Merhamet, bütün ilişkilere güven ve anlam katan olağanüstü bir duygudur. Ancak çocukların gelişimine katkı sağlayabilmesi için sağduyu ile dengelenmeli; sorumluluk ve adalet duygusuyla desteklenmelidir.

Özellikle on beş yaşına kadar çocuklar, kendilerine nasıl davranıldığını gözlemleyerek sınırlarını öğrenir. Ailesinin koyduğu sınırlar; onlara nerede, ne zaman, kime karşı nasıl davranmaları gerektiğini öğretir. Eğer çocuk belirli sınırlar içinde merhameti öğrenmezse, merhamet bir değer olmaktan çıkar; bir imkâna dönüşür.

Trafik kazasında ölümün eşiğinden dönen bir öğrencim vardı. Günlerce ailesi onun yaşayıp yaşamayacağını beklemiş, mucizevi bir şekilde hayata tutunmuştu. Ancak yaşadığı kaza bedeninde ağır izler bırakmıştı: sesi hırıltılı çıkıyor, bir bacağı aksıyor ve sık sık hastalanıyordu.

Kaza sonrası bedeninde kalan ağır izleri, farkında olmadan kendisi için avantaja dönüştürmeye başlamıştı. Elde ettiği ayrıcalıkları kaybetmemek için zihninde her gün yeniden o kazayı yaşıyordu. Ancak bedeni buna itiraz ediyordu. Zihni kazayı bir fırsat olarak değerlendirmeye çalışırken, bedeni her seferinde o acıyı yeniden hissediyor; yoruluyor ve yeniden yaralanıyordu.

Zamanla fark ettim ki, yaşadığı olay kendisi için bir korunma alanına dönüşmüştü. Çevresindeki merhameti kullanıyor, bunu giderek fırsata çeviriyordu. Her anlayış ve hoşgörü, onu sorumluluktan biraz daha uzaklaştırıyor, kolaycılığa alıştırıyordu.

Onu koruduğunu sandığımız merhamet, aslında bedeninin sessiz çığlığını daha da derinleştiriyordu. Çünkü çocuk, zihniyle hayatta kalmaya çalışırken, bedeni her gün yeniden aynı acının içinde kıvranıyordu.

Bir gün derse geç geldi. Gözümün içine bakarak durumu yine bir gerekçeye dönüştürmek istedi. Döngüyü çocuğa kırdırmazsam hayatı boyunca kendini eksik ve korunmaya muhtaç hissedecekti. Gözlerinin içinden ruhuna ulaşarak, ona kendini zihnimde acınacak durumda konumlandırmasına izin vermeyeceğimi kararlı bir şekilde ifade ettim.

O günden sonra değişim başladı. Artık merhametin arkasına sığınmak yerine, kendi gücüne tutunmaya çalışıyordu. Bunu, Ballıkayalar’da çocuklarla yaptığımız bir yürüyüşte fark ettim. Tepeye tırmanırken zorlandı, terledi, defalarca durmak istedi; ama vazgeçmedi. Zirveye ulaştığında gözündeki ifade bambaşkaydı. O güne kadar gördüğüm o “acınan çocuk” bakışının yerini, ilk kez gerçek bir özgüven almıştı.

"Gerçek merhamet, çocuğu korumak mı yoksa onu kendi gücüyle buluşturmak mı?" diye kendime sordum.

Çocuklar, kendilerine acındığında gelişmiyor. Ancak anlaşıldıklarında ve aynı zamanda sorumluluk almaya teşvik edildiklerinde gelişim başlıyor. Aşırı hoşgörü, kısa vadede rahatlık sağlasa da uzun vadede çocuğun kendi potansiyelini görmesini engeller. Çünkü çocuk, hatalarının sonuçlarıyla yüzleştiğinde, kendi sınırlarını öğreniyor.

Gerçek merhamet, çocuğu hayata hazırlamaktır. Bu da ancak çocuk için gerekli sınırları koyarak, sorumluluk vererek ve herkes için geçerli olan adalet duygusunu koruyarak mümkündür.

Çünkü merhamet, sınırlarla birleştiğinde iyileştirir; sınırlar olmadan ise zayıflatır.