Yazarlar

Vicdan ve ahlak bilgisi

Sevgili okurlarım,

Son yıllarda yaşadıklarımızı sadece “gündelik hayatın stresi” diye açıklamak artık mümkün değil. Daha derinde, daha köklü bir kırılma var. Doğaya karşı işlenen suçlara uzun süre sessiz kalındı. Para uğruna yapılan her müdahale “kalkınma” adı altında meşrulaştırıldı. Ağaçlar kesildi, yaşam alanları yok edildi, hayvanlar sistematik şekilde görmezden gelindi. Bunlar sadece çevre meselesi değildi; aslında bir zihniyetin inşasıydı.

Çünkü doğaya nasıl davranıyorsanız, insana da öyle davranmaya başlıyorsunuz. Hayatı değersizleştirdiğinizde, bu değersizlik bir yerden sonra herkese sirayet ediyor. Sevgiyi geri plana iten, empatiyi zayıflatan, “ben” odaklı bir anlayış büyüdükçe; hoşgörü yerini tahammülsüzlüğe bırakıyor. Bugün trafikte en ufak bir tartışmanın kavgaya dönüşmesi, toplu taşımada insanların birbirine tahammül edememesi, hastanede, pazarda, sokakta artan gerginlikler tesadüf değil.

Asıl tehlikeli olan ise bu durumun artık normalleşmesi. İyiler susuyor, kötüler cesaret buluyor. Yanlış davranışlar sıradanlaşıyor, hatta kimi zaman haklıymış gibi savunuluyor. Ve biz farkında olmadan, duygusal olarak daha sert, daha tepkisel, daha kopuk bir toplum haline geliyoruz.

Bu tabloyu en acı şekilde ise son dönemde Türkiye’de yaşanan okul saldırılarında görüyoruz. Okul dediğimiz yer; güvenin, merhametin, birlikte yaşamanın öğretildiği alanlar olmalıydı. Ama bugün, o duvarların içinde bile şiddetin konuşuluyor olması, aslında toplum olarak nerede durduğumuzu gösteriyor. Bu olaylar bir anda ortaya çıkmıyor. Bunlar, yıllardır biriken öfkenin, sevgisizliğin ve değersizleştirmenin sonucu.

Bir çocuğa doğayı sevdirmeden, hayvana merhameti öğretmeden, farklı olana saygıyı anlatmadan; sadece başarıyı, sadece rekabeti, sadece kazanmayı öğreterek sağlıklı bir toplum kuramayız. Çünkü vicdan, eğitim müfredatının satır aralarında değil, hayatın içinde öğrenilir.

Bugün geldiğimiz noktada asıl soru şu: Biz neyi büyüttük? Betonu mu, parayı mı, yoksa gerçekten insanı mı?

Eğer cevabımız içimizi rahatlatmıyorsa, hâlâ bir şeyleri değiştirmek için geç kalmış sayılmayız. Ama bunun için önce susmamayı, görmezden gelmemeyi ve en önemlisi yeniden empati kurmayı öğrenmemiz gerekiyor. Çünkü kaybettiğimiz şey sadece doğa değil; belki de insanlığımızın en temel parçası.

Sevgi merhamet vicdan ve empati kelimelerinin anlamlarını lütfen öğrenelim öğretelim.

Hayatını kaybeden çocuklara ve gençlere rahmet, yaralananlara acil şifalar diliyorum. Onların yarım kalan hikâyeleri, geride kalan ailelerin tarifsiz acıları ve içimizde büyüyen bu boşluk, görmezden gelinecek gibi değil.

Bu acıyı sadece bir haber olarak geçiştirmek yerine, hep birlikte durup düşünmek ve bir daha yaşanmaması için sorumluluk almak zorundayız. Çünkü her kayıp, bize neyi ihmal ettiğimizi ve neyi yeniden inşa etmemiz gerektiğini hatırlatan ağır bir vicdan yüküdür.