Normal şartlarda hepimizin “ Türkiye nüfusunun yüzde doksan dokuzu Müslümandır” diye övündüğümüz bir ülkede birlik ve beraberliğimizin başlıca sembolü ramazan ayında piyasanın ucuzlaması gerekiyor.

Özellikle gıda işi yapan tüm irili ufaklı esnafların, işyerlerinin tamamının “ İçerisinde bulunduğumuz ramazan ayında vatandaşlar oruç ibadetini daha rahat bir şekilde yerine getirebilmeleri için piyasanın ucuzlaması lazım” anlayışında olması gerekiyor.

Ancak ramazan ayına 10-15 gün kala yıllar yılı hiç değişmeyen bir şekilde gıda maddelerinde anormal sayılabilecek artışlar ortaya çıkar.

Biz 65 yaşımıza geldik daha iki sene üst üste ramazan pidesinin geçen ramazan ayındaki fiyattan satıldığını görmedik.

Ramazan ayının yaklaşması ile birlikte toplantı üstüne toplantı yapan fırıncılar “ekmek yapmak için gerekli malzemelerin maliyetlerinde şu kadar artış oldu bu kadar zam oldu” diyerek pide fiyatlarına anormal zamlar yaparlar.

İftarda en azından bir çeşit çorba yapmak lazım.

Çorba sonrasında masaya tavuk yada kırmızı et merkezli bir ana yemek getirmek lazım

Salata

Pilav

Yemek sonrasında ise damak tadına göre tatlı.

Yine damak tadına göre gazlı yada gazsız içecekler.

Tabi bu satırları okuyanlar “Yüksel Ercan senin yazdığın bu yemeklerin maliyeti ne kadar haberin varmı?” diye sorsalar buna verecek bir cevap bulamayabiliriz.

Ramazanın ilk gününden itibaren marketlerin önünde ellerinde poşet ile dolaşan ve “belki diğer markette daha ucuz yağ-pirinç bulabiliriz” diye dolaşan milyonlarca insan göreceğiz.

Ancak bu dolaşmanın da beyhude bir arayıştan ibaret olduğunu hemen hepimiz biliyoruz.

Çünkü söz konusu fiyat artışlarını denetleyecek daha da önemlisi “dur” diyecek bir mekanizma kalmadı.

Bunun adına da “Serbest piyasa ekonomisi” diyorlar.

20 bin lira maaş alan emekli vatandaşımız sözünü ettiğimiz bu serbest piyasa ekonomisi ile nasıl mücadele edecek?

Bilen yok.

Dün yine bu sütunlarda yazmıştık.

Ayakta kalmayı becerebilen lokantalar “hiç değilse ramazan ayında boş yatmayalım” diye iftar menüleri hazırlıyorlar.

Ancak söz konusu iftar menülerinin rakamlarına bakıldığında çok büyük bir çoğunluğun evinden çıkacak durumun olmadığı çok net bir şekilde anlaşılacaktır.

Yerel yönetimler birazda vatandaş bizi görsün anlayışı ile kalabalık nüfuslu yerleşim merkezlerinin meydanlarına devasa iftar çadırları kuruyorlar.

Bu çadırlara bir diyeceğimiz yok.

En azından dar gelirli vatandaşlarımız için bu iftar çadırlarını bir kurtuluş olarak görüyoruz.

Ancak bu durum rahmetli Erbakan’ın ifadesi ile “Pansuman tedbir” olmaktan ileriye gidemiyor.

Yetkiliklerin özellikle ramazana sayılı günler kala otomatik olarak başlayan gıda zamlarını durdurmaları gerekiyor.

Evine ekmek götürmekte zorlanan vatandaşların bu pahalılıkta oruç tutabilmeleri için zamların olmaması gerekiyor.

Ramazan başlangıcında anormal zam yapan esnaflara “Allah’tan korkmuyorsunuz bari kuldan utanın” diyeceğiz ancak onlarda “biz ne yapalım maliyetleri karşılamakta güçlük yaşıyoruz” şeklinde savunmaya geçiyorlar.

Rabbim tutacağınız orucu, yapacağınız cümle ibadetleri kabul etsin.