Çay içmeyi Karslılar'dan öğrenmişiz. Annemin nenesi Karslıymış. Kars Kağızman. Çok da şakalar yapardık Karslılarla. Her şehir birbirine karşı olmuş. Böyle cephelere bölmüşler bizi. Takımlara, fırkalara, cemaatlere, cemiyetlere velhasıl yetmiş iki fırkadan çok fazlasına bölmüşler bizi. Zaten insanın kınadığı başına gelmeden ölmezmiş.
Bu yıl hem Iğdır, hem Kars, hem de Ardahan’a gittim yaylalara da çıktım. Binlerce türlü çiçeklerle kaplı tabiat.
O güzelim kaşar peynirlerinden yedik bolca. Kaz eti, kırmızı ete yakın oldukça yağlı bir et. Kaysılar bir başka lezzetli. Patlıcan reçeli, közlenmiş patlıcanlardan yapılmış is tadıyor yerken.
                                                                                                                                                           
Dedemin annesi Kars’tan gelin gelmiş. Köye gelen kadın çay demlemiş gelen misafirlere. Biz çorba biliriz sabah kahvaltıda. Çay bilmeyiz.
Çay, bardaklar, kaşıklar, şeker tepside hazır. Tabi bizim kadınlar bu duruma alışkın değiller.
Merakla bu nedir diye bekliyorlar. Birisi diğerine nasıl olacak bu iş deyince?
Ev sahibi buyurun der elbet. Biz de, siz ev sahibi olarak siz önceden buyurun deriz.
Bu şekilde nasılsa ne olacağını görür aynısını yaparız demiş diğeri.                            
Neyse ev sahibi doldurduğu çayı alıp, bardağın içine attığı şekeri, çay kaşığıyla karıştırıp bir yudum içince, onlar da aynısını yapıp çaylarını içmişler.
Anadolu insanı savaşlar, göçler, felaketler dolayısıyla hep yaşadıkları köylerinde birçok şeyden bihaber yaşamışlardır.
Bunun birçok örneği mevcuttur köylerimizde. 
Mesela bir hastaya şehirden bir portakal getirmişler. Kadın portakalı ilk defa görüyor. Doğunun soğuğunda narenciye yetişmez. Nasıl yeneceğini bilmiyor. Soramıyor da. Önce bir ısırıyor kabuğundan ama acı bir tatla karşılaşıyor. Kenara bırakıyor yüzünü ekşiterek.
Ertesi gün eliyle parçalıyor bakıyor içi başka. Hasta içi yanıyor bu ekşi sulu meyve bakıyor çok güzel.
Hatta tepkili jet dumanını gökyüzünde görünce kıyamet vakti geldi diye birbirinin yüzüne sarardı mı diye bakanların olduğu da anlatılır arada sohbetlerde.
Anadolu insanı çok geri kalmış bırakılmış. Çokta ilerlemiş değil itiraf etmek gerekirse.
Ama hepsi daha yoldan gel otur. Bir çay iç yemek ye misafirimiz ol geleneğinden bir şey kaybetmemiş. Hiç tanımadığı daha ilk kez gördüğü bir insana yaklaşımı akıl alır değil.
Batılının bunu anlaması kavraması hazmetmesi imkansız bir durum.
Biz batıdan çok ilerdeyiz.