Bir toplumda kurallar neden vardır?

Sadece kanunlarda yazılı oldukları için mi?

Hayır. Kurallar, toplumun büyük bölümünün onlara uymayı gerekli ve doğru kabul etmesiyle anlam kazanır. Hukuk kuralları kadar, yazılı olmayan ahlaki ve toplumsal normlar da insanların davranışlarını sınırlar.

Bu sınırlar aşınmaya başladığında sosyolojinin bir kavramı karşımıza çıkar: Anomi.

Anomi, en basit ifadeyle, toplumda ortak değerlerin, normların ve kuralların bağlayıcılığını kaybetmesi durumudur. İnsanlar artık “Doğru olan nedir?” sorusundan çok, “Bana ne kazandırır?” sorusunu sormaya başladığında anominin zemini oluşur. Sonra bazı cümleler yaygınlaşmaya başlar:

“Millet yapıyor.”

“Ben yapmazsam başkası yapacak.”

“Bu ülkede işler böyle yürüyor.”

“Gemisini kurtaran kaptan…” İşte asıl tehlike de burada başlar.

Kural dışı oynamanın kazandırdığı durumlar yaygınlaşırsa, dürüstlük bir erdem olmaktan çıkar; bir dezavantaja dönüşür.

Burada üzerinde düşünülmesi gereken başka bir durum daha vardır. Ben buna “azınlık anomisi” diyorum. Bu kavramı, toplumun tamamının kuralsızlaşmasından farklı olarak, küçük fakat etkili bazı çevrelerin kuralları kendi çıkarları doğrultusunda esnetebildiği veya aşabildiği ve bunun toplumun geniş kesimlerinde adaletsizlik duygusu oluşturduğu durum anlamında kullanıyorum.

Çünkü çoğunluk kurallara uyar. Üretir. Vergisini öder. İşini doğru dürüst yapar. Borçlarını ödemeye çalışır. Çocuğunu okutmak için fedakarlık eder. Haksız kazanca yanaşmaz. Devlete karşı sorumluluklarını yerine getirir.

Fakat toplumda bazı kişi veya çevrelerin, sahip oldukları güç ve olanaklar sayesinde kurallar karşısında ayrıcalıklı davranabildiğine ilişkin bir algının yaygınlaşması, sorunu yalnızca ekonomik bir eşitsizlik olmaktan çıkarır. Adalet duygusu yara alır. Kamu kaynaklarının kullanımı, ihaleler, atamalar, imar uygulamaları, mali işlemler, teşvikler veya çeşitli idari kararlar konusunda kamuoyunda zaman zaman ortaya çıkan tartışmalar da, bu adalet ve güven duygusu açısından değerlendirilmelidir.

Eğer vatandaş;

“Kurallara uyanlar enayi yerine konuluyor.”

“Liyakat yerine başka ölçütler belirleyici oluyor.”

“Güçlü olan kural mural tanımıyor.”

“Güç ve olanaklar bireysel çıkarlar için kullanılıyor.”

Demeye başlarsa, artık yalnızca tek tek olayları değil, sisteme ve devlete duyulan güveni konuşmamız gerekir.

Zira sistemin ya da devletin asıl gücü, vatandaşlarının hukukun herkese aynı şekilde uygulanacağına dair inancıdır. Bu inanç zayıflarsa toplumda tehlikeli bir psikoloji ortaya çıkar:

“Madem başkaları yapıyor, ben neden yapmayayım?”

İşte azınlık anomisinin toplumsal etkisi burada belirginleşir. Başlangıçta küçük ve imtiyazlı bir grubun kuralları zorlaması gibi görünen davranışlar, zamanla geniş kesimlere sirayet eder. Böylece birkaç kişinin yanlışı olmaktan çıkar ve toplumun ortak ahlakına ilişkin bir probleme dönüşür. Oysa sağlıklı bir devlet düzeninde vatandaşın bilmesi gereken çok basit kavramlar vardır. Bunlar:

Dürüst olmak daima kazandırır.

Liyakat sahibi olmak daima avantajdır.

PKK silah bırakınca geride ne kalacak?
PKK silah bırakınca geride ne kalacak?
İçeriği Görüntüle

Kurallara uymak enayilik değildir.

Devletin olanaklarından yararlanmak için güçlü bir tanıdığa ihtiyaç yoktur.

Hak sahibi olmak için ayrıcalıklı olmak gerekmez…

Bunun gerçekleşebilmesi için ihtiyaç duyulan şey; şeffaflık, hesap verebilirlik, liyakat, denetim ve hukukun öngörülebilir biçimde ve herkese eşit olarak uygulanmasıdır.

Ve unutmayalım:

Devletin bütçesi, kamu kurumlarının kaynakları ve kamuya ait olanaklar herhangi bir kişi veya grubun özel mülkü değildir. Kamu, yurttaşların ortak değeridir. Bu nedenle mesele yalnızca birilerinin ne kadar kazandığı değildir. Mesele, geride kalan milyonlarca insanın adaletin var olduğuna inanıp inanmadığıdır.

Aksi halde toplumun vicdanında şu düşünce yerleşir: “Herkes kendi gemisini kurtarıyor.”

Oysa devlet gemi yarışının yapıldığı bir deniz değildir. Hepimizin aynı gemide olduğu yerdir.

Ve bir toplumda bazı kaptanlar gemisini kurtarırken bazıları geminin delinmesine seyirci kalıyorsa, sorun artık tek tek kaptanların değil, devlet gemisinin geleceği sorunudur.