Yazarlar

Savaşın terör örgütü ve İmralı süreci üzerine etkileri

Daha önceki yazımda 28 Şubat’ta başlayan ve haftalar içinde bölgesel bir yangına dönüşen Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İsrail’in İran’a karşı savaşının 15 günlük ateşkesle durdurulduğunu yazmış ve tarafların verdiği soluklanma arası gibi gördüğümüz kısa sürede ne kaybedip, ne kazandıklarını analiz etmiştim. Bu çalışmada ise savaşın PKK terör örgütü ve İmralı Süreci üzerine etkileri incelenecektir.

Bilindiği üzere (yetkililerin ifadesiyle yurtiçinde 30-40 kişi kaldığı bilinen) PKK Terör Örgütü mensupları, güvenlik güçlerimizin amansız takibi ve İHA-SİHA destekli operasyonlarla başını kaldıramaz hale gelmiş, ülke içindeki eylem yapma yeteneğini ve kırsal alandaki hakimiyetini tamamen kaybetmişti. Bu aşamada başlatılan ikinci çözüm sürecinin de bir gereği olarak, örgüt silah bırakma kararı almış ve 30 kadar hafif silah basın huzurunda yakılmıştı.

Elbette teröristlerin silahlarıyla birlikte pazarlıksız, koşulsuz, devletin şefkatli ve adil kollarına teslim olmalarından ve yargılanmalarından daha normal bir beklenti olamaz. Ancak ifade edilenlerin aksine KCK bağlıları (Suriye’deki SDG/YPG’nin, Irak ve İran PKK’sının) tamamının silah bırakmaya asla niyeti olmadığı süreç içinde ortaya çıkmıştı.

Gelinen noktada, PKK Silah bırakıp devlete teslim olmamıştır; Gerek Suriye’de gerek Irak ve İran’da var olmaya devam etmektedir. Mart 2026'da Suriye'de yaşanan yönetim değişikliği ve bütünleşme süreçleri kapsamında, SDG (Suriye Demokratik Güçleri) Komutanı Semir Asu, Doğu Suriye'den sorumlu Suriye Savunma Bakan Yardımcısı olarak atanmıştır. Yani örgüt, Suriye’deki yeni yapılanmadan pay almak ve devlete ortak olmak hedefine ulaşmıştır.

Öte yandan İran ile ABD-İsrail arasında süren savaş örgüte yeni kapılar açma potansiyeline sahiptir. Bu kapsamda savaş nedeniyle oluşacak güç boşluğu, sınır güvenliğinin zayıflaması, yerel silahlı aktörlerin önem kazanmasına ve terör örgütlerinin alan kazanmasına yol açabilir. Bu da PKK’nın gerek Irak’ın kuzeyinde ve gerekse Suriye’nin kuzeydoğusunda hareket alanını genişletmesine zemin hazırlayabilir.

Savaş aynı zamanda güç odaklarıyla terör örgütünün ilişkilerini daha da yoğunlaştırabilir. Nitekim ABD başkanı Donald Trump’ın “Kürt unsurlar, silahlandırmamıza rağmen, sözlerini tutmadılar” mealindeki ifadesi önemlidir. Bu, ABD’nin PKK’yı yerel müttefik olarak gördüğünü ortaya koymaktadır.

Her ne kadar Trump’ın planı tutmamış, PKK İran’a girmeye cesaret edememiş ise de uygun koşullar oluştuğunda bu tür “kullanışlı” aparatların, vekalet görevini yerine getireceği açıktır. Öte yandan ABD müttefikliğinin PKK için daha çok askeri destek, istihbarat desteği hatta uluslararası meşruiyet kazandırma potansiyeli de göz ardı edilmemelidir.

Gelinen noktada; PKK silah bırakmamış, üstelik gücünü arttırma potansiyeli yakalamıştır. Bu nedenle Terörsüz Türkiye ya da İmralı Sürecinin argümanları tek taraflı olarak çökmüştür. Terör örgütlerinin, küresel güçlerin stratejik amaçlarına ulaşmak için kullandığı etkili bir araç olduğu, bir kez daha ortaya çıkmıştır.

Esasen, zaman zaman bitme noktasına gelmiş olan terör örgütü, geçmişte iç ve dış koşulları lehine kullanarak, özellikle dış güçlerin de desteği ile silah-araç-gereç, insan kaynağı, parasal kaynaklar, uluslararası destek, medya gücü ve politik güç açısından Türkiye’yi tehdit eder boyuta ulaşmıştır. Bu gün de maalesef İmralı Süreci terör örgütü lehine işlemektedir.

Öte yandan açık kaynaklardan derlenen, teröristle pazarlık yapıldığı, umut hakkı, kısmi veya genel af, topluma entegre, maaş bağlanması, memur hatta güvenlik personeli yapılması söylentileri bile çok tehlikelidir ve sadece terör örgütünün amaçlarına hizmet etmektedir.

Bu söylentiler, bu güne değin devletin yanında olan bölge halkının, korucuların, güvenlik güçlerinin, şehit ailelerinin, gazilerin ve bütünüyle halkımızın güvenini, moral ve motivasyonlarını yok eder. Bu, aynı zamanda ülke yönetiminin zafiyet içinde olduğunu ve adaletin iflas ettiğini kabullenmek anlamına gelir. Zira adalet herkes içindir, herkese eşit uygulanır ve pazarlık konusu yapılamaz.

Türkiye ne yapmalıdır? Esasen tek taraflı çökmüş olan ve toplumda büyük bir bilinmezlik ve gerginlik aşılayan İmralı Süreci derhal sona erdirilmelidir. Öte yandan bölgemizde yaşanan dış destekli dönüşümlerde İŞİD ve PKK başta olmak üzere, terör örgütlerinin vekalet savaşları kapsamında, stratejik amaçlarla kullanıldığı ortadadır.

Bu nedenle muhatabı doğru belirlemek önemlidir. Terör örgütünün varlığı dış desteğe bağlıdır. Etkili bir çözüm için; en başta terörü, yüz yıllık hedefleri gereğince, böl ve yönet stratejisi kapsamında destekleyen küresel güçleri, -özellikle bunlar müttefik bildiklerimiz ise- ikna etmek gerekmektedir.

Bunun yanında terörü besleyen kaçakçılık, eroin ticareti gibi yasadışı kaynakların ortadan kaldırılması çok önemlidir. Daha da önemlisi terörist eylemlere yataklık eden ülkelerle ilişkilerin (geçmişte PKK’yı destekleyen Suriye’ye dönemin Cumhurbaşkanı Demirel ve Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Attila Ateş tarafından yapılan sert uyarılardan sonra terörist başını ülkelerinden çıkarıp, terörü desteklemekten vazgeçmeleri örneğinde olduğu gibi), ulusal çıkar ve karşılıklılık esasına göre gözden geçirilmesi gerekir.

Bunun yanında teröre bulaşmış kişiler, kurumlar, statüsü ne olursa olsun terör destekçileri, içeride ve dışarıda mali açıdan da denetim altına alınmalıdır. Gerekiyorsa mal varlıklarına el konulması ve vatandaşlıktan çıkarılması gibi önlemlerin kararlılıkla uygulanması, oldukça caydırıcı olacaktır.

Son olarak devlete silah çeken el kırılır. Devlete ve millete silahla karşı çıkan bütün kişi ve gruplara aynı araçlarla müdahale edilmelidir. Bunu yaparken esasen yüzlerce yıldır etle tırnak gibi kaynaşmış olan kardeşlik dokusunun da hassasiyetle korunması, bölge insanına zarar verilmemesi, terör örgütlerine sömürecek alan bırakılmaması da önemlidir. Terörle mücadele içerde ve dışarıda tek terörist kalmayana kadar devam etmelidir. İkinci Çözüm Süreci, Terörsüz Türkiye süreci gibi kavramlar güvenlik güçlerinin etkinliğini sınırlamamalıdır.

Sonuç olarak geçmişte yapılan hatalara düşmemek için, Türkiye’nin çözülmemesi, teslim olmaması için, rehavete kapılmadan, terör örgütü bütün silahlarıyla devlete teslim oluncaya ve tehdit oluşturan tek terörist kalmayana dek, terörle mücadeleye kararlılıkla devam edilmelidir.