Gün içerisinde caddede, sokakta, köyde, şehirde, herhangi bir mahallede dolaşırken bir anda yanı başınızda beliren ve “Allah rızası için bir sadaka” diyen çok sayıda insan görürsünüz.

Nerede ise artık her 50 metrede bir konuşlanmış ve tabelasında “Falanca yardım derneği” yazan yardım kuruluşlarına denk gelirsiniz.

Başta ramazan ayı olmak üzere çok sayıda özel günde bir anda ortaya çıkan “Yardım kuruluşlarından” gelen yardım talepleri ile karşı karşıya kalırsınız.

Başta Afrika olmak üzere dünyanın pek çok bölgesinde ismini bile ilk kez duyduğumuz ülkelerinde “su kuyusu açacağız yardımcı olun” taleplerinde bulunan derneklerden gelen talepleri duyarsınız.

Bir kurban hissesinin 40 bin lira olduğu ülkemizde “yurt dışında sizin adınıza 4 bin liraya 5 bin liraya kurban hissesi kesip dağıtacağız” diye var olan tüm iletişim mecralarında reklam yapan derneklerden gelen çağrıların hangisine cevap vereceğinizi şaşırırsınız.

Birde aradan çok uzun yılar geçse de bri türlü bitirilemeyen camiler adına oluşturulan “Cami yaptırma dernekleri” var.

Bu saydığımız ve daha yüzlercesi var olan yardım kuruluşlarının değişmez tek bir söylemi vardır “Allah rızası için”

Bizde ortalama bir Türk insanı olarak kişinin yada kurumun kim olduğuna bakmaksızın “Allah rızası için” diyen kim varsa gücümüz oranında katkı sunmayı bir vatandaşlık görevi olarak görür ve harekete geçeriz.

Bizim ülkemizde meydana gelen deprem-yangın-sel-toprak kayması gibi büyük felaketlerde başta Kızılay olmak üzere çok sayıda yardım kuruluşu harekete geçer.

Son dönemlerde artık moda haline gelmiş bir şekilde söz konusu yardım kuruluşları televizyonlardan naklen yayın ile yukarıda yazdığımız felaketler karşısında aciz duruma düşmüş yardıma muhtaç insanlarımıza ulaştırılmak adına para toplama başlarlar.

Bizde zaman zaman televizyonlardaki bağış toplama yayınlarına denk geliriz.

Saatler süren bu naklen yayınlar sırasında bir anda “şu kadar milyon bağışlıyorum” diye ortaya çıkan ve isim veren kişilere kuruluşlara denk geliriz.

Bir gazeteci refleksi ile “şu kadar bağışlıyorum” diyen kişilerin rakamlarını ve isimlerini yazar sonrada bu vaatlerde bulunanların vaatlerini yerine getirip getirmediklerine bakarız.

Bizim vatandaşımız oldum olası bu yardımlar konusunda duyarlıdır, elinden gelenin fazlasını yapmaya çalışır.

Ancak yardım kuruluşlarının güvenirliğinin hangi ölçüde olup olmadığı konusunda epey bir zamandır vatandaş kafa karışıklığı yaşıyor.

Bir anda pıtırak gibi ortaya çıkan yardım kuruluşlarını saymıyoruz.

Önce

Deniz Feneri derneği

Sonra Kızılay

Şimdi de AHBAP’ta ortaya çıkan yolsuzluk söylentileri vatandaşın yardım ile ilgili alışkanlıklarını değiştirmiş durumda.

Devletin bu tür yardım kuruluşları ile ilgili denetimlerinin yeterli olmadığı noktasında genel bir kabul var.

Bize göre de eksik çok.

Dünyada bizim kadar yardım derneği olan başka bir ülke varmıdır?

Bilmiyoruz.

O ülkelerde yardım derneklerinin olağanüstü denetimlerden geçtiklerini okuyoruz, duyuyoruz.

AHBAP’ta ortaya çıkan yolsuzluk vatandaşları derin üzüntülere sevk etmiş durumda.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi vatandaş Kızılay ve Deniz Feneri derneği üzerinden zaten endişeliydi.

Şimdi kafalar tam olarak karışık.

Bu kadar yolsuzluk içeren söylemler sonrasında aslında kaybeden o kurum ve kuruluşlar değil.

Burada kaybolan direk olarak vatandaşın yardımlaşma duygusudur.

Kime, hangi kuruma güvenip yardım edeceğiz?

Kime inanacağız?

Tuzun koktuğu bir süreçte “Allah rızası için” diyerek yardım talep eden birisine nasıl cevap vereceğiz, nasıl davranacağız?

Bilen var mı?