Türkiye 86 milyon nüfusu, geçmişten gelen medeniyeti ve genç Cumhuriyetin kazanımları ile son derece büyük bir ülke.
Ülkelerin durumunu sadece nüfus ile oranlamak son derece yanlış olur.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi tarihten gelen medeniyet birikimleri ile önce çevresindeki sonrada uzaklardaki ülkelere örnek olacak bir coğrafyadayız.
Türkiye Cumhuriyeti 29 Ekim 1923 yılında Gazi Mustafa Kemal ATAÜRK ve silah arkadaşlarının verdikleri olağanüstü mücadeleler sonucu kuruldu.
Cumhuriyet 14 mayıs 1950 yılında çok partili hayata geçerek varlığını devam ettirmeye başladı.
Arada geçen yıllar içerisinde dışarıdan pek çok müdahale ile karşı karşıya kaldık.
Ancak Türkiye Cumhuriyeti olanca ihtişamı ile ayakta duruyor ve yoluna devam ediyor.
Peki bizi yani ülke sınırları içerisinde yaşayan 86 milyon insanın son dönemlerde hayatlarından keyif aldıklarını söyleyebilirmiyiz.?
Bu sorunun cevabı çoğunlukla “Hayır” olacaktır.
Bunun pek çok sebebi var.
Bu sebeplerin en başında siyaset geliyor.
Siyaset sabah uykudan uyandığımız an gece başımızı yastığa koyduğumuz ana kadar tamamen bizim hayatımıza girmiş durumda.
Özellikle 03 Kasım 2002 tarihinde yapılan milletvekili genel seçimini kazanan AK partinin o gün bu gündür iktidarda olması siyasete daha doğrusu iktidar partisinin yanında olma iştahını kabartmış oldu.
Uzun süren iktidar dolayısı ile eldivenden merdivene ihtiyaç olan her şeyin iktidar ve iktidara yakın olan yerlerden geçtiğini gören kim varsa o tarafa doğru yönelmeye başladı.
Türkiye’de bugün 81 il merkezinde 922 ilçe merkezinde ve geriye kalan belde merkezlerinde çok sayıda STK var.
Söz konusu STK’ların tamamına yakın bir bölümünün de iktidarın kontrolünde yada iktidara yakın isimlerden oluşturulduğu da ortada.
İşte böyle bir noktada işinin daha çabuk ve dada kısa yoldan çözülmesini isteyen vatandaşın çalacağı iki kapı bulunuyor.
Birincisi partiler özellikle de iktidar partileri.
İkincisi de tüm memlekette bulunan STK’lar.
Köy ve mahalle derneklerini bir tarafa bıraktığımız da devasa büyüklükleri ile bilinen çok fazla STK bulunuyor.
Bu STK’ların birinsin içerisinde hele hele yönetiminde olan kim varsa tahmin edilemeyen bir hızla yürümeye başlıyor.
Bu olan bitenler doğrumdur?
Elbette ki değil.
Ancak liyakatin esas alınmadığı tüm noktalarda bu durum kaçınılmaz bir şekilde ortaya çıkıyor.
Söz konusu olumsuz tablonun ne zaman düzeleceği hatta düzelip düzelmeyeceği ile ilgili bizim kafamızda bir zaman dilimi yok.
İşin kötüsü bizim nesilde bu işlerden umudu kesilmiş durumda.
Umarız bizden sonra gelecek nesiller bu olumsuzluktan kurtulmuş olur.