Şu sıralar Türkiye’nin pek çok problemi olsa da, bilindiği gibi ülke nüfusunun çok büyük bir kısmı 2024 yılının Mart ayında yapılacak yerel seçime kilitlemiş görünüyor.

Normal şartlarda son derece sakin geçmesi gereken yerel seçim süreci, bizde son derece farklı bir şekilde cereyan ediyor. Seçime en az 1 yıl kala köpürtülmeye başlanılan yerel seçim çalışmaları, ister istemez gündemin birinci maddesi haline geliyor.

Normal şartlarda belediye başkanlığına çok fazla talep olmaması lazım. Zira içerisinde bulunduğumuz andan 30 yıl, 40 yıl geriye gittiğimizde belediye başkanlığının sıkıntıdan başka bir şey olmadığı hemen herkes tarafından biliniyor.

Yerleşim merkezlerinin daha yaşanılabilir bir alan haline gelmesi adına, merkezi hükümetin yaptığı çalışmaların bir amiral gemisi olması hepimizin temel arzusu. Merkezi hükümet tarafından ülke sınırları içerisinde bulunan yerleşim merkezleri için planlamalar tüm kentler için yol haritası olmak durumunda.

Mesela sadece yerleşim merkezlerinin imarı için kurulduğunu bildiğimiz ve hemen her il merkezinde temsilcisi bulunan Çevre Şehircilik ve İklim Bakanlığı'nın, yerel yönetimlerin yükünü azaltmasını beklemek hepimizin hakkı olsa gerek.

Ancak yıllar yılı söz konusu bakanlığın bu işleri birazdan ağırdan alması, ister istemez yerel yönetimlerin kendi başlarına hareket etmelerine imkan tanıyor. Böyle bir durumda tüm belediye başkanlarını kral sınıfına sokuyor.

Böyle bir karışıklık esnasında iş dönüp dolaşıyor belediyelerin 5 kişilik imar komisyonlarına kalıyor. 5 kişilik imar komisyonundan, 3 kişinin karar vermesi ile ortaya çıkan çoğunluk kararı bir tarafı memnun ederken, bir tarafı da memnuniyetsiz kitleler haline getiriyor.

Belediye başkanlıklarını önemli kılan da hepimizin bildiği gibi imar tadilatları ile ilgili tasarruflarıdır. Eskisi kadar olmasa da inşaat projelerine verilen kat artışları tamamen yukarıda belirttiğimiz gibi belediye başkanını ve o başkan tarafından tayin edilmiş imar komisyonu üyelerini önemli insanlar kategorisine sokuyor.

Daha da açık bir ifade ile belediye başkanlığı bizim ülkemizde daha çok zenginliğe ulaşmanın bir vasıtası olarak görülüyor. Özellikle büyükşehirlerin ve o büyükşehirlerin sınırları içerisindeki nüfusu milyonu aşmış ilçelerin belediye başkanları zaman içerisinde ulaşılmaz insanlar kategorisine girmiş oluyorlar.

'Belediye başkanlarına bu kadar güç, bu kadar yetki verilmeli mi?' sorusunun cevabı da merkezi hükümet tarafından verilmelidir. Son derece geniş çerçeveli bir tarama ile şehirlerde yapılacak imar çalışmaları tamamlandıktan ve hangi bölgede hangi tür yapılaşma yapılacağının belirlenmesinden sonra, belediyelerin özellikle imar komisyonlarındaki tartışmalarında sonlanacağını düşünüyoruz.

'İmar ve ruhsat yetkileri alındığı takdirde belediyeler varlıklarını nasıl devam ettirecek?' şeklindeki sorunun cevabı zaten yerel yönetimlerin geleceğini de belirleyecektir.