Türkiye’de son dönemlerde birazda Ramazan ayının gelmesi ile birlikte “İnananlar/İnanmayanlar-Laikler/muhafazakarlar-İslam’ı anlayarak yaşayanlar/İslam’ı ezberden yaşayanlar” şeklindeki kutuplaşmalar başını alıp giderken bu olumsuz gidişin nerede duracağını da bilen yada tahmin eden şimdilik yok.
Şurası bir gerçek artık her gelen Ramazan ayında İslam’ın beş şartından birisi olan Oruç ibadetini yerine getirmeyenlerin sayısı oruç tutanlara birkaç tur bindirecek kadar fazlalaşmış durumda, İslam’ın diğer dört şartının bir noktada sadece kişinin kendi ekseni etrafında olduğu için kişinin yerine getirip getirmediği bilinmediğinden ölçü ister istemez Oruç ibadeti oluyor.
İçerisinde bulunduğumuz bu Ramazan ayında işin doğrusu ibre biraz daha oruç tutmayanlardan yana doğru gidiyor, Daha açık bir ifade caddeler-sokaklar erkek -kadın demeden ellerinde sigara ile dolaşanlardan geçilmiyor, Lokantalar-Kafeler sonuna kadar açık, böyle bir iklimde öyle bir an geliyor ki oruç tutanlar acaba “Yanlış bir şey mi yapıyorum” hissine kapılabiliyor.
Kendisini Müslüman olarak tanımlayanlar ancak İslam dinini öğrenmek adına en ufak bir çaba sarf etmeyenler, İslam dininin neleri emrettiğini, neleri yasak ettiğini anlayabilmek için artık duvarlardaki kabın içerisinde unutulduğu için tozlanmış mukaddes kitabımız kuran-ı kerimi Allah rızası için bir kez bile açmayanlar yüzünden toplum her geçen gün büyük bir hızla yozlaşıyor.
Son 30 yıldır gelen hükümetler işin sadece şekil yönü ile uğraşıp “Din bilgisini” seçmeli ders olarak yaptıklarından, yani çok açık bir ifade ile tam öğrenme çağındaki genç dimağlara “Çocuklar dininizi-diyanetinizi isterseniz öğrenin istemiyorsanız öğrenmeye gerek yok  zaten bu yüzden din Bilgisi dersini seçmeli yaptık” diyen sistemi duyan çocuğunda “canına minnet” anında din bilgisi dersini pas geçiyor, öğrenme gereği duymuyor.
Milli Eğitimde böyle bir aymazlık ortaya çıkınca insan ister istemez ikinci çözüm yolunu arıyor ve “bu işin çözümü diyanet İşleri başkanlığında ve başkanlığa bağlı müftülüklerde olabilir” diye düşünüp o tarafa doğru yöneliyor ama oradan da  kısa bir zaman içerisinde eli boş dönüyor.
Günde beş vakit namaz kıldıran ve geride kalan zaman zarfında genellikle emlakçılık yapan İmamlar çocuklarımıza dini eğitimleri istenildiği şekilde vermediklerinden zaten  milli eğitimden aradığını bulamayan çocuklarımızın “Başı kesilmiş tavuklar” gibi nereye gideceğini kestiremeyen bir nesil ortaya çıkıyor.
Biraz anne-babaların ısrarı ile bilemediniz taş patlasa yüzde 7-8 lik bir öğrenci kitlesi dini eğitimi daha iyi alabilmek adına müftülüklere yada müftülüklere bağlı birimlere yönetiyor, orada da bütün Müslümanları perişan eden “Ezberci sistem” uygulandığından ortaya okuduğu duanın anlamından habersiz bir nesil çıkıyor.
Çocuk Fatiha’yı okuyor, ama Fatiha’nın ne anlam ihtiva ettiğini bilmiyor, “Subhaneke” diye başlıyor duayı bitiriyor ama ne anlama geldiğinden haberi yok, aradan geçen yıllar içerisinde az çok duaları bilen ancak ettiği duanın ne anlama geldiğinden haberi olmayan bir “Dindar nesil (!!!) “ çıkıyor.
Öğretmenler ile İmamların diğer iş kollarına göre daha fedakar bir şekilde görev yapmaları gerekmektedir, Edirne’den, Kars’a kadar olan yerleşim merkezlerinin pek çoğunda Devletimizin görevlileri olmayabiliyor, ancak Öğretmen ve İmam’ın bulunmadığı il-ilçe-kasaba-köy-mezra yok gibidir.
Öğretmenlerin ve İmamların Eğitime kayıtsız kalmaları belki ilk anda bir anlam ihtiva etmiyor ancak aradan yıllar geçtikçe karşı karşıya kaldığımız sorunlar Din eğitiminde ne kadar yanlış bir yol izlediğimizi de ortaya çıkartıyor.
İş başına gelen hükümetler bir karar alıp talimat yayınlayarak “Bundan sonra okullarda din eğitimi uygulamalı olacak, çocuklar Namaz kılmayı okullarda uygulamalı olarak öğrenecekler, din eğitimi ile ilgili gerekli ne varsa öğretmenler okulda öğrencileri sıkmadan öğretecekler, öğrenciler duaları sadece ezberlemekle kalmayacak duaların ne dediğini de öğrenecekler” desinler ondan sonra görün bakın en fazla 5 yıl içerisinde nasıl muhteşem bir nesil ile buluşacağız.
Camilerin n-bölündüğü, her tarikattan başka bir ses çıktığı, bir tarikata intisap etmiş herhangi bir vatandaşın “Ben bu imamın arkasında namaz kılmam” dediği paramparça olmuş bir ortamda arzuladığımız dindar nesili nasıl bulacağız, Bu parçalanmışlığı ortadan nasıl kaldıracağız.?
Allah bilir…