Hayat bize küçük yaşlardan itibaren “başarılı olmayı” öğretti.
İyi bir okul, güçlü bir kariyer, büyüyen bir şirket, artan ciro…
Peki kimse bize şu soruyu sormadı:
Başarılı olurken neyi kaybettik?
Bir iş insanı olarak yıllardır ticaretin içindeyim. Sofralar kurduk, organizasyonlar yaptık, yüzlerce insana istihdam sağladık. Bir tabak yemeğin arkasında kaç kişinin emeği olduğunu çok iyi bilirim. Ama şunu da gördüm: Para kazanmak zor değil; güven kazanmak zor.
Bugün iş dünyasında en çok konuşulan şey rakamlar.
Ciro ne kadar?
Kâr oranı kaç?
Yatırım büyüklüğü nedir?
Oysa asıl sorulması gereken şudur:
Sözünün ağırlığı ne kadar?
Eskiden ticarette imza kadar söz de kıymetliydi. Şimdi sözler hızla veriliyor, daha hızlı unutuluyor. İtibarın yerini hız, ahlakın yerini fırsatçılık alırsa; kazandığımız para büyür ama kaybettiğimiz değerler sessizce eksilir.
STK’larda, iş dünyasında, sosyal hayatta bir şeyi daha fark ettim:
Güç, insanı büyütmez; karakter büyütür.
Makâm, insanı yüceltmez; adalet yüceltir.
İki kız babasıyım.
Asıl mesele şu:
Çocuklarımıza nasıl bir dünya bırakıyoruz?
Daha zengin ama daha güvensiz bir dünya mı?
Yoksa belki daha mütevazı ama daha dürüst bir dünya mı?
Ticaret yapabiliriz.
Büyüyebiliriz.
Rekabet edebiliriz.
Ama değerlerimizi kaybedersek, aslında en başta kaybederiz.
Bu benim ilk köşe yazım. Bana bu fırsatı tanıyan başta Değerli Büyüğüm Gazeteci Sn Yavuz ERCAN Beyefendiye ve Kocaeli Öncü Gazetesi ekibine teşekkür ederim.
Bu köşede rakamlardan çok ilkeleri, kârdan çok karakteri, büyümeden çok bereketi konuşmak istiyorum.
Çünkü mesele sadece kazandığımız para değil…
Mesele, kaybetmediğimiz değerlerdir.