü değildir. Örgüt yıllar içerisinde Türkiye'nin yanı sıra Irak, Suriye ve İran sahalarında farklı düzeylerde örgütsel, siyasi ve silahlı bağlantılar oluşturmuştur. Dolayısıyla bugün karşımızdaki mesele, yalnızca birkaç bin silahlı militanın silahlarını bırakmasından ibaret olamaz.

Kaldı ki, gerçek anlamda silahsızlanma; silahların teslim edilmesiyle de sınırlı değildir. Örgütün; silahlı kadrolarını, eğitim ve lojistik merkezlerini, finans kaynaklarını, insan ve silah kaçakçılığı kanallarını, uyuşturucu ticaretiyle ilişkili ağlarını, sınır ötesi kamplarını, istihbarat ve haberleşme altyapısını vs. ortadan kaldırmadan yalnızca “silah bırakıyorum” demesi, örgütün tamamen tasfiye edildiği anlamına gelmez. Çünkü silah, örgütsel kapasitenin yalnızca görünen yüzüdür. Asıl güç; para, insan, örgütlenme, lojistik ve yeniden silahlanma kapasitesidir.

PKK'nın uyuşturucu ticareti ve diğer yasa dışı finans kaynaklarıyla ilişkisi konusunda yıllardır uluslararası güvenlik birimlerinin ve çeşitli ülkelerin raporlarında ciddi tespit ve iddialar bulunmaktadır. Burada önemli olan, örgütün gelirinin tamamını uyuşturucudan sağladığını söylemek değil; yasa dışı ekonomilerin örgütsel kapasitenin finansmanında oynadığı rolü göz ardı etmemektir. Çünkü para varsa silah alınabilir. Kadrolar korunabilir. Lojistik sürdürülebilir. Ve gerektiğinde örgüt yeniden silahlanabilir.

Bütün bu tespitler doğrultusunda şu soru akla gelmektedir. PKK neden silah bırakmak istesin? Bunun birçok nedeni olabilir. Her şeyden önce Türkiye'de PKK'nın uzun süreli bir gerilla savaşı yürütme kapasitesini yitirmiştir. Türkiye'nin istihbarat, sınır güvenliği, insansız hava araçları ve sınır ötesi operasyonları örgütün hareket alanını büyük ölçüde daraltmıştır. Yani örgüt için Türkiye içinde silahlı mücadelenin maliyeti yükselmiş, getirisi azalmıştır.

Bu durumda örgüt açısından yeni bir strateji geliştirmek rasyoneldir. Silahla elde edilemeyen bazı kazanımların siyaset, diplomasi ve yerel yönetimler üzerinden elde edilmeye çalışılması mümkündür.

Dolayısıyla PKK'nın silahlı mücadeleyi bırakması, mutlaka bütün siyasi hedeflerinden vazgeçtiği anlamına gelmez. Tam tersine, bu bir strateji değişikliği de olabilir: Silahlı örgütten siyasi nüfuz örgüsüne geçiş... Asıl dikkat edilmesi gereken nokta budur. Nitekim gerek örgütün üst düzey yetkililerinin gerekse DEM Parti yetkililerinin açıklamaları bunu desteklemektedir.

Bence Türkiye'nin en hassas olması gereken ihtimal de budur. Düşünebiliyor musunuz?

Örgüt silahların bir bölümünü teslim eder, kadroların bir kısmını dağıtır, fakat özellikle ABD tarafından verilen ağır silahlarını, finans ağlarını ve sınır ötesindeki örgütsel bağlantılarını korursa ne olur? Bugün kullanılmayan silah yarın yeniden kullanılabilir. Dağıtılan kadrolar yeniden örgütlenebilir. Kapatılan bir yapı (daha önce de olduğu gibi) başka bir isimle ortaya çıkabilir. İşte bu nedenle Türkiye'nin “PKK feshedildi” açıklamasından çok, sahada neyin tasfiye edildiğine bakması gerekir.

Özellikle Irak ve Suriye ve hatta İran sahası bu açıdan kritik önemdedir.

Türkiye'deki silahlı yapının sona ermesi önemli olmakla birlikte, Suriye'deki PKK bağlantılı yapılanmaların ve Irak'taki örgütsel altyapının ve İran PKK’sının feshi gerçekleşmeden, sorun çözüldü demek mümkün değildir.

Öte yandan PKK'nın bütün kadrolarının aynı düşüncede olduğunu varsaymak da doğru değildir.

Öcalan'ın çağrısına uyan bir kesim silahlı mücadeleyi sona erdirirken, örgütün başka unsurları silah bırakmayı reddedebilir. Bu durumda yeni isimlerle, yeni örgütlerle veya farklı yapılarla parçalanmış, ancak daha agresif bir terör yapılanması karşımıza çıkabilir. Bu nedenle Türkiye'nin yalnızca örgütün merkezi açıklamalarına değil, sahadaki bütün silahlı unsurların davranışlarına bakması gerekir.

Bence Türkiye’nin ölçüsü son derece açık olmalıdır:

Terör örgütü üyeleri pişmanlık göstererek, devletin adaletine sığınıyor mu?

ABD’nin verdiği ağır silahlar başta olmak üzere bütün silahlar teslim ediliyor mu?

Irak'taki silahlı ve lojistik yapılanma dağıtılıyor mu?

Suriye'deki PKK yok edilip, bağlantılı silahlı yapılara son veriliyor mu?

İran PKK’sı (PJAK) ortadan kaldırılıyor mu?

Örgütün finans ve yasa dışı gelir kaynakları bütünüyle kesiliyor mu?

Ezici çoğunluğu PKK karşıtı olan bölge halkından örgütün zorla insan devşirmesi bitiriliyor mu?

Zengin bölge insanından PKK’ya destek adına haraç alınmasından vaz geçiliyor mu?

Silahlı kadroların yeniden örgütlenmesi ülke ve ülke dışında engelleniyor mu?

Bu soruların tamamına “evet” denilebiliyorsa, o zaman gerçekten PKK’nın bitirilmesi adına tarihi bir dönüm noktasından söz edebiliriz.

Aksi halde Türkiye (maalesef büyük bir iyi niyetle) yapılan PKK affıyla canileri affederek halkın içine salmış, üstelik dünyanın en çok geçici sığınmacı ve kaçak besleyen ülkesi olarak, iç güvenlik riskini daha arttırmış olur. Bunun yanında örgütü aklayarak, PKK destekçisi ülkelere de büyük bir koz vermiş olur.