Türkiye’de son dönemlerde oluşan “Linç Kültürü” hiçbir suçu günahı olmayan kişi yada kişileri bir anda “Vatan haini yada Halk düşmanı” olarak sahneye sürüyor, bu kasırgadan kendisini kurtaramayan kişi yada kişiler karanlık sona erip hava biraz aydınlanıncaya kadar cehennem azabı yaşamış oluyor.
Özellikle Sosyal medyanın bu kadar geliştiği hayatımızın hemen her noktasına egemen olduğu bir dünyada “Linç kültüründen” önce siyasetçiler daha sonrada toplumun çeşitli katmanlarında bulunan yöneticiler nasibini alıyor, iş işten geçtikten ve durumun linç gerektirecek noktada olmadığı anlaşıldıktan sonra yazılı- sözlü yada fiili olarak saldırıda bulunanlar “Özür dileriz yanlış anlaşıldık” deseler de iş işten geçmiş oluyor.
16 Nisan tarihinde yapılan Referandumda seçmen aşağı yukarı oy oranını yüzde elli, yüzde elli olarak kullandı, bu durum her ne kadar siyaseten “Seçmenin yarısı EVET diğer yarısı da HAYIR dedi” şeklinde değerlendirilse de meselenin bu kadar basit olmadığı toplumun tam olarak ortadan ikiye ayrıldığı dada da kötüsü tam ortadan ikiye ayrılan kitlerin birbirlerini boğazlamak adına fırsat kolladığı da artık herkesin üzerinde ittifak ettiği bir gerçek.
Siyaseten kendisine yakın gördüğü Partisinin genel başkanını ilahlaştıran, onun hiçbir yanlışını görmeyen, hata yaptığını düşünmeyen bir taraf kendisine yakın gördüğü lider ile ilgili en ufak eleştiride bulunan diğer siyasetçilere ağıza alınmayacak hakaretler, küfürler ediyor, bu durumu da insanlık adına, dürüstlük adına yaptığını söylemekten geri durmuyor.
Bayan siyasetçiler ile ilgili durum daha kötü, siyasi kimliklerinin yanı sıra hatta daha önceden anne-Kardeş olan bayan siyasetçiler ile ilgili kullanılan hakaretler bir erkek olarak bizim bile yüzümüzü kızartıyor, bu tür ithamları yapanları bulduğumuz her ortamda ikaz etmemize rağmen yeterli olduğumuzu da asla söyleyemeyiz.
İnsanı insan yapan değerlerin en başında “tahammül” gelir, karşısındakinin fikirlerine tahammül etmek, onu dinlemek , söyledikleri yanlış ta olsa ağırdan almak bilindiği gibi bizi biz yapan değerlerdir, Konuşmayı sonuna kadar dinlemek, dinledikten sonra da muhatabına “Senin de haklı olduğun taraflar var” demek aslında var olduğu bilinen problemi daha başından çözecekken “senmisin bunu söyleyen.?” diye başlayan tartışma bir anda sonunun nereye gideceği belli olmayan olaylar zincirine dönüşüyor.
Yazıları binlerce, on binlerce kişi tarafından okunan köşe yazarları, yaptıkları Televizyon programları milyonlarca seyirciye ulaşan programcıların yatıştırıcı değil de kavga çıkartan söylemleri sayesinde Türkiye’de şu sıralar hiç kimse birbirini dinlemiyor, adeta bir savaş manzarası yaşanıyor.
Hiç kimse yeni bir işe girişmesin, hiç kimse yeni bir siyasi oluşum için hareket etmesin, hiç kimse kamuoyuna bir fikir açıklamasın, hiç kimse kendisine göre yanlış gördüğü bir konuda muhalefet etmesin diye başlayan ve yüzlerce örnek vereceğimiz haller dolayısı ile herkesin birbirini düşman olarak gördüğü bir süreç yaşıyoruz.
Kitap okuma sayısının bu kadar azaldığı, bilgiye olan ihtiyacın her geçen gün zayıfladığı, Okuyana, tecrübeye kimsenin dönüp bakmadığı bir anda, karşısındakini linç etmekten bir an bile geri durmayan kitlelerin anlamdan-dinlemeden-sorgulamadan başlattığı linç kampanyasının nerede duracağı da asla bilinmiyor.
Birbirimize tahammül gösteremezsek doğruyu nasıl bulacağız, yanlışlardan nasıl arınacağız, siyasetin insana hizmet olduğu gerçeği ile yola çıkan kim varsa bir tamamını anında “Vatan haini” olarak değerlendirmekten ne zaman vazgeçeceğiz, Daha dün yan yana yürüdüğümüz birisini en ufak bir hatasında “Memleket düşmanı” olarak ilan etmenin kime ne faydasının olduğunu nasıl kavrayacağız.?
Bizde “Hem tahammül hem sefer” şeklinde çok güzel bir ifade vardır, Tahammülün ne kadar önemli olduğunu, birbirine tahammül eden, dinleyen toplumların daha müreffeh bir hayat yaşadığı ortada iken en küçük bir tartışmanın kavgaya dönüşmesi ile kaybettiğimiz enerjimizi nasıl geri toplayacağız.?
Burada iş dönüp dolaşıyor, siyaset yapanların kullandığı “yıkıcı-kavurucu” dile geliyor, İktidarı elde etmek adına bütün taraftarını galeyana getirecek üslup kullanmaktan geri durmayan siyasetçiler yüzünden zaten patlamaya hazır bomba halinde bekleyen toplum bir anda yanardağ gibi lav püskürtüyor.
Türkiye şu sıralar hiç olmadığı kadar gergin, hiç olmadığı kadar sıkıntılı, bu sıkıntının ortadan kalkmasını sağlayacak olan siyasetçilerin atacağı adımlar var olan sıkıntıları bir anda ortadan kaldırabilir, Ancak şu an var olan tabloda siyasetçilerin üsluplarını yumuşatacaklarına ve toplumun ateşini düşürecek ifadeler kullanacaklarına olan inancımızı da her geçen gün kaybettiğimizi de buradan kamuoyu ile paylaşmak istiyoruz.