Türkiye’nin son dönmelerde iletişimde gösterdiği başarıyı bütün işi iletişimle olan birisi olarak takdir ediyoruz, iletişimde meydana gelen gelişmelerinde bizi şu an yaşadığımız hayat standardının daha da üst seviyelerine çıkartabileceğini de görüyoruz..
Teknoloji geliştikçe iletişimde dünya standartlarına yaklaştıkça şu an kapalı toplum gibi görülen ülkemizin kısa bir zaman içerisinde açık toplum ülkesi olarak kabul edileceği ve dünyada var olan ülkeler tarafından da “açık toplum ülkesi” olarak değerlendirileceğini tahmin ediyoruz.
Geçtiğimiz ay yani Ramazan ayı başlamadan İstanbul’a Anadolu kavağına gezmeye gitmiştik. Köyden bir aileyle epeyce sohbetimiz olmuştu. Sohbet sırasında Çocuklardan birisi “ Ben İstanbul’a bir kere gittim askerliğim sırasında” demişti. Vatandaşın yüzüne şaşkınlıkla baktık şehrin içindeki adam şehir merkezine ömrünün boyunca bir kere gitmiş. Böyle her şeye uzak bir yaşam düşünün. Hem şehrin için de hem çok uzağında bir yaşam.
İstanbul’un sınırları içerisinde yaşayan ama merkeze ömrü boyunca bir kez gitme başarısını gösterebilen vatandaş dünyayı Anadolu kavağından ibaret sanıyor. Bu vatandaş muhtemelen Kendisini de dünyanın merkezinde görüyordur . Bu kadar toplumdan şehirden uzak olunca ayağının dibindeki şehrin kültüründen, eğitiminden, yaşamından uzakta yaşamak zorunda kalıyor.
Böyle olunca da kapalı toplumlarda kendi içinde kısır bir döngü oluşuyor böylece kör döğüşü ve bilgisizlik son haddini buluyor.
Kapalı toplumlar yok artık ya da yok denecek kadar azaldı. Ama kapalı yaşamlar daha da çoğaldı. Kapalı hayatlar sayesinde kirli ilişkiler arttı. Kendi içine kapanık hayatlar şizofren bireylerin artmasına neden oldu.
Kapalı hayatlar gizli ve sapkın ilişkileri de beraberinde tutar. Veya daha tutarlı bir hayatı bulundurur içerisinde. Modern kent yaşamı zorla kapalılığı açar. Sosyalleşmek birbirine karışmak şart olur engellenemez. Ama modern kentleşmeyle bu içine kapanık durumlar ortaya dökülmeye başlar.
Bilindik alışıldık ayıpların yerini daha sonra toplumdan gördüğü tepki azaldıkça rahatlıklar alır. Görmediğimiz duymadığımız şeyler dökülür ortaya. Sonra bunlar yerini yavaş yavaş daha medeni daha sakin ve düzgün koşullara terk eder.
Ayıp ve günah kavramları daha netleşir kent yaşamında. Toplum önce ayıplar kınar ama bir süre sonra gözün gördüğüne gönül alışır deyimi oturur yerine. Toplumsal yapı bozulmaya başlar. Toplumsal yapı otoritesi zayıfladıkça sokaklarda daha önce sokakta görülmeyen pijamalı, terlikli, atletli, iç çamaşırları kadın ya da erkekler dışarda görülmeye başlanır.
Yollara tüküren çöp atan tahammülsüz bireyler görmeye başlarız. Gelenek, görenek, örf, adet, töre, folklor, kültür, alışkanlıklar, birçok şehirden gelip karmakarışık bir toplum oluşturan bireylerle birbirine karışır yerel yaşam kültürleri bozuldukça eski kuşakta zorlanmalar başlar. Kuşaklar arası çatışma ortaya çıkmıştır böylece.
Kapalı toplumlardan açılmaya başlayan hayatlar şimdi aynı anda; aynı, ya da karşı düşünceyi paylaşıyorlar. Bloklaşmış klikleşmiş betonlaşmış halde birbirlerine düşman gözüyle bakar hale getirilmiş bu toplumlar.
Partilerle, futbol takımlarıyla, cemaatlerle, cemiyetlerle, odalarla, derneklerle, vakıflarla, gazetelerle, televizyonlarla cepheleştirilmiş kin ve nefret üzerine kurulmuş bu yapılarla varabileceğimiz bir yer yok.
Kin ve nefret üzerine kurulmuş kin ve nefretten beslenen bu sosyal birliktelikler bizi ayıran birbirimizden koparan şeyler. Batı toplumları galiba bunları aşmış. Biz Müslümanlığımızla övünmeye çalışırken kâfir, ecnebi, gâvur batılı her türlü Saiklerle bu meseleyi çözmüş.
Kin ve nefret üzerine kurulmuş, kin ve nefretten beslenen bu yapıları bir an önce terk edip insan olmaya, medeni olmaya gerçek birer Müslüman olmaya kanun devleti yerine hukuk devleti olmaya bir an önce başlamalıyız.
Artık kapalı toplumdan açık topluma dönüşmenin zamanı geldi geçiyor.