Hepimizin bir işi var.

Sahip olduğumuz işler üzerinden evimize ekmek götürmeye hayatımızı devam ettirmeye çalışıyoruz.

Daha açık bir ifade ile mücadele veriyoruz.

86 milyon nüfusu olan Türkiye’de asıl işimizin yanında hatta ondan daha önemli bir meşguliyetimiz var.

İsmi SİYASET

Zaman hızlı, çözüm yavaş
Zaman hızlı, çözüm yavaş
İçeriği Görüntüle

Türkiye’de 81 il

900 civarında ilçe

400’den fazla belde

Sayısını unuttuğumuz kadar köy var.

Köy muhtarlarını ve muhtarların ihtiyar heyetini bir kenara koyduğumuzda

Her il merkezinde

Her ilçede

Tüm beldelerde

Kurulan bir siyasi partinin teşkilatları var.

Nüfusu çok fazla olmayan Anadolu kasabalarında nerede ise yaşayan herkesin bir siyasi partinin başkanı-yönetim kurulu yada üyesi bulunuyor.

Anlayacağımız herkes siyasetçi.

Siyasete bulaşmadan önce herkes birbirinin dostu, arkadaşı, akrabası.

Ancak söz konusu vatandaşlar bir şekilde şu aşamada sayıları 200 civarında bulunan bir siyasi partinin kapısından içeriye girdiklerinde içlerinde var olan canavarların da kendilerini dışarıya vurduklarına şahit oluyoruz.

Genel merkezleri Ankara’da bulunan siyasi partilerin yurt genelindeki temsilcileri iş başına geldikleri günden itibaren başlıyorlar birbirlerine saldırmaya.

İlk aşamada ufak ufak başlayan bu saldırılar.

Bir zaman sonra hakaretlere,

Sonra küfürleşmeye

En sonunda da fiziki saldırılara kadar uzayıp gidiyor.

Bu şekilde yüzlerce binlerce hadise hatırlıyoruz.

Aynı yerleşim merkezinde yaşayan tanıdıklar cenaze namazlarında bile bir araya gelmekten kaçınıyorlar.

Bu insanlara “Yahu birbirinizle tarla davası mı var ki selamı sabahı kestiniz?” diye sorsanız cevap “Mal mülk davası değil parti davası” olacaktır.

Siyasette teşkilat yöneticiliğinin süresi bilemdiniz iki yıl.

Mensubu olunan parti seçimde iktidar yada iktidar ortağı olamıyorsa zaten varlığını devam ettirmesi mümkün değil.

Böyle olunca

Ya istifa mekanizması devreye giriyor

Yada görevden alma.

Bu kadar uğraştan sonra siyaseten kenarda kalan kim varsa siyaset öncesi bir hayatının olduğunun farkına varıyor.

“Benim bir sürü eşim, dostum, arkadaşım vardı, siyaset yüzünden hepsini kaybettim, ancak aşağıda beni dövüştüren genel merkezler dün kavgalı oldukları ile bugün can ciğer kuzu sarması” diye düşündüğü an hayatın temel gerçeği ile yüz yüze kalıyor.

Siyaset bir meslek değil.

Okulu yok

Hayatımızın belli kısımlarında bize ihtiyaç olduğu kadar var.

Sonrası evimiz-işimiz-hayatımız.

Diyeceğimiz odur ki

Siyaset için kavgaya, gürültüye, dargınlığa gerek yok.

“Siyaset gitsin, dostluk kalsın” dememizde bunun içindir.