Muhtemelen lise ikinci sınıftan üçüncü sınıfa geçmiştik.
Okul Kayseri Sümer lisesi.
Yedi çocuklu bir memur babanın tüm evi geçindirmeye çocuklarını okutmak için olağanüstü çaba sarf ettiği günler.
Bizimde yaşımız muhtemelen 16 yada 17.
Okul yaz tatiline girdi.
3 aydan fazla boşluk var.
Para kazanmak daha doğrusu aileye yük olmamak gibi bir mecburiyet var.
Ramazan ayının da yaz mevsimine denk geldiği günler.
Bir yakımız “Ramazan ayı geliyor, Çarşıda bir ayakkabıcı var, Bayrama kadar çalışanlara yardım edecek birkaç kişiye ihtiyaç var, para fazla değil ancak yemek yersin harçlığın çıkar” dedikten bir gün sonra kendimizi ayakkabı mağazasının ortasında bulduk.
Yaklaşık 15 kişinin çalıştığı orta büyüklükte bir ayakkabı mağazası.
Mağaza sahibi bizi topladı “Burada hepimiz biriz, bu işyerini ortak akıl ile yöneteceğiz, bir birimizin fikirlerine değer vereceğiz” ile başlayan ve yaklaşık 20 dakika sonra alkışlar ile sona eren o meşhur “otak akıl” konuşmasını tamamladı.
Ramazan ayının ilk 15 günü fazla bir müşteri sirkülasyonu olmadığı için çalışanların yarısı iftar için eve gönderiliyor diğer yarısı da iftar saatinde gelebilecek müşterilere satış yapabilmek adına işyerinde duruyordu.
Ramazan ayının ikinci 15 günü başladı.
Müşteri sirkülasyonu birden bire çoğaldı.
Ayakkabı mağazası patronu “Arkadaşlar artık eve iftara arkadaş gönderme imkanımız yok hepimiz burada toplu iftar yapacağız, Aranızdan bir arkadaş görevlendireceğim iftara belli bir zaman kala o arkadaş gidecek iftarlıkları alıp gelecek bizde hep birlikte iftarı bir arada açmanın keyfini yaşayacağız “dedi.
Ertesi gün iftar saatine dakikalar kala işyeri sahibinin görevlendirdiği arkadaşımız elinde iki çanta dolusu paketler ile geldi.
Paketlerde yarım ekmek arası kaşar peynir ve birer ayran.
Patron “Ezan okundu Allah kabul etsin, iftarımızı yapalım” dedi.
Ertesi gün ekmek arasında bu sefer beyaz peynir.
Bir sonraki gün ekmek arasında domates peynir ve sivri biber.
Bir akşam patron yok, Ayakkabı siparişi vermek için İstanbul’a iki günlük bir ziyaret gerçekleştirecekmiş.
Bizim iftarlıkları getiren arkadaşımız ve patronun oğlu da İstanbul’a gitmişler.
Ayakkabı mağazasındaki en büyük abimiz “Yüksel bu akşam iftarlıkları sen alacaksın sağımız solumuz lokanta , Kafe git ne alıyorsan al, bizim hesaba yazdır gerekeni yaparız” dedi.
Ayakkabı mağazasından çıktık, 4-5 dükkan ilerideki güzel bir lokantaya girdik.
Çalışan sayısı kadar
-Çorba
-Adana Kebap
-Pilav
-Salata
-Tatlı
Siparişini verdik ve kendilerinden yemeği iftara beş dakika kala yemekleri getirmesini rica ettik.
O akşam ve ertesi akşam ayakkabı mağazasındaki arkadaşlarımıza güzel bir ziyafet çektirdik, bol bol da dua aldık.
Üçüncü günün sabahı ayakkabı mağazasına geldik, En yaşlı abimiz elinde bir beyaz zarf birazda mahcup bir ifade ile “Yüksel kardeşim patron çalışan arkadaşlarımızın sayısı fazla bulmuş öyle ahım şahım bir işte yok, senin artık işe gelmemeni istiyor zarfın içerisinde de çalıştığın günlerin ücreti var, Akşam saatlerinde seninle birlikte birkaç arkadaşımızı da işten çıkaracak” dedi.
Zarfı aldık mağazanın ikinci katındaki patronun odasına girdik, “Hani buraya geldiğimde bu işyerini ortak akılla yönetecektik, yönetimde bizde pay sahibi olacaktık, ekmek arası kaşar peyniri yerine çalışanlara 2 gün kebap söyledik bizi işten kovuyorsun bunun neresi ortak akıl?” diye sorduk.
Patron “Vallahi bu ortak akıl işi iş değil, ben dahil hiç kimse elindeki iktidarı paylaşmaz, kendisinden akıllı birine müsamaha göstermez, Seni iki gün bıraktık kaşar ekmek yerine millete kebap ısmarladın, böyle yaparsan bir ömür boyu siyasette hiç kimse sana yol vermez” şeklinde olağanüstü bir hayat dersi verdi.
Aradan nerede ise 50 yıl geçti.
Dikkat edin.
-Siyasette
-Sosyal hayatta
-STK’larda
-Ticarette
İktidarı ele geçiren kim varsa daha birinci dakikada sarf edeceği cümle “ Bu kurumu ortak akıl ile yöneteceğiz” oluyor.
Sonrasında bırakın ortak akılı sade akılı bile bulmanın mümkünü olmuyor.
Özelikle siyasette kimsenin ortak akıla az akıla çok akıla daha doğrusu akıla ihtiyacı yok.
Yıllar önce içerisinde bizimde bulunduğumuz siyasi yapının söylemi
-Önce ülkem
-Sonra partim
-Sonra ben
şeklindeydi.
Şimdi bu süreç
-Önce ben
-Sonra ben
-En sonunda yine ben
Söylemine evrildi.
Böyle bir noktada önümüzde iki yol bulunuyor.
Birincisi
-Liderimim yanlışı benim doğrumdan iyidir”
İkincisi
“-Vallahi doğruyu söylemekten dostum kalmadı ve yalnızlığa mahkum oldum”
Hangisi işinize geliyorsa onu uygulayın.
Ancak artık hiçbir işe yaramayan “Ortak akıl” güzellemesine de artık inanmayın.
Zira geldiğimiz noktada “ortak akıl” söyleminin yerinde yeller esiyor.
Ortak akıla inanıp vatandaş ekmek arası kaşar peyniri yerseniz, onlara kebap yedirensiz bile kendinizi kapının dışında bulursunuz.
Bizim gibi.




