Demokrasi ile yönetilen ülkelerin tamamında muhalefet, iktidarın tamamlayıcı unsuru ve yol göstericisidir. Özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçildikten sonra nerede ise memleketin yarısının iktidar, diğer yarısının da muhalefet olduğu bir süreçte normal olan iktidarın, muhalefet ile daha da yakın bir ilişki içerisinde bulunmasıdır.

Bugün sözünü ettiğimiz bu birliktelikten ya da ilişkiden eser kalmadığını rahatlıkla söylememiz gerekiyor. Normal şartlarda 84 milyonluk bir ülkenin 40 ile 42 milyonluk nüfusuna hükmeden muhalefetin bu kadar dışlanmasını anlamak elbette ki kolay değil.

Türkiye AK Parti iktidarı ile 2002 yılında tanıştı. Son 5-6 yıla gelinceye kadar normal giden işler, ekonomik sıkıntıların tavan yapması sonucu içinden çıkılamaz bir hale geldi.

İktidar bugünlerde başta muhalefet partileri olmak üzere kendisine karşı duran "Bu yaptıklarınız doğru değil. Bizim aç kalmamamız için, sağlığımızı korumamız için, lütfen biraz daha çaba gösterin" diye feryat eden kim varsa son derece sert bir üslup ile esip gürlüyor.

-Diyelim ki Türkiye’de muhalefet yapan hiçbir parti olmasın.

-Diyelim ki iktidarın yaptığı yanlışları kamuoyu ile paylaşan hiçbir medya kuruluşu bulunmasın.

-Diyelim ki başta işçi, memur ve emekliler olmak üzere tüm toplum katmanlarının hakkını savunan sendikalar da olmasın.

Acaba o zaman Türkiye’de var olan bunca olumsuzluklar düzelecek mi ?

Bu tür sorulara evet diyebilmek mümkün değil.

Seçmen yıllar yılı seçim öncesi kendisini iyi anlatan, planını, programını, söylemlerini kendisine iyi anlatan her görüşten siyasi partinin sesini anında duyuyor iktidara getirmekten kaçınmıyor.

Böyle bir noktada 2002 yılından itibaren 2019 yılındaki yerel seçim hariç girdiği tüm genel ve yerel seçimleri, tüm referandumları kazanan AK Parti'nin 2023 yılında yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçiminde kaybedebiliriz endişesini neden taşıdığını düşünmesi gerektiğine inanıyoruz.

Sürekli belirtiyoruz bu memleketin tek ve değişmez gündemi ekonomidir. Son dönemlerde her gün biraz daha fazla içe kapandığımızdan, tek kurtuluşumuz olan yabancı sermayenin de sözünü ettiğimiz olumsuz siyaset dolayısı ile bizi terk ettiğinden dolayı hükümet tahmin edilenden daha fazla sorun yaşıyor.

Türkiye'de borsada işlem gören tüm kurum ve kuruluşların toplam varlığı 200 milyar dolar.
Buna karşın dün Apple’in toplam değerinin 3 trilyon dolar olduğu açıklandı.
ABD’li bir kurumun marka değeri Türkiye borsasının tam 15 katı değerinde.
Dünyada böyle bir durum varken biz yıllar yılı
Melekler erkek mi, dişi mi?
-Sakız orucu bozar mı?
-Yanmayan kefen bizi Cehennem ateşinden kurtarır mı ?
Sorularına cevap arıyor ve saçma sapan bir gündem ile meşgul ediliyoruz.
Ama bir markanın, Türk borsasının 15 katından daha kıymetli olduğu gerçeğinin farkına varamıyoruz.

Üretmedikten, imal etmedikten, marka yaratmadıktan ve bu markalarımızı dünya pazarlarına sunmadıktan, dünya ile entegre olamadıktan sonra aradan yüz yıl geçse bile, biz yüz yıl sonra yine bugün var olan sorunlarımızı konuşacağız.

Yorulmadık mı bu hiç kimseye faydası olmayan tartışmalardan ?

Bir marul 20 lira, bir kilo domates 40 lira, bir kilo biber 80 lira.

Elektrik, doğalgaz, akaryakıt fiyatları artık tüm vatandaşları yakıp kül ediyor.

Bu kadar olumsuzluk içerisinde "-Acaba biz nerede hata yaptı ki ipin ucu bu kadar elimizden kaçtı ?" sorusuna cevap bulmak yerine, başta siyasi partiler olmak üzere hükümetin yanlış politikalarını eleştiren kim varsa tamamını hain olmakla suçlamak var olan bu sıkıntıları ortadan kaldırmıyor ki.

Halk zaten böyle durumlarda muhalefet görevini eksiksiz bir şekilde dün de yerine getiriyordu, bugün de getiriyor, yarın da getirecek.

Açlığın, yoksulluğun ortaya çıkması için muhalefete de ihtiyaç yok.

Çarşıyı, pazarı dolaşın zaten olup biteni göreceksiniz.