Prof. Dr. Harun DEMİRKAYA
[email protected]

Birinci ve ikinci makalede mevcut durum, emekle derneğinin talepleri ve Türkiye’de emeklilerin sorunları ortaya konulmuştu. Bu çalışmada çözümler üzerinde durulacaktır.

ÇÖZÜMLER:

Ülkemiz maalesef 8 yıldır kronikleşen bir ekonomik çöküş yaşıyor. Bütün kaynaklarınız yok pahasına satıldı. Beton ekonomisi ile uzun süreli borç batağına sürüklendik. Kurumların içi boşaltıldı, işlevleri sınırlandı, hukukun adaletin sorgulanır olduğu bir ülkede devletin varlığı da sorgulanır olmaya başlıyor.

Maalesef bu anlamda bir devlet krizi ile karşı karşıyayız. Sığınmacı ve kaçaklar ayrı bir kriz konusu ve nihayet dış politikada yaşanan sorunlar, terör örgütü ile pazarlıklar ve varlığımızı tehdit eden Milli Birlik krizi…

Bütün bunların üzerine ve etkileşimli olarak yıllardır yaşadığımız ekonomik kriz (ki krizler en çok 6 ayda çözülür. 8 yıl süren ekonomik kriz değil, bir buhrandır, bir çöküştür) Ülke olarak yaşadıklarımızı bunlardan ayrı düşünmek mümkün değildir; bunların yanında emeklilerin sorunu aslında kararlı bir yönetim tarafından çözülebilecek en kolay sorundur. Bu aşamada doğrudan emeklilik ilgili sorunlar ve çözümlerini özetlemek istiyorum:

EMEKLİLİK REFORMU YAPILMALIDIR

Türkiye’de hukuk, adalet, eşitlik, yargı bağımsızlığı gibi kavramlar maalesef son yıllarda çok prestij kaybetmiştir. Bütün kurumlar bu kayıptan etkilenmiştir, etkilenmektedir. Emeklilik sistemi bunun dışında düşünülemez. Aynı miktarda prim ödeyen, aynı çalışma süresine sahip çalışanlar emekli olurken hem süre, hem maaş olarak farklılaşabilmektedir.

Toplumun gelecek güvencesine ve refahına hizmet edecek bir sistem için öncelikle hukukun üstünlüğünden taviz vermemek gerekir. Türkiye’de emeklilik sistemi maalesef 2002 öncesi koşullarda çok daha kötüye gitmiştir.

Daha iyisini yapmadan eskiyi yıkmanın bir yararı olmadığı bir kez daha görülmüştür. SSK, BAĞ-KUR ve EMEKLİ SANDIĞI bileşimi adaletsizlikleri daha da arttırmıştır. Emeklilerin yükünü sandıklar arasında bölüştürmeye, hatta bütün emeklileri en düşük emekli aylığında eşitlemeye yönelik bir sürece girilmiştir.

Bundan en çok Emekli Sandığı emeklileri zarar görmektedir. Esasen SGK sistemlerinin ruhuna aykırı olan, külfet-nimet dengesini yok eden bu uygulama en düzenli prim ödeyen kurum mensuplarının mağdur edilmesi anlamına gelmektedir. Öte diğer sandıkların kötü yönetilmesinin sonuçlarının bir başka sandığı fatura edilmesi (ki EYT’nin yükü de haksız bir şekilde emekliler arasında paylaşılmıştı) yönetim beceriksizliğidir.

Kaldı ki Türkiye’de bütün sigorta primleri çağdaş ülkelere göre oldukça yüksektir. Sorun bu primlerin tahsilatında ve akıllıca (enflasyon üzerinde getiri sağlayacak ve uzun dönemli fon oluşturacak yatırımlara yönlendirilmemesi) kullanılmamasında yatmaktadır. Bu da hem kurumları yönetenlerden hem de ülkeyi yönetenlerden kaynaklanmaktadır.

Ülkemizde bazı banka sandıklarının ve OYAK’ın % 10 primle verdiğini SGK % 35’lere yakın prim ile veremez hale getirilmiştir. Bu durum, emeklilerin veya iştirakçilerin yol açtığı bir sorun değildir. Bu sorunun nedeni popülist politikalar, sandıkların kötü yönetimi ve yine politik hedeflere alet edilmesidir.

Bunun için acil olarak bir SGK ve EMEKLİLİK REFORMU yapılmasına ihtiyaç vardır.

Bu kapsamda bütün sandıklar (SSK, EMEKLİ SANDIĞI, BAK-KUR) 2002 öncesinde olduğu gibi ayrılmalıdır.

Kurumların el konulan veya yok pahasına elden çıkarılan mal varlıkları iade edilmelidir. Kurumlar özerk bir yapıya kavuşturulmalıdır.

Kurumların aktüeryal dengelerine göre maaş bağlamaları sağlanmalıdır.

Sosyal Güvenlik Sistemi gerektiğinde sosyal politikalarla desteklenmelidir.

SGK akılcı, açık, şeffaf, hesap verebilir şekilde ve basiretli yönetilmeli, bu durum TBMM tarafından gözetilmeli ve denetlenmelidir.

Böylece popülist politikalarla emeklilik sisteminin değiştirilmesi önlenecek, özerk bir yapıya kavuşturulacak olan SGK kayıt dışı istihdam ve diğer nedenlerle prim kayıplarının ve fonlarının (enflasyonun üzerinde getiri sağlamasının) takipçisi olması sağlanacaktır.

SGK politikacıların arzusuna göre değil, aktüeryal dengelerine ve prim-çalışma süresi-maaş oranına göre tahsis yapacaktır, yapmalıdır. Çünkü sandıkların Esasen bu kurumlar iyi yönetilirse (en başta Emekli Sandığı olmak üzere) bu günkü maaşlarının en az 3 katını verebilecek potansiyele sahiptir.

Mevcut durumda güncelleme katsayısı (enflasyon+büyüme oranının %30’u) düşürülmüştür. Aylık Bağlama Oranları (ABO) her yıl için % 2 olmuştur. Yani 9000 gün prim ödeyene % 50 oranında bağlanmaktadır. Bu durumda asgari ücretli birisi 18000 gün yani 50 yıl prim ödese bile ancak % 90 ABO’ya ulaşabilecektir.

Emeklilik güvencesini yok eden bu durum yeniden düzenlenerek, ABO oranı 2002 öncesi döneme çekilerek asgari % 75 oranına çıkarılmalıdır. Bunun yanında her fazla prim yılı için % 1 oranında arttırılarak uygulanmalı, refah payı ise % 100 oranında yansıtılmalıdır.

Memurlarda başbakanlık müsteşarına odaklı bir maaş ve buna paralel derece-kademe-ek gösterge-makam göstergesine göre farklılaşan ama daha adil bir sistem vardı. O da bu gün içinden çıkılamaz hale getirilmiştir.

İkinci, üçüncü, beşinci… kırk beşinci kurumdan maaş almalar, cumhurbaşkanı, bakanlar, bakan yardımcıları, milletvekilleri, belediye başkanları vs. ile devam eden, hem emekli hem çalışan maaşı almalar hem haksızlık, hem adaletsizlik, hem de devletin olanaklarını seçilmiş bir avuç kitleye tahsis etmek değil de nedir? Bu uygulamaya en baştan başlanarak, son verilmelidir.

Maaş bağlamada daha adil ve Türkiye koşullarına uygun olan eski sisteme dönülmeli, memurlarda da 25 yıla % 75, her fazla yıl için % 1 artan ABO uygulanmalıdır.

Yaş koşullarında halen kademeli geçiş devam etmektedir. Kısmi emeklilikte erkeklerde 1.1.2038’den itibaren 65 yaş, kadınlarda 1.1.2042’den itibaren 65 yaş, normal emeklilerde kadın ve erkekler 1.1.2048’den itibaren 65 yaş zorunludur. Buraya itirazımız yok. Zira çağdaş ülkelerde 50 yıl öncesinden benzer düzenlemeler vardı. Ancak maç oynanırken kuralın değiştirilmesi kabul edilemez.

Kişi işe başladığında SGK’nın o anki koşullarında çalışmayı ve emekli olmayı taahhüt etmektedir. Bu taahhüdün tek taraflı olarak sonradan yapılan düzenlemelerle değiştirilmesi kabul edilemez. Eğer bu yapılmasa ide EYT uygulamasına da gerek kalmayacaktır. Yapılacak emeklilik reformunda bu husus özellikle vurgulanmalıdır.

Öte yandan ülkemizde asgari ücretin altında, asgari ücretle ve asgari ücretim %5-15 üzerinde çalışan sayısı % 60 civarındadır. Kalan % 39’u asgari ücretin 2 ile 5 katı ücretle çalışmaktadır. % 1 ise tavandan (asgari ücretin 7.5 ve daha fazla katı) prim ödemektedir. Primler ücret kademesine göre yeniden düzenlenmelidir.

Sosyal uzlaşmanın sağlanması, sosyal barış, sosyal adalet ve güven veren bir sosyal güvenlik için; SGK yasasında basit, anlaşılır, adil, denetlenebilir ve sürdürülebilir düzeltmeler yapmak gerekir.

Bu kapsamda:

En başta SGK sisteminde en alt ve üst düzey maaşlar arada uçurum olmamalıdır.

AB ülkelerinde 3,5-4 kat civarında olan bu fark, Türkiye’de 10 katından fazladır.

Bu aralık en çok 5 katını geçmeyecek şekilde yasayla düzenlenmelidir.

Devam edecek…